23 Ekim 2020 Cuma

SA8914/KY1-CÇ742: Bir Toprak Testi Masalı

Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

"Hırıltılar çıkarmaktan başka bir şey yapamadı. Sevinci kursağında kalmıştı Rasim’in. Gözleri açık sırt üstün kilerin tozlu zeminine düştü."

Büyük Anne protez dişlerini bardaktan çıkarıp özenle ağzına yerleştirdi. Torunu Rasim bu görüntüden midesi bulansa da belli etmezdi. Yine belli etmedi. Sahte bir tebessümle Büyük Anne'nin gözlerinin içine bakışını sürdürdü. Biraz daha dişini sıkacaktı. Büyük Annen'in, istediği parayı hemen vermeyeceğini biliyordu, rutine bağlanmıştı, Rasim utana sıkıla “Biraz borç verebilir misin?” diyecekti, Büyük Anne istenen miktarda parası olmadığını söyleyecek, istediğinin epey altında bir meblağı eninde sonunda verecekti. Verirken de, “Bak bu son artık! Hep borç istiyorsun.. gel gelelim geri ödediğin yok! Unuttum sanma!” diyecekti, Rasim boynunu bükecekti. Rol yapması gerekiyordu. Yapacaktı. Dişini sıkacaktı. Velhasıl kelam Büyük Anne elden geldiğince uzatacaktı her zamanki gibi, Rasim de hazırlıklıydı her zaman ki gibi.

- Kuzum Rasim, dedi büyük anne sevecen bir sesle, istenen borcu duymamış gibi, Birden bir hararet bastı ki sorma.. 

Rasim gülerek fırladı ayağa:

- Hemen dolaptan alıp getiririm Sultan Anam, sen iste kevgirle karşı yamaçtaki gözeden su getiririm!

- Hayır hayır, dolaptan istemiyorum.. hani diyorsun ya, hani dedin ya “Sultan anam sen kevgirle su iste şu yamacın ardındaki gözeden  su getiririm..” hah işte o istekte bulunmayacağım, kevgirle getir demeyeceğim, bilirim eder neder getirirsin, ondan şüphem yok, ama kevgirle gözeden su getir demiyorum.. bir zahmet aşağı kilere in.. orada ceviz bir dolap var.. biliyorsundur.. bilmesen de kolayca görürsün.. hah işte o dolabin alt gözünde bir testi olacak.. dedenin armağanıdır.. Deden bana ikindi çayı için su getirirdi o testiyle.. biliyor musun, ah nereden bileceksin.. o suyun lezzeti bir başka olurdu.. o terleyen testiyle sokağın başındaki çeşmeden bana su getirir misin?

- Getirir misin ne demek a Sultan Anam.. sen emret yeter!

- Ah seni haylaz.. ah seni ballı guzum! Birden canım çekti.. ama.. sokağın başındaki çeşmeden olsun ha! Gülhanım Nenenin Çeşmesi'nden yani! Ah o terleyen testiyi hiç biriniz bilmezsiniz.. kimseye söylemiş değilim ki.. dedenin babası kendi eliyle yapmış kilden.. ah rahmetli ne yaman ustaydı.. değil köyde, değil bizim şehirde, payitahtta bile öyle bir ustaya kimse rastlamamıştır.

İşte yine başladı, dedi kendi kendine Rasim.. aynı masalları araya farklı bir nesne yerleştirip öyle anlatıyor, hem de ilk kez anlatır gibi. Bugün terleyen testi günü.. gerisi aynı. Dedemin babasının elinden bir tutan olsaymış, kim bilir ne olurmuş? Öylesine bir usta ki.. elinden her iş gelirdi. Nah gelirdi! İşte elinden gelen bu kadar. Bak çürüyen bir evde tek başına çürümektesin.. Benden başka kapını çalan olmuyor.. benim de kapını niye çaldığım belli.. bunları bir gün bu çürümüş surata kusacağım! Zamanı var! dur hele! Şu su işini aradan bir çıkaralım..

Rasim yapmacık bir biçimde Büyük Anne'ye doğru yürüdü, tiksinerek sarıldı, yüzünü ekşiterek buruş buruş suratını  mide bulantısını bastırarak öptü Büyük Anne'nin. Katlanılır şey değil! Daha ne kadar katlanacaksın bu iğrençliğe, diye geçirdi içinden Rasim. Büyük Anne başını okşadı torununun. Sonra da ciddi bir biçimde uyardı Rasim’i:

- Dolabın kapağını açarken sakın gözlerin açık olmasın. Gözlerini yum. Deden öyle derdi. El yordamıyla alacaksın.. ben hep öyle yaptım, Deden de öyle yapardı, asla ne o ne ben o terleyen testiye ve dolabın içine bakmazdık, testide su olsun olmasın terlerdi biliyor musun Rasimim? Bildiğin insan gibi şakır şakır terlerdi. Sanki içinde su var ve gözenekleri büyümüş su oralardan sızıyor! Hayır.. susuzken de terlerdi. O yüzden terlemesini görmeyelim diye hep o ceviz dolabının alt gözüne koyardık, gözlerimizi de kapardık, alırken de yerine koyarken de gözlerimizi yummayı hiç ihmal etmedik yavrum, sen de ihmal etme. Deden “Bu testi ustasını, babamı özler o özlemle bu haldedir, bunlar ter değil, göz yaşıdır!” derdi. Aman kuzum sakın testiyi alırken dolabın içine de bakma.. aman yavrum sakın unutma dediğimi. Kulak ardı etme.. ne testiyi yerinden alırken gözlerin açık olsun.. ne testiyi aldıktan sonra dolabın içine bakma.. deden sıkı sıkı tembih ederdi.. bir kere olsun gözlerimi açıp bakmış değilimdir.. sen de uy bu ikaza olur mu? Aman ihmal etme benim bahtı kara yavrum!

- Tamam Sultan Anam.. sözünden çıkmam! Dedi yürüyüp çıktı odadan Rasim. Ne salakça şey! Diye geçirdi içinden. Dedem salağı kandırmış.. o da beni kandıracak. Ulan testiye baksam ne bakmasam ne? Dolabın içini görsem ne görmesem ne? Budala şey! Üç kuruş için nelere katlanıyorsun gerzek Rasim!

Alt kata indi. Ceviz dolabı aradı gözleriyle. Acaba dolapta değerli bir şeyler mi vardı? İhtiyarların sağı solu belli olmaz, bu uyarı yersiz bir uyarı olmasa gerek, görülmesini istemedikleri değerli bir şeyler olabilir. Belki de bir kese altın yahut bir kutu inci mercan! Neden olmasın? Böylece borç istemekten, on beş günde bir dilenmekten, dilenirken bu çürümüş iğrenç suratı görmekten, insanın ciğerlerini çürüten bu küf kokan mekâna gelmekten kurtulurum, çürümekten kurtulurum, bakarsın bir daha ayağımı basmam buraya! Sağda, en dipte birkaç kilim, birkaç sandalyenin arkasında gördü dolabı. Başını sallayarak yürüdü dolaba doğru. Eğildi. Dolabın alt göz kapağını açtı. Testi hemen öndeydi. Testiyi çıkardı. Dolabın gözünü iyice bir yokladı. Birkaç ıvır zıvır. Tozlu bir albüm. Yorgan ipliği, şişler, bir tomar zarf.. mektup olmalı. Başka ne olur ki? Umduğu şeyi bulamadı. Kahretsin! Testiyi aldı doğruldu. Doğrulur doğrulmaz gözleri kararı gibi oldu. Düştü düşecek. 

Gözlerini yumdu. Sımsıkı yumdu, başı ne zaman dönse böyle yapardı düzelirdi. Baş dönmesi geçince gözlerini yavaşça açardı, yine öyle yaptı. Hayır bu olamazdı. Bu olamaz. Böyle bir şeyin olması akla, mantığa aykırıydı. Bir çöldeydi. Çöl. Filmlerde gördüğü çöl. Çölün ortasında etrafa dağılmış eşyalar içindeydi. Tek tanıdık şey elindeki testiydi. Birden doğrulunca başım döndü, ondan oluyor bu, diye düşündü. 

Yeniden yumdu gözlerini. Sımsıkı yumdu. Ona kadar saydı. Usulca araladı gözlerini. Hayır, yine çöldeydi. Elindeki testiyi düşürdü. Ayakları kendisini taşıyamıyordu. Ayakları yavaş yavaş büküldü dizleri üstüne çöktü. Aman Allahım! Aman Allahım! Nasıl olur? Üzerinde parçalanmış bir entari vardı. Kısa sarımtırak saçlar yerine simsiyah uzun saçlar. Nasıl? Bir genç kız mı oluvermişti birdenbire? Mekân değişince kendisi de mi değişmişti? Korka korka göğsüne dokundu. Bir çift meme vardı. Diri memeler. Korkudan, şaşkınlıktan kasılmış göğüslerini sıktı. Canını yaktı. Uzaktan keçi sesine benzer sesler işitti. Az ilerdeki vahayı gördü. Oraya doğru koşmaya başladı. Saklanması gerektiğini söylüyordu içinden bir ses. Nereye? Vahada bir ağacın arkasında güvende olacak mıydı? Denemelisin! Bu nasıl olur? Kahrolası yaşlı bunağın uyarısını niye dinlemedim? Testi! Testiye bakmayacaktım! Dolabın içine bakmayacaktım! Kahretsin! Keçi sesleri git be git yaklaşıyordu. Çıplak ayakları çölün kumlarına bata çıka koştu. Vahanın eteklerine vardı. Uzaktan oldukça büyük sandığı ağaçlar kendisini saklayacak kadar iri değillerdi. Çimler de öyle! Lanet olsun! Vahanın tam orta yerinde bir tek çadır vardı. O keçilerin sahibine ait olmalı, diye düşündü Rasim. Çadıra mı gitseydi? 

- Remziye! Diye gür bir ses yankılandı. Vaha yerinden oynadı gibi geldi Rasim’e. Remziye kim? Benden başkası da mı var? Rasim-Remziye! Bu benim adım olmalı. Buradaki adım. Kahretsin! Kendi kendime “Ben birinin rüyasıyım!” derken bunu kastediyor değildim. Birinin rüyası isem de kendimin gördüğü bir kâbus bu. İnsan uyanıkken kâbus görür mü? Bu bir Hollywood ayartısı, aldatmacası. Lanet olsun. O ihtiyar cadının verdiği agideler yüzünden oldu belki de, zehirlendim galiba, yememeliydim! Pis boğazlığın sonu. Lanet olsun!

- Kız kaltak neredesin? Yine hangi cehennemdesin! Haykırışıyla daldığı düşüncelerden sıyrıldı Rasim. Otların arasına uzandı. Kurtulmayı ummasa da. Bir anlık bir kendini güvende hissetmenin rahatlığını duyumsadı. Dev bir gölge başından aştı. Gölge eğildi. Saçlarını kavradı.

- Yine kim bilir hangi hayalin peşindesindir zehirli sırnaşık! 

Başında korkunç acılar peyda oldu. Kıvranarak doğruldu. Kapkara bir suratla karşılaştı. Kan çanağı gözler gözlerine dikilmiş, tıslıyordu. Dili dışardaydı zebaninin. Çoban direnen kafayı kendine çekti. Diliyle boynunu yaladı. Azdın mı kaltak! Dedi. Otların üzerine yatırdı. Canı hiç ummadığı bir biçimde yandı Rasim’in. Çoban bir süre nefes nefes üzerinde kendinden geçmiş kaldı. Sırt üstü yanına devrildi. Rasim gözyaşlarına boğulmuştu. Hep böyle mi olacaktı? Bu zebani böyle saçlarından kavrayıp zorla sahip mi olacaktı? Bu kâbustan ne zaman kurtulacaktı? Bu aşağılanmaya daha ne kadar dayanabilirdi? Dilini ısırdı. Uyanma umuduyla ısırmıştı dilini. Hiçbir değişiklik olmadı. Sırt üstü çöl kumlarının üstündeydi hala. Zebani güldü. Nefes alıp vermesi yavaşladı. Nefesi normale döndü. Sağına, Remziye’ye dönüp saçlarını kokladı. 

- Kaltak, dedi sevgi dolu bir tınıyla, Beni azdırmasını biliyorsun.. o sekerek kaçışın yok mu? Bilerek yapıyorsun bunu değil mi? Yanağına bir çimdik attı Remziye’nin. Remziye’nin gözyaşları yanaklarından aşağı süzüldü. 

- Hep böyle yapıyorsun, dedi Zebani.. yedi yıldır hep aynı numara.. hem azdırıyorsun.. hem sonra da ağlıyorsun!

Yedi yıl mı? Yedi yıl böyle mi olmuştu? Hep böyle mi olacaktı? Hep böyle aşağılanacak mıydı? Kasıkları cayır cayır yanacak mıydı acıdan? Midesi bulandı. Kusacak gibi oldu. Zebani sert sert dürttü sol böğrünü, 

- Kalk, kalk da keçileri sağ.. bağırıyorlar duymuyor musun? Terleyen testiye de sağ! Ve onu bana getir! Dedi.

Acıdan kıvranarak yattığı yerden doğruldu Remziye. Rasim de kimdi? Niye kendine Rasim demişti? İki büklüm çadıra doğru yürüdü. Aklında Rasim adı. Terleyen testiyi nerede bırakmıştı ki? Çadıra girdi. Etrafına bakındı. Terleyen testiden tiksindiğini hatırladı. Görmemek için sandığa koyardı. Lanet Zebani ne diye o testiyi istemişti ki? Sandığın kapağını açtı. Eğilip terleyen testiyi aldı. Başı döner gibi oldu. Gözlerini yumdu. Diz çöktü. 

Gözlerini açtığında Büyük Anne'nin çürümekte olan evinin kilerinde buldu kendini Rasim. Gözyaşları içinde bedenini yokladı. Eski halindeydi. Kalbi öyle hızlı atmaya başladı ki.. zor nefes alır oldu. Kalbi durdu duracaktı. Hırıltılar çıkarmaktan başka bir şey yapamadı. Sevinci kursağında kalmıştı Rasim’in. Gözleri açık sırt üstün kilerin tozlu zeminine düştü.


Cemal Çalık, 23.10.2020,  Konuk Yazar, Sonsuz Ark, Öykü

Facebook 



Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı