30 Aralık 2019 Pazartesi

SA8249/SD1577: Sıkıntı (Roman); 1. Bölüm-Gök 13

"Öldürdüğü masum vatandaşın şehit olduğuna ve kendisinin de bu darbe sürecinde ölürse şehit olacağına inandıran bir ihanet duygusuydu bu."


Karmaşa her kalabalık şehrin en büyük sıkıntısıydı. Diğer başkentlere rağmen Ankara fazla karmaşık değildi. Şirketin gönderdiği araçla havaalanından şehir merkezine doğru ilerlerken, Erdoğan’ın başbakan olduğu ilk dönemi hatırladım. İlk talimatlarından biri Esenboğa Havaalanı ile şehir arasındaki çirkin yapılara çözüm bulunması ile ilgiliydi. Uluslararası ilişkilerde bir başkentin uyandırdığı intibâın ne kadar önemli olduğunu görmüştü ve kendi ülkesinde de bu intibâı bozacak şeylere izin vermeyecekti. Ki; iktidarda olduğu on yedi yıl boyunca da bu bakışını her alana yöneltecek ve yüzlerce yıllık yoksullukla birlikte devletin halkına yönelik davranışındaki zaafları tek tek yok etmeye çalışacaktı.

Erdoğan konusunda çok nettim. Birçok konuda eleştirilerim olmasına rağmen, onun ülkesi için, vatandaşlarının refahı ve huzuru için çalıştığından bir an bile tereddüt etmedim. Ne yazık ki, onun çalışma azmine sahip ve hedeflerinin büyüklüğüne uyum sağlayabilecek yol arkadaşlarına sahip değildi. Önünde engel olarak yüzlerce yıldır birikmiş olan karmakarışık sorunlar ve çalışmasını engelleyecek organizasyonlar vardı.

FETÖ bu organizasyonlardan biriydi; ancak hacim olarak en büyüğü, taban olarak en yaygını ve ihanet duygusunu tüm hücrelerine kadar içselleştirdiği için en acımasızıydı. 15 Temmuz gecesi bir darbeci FETÖ subayının, daha sonra bir İmam hatip Lisesi mezunu olduğunu öğrendiğimiz Türksat Tesisler İşletme Müdürü Ahmet Özsoy’u nizamiye girişinde aracının içinde silahla şehit ettikten sonra, ‘peygamber sünneti’ olduğu için elindeki su bardağıyla çömeldiğine ve besmele çekerek suyu üç yudumda içtiğine şahit olmuştuk.

Öldürdüğü masum vatandaşın şehit olduğuna ve kendisinin de bu darbe sürecinde ölürse şehit olacağına inandıran bir ihanet duygusuydu bu. Çünkü lideri ABD’de koruma altında olan FETÖ, yüzlerce yıldır baskı altına alınmış ve inandığı İslam dolayısıyla aşağılanmış, horlanmış ve küçümsenmiş bir halka inanç özgürlüğü vaat ederek çocuklarını ve servetlerini ellerinden almıştı. 15 Temmuz gecesi de halkının bütün haklarını, hem de her hakkı elde etmek için her seferinde büyük mücadeleler vererek demokrasi yoluyla elde etmesini sağlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı alaşağı etmek ve devlet yönetimini ABD-ABD-NATO-İsrail lehine ele geçirmek için askerî darbe yaptırmıştı.

FETÖ üyesi subayların, astsubayların, uzman çavuşların, polislerin, hakimlerin, savcıların, bürokratların, diplomatların, istihbaratçıların, öğretmenlerin, akademisyenlerin, hukukçuların, gazetecilerin, yazarların, iş adamlarının, örgütün yönetiminde olanlar dışında, her biri bu güzel halkın başına çöreklenmiş yüzlerce yıllık kötülüğe karşı mücadele vaadiyle aldatılmış, halkın yoksul çocuklarıydı. Bunlar, halkının hakkı olan inanç özgürlüğünü elde etmesi için Cumhurbaşkanı Erdoğan’a oy veren anne ve babalara sahipti, ancak aynı zamanda her biri kendi anne-babası veya kardeşi sayılabilecek masum insanlara bombalar, mermiler yağdırıp yaptıkları şeyin ‘iyi’ olduğuna inanacak kadar inançlarına ihanet içerisindeydi.

Bundan daha büyük olan bir kötülük vardı; bir halkın bütün umutları iğrenç bir şeytanî amaca kurban edilmişti, yetişmiş nesilleri çöpe atılmıştı. İnancından, evladından ve malından vurulmuştu bu halk, 15 Temmuz gecesi de canından. Ülke olarak acımız büyüktü; ama yaşadığımız büyük travmaya rağmen bu parçalanmayla maruz kaldığımız dağınıklığı atlatmayı başarıyorduk, başarmak üzereydik, fakat ne yazık ki başardığımız şey bu tür sorunları sonsuza dek ortadan kaldırmak değildi.

Beni en çok rahatsız eden şey de, başımıza gelen bu felakete rağmen eksiksiz bir durum değerlendirmesi yapmamış olmamızdı. İşim gereği sistematik sorunları kesin bir şekilde tespit etmenin en uygun, en sağlıklı, en doğru ve sürdürülebilir çözümü ortaya koyabilmek için zorunlu olduğunu biliyordum. Devlet ve toplum olarak sorunları kesin bir şekilde tespit etmemiştik ve yaşadığımız travmanın ürettiği içsel tepkiyle yol alıyorduk; bir gün yorulacak ve her zaman yaptığımız gibi geçmişi unutacaktık. Sonrasında da defalarca tecrübe ettiğimiz gibi bu yaşadığımız travmalar tekrarlanacaktı.

Müslüman olarak doğmuş, sonradan vaftiz edilmiş siyahî bir Afrikalı olan ABD Başkanı Obama’nın kurduğu terör örgütü DAEŞ, Irak ve Suriye’de Hilafet devleti kurmak için Müslümanları öldürmeye programlanmıştı. FETÖ de, ABD’de kurgulanmış, Türkiye’de DAEŞ’le aynı anda kurulacak bir Hilafet Devleti’ne odaklanmıştı. Müslümanlar yüzlerce yıldır Sufizm ve Selefizm arasında kıskaca alınmıştı; ya bir şeyhe ya da ideolojik tanımları yapılmış bir akıma bağımlı hale getirilmişlerdi. Hepsi Kur’an okuyordu, ancak tamamına yakını okudukları Kur’an’ın neyi emrettiğini veya yasakladığını bilecek bilişsel bir farkındalıktan yoksundu.

Nahl Suresi 98-100. Ayetler bize Kur’an’ın nasıl okunması gerektiğini öğretmişti: ‘Kur’an okuduğun zaman, kovulmuş şeytandan Allah’a sığın. Gerçek şu ki; şeytanın, inanan ve yalnız Rablerine tevekkül eden kimseler üzerinde bir hâkimiyeti yoktur. Şeytanın hâkimiyeti, sadece onu dost edinenler ve Allah’a ortak koşanlar üzerindedir.’

Ne var ki ayetlerin işaret ettiği ‘şeytanın, inanan ve yalnız Rablerine tevekkül eden kimseler üzerinde bir hâkimiyeti yoktur’ gerçeği, Müslümanların unuttuğu en büyük iman esasıydı. Bu esasa inanan düşünürler, yazarlar ve akademisyenler ancak bir devletin vereceği açık destekle imkân bulabilirdi. Türkiye Müslümanları bu kıskaçtan kurtaracak ve doğrudan Allah’a itaat eder hale getirecek çözümleri bulmadığı sürece hiçbir şey değişmeyecekti. İçinde yaşadığımız yüzyıl hemen hiçbir dinin eskisi kadar inananlarını kendisine bağlayamadığı bir yüzyıldı ve bu durum inançlarla ilgili yaşanan travmaların daha da derinleşeceğinin kanıtlarından biriydi.

Şirketin bulunduğu caddeye girdiğimizde, arabayı kullanan şirket görevlisine simit almak istediğimi söyledim, kahvaltı yapmamıştım ve Ankara simidi istemişti canım. 




<<Önceki                              Sonraki>>



[(30.12.2019, (1/25 (49))]


Seçkin Deniz, 30.12.2019, Sonsuz Ark, Sıkıntı, Roman


Sıkıntı





Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı