12 Ekim 2018 Cuma

SA6963/KY1-CÇ548: Mazeret

"Balkon hevesim, içimdeki sevinç gelecek mesajlardan önce yok olup gittiler.. ben ne bahtsız bir insanım.."


İlk kez bu sabah büyük bir huzurla uyandım. İçimde anlamadığım – gece uyurken her hangi bir sevinç doğurtan düş falan görmüş olsaydım kuşkusuz anlamak çabasına girişmezdim- bir sevinçle kahvemi yaptım, kahvemi büyükçe bir fincana doldurup balkona çıktım. Belki sevincimin kaynağı aşırı sıcak yaz mevsiminin son demlerini yaşamasıydı. Bilmiyorum. Pek de sanmıyorum. İçimdeki sevinç bambaşka. 

Anlamsız bir sevinç olması köksüzlüğünden, bildiğim, sezdiğim bir kaynağı olmamasından kaynaklanıyor. Balkonda sallanır koltuğa oturmuş böyle düşünürken birden bir buluşla aydınlanıverdi içim. Sevincime mazeret arıyordum. Ve buluşum da işte buydu. 

İnsan mazeretsiz olamazdı. Belki tekerliğin buluşu gibi, insanlığa yön veren nice buluşlar gibi bir buluş olmasa da, insanlık için küçük benim için büyük bir adım, tümcesini -örtük bir biçimde de olsa- kapsamasa da benim için gerçekten büyük bir buluştu. İnsan mazeretsiz olamazdı. İnsandan mazereti alın geriye hiçbir şey kalmaz. Bu ne yaman bir buluş, dedim kendi kendime kahvemden höpürdeterek üçüncü bir yudum aldığımda. Sevincimin kısa süreceğini tahmin etmiyordum. Hava güzeldi. Ne aşırı sıcak ne soğuk. Tatlı bir rüzgâr hafiften sırtımı, bacaklarımı, çıplak kollarımı serinletiyor, güneşin haşin ışınlarının yakıcılığına karşı bedenime direnme gücünü veriyordu. Her şey güzeldi. 

Sevinçliydim. Şu mendebur cep telefon masanın üzerinde olmasaydı, belki sevincim şu ankinden kat be kat fazla olabilirdi. Birazdan huzurumu, sevincimi almaya başlayacaktı, bunu adım gibi biliyorum. Bugün cumaydı ve smsler, whatsap mesajları yağmaya başlayacaktı. Haftada bir gün yağan kuru mesajlar.. insanı çileden çıkaran birbirinin aynı sloganlar.. her Cuma. 

Her Cuma telefonu kendimden uzağa tutar, gelen mesajların seslerinden kurtulur, sonra da toplu halde silerdim. Demek telefonu akşamdan burada bırakmışım. Balkona çıkmam diye düşünmüş evin en uzak köşesine koymuşum, mesajlardan kurtulmayı umarak. Olmadı. Birazdan yağmaya başlayacak mesajların ürpertisini duymamak üzere bir şeyler kurarken şimdi şu olana bakın. 

İki ahmak kokona –altmış yaşlarını çoktan geçtiklerine bahse girerim- çöp tenekesinin yanı başında durdular. İkisinin de elinde genleriyle oynanmış bir kedi yavrusu boyutunda köpeklerin tasmaları. Her ikisi de ‘Biz bozguncuyuz! Müfsidiz!’ diye haykırıyor. Birbirlerine bakışları, çevrelerine göz gezdirmeleri, avucum kadar köpeklerine davranışları. İnsan müfsittir. Evet, insan bozguncudur, yapmaktan çok bozmayı sever. Bozduklarına hayran olur. Şu köpekleri ne hale getirmişler? Köpekleri bozdukları aşikâr ve bu bozgunculukları karşısında da coşkulular.

- Ay, diyor, biri –köpeği siyah renkli olan- ne şirin şey bu böyle, annesi –bak bak.. köpeğin annesi yapıyor muhatabını- ne şirin şey bu?

- Ah, diyor, öteki – kendisini köpek annesi yapan sözlere aldırmadan, köpeği alaca renkli olan- sormayın.. pek bir yaramaz.. seninki de çok şirin.. 

Köpeklerin konuşmaları umursamadığını birbirlerini koklayıp durduklarını söylemeye gerek yok. Her iki köpek de sahipleri kokonalardan neler çektiklerini lisan-ı halleriyle anlatıyor gibiler. İkisi de ilgisiz, ikisi de bitkin. İkisi de ‘bu işkence ne zamana biter acaba!’ der gibiler. Hiç üşenmeden iki köpeğe de entarimsi bir şeyler giydirilmiş.. her ikisi de arada bir bozguncuların sırtlarına geçirdikleri kıyafetleri çıkarmaya uğraşmaları ister istemez gözlerimin buğulanmasına, hatta yaşlanmasına neden olmuşlardı. Öylesine acıdım ki zavallı gariplere.. yüreğime indi inecek.

- Hadi bir selfi çekinelim, diyor, alaca renkli köpeğin sahibi. 

Öteki hemen yaklaşıyor yanına. Köpekleri kucaklarına alıyorlar. Önce siyah renkli çekiyor, sonra alacak renkli çekiyor. O sırada on on iki yaşında çöp toplayan bir çocuk beliriyor. Gülümsüyor yaşlı kadınlara. Kadınlar ikisi birlikte,

- Ay.. ay, diye çığlık atıyor, koşar adım uzaklaşıyorlar.

- Belediye bunlara niye izin verir bilmem ki, diyor alacak renkli köpeğin sahibi.

- Sorma, kaç kez belediye başkanına e-mail attım, diyor siyah renkli köpeğin sahibi, mikrop saçıyorlar ayol!

Balkon hevesim, içimdeki sevinç gelecek mesajlardan önce yok olup gittiler.. ben ne bahtsız bir insanım..



Cemal Çalık, 12.10.2018,  Konuk Yazar, Sonsuz Ark, Öykü

Cemal Çalık Yazıları












Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı