1 Kasım 2019 Cuma

SA8097/SD1524: 'ABD Yetkilileri Suriye'de Trump'ı Görmezden Geldi ve Hepimiz Bedelini Ödedik'

Sonsuz Ark'ın Notu:
Aşağıda çevirisini yayınladığımız analiz, Foreign Policy Research Institute Middle East Program (Orta Doğu Programı) direktörü Aaron Stein'a aittir ve terör örgütü PKK/YPG'ye yönelik olarak 9 Ekim 2019'da başlattığımız Barış Pınarı Harekâtı sonrası 8 yıldır işgal ettiği Kuzeydoğu Suriye'den çekilmek zorunda kalan terör örgütü destekçisi ABD'nin yaşadığı ezikliğe ve hezimete odaklanmakta ve asıl sorumluların, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın telefonuyla aniden ABD özel kuvvetlerini Kuzeydoğu Suriye'den çektiği için suçlanan Başkan Trump'ın değil, (Erdoğan'ın baskısıyla) bir yıldan fazla süredir ABD Kuvvetlerini Suriye'den çekeceğini dillendiren Başkan Trump'ı ciddiye almayarak onurlu bir geri çekilme stratejisi hazırlamayan ABD'li yetkililer olduğunu ifade etmektedir: "Personeli, dünyanın en güçlü adamına ne kadar uzun süre bir bebek gibi davranmaya devam ederse, Başkan'ın acil bir geri çekilme emri vermesi o kadar fazla olasıydı" Aaron Stein, bundan sonra olacaklara odaklanmak gerektiğini ifade ederken Rusya ve Türkiye'nin elde ettikleri 'zafer'in bedelinin de ödetilmesinin yollarını da göstermektedir. Neocon -siyonist perspektifli yazarın ve eş perspektifli bütün aktif düşünce kuruluşlarının önerdiği gibi, 29 Ekim 2019 salı günü,  Cumhuriyet Bayramı'nın kutlandığı gün, ABD Kongresi'nin alt kanadı olan Temsilciler Meclisi'nden peş peşe Türkiye karşıtı iki tasarı geçti. İlki 1915 olaylarını 'Ermeni soykırımı' olarak nitelendiren tasarı, diğeri ise Barış Pınarı Harekâtı nedeniyle Türkiye'ye yaptırımlar öngören tasarıydı. Bu bir intikam alma çabasıydı, ancak etkisiz kalacaktı. Avrupa Birliği'ne Erdoğan'ın güvenli bölgede tesis edilecek ve mültecilerin geri dönüşünü sağlayacak olan projeye para desteği vermemesini öneren Aaron Stein'ın yaptırımlarla ilgili endişeleri vardı, o ve benzerleri NATO üyesi Türkiye'yi kaybetmek istemiyorlardı. Temsilciler Meclisi'nde kabul edilen tasarının gideceği yer Senato'ydu. 31 Ekim 2019'da Senato Cumhuriyetçi Çoğunluk Lideri Mitch McConnell Amerikan çıkarları için kaygılandıklarını açıkça söyleyecekti: “Türkiye’nin davranışlarını şekillendirmek için Avrupalı müttefiklerle birlikte çalışmanın mı yoksa Avrupalı müttefikleri yaptırım tehditleri üzerinden Türkiye’yle bağlarını kesmeye zorlamanın mı bizim daha yararımıza olacağı üzerinde kafa yormalıyız. 80 milyonluk bir demokrasiye karşı, İran ve Kuzey Kore’ye kullandığımız türden politika araçlarına başvurmadan önce, yaptırımların Türk halkı üzerinde yapacağı siyasi etkileri değerlendirmeliyiz. Yaptırımlar onları bizim mi yoksa Erdoğan’ın tarafına mı çekecek? Daha hedefe odaklı yaptırımlar, bu istenmeyen sonuçların bir kısmını belki önleyebilir mi? İlgili komisyonlarımızın ve yönetimin, harekete geçmeden önce bu sorular üzerinde düşünmesini ümit ediyorum.” Aşağıdaki analizin yazarının sıfatları ve ortaya çıkan Amerikan zavallılığı ışığında bakıldığında, Türkiye 9 Ekim 2019'da ABD Başkanı Trump'ın tehditkâr mektubuna rağmen başlattığı Barış Pınarı Harekâtı ile Amerikan Yüzyılı'nın sona erdiğini ilan ve tescil etmiştir. Bunun sonuçlarını zaman içinde daha net bir şekilde görebileceğiz.
Seçkin Deniz, 01.11.2019

U.S. OFFICIALS IGNORED TRUMP ON SYRIA AND WE ARE ALL PAYING THE PRICE


"Başkan Donald Trump’ın ABD’nin özel harekat kuvvetlerini, bir Türk saldırısından önce kuzeydoğu Suriye’den çekme kararı bölgeyi sarsmaya devam ediyor."

Cumhuriyetçiler, Demokratlar ve Avrupalı ​​liderler, bu kez, IS (DAEŞ-IŞİD-ISIS)'ı yenmek için Amerika Birleşik Devletleri ile birlikte savaşan Kürt militanlara (Seçkin Deniz'in Notu: Metin'de gerçek çarpıtılarak Kürt militan olarak tanımlanan terör çetesi PKK-YPG üyesi teröristlerin çoğunluğu ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Kanada gibi batılı ülkelerin eski askerlerinden ve lejyonerlerden oluşmaktadır) operasyon yapan Türkiye'nin kuzeydoğu Suriye işgalini etkili bir şekilde desteklediği için Başkan Donald Trump'a karşı öfkede birleşiyorlar.


Ancak bu öfke yanlış. Trump, Suriye'deki niyetleri konusunda netti. Nisan 2018’de dünyaya açıkladığı gibi, yıllar süren dış savaşlardan sonra, ABD’nin Suriye’den çekilme, bölge devletlerinin  IŞİD-DAEŞ'le mücadele görevini üstlenme zamanının geldiğini düşünüyordu. Onu dinlemiştim ve War On The Rocks'ta yazmıştım, personeli, dünyanın en güçlü adamına ne kadar uzun süre bir bebek gibi davranmaya devam ederse, Başkan'ın acil bir geri çekilme emri vermesi o kadar fazla olasıydı.  ABD’de en önemli olan adamın, Başkan'ın görüşlerine dikkat eden herkes için ABD’nin Suriye’den bu kaotik çıkışı, açıkça belliydi.



Barış Pınarı Harekâtı, Anadolu Ajansı (Fotoğraf: Arif Hüdaverdi Yaman)

Başkan Yardımcısı Mike Pence ve Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Ras al Ayn ve Tel Abyad kentleri arasındaki 32 kilometrelik “güvenli bölge” yi tesis eden Türkiye ile ateşkes anlaşmasına vardı. Ancak, üst düzey ABD'li yetkilileri baskı altında müzakere yürütmek için Türkiye'ye seyahat etmek zorunda kalırken, Türk birlikleri Suriye'de taarruzdaydılar. 

Bir yıldan fazla bir süredir Trump Suriye'den ayrılmak istiyordu ve Nisan 2018'de yazdığım gibi, Trump “ABD’nin Ortadoğu politikaları konusunda tercihlerini açıklığa kavuşturmuştu” ve "Ulusal güvenlik personelinin onu dinlemesi ve Başkan'ın taleplerinin ruhuna uygun, ancak ABD’nin çıkarlarını korumak için planlanmış ve rahatsız edici adımlar atması yönünde sıralı bir çekilme politikası tasarlaması" zamanı gelmişti. Bu olmadı.


Başkanın Suriye'ye atanan özel elçisi ve Savunma Bakanlığı, planlı bir koordineli geri çekilme planlamak ve uygulamaya başlamak yerine, Washington’un Suriye'de kalmasını sağlamak için çalıştı ve Trump’ın Amerikalıların geri çekilme emri vereceği gerçeğini görmezden geldi. Bu tür yanılsamalar ABD ve arkadaşlarına iyi hizmet etmedi.


Suriye'den ayrılmanın sorumluluk taşıyan bir yolu vardı. ABD’nin de bu korkunç durumdan en iyi şekilde yararlanabilmesi için seçenekleri var; ancak bu, ABD’nin hedefleri ve Rusya’ya nasıl maliyet getirileceği ve Türkiye’yi nasıl yöneteceği konusunda aklı başında karar verilmesini gerektiriyor. Bu yönetimin görevine bağlı olup olmadığı belli değil ve sorun sadece başkan değil.


Trump, Trump Olsun: Yönetsin


Üç yıllık görevden sonra, Trump'ın brifing kitapçıkları okumaması sürpriz olmamalı; onun kararsız ve ulusal güvenlik bürokrasisinin isteklerine karşı bir şeyler yapmaya meyilli olduğunu ve 1980’lerde Başkanlığa aday olmayı düşündüğünde ısrar ettiği gibi Birleşik Devletlerin Orta Doğu’ya aşırı bir şekilde dahil edilmemesi gerektiğine inandığını biliyorlardı. Bu bilgiye rağmen, Başkan'ın kendi personeli, onun etrafını dolanarak sonuca ulaşmaya çalıştı. Ve Birleşik Devletler ve eski Kürt ortakları, personelinin Trump'a istediği şeyi, Amerikan kuvvetlerini Suriye'den çekme planını veremedikleri için bedel ödüyorlar.


Trump kurnaz ve düşman bir liderle telefon görüşmesi yaptığında, başkanlık personeli onun (rakibinin) desteklemediği bir politikayı savunmasını bekledi. Fiyasko yaşandı. Bu kimseyi şaşırtmamalı. Aynı şeyi Aralık 2018'de, aynı lider Recep Tayyip Erdoğan ile yapılan bir telefon görüşmesinde de yaptı. 


O ay, Türkiye'nin kuzeydoğu Suriye istilasını durdurmak amacıyla yapılan bir konuşmada Trump Erdoğan'a bir kenara çekileceğini söyledi. Dışişleri Bakanlığı’nın Suriye özel temsilcisi Büyükelçi Jim Jeffrey’in bürosu, ABD Merkez Komutanlığı ve Ortak Güç (Koalisyon) unsurları, Başkanı vazgeçmesi için ikna etmeyi başardı ve şok edici açıklama Erdoğan’ı hazırlıksız yakaladı. Ancak Trump, Erdoğan’a istilayı durdurmayacağını söylediğinde, Washington Ankara’daki tüm kaldıraçlarını kaybetti ve Türk liderin Suriye'nin kuzeyindeki dilimi talep edeceği saat, bir sonraki telefon görüşmesi için geçiyordu.


Tarih tekerrür etti. Trump, Erdoğan’a kenara çekileceğini, aynı şekilde ABD yetkililerine de Türk muadillerine Ankara’nın işgal söylemini arttırdığı 2018’de söylediklerini söylemelerini istedi. Ve bu sefer vazgeçmek yoktu. Bu saçma süreç kınandı ve Trump, ABD kuvvetlerinin Suriye'de konuşlandırdığı hayatları ciddiye almadığı için eleştirildi. Amerika aceleyle geri çekilirken Türkiye, Kobani'deki bir ABD üssüne ateş etti ve Türk destekli milis kuvvetleri, ABD kara kuvvetlerine ait boşalan bir üsse yaklaştı ve Suriye'deki ABD güçleri hakkındaki endişeleri arttırdı. 


Saçma bir şekilde, Trump’ın Orta Doğu uluslarının “petrolünü almak” konusundaki vurgusunun gerçeğe dönüşmek üzere olduğu görülüyor, yönetimin, Suriye’nin doğusunda 200 askerin küçük bir üsde kalması için yaptığı planın sızdırılmış olduğunu gösteriyor.



Bu kolektif, öngörülebilir ve öngörülen başarısızlığın en kötü yanı, insanların Trump’ın tutarsız Twitter yayınlarına ilişkin bir politika oluşturmak için harcadıkları binlerce saat boyunca, istila etmeye kararlı giderek daha öfkeli bir bir hale gelen Türkiye’yi (Trump tarafından onaylanmış olsun veya olmasın) saha da etkin (sahne yönetmeni) yapmaktır. Washington hiçbir zaman Trump’ı tatmin edecek ve ABD’nin çıkarlarını en üst düzeye çıkaracak bir şekilde Suriye’den nasıl ayrılacağıyla ciddi bir şekilde uğraşmadı.

Ne Olabilirdi?


Başkan'ın, ABD’nin Suriye’deki birliklerinin varlığının sona erme tarihine erken ve sık işaret ettiğini göz önüne alarak, yönetimin ulusal güvenlik görevlilerinin iki tamamlayıcı çaba ortaya koyması gerekiyordu: Rusya ile daha geniş bir anlaşma ve ABD birliklerinin varlık nedeni (Seçkin Deniz'in Notu; yazar DAEŞ-IŞİD'i kastediyor, 9 Ekim 2019'da başlayan Barış Pınarı Harekâtı PKK-YPG terör devleti ihtimalini ortadan kaldırınca aslında DAEŞ tehdidi gibi bir tehdidin olmadığı ortaya çıktı, DAEŞ lideri Bağdadi şaibeli bir operasyonla yok edildi(!)) buharlaşmadan önce YPG ve Suriye Demokratik Güçleri için Esad rejimi ile müzakere yapmak. 


Bu, ülkenin geleceği için ortak bir Rus-Amerikan fikir birliğine uygun bir Kürt-Esad rejimi anlaşmasını kolaylaştırmak için tasarlanmış ayrı bir siyasi yolun kurulmasını gerektirecekti. Bu düzenleme Türkiye'yi geniş siyasi detaylardan mahrum bırakacak ve hala bazı önemli Türk hedeflerini koruyan Amerika’nın Kürt ortaklarını (PKK-YPG) daha iyi durumda tutacaktı. Yani, belki de, Ankara ve Şam arasında 1998’de imzalanan Adana Anlaşması’nın şartlarına dayanarak, Türk kuvvetleri silahsızlaştırılmış bir bölgede birkaç gözlem noktasında bulunacaktı.


Adana Anlaşması, sınır boyunca 5 kilometrelik bir bant içinde Türkiye'nin güvenlik operasyonları yapabilmesi için gerekli protokolleri belirliyor ve Moskova’nın Suriye’de varlığının geleceği konusunda Türkiye ile müzakerelerin temelini oluşturuyor.


Bu yaklaşım, Türkiye'nin müdahalesini yönetmek ve sınır ötesi askeri operasyonların DAEŞ-IŞİD'e karşı elde edilen kazanımların korunması da dahil olmak üzere, örtüşen dar hedefler kümesi üzerinde Moskova ile uyumlu bir politika üretmeyi gerektirecekti; Türkiye’nin en son taarruzu bunu gerçekten de yaptı.


Bu iki çabanın izini sürmek, uygulanması hoş olmayan zorlu takaslar gerektirecekti, ancak Trump’ın geri çekilme emri için geri sayıma izin verildi.


Ancak kilit yerlerdeki Amerikalı yetkililer, Başkan'ın önceden belirtilen tercihleri ​​konuyla ilgisizmiş gibi çalışmaya devam ettiklerinden, Ankara, Suriye Demokratik Güçleri (PKK-YPG) ile ABD arasındaki ortaklığı, DAEŞ'in yeniden toparlanmasını engelleyecek, Amerikan ve Suriye Kürtlerinin çıkarlarını koruyan bir anlaşmanın yokluğunda, zorla parçalamayı başardı. Ayrıca, Türkiye’nin tampon bölgesi mültecileri geri göndermek için bir bölge olarak hizmet etmeyecek gibi gözükse de, Türkiye'nin bölgedeki varlığı, Ankara'yı Suriye'nin geleceği ile doğrudan Moskova ile muhatap olacak bir şekilde konumlandırdı.


Tutarlı ve odaklanmış bir ABD yaklaşımı, Washington'u savaşın sona ermesini denemek ve müzakere etmek için konumlanmış olarak benzer bir sonuç izleyecekti. Ve Suriye ile ilgili herhangi bir ABD-Rus anlaşması, bu ihtilafta ABD etkisinin sınırlarını tanımak zorunda kalsa da, bu sınırlar, ABD yetkililerinin Trump’ın belirtilen hedeflerini görmezden gelmeye çalışmamış olmalarından daha şiddetli değildir.

Şimdi Amerika’nın Suriye’deki sonuçları etkileme kabiliyeti, acil geri çekilme kararından sonra daha sınırlı olacak. Birleşik Devletler, Suriye petrol alanlarını tutmak için küçük bir gücü geride bırakma konusunda saçma bir karar alsa bile, sonuç, yakın gelecekte her Amerikan askerinin Suriye'den ayrılması durumunda olacağı gibi olacak:


Amerika Birleşik Devletleri'nin ilerlemesinde çok az kaldıraç var. Bu açık gerçeği kabul etmek ve Moskova’nın “zaferinden” nasıl yararlanılacağı hakkında daha geniş kapsamlı düşünmek stratejik olarak akıllıca olacaktır. Ancak, öyle olsa bile yine, Birleşik Devletler’in DAEŞ'in bölgesel yenilgisinden sonra Suriye politikasını nasıl ele aldığına dair ortada hiçbir şey yok.


ABD’nin Suriye’deki diplomatik çalışmalarında son birkaç yılda yaşadığı çatışmalar, Türkiye’nin işgalini önleme, ülkedeki Amerikan birliklerini koruma amaçlı bir düzenleme yapmak için Türkiye’yle yaşanmıştır. Bu diplomatik çabaların bütün öncülleri Trump’ın temel inançlarına aykırıydı. Eğer Trump ayrılmak istiyorsa ve Nisan ve Aralık 2018’de böyle bir eylemi işaret etmişse, neden kalmak için bir mekanizmaya odaklanıyorsunuz? 


Türkiye'yi meşgul etmek için meşru sebepler var. Bu bir NATO müttefiki. Ancak ABD, Türkiye-Suriye sınırındaki devriyelere odaklanarak, bütün kaynakları Trump'ın hiçbir şey yapmak istemediği bir soruna bağladı. Ve bir ABD çıkışı için elverişli şartların görüşülmesinde ne olması gerektiğine dair dikkat dağınıklığı yaşıyor.


ABD'nin Şimdi Yapabileceklerine Odaklanmak


Suriye'de açık uçlu bir askeri varlık Amerika'nın çıkarları için uygun değildir. 11 Eylül sonrası savaşlar Amerikan silahlı kuvvetlerini etkiledi. ABD’nin Orta Doğu’daki savaşları bilinçli bir şekilde tamamlaması (sona erdirmesi), silahlı kuvvetlerin eğitim için daha fazla zamana izin vermek ve gücün unsurlarını rehabilite etmek için özellikle ABD, Rusya ve Çin’le mücadele etmeyi planladığı için mantıklı geliyor.


Rusya ve Türkiye şimdi Esad'ın gelecekteki yönetiminin maliyetleriyle birlikte Suriye'ye de sahipler ve “zafer”i bozmayacaklar. Bu bir gerçek. Bu nedenle, Washington'un sorusu şöyle olmalı: ABD Moskova'ya kazandığı her şey için nasıl bir maliyet getiriyor? Ve bu soru açık bir stratejik zorunluluktan kaynaklanmalıdır: Rusya’yı, ABD’nin (Suriye’ye benzer)  ilgi çekici olmayan bölgelerde NATO için çok az öneme sahip bir çatışmada barışı sağlaması için sınırlı savunma harcamaları için zorlamak.


Bu zorlayıcı yaklaşım, Moskova’nın Batı’nın dezavantajlı olduğu alanlara, yani bir savaş suçlusu olan Beşar Esad'a ve Rusya’nın Beşar’ın Kimyasal Silah Anlaşması’nı ihlal ettiği için diplomatik bir koruma sağlamasına verdiği desteğe odaklanmalıdır. Bu, Avrupa desteğini de gerektiren çok taraflı bir eylem olmalı ve Suriye rejiminin kimyasal silahları elinde tuttuğu ve 2013'te stoklarını yok etmeyi vaat etmesine rağmen kullanmaya devam ettiği gerçeğine dayanmalıdır.


Suriye ordusu, Rus uçaklarının yedek parçalarına dayanarak, bu uçak endüstrilerini Amerikan ve Avrupa ceza harekatının değerli bir hedefi haline getiriyor. Bunun ötesinde, Avrupa şimdi yeniden yapılanmaya yardımcı olacak paranın verilmeyeceğine dair söz vermelidir.


Bu bedel, eğer seçerse, Rusya’nın katlanacağı bir bedeldir. Moskova, Suriye’nin yeniden yapılanmasını finanse etmeyi seçmezse, bu da bir seçemektir, ancak ABD, Rusları ülkede kalmaya teşvik etmelidir. Suriye’deki Rus konuşlandırması çok pahalı değil, ancak masrafsız da değil. Bu nedenle, Moskova’nın Suriye’deki rublelerini (asgari düzeyde tutulsa bile) harcaması ortak bir Batı menfaatidir, çünkü Avrupa’nın savunması için daha önemli olan şeyler için daha az para demektir.


Türkiye'ye gelince, şimdilik galip gibi görünebilir, ancak daha da büyük bir stratejik karışıklığa neden olduğu açık. Amerika Birleşik Devletleri'ne karşı kazanılan kısa vadeli zaferin ötesinde, Ankara'nın Suriye'de (müdahaleyi) tırmandırması için çok az seçeneği kaldı. Aslında, şimdi İdlib'de Rus ve Esad rejiminin yükselişinin durdurulamayacağına karar verildi.


Ankara, iç savaştaki daha geniş dinamiklerden bağışıklık kazanmıyor ve Beşar Esad'la nasıl ve ne zaman uzlaşacaklarını tartışmak zorunda kalacak. Bu, Batı’nın Türkiye’yle nasıl birleştiğini çerçevelemeli. Birleşik Devletler, Türkiye ile Suriye üzerinden yaşadığı anlaşmazlıklarını NATO içindeki operasyonlardan uzaklaştırmalı. İttifak, Ankara’nın NATO’nun yoğun bir şekilde odaklanmaması gereken bir ülkedeki serüveniyle zehirlenemeyecek kadar değerli.


Bu nedenle amaç, Ankara'yı “aşırı yaptırım” değil, Türkiye'yi yaptırım için halihazırda uygun araçları doğru şekilde kullanmak; Kongre, Suriye'yi işgalinden dolayı Ankara'ya bir bedel ödetmenin gerekliliğini hissetmelidir. Tuhaf görünebilir, ancak şu andaki en iyi sonuç, Trump yönetiminin, Amerika’nın Yaptırımlar Yasasını veya CAATSA’yı (ABD Kongresi'nin Ağustos 2017'de çıkardığı ABD'nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası)  kullanarak Türkiye’ye yaptırım uygulamasıdır.   


Bu yasa, Rus savunma firmalarıyla iş yapan ülkeler veya varlıklar üzerindeki ikincil yaptırımları zorunlu kılmaktadır. Türkiye’nin S-400 füzesini satın alması ve gelecekte alma çalışması, böyle bir işlem niteliği taşıyor, ancak Trump, Türkiye'nin Rus füze sistemini kullanmasını engellemek ve Amerikan yapımı Patriot füzesini satın alması için ABD ile müzakerelere devam ettiği için bu aracı kullanmaktan vazgeçti. Bu müzakereler her zaman hayali olmasına rağmen, ilişkilere de zararlı etkileri olmuştur ve Suriye’nin Rusya’ya karşı ABD’nin çıkarları için önemli olan daha geniş sorunlara sızmasına izin vermiştir.


CAATSA'nın Türkiye'deki yaptırımlara ilişkin belirsizliği, temel öz savunma silahları ve mühimmatlar için ABD ile Türkiye arasındaki yabancı askeri satışları erteledi. Ayrıca gelecekteki Türk F-16 uçağı geliştirmeleri için kongre onayını zorlaştırabilir. Bu, Ankara'yı cezalandırmanın iyi bir yolu gibi görünebilir, ancak geri de tepebilir. Erdoğan’ın Rus S-400 füzesini alırken kaybetmeyi seçtiği F-35 programına Türkiye’nin katılımının engellenmesine karşılık, Ankara şimdi Rus yapımı Su-35’i satın almayı düşünüyor.


Ankara’nın Rusya ile işbirliğini derinleştirmesi Amerika’nın çıkarına değil. Bu nedenle, karşı taraf olarak, Türkiye'yi cezalandırmak için en iyi eylem, ABD’nin F-16’nın uçmasını sağlamak için temel dış askeri satışların nasıl sürdürüleceği konusunda ABD bürokrasisine açıklık getirecek olan “Hasımlarla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası’nın kullanılmasıdır.  


Bu yaklaşım, Türkiye'nin Su-35'e olan ihtiyacını daha az acil hale getirecektir. Bu yaklaşım zaman alır. Ve zaman, Türkiye'nin kendi yerli jetinin gelişimini sürdürmesine izin verir. Ayrıca, Rusya’yı, Rusya’nın savunma ürünleri için yaptığı bir finansman düzenlemesiyle daha da içine çekecek bir araçtan mahrum eder.


Washington'daki Suriye tartışması uzun zamandır gerçeklikten kopuktu. ABD’nin Orta Doğu’daki konumu Suriye’ye bağlı değil. ABD-Türkiye ilişkisindeki asıl tahriş edici şeyler, ABD’nin Suriye’deki varlığından ve Washington’un DAEŞ'le nasıl savaştığından kaynaklanıyordu. ABD’nin DAEŞ’e karşı savaşının bitmesi sonrası, nasıl ayrılacağını planlamak mantıklıydı. Bunun yerine, Trump yönetimi patronun ayrılmak istemediğini iddia etti ve sonra kalmayı planladı. Nasıl geri çekileceği ve başkanlık rehberliğinin nasıl takip edileceği konusunda yapılan seçimlerle ilgili ciddi bir tartışma olsa bu karışıklıktan kaçınılabilirdi. Sonunda Ankara, ABD için bu seçimi yaptı.



Kaotik bir geri çekilme ile karşı karşıya olan ABD'nin hala seçenekleri var. Amerika'daki politika belirleyici seçkinler, her şeyi iyi yapma iddiasında bulunma hatası yapmamalı ya da doğu Suriye'deki küçük bir üs, aslında Suriye'deki Amerikan stratejisinin formülasyonu için önemlidir. En büyük hedef, Rusya'ya zafer için maliyet empoze etmek ve savunma kaynaklarını ABD'ye avantaj sağlayacak şekilde harcanması yönünde olmalıdır. 

Bu yaklaşım aynı zamanda Rusya-Türkiye ilişkilerini karmaşıklaştırabilir ve ABD-Türkiye ilişkisinin unsurlarını netleştirerek, ABD’nin çıkarlarına uygun, Ankara’ya maliyet getirecek bir yol yaratabilir. Washington nihayet gerçeği görürse, olumlu bir şey yapabilir. Eğer kendine yalan söylemeye devam ederse, bunun hiçbir değeri yoktur.


Aaron Stein, 22 Ekim 2019, War On The Rocks


(Aaron Stein, 
Foreign Policy Research Institute Middle East Program (Orta Doğu Programı) direktörüdür.)




Seçkin Deniz, 01
.11.2019, Sonsuz Ark, Çeviri, Çeviri ve Yansımalar
Takip et: @Seckin_Deniz


Not: Çeviri programları kullanılarak İngilizce'den çevrilmiştir.



Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı