15 Haziran 2020 Pazartesi

SA8656/SD1720: Sıkıntı (Roman); 1. Bölüm-Gök 37

"Araba Rhône Nehrinin kıyısında ilerlemeye başladığında ikimiz de susmuştuk ve sesi kısık radyoda, ekrana yansıyanlara göre, Janine Jansen’ın ağlayan kemanı Méditation from "Thaïs"i çalıyordu."


İD anlattıklarımı desteklediğini, ama her şeyden önce insanların Kur’an’a ihtiyaç duyması gerektiğini söyledi umutsuz bir şekilde. Bana, kendisi rahatsız olmasa bile, konuşmalarımda ayetlerle yaptığım akıl yürütmelerden birçok kişinin rahatsız olacağını söylediğinde, bunun farkında olduğumu ve tam olarak bu baskıya karşı tavizsiz bir duruş sergilemeyi tercih ettiğimi söyledim.

Ayrıca ayetlere karşı tepki geliştirmek ikiyüzlü bir tutumdu; herhangi bir konuda, kendileri gibi insan olan başka insanlardan alıntılar yaparak sözlerini güçlendiren insanların, ben Allah’ın mesajlarından, peygamberin sözlerinden alıntılar yapınca rahatsız olmaları iğrenç, aşağılık bir davranıştı. Onlarla aynı atmosferde yaşamak zorunda olsam da, onlarla aynı ortamda, mekanda bulunmamak benim seçimimdi. Onlar öyle istiyor diye de Kur’an’dan vazgeçecek değildim. Bana savaş ilan etmişlerse bunun sonuçlarına da katlanacaklardı.

Oysa Kur’an bana, Kâfirûn Suresinde onların dini ile ilgili şu şekilde konuşmamı öneriyordu: ‘De ki: “Ey Kâfirler! Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk etmem. Siz de benim kulluk ettiğime kulluk edecek değilsiniz. Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk edecek değilim. Siz de benim kulluk ettiğime kulluk edecek değilsiniz. Sizin dininiz size, benim dinim de banadır.’

Her şeyi yaratan Allah Hac Suresi 72. ayette bu tip insanlardan ayrıntılı bir şekilde bahsediyordu: ‘Kendilerine âyetlerimiz açık açık okunduğu zaman, o kâfirlerin yüz ifadelerinden inkârlarını anlarsın. Neredeyse, kendilerine âyetlerimizi okuyanlara hışımla saldıracaklar. De ki: “Şimdi size bu durumdan daha beterini haber vereyim mi: Ateş. Allah, onu kâfirlere vaad etti. Ne kötü varış yeridir orası!’

Lokman Suresi 7,8 ve 9. ayetlerde tasvir edilme biçimleri kusursuzdu: ‘Ona âyetlerimiz okunduğu zaman, sanki bunları işitmemiş, sanki kulaklarında ağırlık varmış gibi büyüklük taslayarak yüz çevirir. Sen de ona acıklı bir azabın müjdesini ver! Şüphesiz, iman edip salih amel işleyenler için içlerinde ebedî kalacakları Naîm cennetleri vardır. Allah, gerçek bir vaadde bulunmuştur. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.’

Enfâl Suresi 2 ve 3. ayetleri okuduğum zaman içim huzur doluyordu: ‘Mü’minler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. O’nun âyetleri kendilerine okunduğu zaman onların imanlarını artırır. Onlar sadece Rablerine tevekkül ederler. Onlar namazı dosdoğru kılan, kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcayan kimselerdir.’

Biz Müslümanlardandık; kimseye bir zararımız olamazdı. Allah’a inanan, ona sığınan, ona ibadet eden ve yiyeceklerimizi, içeceklerimizi Allah istediği için diğer insanlarla paylaşan insanlardık. Batılılar ya da Doğulular insanları öldürüp ellerinden bütün yiyeceklerini, içeceklerini ve servetlerini alıyorlardı ve sonra öldürdükleri, köleleştirdikleri bu insanları aşağılıyorlardı. Hayır bu durum böyle devam edemezdi; değişmeliydi, İnsanlar onurlarıyla hak ettikleri bir hayat sürmeliydi.

İtalya-Fransa sınırını geçeli çok olmuştu. Lyon’a on kilometre kalmıştı. İD bu insanların değişmeyeceğini ısrarla tekrarlıyordu, Allah kötüleri yok etmeliydi. Ona kimin iyi ya da kimin kötü olduğunu nasıl ayırdığını sordum. Çevresindeki insanları değerlendirmesini istedim. ‘İyi bir insan’ dediği bir arkadaşından bahsetti, konuştuk.

Arkadaşı ateistti, Allah’ın neredeyse bütün emirlerine zıt bir hayat sürüyordu, sadece insan öldürmemişti. Ona arkadaşının bütün bunları yaparken nasıl iyi bir insan olabileceğini sordum. İyilik başka bir şeydi. Yalan söyleyen biri ‘iyi’ olamazdı; bir ateistin ‘iyi ya da kötü’ olarak tanımlanmasının imkânsız olduğu açıktı. Çünkü iyi ve kötü tanımını dinler yapıyordu. Ateistin iyilik yapmasından bahsedilemezdi, o halde bir ateistin iyi olmasından da bahsedilemezdi.

İD’in haklı olduğumu söylerken titreyen, arkadaşını korumaya çalışan sesi dikkatimi dağıttı; etrafa baktım. Pazar günüydü ve sabahtı, yollar sakindi. Lyon geniş yolları olan bir şehirdi. Adana’ya çok benzetiyordum bu içinden nehir geçen şehri. Ve neredeyse her ırktan insan vardı. Fransız sömürgelerinden getirilmiş siyah insanlar, Kuzey Afrika’nın esmer insanları her yerdeydi.

Fransa'nın güneydoğusundaydı Lyon ve Fransa’nın gastronomi başkenti olarak biliniyordu; aynı zamanda Auvergne-Rhône-Alpes bölgesinin de başkentiydi. Paris ve Marsilya’dan sonra ülkenin üçüncü büyük şehriydi. Paris'e 470, Marsilya'ya 320 kilometre uzaklıktaydı. Fransa ve Avrupa iş ve sanayi çevreleri için önemli bir merkez sayılan bu ipek şehrinde biyoteknoloji, bilişim ve ilaç firmaları; Interpol ve Euronews gibi kurumların genel müdürlükleri vardı.

Sinematograf cihazının patentini alan ve cihazı geliştirerek tarihin propaganda aracı olan sinemayı egemenlerin kullanımına hazırlayan Auguste ve Louis Lumière kardeşlerin şehriydi Lyon.

Araba Rhône Nehrinin kıyısında ilerlemeye başladığında ikimiz de susmuştuk ve sesi kısık radyoda, ekrana yansıyanlara göre, Janine Jansen’ın ağlayan kemanı Méditation from "Thaïs"i çalıyordu.

İsviçre Alpleri'ndeki Rhone Buzulu’ndan doğan, Lyon'un merkezinde en büyük kolu olan Saone nehri ile birleşen Arles ve Marsilya şehirleri yakınında delta oluşturarak Akdeniz'e dökülen Rhône Nehri, Fransa'nın en uzun ikinci ve suyu en bol olan akarsuyuydu ve akışı çok hızlıydı. Rhône Nehrinin üzerindeki Pont Pasteur ile Saone nehrinin üzerindeki Pont de la Saône köprüsünden geçerek her iki nehrin birleştikleri yeri gördük.

İD beni 07:50’de şirketin büyük giriş kapısında bıraktı ve toplantı bittiğinde aramamı istedi; Lyon’da vakit geçirecekti. Ona teşekkür ettim ve beni karşılayanlarla birlikte binaya girdim. Şirket’in toplantı salonu Rhône manzaralıydı, bu görüntü bana Seyhan Nehri’ni hatırlatmıştı. Seyhan Nehri’nin kıyısına kondurulmuş devasa büyüklükteki Merkez Park’a benzer bir park vardı gözlerimin gördüğü uzaklıkta: Parc de Gerland.



< Önceki                      Sonraki>>


 [(20.05.2020, (1/60 (84))]


Seçkin Deniz, 15.06.2020, Sonsuz Ark, Sıkıntı, Roman

Sıkıntı
Takip et: @Seckin_Deniz




Sonsuz Ark'tan


  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı