2 Haziran 2019 Pazar

SA7724/KY13-AO259: İktidar, Beyazların ve FETÖ'nün Günahını Sürdürmemeli

"Umarım yargı reformuyla birlikte kamuoyunu adalet konusunda heyecanlandıran iktidar hak, hukuk, adalet konusunda üzerine düşeni yapar, vebalden kurtulur ve böylece vebale girenleri de vebalden kurtarır..."


Osmanlı’nın devamı olmasına rağmen rejim değişikliğini bir fırsat olarak görüp devlete yerleşen 'beyaz türk' denilen imtiyazlı sınıf yıllarca Anadolu insanını hor gördü. Bu hor görme laikliğe sığınılarak zaman zaman dine, dindara baskıya dönüştü.

Çok partili sisteme geçilmesiyle birlikte dini kesimlere baskı kaldırılıp, bu konularda özgürlük vaat eden Demokrat Parti (DP) baş tacı edildi. DP ile birlikte Anadolu insanı dini faaliyetlerde eskiye nazaran çok daha rahat bir pozisyon elde etti.

ABD ile ilişkileri bozulan Menderes’in Rusya ile ilişkileri geliştirmeye kalkması bir ABD darbesinin önünü açtı ve ABD, Menderes ve kadrosunu idam ederek ya da hapislerde çürüterek DP siyasi hareketini bu adım yüzünden cezalandırdı.

Ancak, bu tarihten sonra ABD çok partili sistem içinde dini faaliyetlerin önüne geçilemeyeceğini dikkate alarak, kendisiyle uyumlu siyasetçileri iktidarlara taşırken, ortaya çıkan dini oluşumlarla da derin irtibatlar geliştirdi ve bu grupların kontrolünü de siyasete verdi.

Bu doğrultuda, DP çizgisini sürdüren sağ siyaset dini faaliyetleri NATO hedefleriyle örtüşür hale getirmeye yardımcı oldu. Sosyalist doğu blokuna karşı kurulan komünizmle mücadele dernekleri ağırlı olarak bu çevrelerden güç aldı.

Siyasetteki ideolojik karşıtlık büyüyünce CIA irtibatlı dini odaklar muhafazakarlığın sığınağı haline getirildi.. ABD, yeşil kuşak teorisini geliştirirken örgütlediği bir dini yapıyı palazlandırarak Özal’la birlikte devlet içinde büyütmeyi hedefledi. İşte,bugün FETÖ denilen bu yapı böylesi bir ilişkinin sonucu ortaya çıktı.

ABD, bu yapıyı önce muhafazakarlara gelen baskılara karşı bir sığınak haline getirdi, devlet içinde gücünü artırdıkça da bu yapıyı zamanla her tür dini, ticari, sosyal, siyasal çevrenin genel sığınağı haline dönüştürdü..

Bu yapının ortaya çıkarılışı ve büyütülmesi hep karşıtlık üzerine inşa edilmişti. Bu yapının kurgulanan temel ideolojisine göre devlet; dine karşı olan imtiyazlı bir sınıf tarafından çevrelenmişti ve bu çevre kendi kadrosunu devlete yerleştirerek muhafazakar çevreyi baskılıyor, devletten uzak tutmak istiyordu. Buna karşı yapılması gereken tek şey ise onların kadrolarını tasfiye edip, kendi kadrolarını onların yerine yerleştirmek olarak kurgulandı.

CIA tarafından örgütlenen dini görüntülü, gücünü Anadolu’nun saf, dindar insanlarından devşiren bu yapı devlete yerleşmeyi 'dine karşı olanları devletten tasfiye etme numarasına' sırtını vererek, 'kendilerinden olmayan her kadroyu bu sınıfa sokarak' tasfiyeye girişti.

Bunu yaparken arka planda yapıyla ilgisiz gözüken CIA bağlantılı çevrelerden kendisine destekler verildi. Ancak, kadrolaşırken öne çıkarılan görüntü hep dini bir görüntü oldu. Böylece din adına, dindarlık adına yapılan her tür tasfiye şekli mübah telakki edildi.

Öyle ki; bu yapı dinin gelişmesi iddiasına dayanarak mütedeyyin bilinen üyelerini her tür pisliğe bulaştırdı. Bunları yaparken de hocalarının onlara cennet kapılarını açtığına, bol bol sevap kazandıklarına inanır hale geldiler..

İslâm'da en önemli hakkın 'kul hakkı' olduğu bilinmesine ve peygamberimizin bu yönde onca uygulaması ve sözü olmasına rağmen bunları dikkate almayarak her tür haksızlığı, hileyi, şantajı içselleştiren bu yapı, hocasının emirleri doğrultusunda kadrolaşmak için kul hakkına tecavüzü  adeta kendine hak gördü.

Bu çevrelerden tanıdığım kim varsa onlara, kul hakkının Allah indinde bağışlanmayan en büyük hak olduğunu, bu hakkın temini için tövbenin yetmediğini, bir bir hakkı yenilene hakkının teslim edilip, onlardan helallik alınması gerektiğini, aksi takdirde cennetin kapılarının bunu yapanlara kapanacağını anlatmaya çalıştım ancak zihinleri kirlendiği, içinde bulundukları yapı onları esir aldığı için söylediklerim onlar nezdinde anlamsız kaldı.

Düşünün; yokluklar içinde olan bir anne-baba bu şartlarda çocuğunu okutuyor, çocuğu mezun olup devlet sınavına giriyor, devlette girilen sınavda en yüksek notu alacağını düşünürken zahmetsiz soruları almış biri ondan yüksek puan alıp onun yerine işe giriyor, kadrosu yükseliyor.. Başarılı bir bürokrat şantajla, kasetle, düzmece şeylerle yerinden ediliyor, yerine bomboş bir cemaat elemanı yerleştiriliyor...

Ve bu yöntem her yerde, kendi yapılarından olmayan herkese uygulanıyor. Bundan, değil şucu, bucular, başka cemaatlerle ilgili dindarlar da fazlasıyla nasibini alıyor...

İktidar ne derse desin herkes biliyor ki bu yapı bunları yapmak için en önemli imkanı bu iktidarla birlikte elde etti.  Bu iktidar döneminde bunların yaptıkları haksızlıklar, günahlar arşa değdi.
Yıllarca bunlara göz yumuldu, ses çıkarılmadı. Ancak, ateş bacayı sarınca bu yapıyla mücadele edilmeye başlandı. Sonunda da 15 Temmuz yaşandı...

Ben, bunca kul hakkı yiyen ve bunlara din adına göz yuman, yardımcı olan bu yapının mensuplarına sadece öbür dünyada değil bu dünyada da bunların hesabını vereceklerini söylüyordum. İşte gelinen nokta ortada...

Bütün bu süreçleri yaşamış olan iktidar maalesef bu yapıyla mücadele ettiğini söylerken, kadrolaşma konusunda bu yapıya benzer şeyler yapmayı yani kul hakkına girmenin önünü almıyor, hatta bu durumu önemsiz görmeyi sürdürüyor...

Binbir gayretle okulunu bitiren, işe giriş sınavlarında yüksek puan alan, yükselme sınavlarında önde olanları sırf kendi partilerinden olmadığı için mülakat aracılığıyla eliyor, partilerinden olmayan ehliyetli kişileri, ehliyetsiz olan kendilerine yakın kişilerle değiştiriyor. Kimi yeni kadrolar tahsis edip, kendine yakın olanları oralara yerleştiriyor..

Devlet, bu gibi şeyleri ancak güvenlik sorununa dayalı olarak yapabilir. Elbet bir teröristin devlete sızması önlenmeli. Ancak, partizanlık yaparak haklının elinden hakkını alarak, haksıza veriyorsanız bu kul hakkıdır.

Bu çevreler kul hakkının ne derece önemli bir hak, ne büyük vebal olduğu bilmez mi? Bu ülkenin sağcısı da solcusu da, şucu, bucusu da birdir. Birinin hakkı elinden alınıp, diğerine nasıl verilebilir?
Hepimiz, aynı vatanın aynı sorumluluğunu taşıyan eşit vatandaşıyız. Vatan savunmasında hepimiz aynı safta yer aldık, alacağız.

Bu gibi şeyleri tıpkı FETÖ'cüler gibi “yukarıdan gelen emir böyle” diye yapanlar da aynı şekilde kul hakkına giriyor. Namazda, niyazda olmak bu gibi haksızlıklar yapıp, kul hakkına girenleri hesap gününde kurtarmaz..

Eğer bu konuda bir başka bilgiye sahipseniz, yani kul hakkı yemek cennete girmeye engel değil diye düşünüyorsanız; iyi bilin ki bunun hesabı hesap gününe de kalmaz, bu dünyada da karşınıza çıkar..

İktidar, bazı yerlerde sözlü sınavları kaldırarak bu konuda önemli bir adım atmış olsa da henüz genel itibarıyla tatmin edici gelişmeler yok.

Umarım yargı reformuyla birlikte kamuoyunu adalet konusunda heyecanlandıran iktidar hak, hukuk, adalet konusunda üzerine düşeni yapar, vebalden kurtulur ve böylece vebale girenleri de vebalden kurtarır...


Adnan ONAY, 02.06.2019, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Gündem'in Düşündürdükleri





Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı