5 Aralık 2016 Pazartesi

SA3720/KY33-YO149: Beyaz Tavşanı Takip Et...

"Boldlardaki şifreleri çözmek artık size kalıyor. Bir de bu yazıyla şantajı yapılan şeyin ne olduğunu tahmin etmek. Umarım bu insanlar gerçek değil. Hararetle savundukları cemaatle hiçbir ilgileri yoktur, bunlar istihbarat değil onların halüsinasyonlarından ibarettir.  Aksi büyük bir karanlıkla karşı karşıya olduğumuz anlamına gelir."
Yıldıray Oğur, 29.12.2013


Karanlık bir dehlizin kapısını aralamıştık.  "Paralel devlet", (ya da herkesten önce cesurca karşı karşıya olduğumuz durumun adını koyan) Ali Bayramoğlu'nun tabiriyle "otonom yapı"nın belki de kumanda merkezine, aklına açılan bir kapı bu.

"Haliç'te Yaşayan Simonlar" da Hanefi Avcı'nın söylediklerini tekrar hatırlayalım: "Cemaatin gizli imamları bu sitelerde gerçek ve farklı adlarla köşe yazıları yazmakta ve geniş cemaat sempatizanı kitleleri yönlendirmektedir. Yusuf Gezgin, Y. Derinsoy gibi sahte isimler altında makaleler ve Derin Yapı ve Türkiye gibi kitaplar yazılmaktadır. Sanki birbirinden ayrı kaynaklarmış gibi gözüken şeyler aslında tek bir kaynaktan yönlendirilmekte, hatta zamanla resmî bilgiye dönüşmektedir..."

SA3719/KY29-YA77: Kıbrıslı Türklerin Sonu Yaklaşıyor mu?

"Aşağıdaki yazıyı yazan Yunanlı bir avukat. Lütfen üşenmeyin, özellikle son paragrafın altını çizerek okuyun. Eminim, çözüm masalı olarak yutturulan şeyin esasen yokoluşa götüren karanlık bir tünel olduğunu fark edeceksiniz."


Müzakerelerdeki ¼ oranının Rumlar lehine korunmasının ve toprak düzenlemesinin gerçek amacını sürekli yazıyoruz.

Rumların amaçlarının,  Kıbrıslı Türkleri azınlık konumuna getirip, gençleri yurtdışına yönlendirip, bir süre sonra adanın tek sahibi olmak olduğunu, Rumların ENOSİS hayallerinin bitmediğini, Türkleri asla eşit ortak olarak görmediklerini bıkmadan usanmadan anlatıyoruz.

SA3718/KY28-ATA233: Rumlar Niye Garantilerin Kalkmasını İstiyor?

"Bu hedef, Türkiye’nin garantörlüğünün olmayacağı ve adada Türk askerinin de bulunmayacağı bir anlaşmanın yapılmasını sağlamak sonra da çıkacak bir iç savaşta Türkiye “Garantör” olmadığı bir toprağa müdahale edemeyeceği için de, adayı ve yönetimi tümden ele geçirerek Rumlaştırmak…" 


Rumlar ve Yunanlılar ağız birliği etmişçesine, yıllardır 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası içinde yer alan Garanti ve İttifak Anlaşması ile Türkiye’nin garantörlüğünün kalkmasını ve Türk askerinin tümü ile adadan geri gitmesini istiyorlar. Bunun için de yasal ve yasal olmayan her yolu deniyor, Makyavel’in tavsiyeleri doğrultusunda da her tür girişimi yapıyorlar.

16 Ağustos 1960 tarihinden başlamak üzere 20 Temmuz 1974 tarihine kadar Türkiye’nin garantörlüğü sadece kağıt üstündeydi ve Rumlarla Yunanlılar, sırtlarını Rusya ve ABD’ye dayadıklarından hiçbir zaman Türkiye’nin askeri bir müdahale de bulunabileceğine ihtimal vermiyorlardı. Bu güvenceden dolayı da Türklere saldırı düzenledikleri her kanlı olaydan sonra Kıbrıslı Türkleri aşağılamak için “Bekledim de gelmedin” şarkısını çalarlardı Kıbrıs Radyo yayın Korporasyonu'nun Radyo ve Televizyon yayınlarında. 

SA3717/KY1-CÇ340: Kumpas/ Roman - Bölüm V-9

"Bu hekat ölümü, ölümleri kutlayan değil yaşamayı ve yaşatmayı seçenlerin hekatıdır. Bu hekat bir dirilişin sessiz çağıltısıdır."


Bölüm Beş
-9-

Kaan Ardıç gerekli talimatları operasyondan sorumlu Dayı kod adlı elemana vermişti. Dayı, kuşu Colnar Aile Danışma Merkezi’nden çıktığı andan itibaren kameralarla gözetleyecekti. Asla birim aracı kullanılmayacaktı. Yuvaya kadar olan güzergah Allah’tan kamera açısından zengindi. Üç kör nokta vardı. Orada da araçlar hazırdı. Kamera menziline girene kadar izleyeceklerdi, çok uzaktan yapılacaktı izleme. Kamera alanına girdiğinde de izleme bırakılacaktı. 

Kuş binadan çıkmış bir süre etrafına bakınmış, gökyüzünü izlemiş sonra da parktaki arabasına binmiş ağır ağır sürmeye başlamıştı. Görünüşü sakindi kuşun. Hiçbir tedirginlik gözlenmiyordu. İlk kör nokta olaysız geçilmişti. Kuş yuvaya doğru geliyordu. En ufacık bir sapma göstermemişti. İkinci kör noktaya geldiğinde kuş kır kahvesinin önünde otomobilini durdurdu. Kahveden içeri girdi. İzlemekle görevli ikinci ekip dayıya durumu bildirdi. Hiçbir hareket yapılmayacaktı.

SA3716/ÇY10-AÖ25: Mecnun Leyla

"Çınladı sokaklar Leyla’nın sesiyle, İstanbul çınladı, dünya çınladı.."


Şimdi ki zamanlarda geçer hikaye. Geçmiş aşklara selam edip. Kızın adı Leyla oğlanın adı Mecnun ama kız “Leyla” olmasına Leyla idi, ama oğlan “Mecnun” değildi.

Leyla çok sevdi Mecnun’u, Mecnun kaçtı Leyla’dan.

O vakit bu vakit, gel zaman git zaman... Cihangir'in karanlık bir sokağında buluştular bir gece. Kız sarılıyor, öpüyor, sevgi sözcükleri fısıldıyordu Mecnun'un kulağına.

4 Aralık 2016 Pazar

SA3715/KY20-MEK48: Türkiye’nin Miğferi Yine Türkiye

"Doğu’da ve Batı’da temerküz eden güç odaklarının ikisinde de Türkiye’nin geleceği yoktur. Türkiye kendi başına bir güç odağıdır. Türkiye’yi güdümlü bir uzak Batı jandarma karakolu gören ekalliyet kabul etmese de bu ülke İslam dünyasının umududur."

‘Güçlü olan istediğini yapar, zayıf olan ise çekmesi gerekeni çeker’
Tukididis /Antik Yunan Tarihçisi

‘Koka tarımı ile uğraşan vatandaşlarımıza Bolivya askerlerinin yanında ABD askerlerinin de ateş ettiği gözleniyor. Şimdi de uyuşturucu teröristleri olduk. Bize komünist diyemeyeceklerini anlayınca bölücü demeye başladılar. O da olmayınca kaçakçı dediler, 11 Eylül saldırılarından beri de terörist diyorlar.’ Evo Morales/Bolivya Devlet Başkanı

Eski defterleri açmaya gerek yok. Gerek yok çünkü kendini biteviye tekrar eden Batı, kibir dolu üstenci bakışıyla ve aynı mavalları temcit pilavı gibi tekrar ve tekrar yenileyerek önümüze mebzul miktarda malzeme koyuyor.

SA3714/KY1-CÇ339: Hamule

"İstenç gidebilmiş mi dağlara, dev mi olmuş, kendi olarak mı dönmüş.. Sevgi dediği gibi beklemiş mi kocasını.. bilinmez."


Bir varmış, çok yokmuş.. evvel zaman içinde kalbur saman içinde, pireler berber develer tellal iken.. yok.. bizim masalımızda pireler berberlik, develer tellallık yapmıyormuş. Hatta onlar bu masalda hiç yoklar. 

“Galat-ı meşhur sahih-i meçhulden evla” olsa da pire ve deve masalımızın ne başlangıcında ne sonunda ve ne de bu ikisinin arasında bir yerde var olmamışlar.. var olmayacaklarına göre de her hangi bir mesleği icra etmeleri söz konusu olamaz elbet..ravinin pirelere ve develere karşı bir husumeti olduğundan mıdır, borç-alacak ilişkisi midir, yoksa başka bir sebepten midir bilinmez “Yoklar!” dedi bize. Madem o yok demiştir öyleyse yoktur.. ağız alışkanlığına sığınmanın alemi yok elbet! “ Niye yoklar?” diye sormanın da bir anlamı yoktur. Yok işte! Masal bu.. böyle! Ravi bize böyle anlattı biz de yazalım isteriz anlattığı gibi.

SA3713/KY35-YTK139: Nasıl Bir Yol?

"Hem bize hem misafirimize hem komşumuza hem üzerinde yaşayan insandan başka ayrıca bitki hayvan demeden bütün canlılara yaşadıkları hayatı daha huzurlu daha mutlu daha emin geçirecekleri ömürler vermesini sağlamaktan başka ne amacımız olabilir?"


Bize özgü değil sadece, hayatın kendisi karşıtların yan yana iç içe yaşıyor olmasıyla kaim.

Belki sadece Anadolu değil bir cennet bir cehennem gibi görünen. Başka yerleri pek bilmiyoruz ve o yüzden tek tek insanlar ne yaşıyor ne düşünüyor gün yirmi dört saat içinde fikir yürütmek kolay değil.

Ben kendi bildiğimle amel etmeye çalışıyorum. O bildiğim de bu toprakların ayrıcalıklarına dair.

Osmanlı tarihi üzerine ve hele ekonomisi hakkındaki çalışmalarda ara ara değişik anekdotlara yer verilir.

SA3712/KY37-AZ129: Alternatif Aramak Zorunda mıyız?

"Alternatif arayışında değil, çok yönlü diplomasinin gereklerini yerine getirmeye çalışan bir Türkiye tablosu…"


Türkiye, küresel güçlerin ana çatışma alanının tam ortasında yer alıyor.

Bugün, Suriye-Irak coğrafyasında yaşanan kanlı gelişmelere yüreği yanan 20’li hatta 30’lu yaşlardaki gençler, Yugoslavya’nın dağılmasıyla başlayan Balkan hesaplaşmasında dünyaya henüz “merhaba” demişlerdi!..

Bizim kuşak ise, Balkanlar’daki etnik hesaplaşmanın ilk işaretini, önce, Sovyetler’in dağılma sürecinde Bulgaristan’ın komünist lideri Jivkov’un Türk azınlığa başlayan saldırıları, devamında da Kafkasya’yı derinden sarsan Dağlık Karabağ’da Ermeni-Azerbaycan Türkü çatışmasıyla görmüştü.

3 Aralık 2016 Cumartesi

SA3711/KY20-MEK47: Ev

"Ve şimdi Ev'e dönmek vaktidir tekrar."


Küçüktüm, çok önemliydim o yüzden, basittim, dokunulmazdım.

Bir çatık kaşa, ters bir bakışa yaktım yolumu,

Çektim, gittim….

12 yaşındaydım, bu gün hiçbir anlam taşımayan ve aklımda da hiçbir izi kalmamış olan sebeplerden ötürü evden kaçtım. Onyıllar sonra Kabe’yi gördüğümde hissettiklerimin bu evden kaçış hatırasının içimde estirdiği duygulara çok benzediğini fark ettim. Bu mahrem anıyı ve Ev'’e dönüş anında yaşadıklarımı sizlere bu vesile ile anlatıyorum.

SA3710/KY1-CÇ338: Can Sıkıntısı

"Birden fark ederiz söndüğünü dışımızdaki soluk ışığın. İçimiz aydınlanır. Boğulur içimizin her bir köşesi aydınlığa."


Canım sıkılıyor. Bilmiyorum, demeyeceğim.. nedeni belli! Kendimi “çaresiz” hissedişim. 

Hissiyatımın kurbanıyım şu an. Bilir de itiraf edemeyiz. Beklentilerimiz el eder, farkında olmuyor pozlarına bürünürüz. Bu rol hoşumuza gider. Bazen gerçekten bilmiyoruzdur. Çünkü unutmuşuzdur. Erişilememiş beklentiler kervanına biri daha sessiz sedasız katılmıştır ve henüz sivri tarafları zaman tarafından yontulmadığı için bir kıymık gibi batıp durmaktadır yüreğimizde, heves kesemizde. Ve her kıpırdanıp batışında, “Canım sıkılıyor!” deriz. “Sebepsiz!” sözcüğünü eklemeyi unutmadan. 

SA3709/KY26-CA100: Rehine Hayatlar

"Çocuklarımız öğrenmeli: Allah’ın bağışladığı hayat, buna layık olmayan biriyle heder edilemeyecek kadar değerli, biricik, ihtimallere açık. “İhtimaller” derken sırf evliliği kastetmiyorum. Evlilikteki tahakküm ve denksizlik neticede hayatın mümkün ve ihtimallerini körelten bir etki doğuruyor."


Bir kanun metni gayet sarih bir içerikle yazılmalı, bunu geçtiğimiz hafta boyunca süren tartışmalar sırasında bir kez daha anladık. Sözünü ettiğim, “cinsel istismar” konulu kanun tasarısının bir fıkrasının müphem ifadeleri: “Cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir neden olmaksızın 16/11/2016 tarihine kadar işlenen cinsel istismar suçundan, mağdurla failin evlenmesi durumunda, ceza açıklanmasının geri bırakılmasına, hüküm verilmiş ise cezanın infazının ertelenmesine karar verilir.”

Tasarı kabul edilseydi, TCK’nın 16 yıl hapsi gerektiren ‘çocuğun cinsel istismarı’ yargılamalarında hüküm açıklanmasının ertelenmesi, hüküm verilmişse infaz ertelemesi kararı verilerek, sanık ve hükümlüler salıverilecekti. Tecavüz suçlusunu Fatma Akdokur’un “kamuflaj evlilikler” dediği bir nikahın çatısı altına geri döndürmeyi mağdurun hayatı açısından biricik yapıcı ilkeye dönüştürmeye kapı aralayan her ifade şaibeli, sorunlu.

2 Aralık 2016 Cuma

SA3708/SD573: Seçkin Deniz Twitter Günlükleri 134 (06-10 Haziran 2013)

“Tarih, yazanların değil yorumlayanların toprağıdır.”

  (Lütfen Twitter tweet akış grafiğine göre, aşağıdan yukarıya doğru okuyunuz)

(06-10 Haziran 2013)  ( Haziran 2013: 6085 Tweet+Önceki Toplam: 66.562= 72.647 Tweet)

Seçkin Deniz@Seckin_Deniz
Türkiye artık hastalıklı kabullerini dayatanların ülkesi olmayacak...Yeni nesil silip süpürecek onları.. ikna etmeyi öğreneceksiniz:)

 Seçkin Deniz@Seckin_Deniz
Bu arada aranızdan, gelecekte bana hakaret etmeyi aklından geçiren varsa, lütfen şimdiden çekip gitsin...

 Seçkin Deniz@Seckin_Deniz
@asiveisyan @ismailkkilinc Kuru gürültüye, beni hizaya getirmeye çalışıyorsunuz:))) artık yimezler:)

SA3707/KY28-ATA232: Garantiler Varken Neler Olmuştu, Hatırlayalım

"Garanti Anlaşması ve Türkiye’nin garantörlüğü varken yapılan bu saldırıları ve işlenen bu vahşeti unutmamız, üstüne de Garanti Anlaşması ile Türkiye’nin Garantörlüğünün kaldırılmasını istiyor Rumlar…"


Rum Kilisesi bir taraftan dini kisve altında, yasal veya hukuk dışı yollarla Kıbrıs adası üzerinde bulunan Türk topraklarına sahip çıkmaya çalışırken, diğer taraftan da Rum Hükümeti Türklerin azınlık olduğu karma yerleşim yerlerinde, silah zoru ile Türkleri bölgeden uzaklaştırmak ve topraklarını da Rumlara dağıtmak çabalarını başlatmıştı 20. Yüzyılın başında.

Böylece kilise, nüfus çoğunluğunu ve taşınmaz mal mülkiyet gücünü elinde bulundurarak Adanın gerçek sahihi olan Türk toplumunu azınlık durumuna getirerek, ileri aşamalarda kovma, asimilasyon ve terör hareketleriyle bıktırmak suretiyle tüm adaya sahip çıkmayı hedeflemişti. Nitekim Kıbrıs’ın Osmanlı yönetiminde bulunduğu yıllarda bu tür girişimlerde bulunan kilise, İngiliz sömürge döneminde büsbütün azarak, Adanın Rumlaştırılmasında ön plana geçmiş ve etkin rol oynayan bir güç haline gelmiştir.

SA3706/KY33-YO148: Şanghay’a Giderken

"Batı’ya kızmakta sonuna kadar haklıyız. Suriye için, 15 Temmuz için, PKK için ABD’yle AB’nin mide bulandıran politikalarına ses çıkarmamak yanlış olurdu. Ama onlara kızıp kendimizi soğuk bozkırlara da atmayalım. Atacaksak da bari sahiden yolu bilen birilerine danışalım..."


2011 yılında Özbek Özel Kuvvetleri, başkent Taşkent’in en büyük alışveriş merkezlerinden biri olan Turkuaz’a bir operasyon düzenledi ve alışveriş merkezini kapattı. Alışveriş Merkezi’nin Türk sahipleri (Vahit Güneş, Fikret Güneş ve 3 yönetici) hapse atıldı.

Görünen sebep kaçakçılık, vergi kaçırma gibi suçlardı. Özbek tv'lerinde şirketin başta Fethullah Gülen cemaati olmak üzere, dinci gruplara para verdiği iddia edildi.

SA3705/KY1-CÇ337: Leyla ile Mecnun

"Ş. Leyla olmasa da yaşamımı, varoluşumu, soluk alışımı anlatan, kayıt altına alan bir ayraçtı. Oluşla yok oluş arasındaki bir ayraç. Gece ile gündüzü bir eden ayraç."


Masaüstü bilgisayarın başına adeta çökercesine oturdu X. Bankasından emekli –kendisi emekli yerine tekaüt derdi, pek severdi bu sözcüğü.-  Yaşar Tunç. “Emekli sözcüğünde adını koyamadığım bir nakıslık var mirim!” derdi emeklilikten ne zaman söz açılsa. Hazzetmezdi o sözcükten ve hazzetmediğini de hemen her an hissettirmekten geri kalmazdı. Yine de protokolü andıran ortamlarda istemeye istemeye “emekli” sözcüğünü kullanırdı. 

Birkaç kez –emekli olmadan önce- üstlerinden uyarılar almıştı bu hususta. “Yaşar bey siz bankamızı temsil ediyorsunuz. Bankamızla ilgili toplantılarda, törenlerde bu konuya azami dikkat göstermelisiniz. Evinizde barkınızda nasıl konuşursanız konuşun, ama lütfen toplantılarda bir daha “tekaüt” ve benzeri sözcükleri duymayalım.”

1 Aralık 2016 Perşembe

SA3704/ÇY4-DB71: İngiltere'de Eğitim Tartışmaları: Üniversiteler Okulları Kontrol Altına Alsın mı?

Sonsuz Ark'ın Notu:
Aşağıda aslında çok teknik bir eğitim sorunu tartışılmaktadır. Türkiye'de de üniversitelerin açtığı, işlettiği okullar konusu tartışılmak zorundadır; çünkü  16. yüzyıldan sonra Türkiye'nin üniversitenin- medresenin-bilimsel algılama biçimine alışmış ve bunu hayat biçimine dönüştürmüş akademik altyapısı ve kültürü yok edildi; akademisyenler politize edilebilen ve aslında her zaman belirli kliklerin kontrolünde nesnel yeterli-yetersiz denetimi yapılmadan bir seçim mantığı ile dört yıl sonunda araştırma görevlisi ya da doktora öğrencisi olarak belirleniyorlar ve lisans mezunu öğrenciler son dakikada akademisyen olacaklarını anlıyorlar. Bu bilimin önündeki en büyük engellerdendir. Üniversiteler, kendi kuracakları ve yönetecekleri ilk-orta öğretim okulları açabilir ve akademisyen tedarik sorununu bu şekilde çözebilirler.
Seçkin Deniz, 01.12.2016

Should universities take control of schools? The government thinks so.

"Üniversiteler okulları kontrol altına alsın mı? Hükümet öyle düşünüyor"

Ücret artırma karşılığında her üniversite bir okul sponsorluğunu üstlenebilir. Ancak eleştirmenler bunun işe yaramayacağını söylüyor.

King's College London Matematik Okulu öğrencilerinin bazen biraz şaşkın bakışlarla bir sınıfta oturmaları şaşırtıcı değil. "Kaç yoldan, ardışık tamsayıların toplamı olarak 105 yazılabilir?" diye soruyor başöğretmen Dan Abramson. Soru, özel olarak tasarlanmış problem çözme müfredatının bir parçasını oluşturan doktora öğrencilerinin belirlediği bir listeden alınmış. 

SA3703/KY1-CÇ336: Tebelleş

"Adam yutkundu. Karısı haklı gibiydi. Bu sığ denizde balina ne arardı. Ve fakat balina olmasa da kendilerinin sığabileceği büyüklükte bir balık olamaz mıydı? Niçin olmasındı? Bu yumuşak jölemsi mekânın başka bir açıklaması var mıydı?"


Korkudan mı bilinmez ağzını açıp bir tek kelime edemeden bakıyordu iki adım ötedeki karısına; kırk yaşlarında, esmer tenli, hafif kilolu, normalden biraz uzun -boyu bir doksan civarındaydı- saçları yer yer dökülmüş, her halinden masa başı bir işi ,belki bir öğretmen, belki bir muhasebeci, belki bir veznedar –yok veznedar olmamalı zira veznedarlar gibi tertipli düzenli görünmüyordu, biraz dağınıktı, hem biraz umursamazdı da- olduğu belli olan adam. 

Kendi boylarında, sarışın, ela gözlü, zayıf yapılı, elmacık kemikleri hafif çıkık, kalkık küçük burunlu, ince ve uzun parmaklara sahip olan ayaklarının küçüklüğüyle övünen karısı, boylu boyunca sol tarafı üzerine yatıyordu. Sol eli başının altındaydı, sağ kolu ileri uzanmış bir şeyi kovar gibiydi ve uzanan bu kol da kaskatı kesilmişti. Kadın derin bir uykudaydı. 

SA3702/KY35-YTK138: Gerçeğin Ortadoğucası

"Burada da iki kere iki dört ediyor, burada da su normal şartlar altında yüz derecede kaynıyor, burada da güç, konjonktür, ortaklık dengeleri, zamanlama ve coğrafyanın bileşkesi nerede, kimin nasıl hayatta kalacağını belirliyor."


Geçtiğimiz hafta bir dolar rekor üstüne rekor haberleriyle gündemdeydi bir de Ortadoğu'daki gelişmelerin hızı. Özellikle Halep…

Neredeyse her gün Halep'te muhaliflerin birkaç yerleşimi daha kaybettiklerinin haberleri düştü, düşmeye devam ediyor ajanslara.

2009 Ramazan Bayramı'nda dönemin Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un gazetecilerle yaptığı sürpriz Sınırtepe Hudut Karakolu ziyaretinde bizleri taşıyan helikopter sınır üzerinde uçarken topraklar üzerindeki kesintisizliği de çıplak gözle tepeden görmüştük. 

SA3701/KY49-İTIĞLI24: Alternatif Eğitim ‘Luh’larda Yazılıyor

"Kenya’da bir öğrencinin başarılı olup olmayacağı bir aslan ya da sırtlan karşısındaki tavrına göre ölçülürmüş. Çocuklar özellikle küçük yaşlardan itibaren aslan avcılığına götürülür, av hayvanlarından korkmuyorsa, onun bilge bir insan olacağına inanılırmış."


Felsefe okumuş olanlar, Aristo’nun bütün derslerini bir ağaç gölgesinde işlediğini bilir. Öğrencilerin kapalı odalarda değil açık alandaki sınıflarda daha iyi öğrendiğini söylermiş. Bu Antikite çağının eğitimi için meşhur bir anlatıdır.

21. yüzyılda eğitim alanında çok şey değişti. Sadece akıllı sınıflar değil, akıllı tahtalar da eğitimin içinde. Öğrencilerin vaz geçilmez eğitim araçları arasında tabletler ve bilgisayarlar oldukça yaygın. Öğrenciler artık kitap taşımak zorunda değil, tabletlerinde bir “tık” la her şeye ulaşabiliyorlar. Bizim çocukluğumuzda ansiklopediler vardı. Belki bildiğimiz en fazla sayfaya sahip kitaplar bunlardı. Çantamıza sığmadığı için her sabah 1000-1500 sayfalık ansiklopedileri elimize alır, okula giderdik.

Seçkin Deniz Twitter Akışı