29 Temmuz 2019 Pazartesi

SA7863/SD1440: Sıkıntı (Roman); Giriş 3

"Tüylerim diken diken olmuştu. Bu yirmi iki adam önemli görevler icra etmiş birer kahramandı, ama onları kimse tanımıyordu ve yine tanınmamak için bu yola başvurmuşlar, beni bulmuşlardı."


Birbirini hiç tanımayan iki adam, yürüyorduk. Görünen buydu, ama onu tanımayan bendim; o beni bilmediğim kadar iyi tanıyor olmalıydı. Sanırım, onu veya onları düşünürken, en azından onların beni tanımalarından kaynaklanan düşüncelerini, kendimi tanıdığım için biliyor olma avantajı ile onları tanıyor gibiydim. Biraz tuhaf bir duyguydu bu aslında; tıpkı ünlü bir düşünürün, şarkıcının, yazarın sevenleri tarafından herhangi bir konferansa ya da konsere davet ettiklerinde davetlinin hissettiği şeylere benziyordu düşüncelerim. Rahattım bu nedenle.

Daha önce mezarlığa birkaç kez gelmeme rağmen neyin nerede olduğunu pek bilmiyordum, cenaze namazları kılmış ve kalabalık katılımcılarla birlikte cenazenin defnedileceği açık mezara kadar gitmiş ve onlarla birlikte camiye geri dönmüştüm. Bu kez de nereye gittiğimizi ayırt edemiyordum. Yanımdaki rehberlik ediyordu. Dakikalar çabuk geçiyordu. Son beş dakika; ancak yine görünürde herhangi bir şey, bir anma alanı veya kişiler görünmüyordu.

Birkaç dakika sonra 'Şehitlik' tabelasını seçmeye başladım cılız ışıkların yardımıyla. Şehitliğe gidiyorduk, anlaşılan anma programı orada icra edilecekti. Adam bana baktı, başını salladı ve birlikte şehitlerin gömüldüğü alana geçtik.Saat 21:43'tü. Akşam namazındaki cemaatin diğer yirmi bir üyesi de oradaydı. Başlarını eğmiş sessizce yere bakıyorlardı.

Yirmi üç kişiydik. Beni buraya getiren adam herkese tek tek baktıktan sonra, 'Bismillahirrahmanirrahim' dedi. Sonra önünde sıralanan mezartaşlarındaki isimleri tok bir sesle okumaya başladı. Duyduğum isimler arttıkça, bütün çabalarıma rağmen hiçbirini tanımadığımı ya da hatırlamadığımı fark ettim. Muhtemelen güzel ülkemin bütün vatandaşları onları tanımıyor veya hatırlamıyordu. Onlar sadece genel olarak bu tür anma törenlerinde adları ile değil sıfatları ile anılan ölümsüz kahramanlardı. Onların yokluğunu sadece aileleri ve arkadaşları fark ediyordu. İrkilmiştim. 

Kahramanlıkları öne çıkan bir kısmı dışında, hepimiz için şehit olan insanları tanımıyorduk, onları bütün geçmişimize doğru 'şehitlerimiz' diyerek anıyor ve onların ruhları için dua ediyorduk. 'Şehitlik' sıfatı onları isimlerinden sıyırıyor ve saygın bir üst makama yüceltiyordu. Bu vefa ve minnettarlık duyguları için yetersiz bir hatırlama biçimiydi, ancak onları yücelten sıfatlarına yaptığımız vurgu ve saygı bu yetersizliği giderecek kadar baskındı.

Adam tek tek mezarların arasında dolaşırken isimleri okumaya devam ediyordu. Şehitlikteki tüm şehitlerin adlarını bitirene kadar durmadı. Hepimiz dikkatle ve sessizce onu izliyorduk. Her duyduğumuz ismi derin bir minnettarlık hissi ile içimizden tekrarlıyorduk. Onların her birinin en değerli varlıklarını, hayatlarını, bizim için, vatan için, Allah için feda ettiklerini bütün iliklerimizde hissediyorduk.

'Bugün, bu tarih, bu saat..." dedi adam, gittikçe yükselen ve güçlenen sesiyle. "Bu büyük milletin tarihe geri döndüğü ve tarihteki büyük şehitliklerin ruhunu yeniden hatırladığı ve yaşadığı, yaşatıldığı bir vakte şahittir. Bugün 15 Temmuz'dur, bu saat, bu dakika 15 Temmuz 2016 tarihli son Amerikan askerî darbesini durdurmak için vatansever askeri, polisi ve çıplak elleriyle direnen bu büyük milletin şehit verdiği ilk saat, ilk dakikadır. 15 Temmuz'un ilk şehidi Koruma Astsubayı Piyade Başçavuş Bülent Aydın, saat 21.43'te Genelkurmay Karargahına girmelerinin ardından, Fetöcü Özel Kuvvetler mensubu darbecilerin açtığı ateşle şehit oldu. Bugün temel olarak bu sebeple buradayız, umuyoruz ki bir sonraki yıl o ilk şehidimizin mezarı başında bugünü tekrar ederiz. Ancak bugün daha başka bir şey için buradayız. Tarihin karanlık derinliklerinden gelen şeytanî bir güce, bir klana, bir çeteye karşı dünyanın bütün halklarının aydınlanması gerektiğini düşündüğümüz için buradayız. Şehitlerimizin huzurunda edeceğimiz yemin için buradayız.'

Tüylerim diken diken olmuştu. Bu yirmi iki adam önemli görevler icra etmiş birer kahramandı, ama onları kimse tanımıyordu ve yine tanınmamak için bu yola başvurmuşlar, beni bulmuşlardı. Üzerime büyük bir yükün bineceğini hissetmiştim, hissettiğim onurla karışık, gereğini yapamamak kaygısı içimde fırtınalar uçurmaya başlamıştı. Ben ne yapabilirdim? Bir sistem mühendisiydim, matematik lisansına ek olarak elde ettiğim bu sıfatla ben, bu kahramanların benden yapmamı isteyecekleri şeyleri yapabilecek miydim? Bu şeyler neler olabilirdi?



<<Önceki                              Sonraki>>



6



Seçkin Deniz, 29.07.2019, Sonsuz Ark, Sıkıntı, Roman

Sıkıntı





Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı