12 Ekim 2018 Cuma

SA6964/KY73-PH4: Devlet Ana

"Devlet Ana (Kemal Tahir’in diğer romanları da aynı şekilde) romanının fevkalade dili ve anlatımı, derin ama anlaşılır olduğu için ondan başlanabilir, diye düşünüyorum. Aynı zamanda devlet ve siyaset erbabına da okumalarını tavsiye ediyorum."


İsmet Özel’in, Kemal Tahir’in Devlet Ana (1967) romanı yayınlandıktan sonra, ‘Oh, artık roman yazmayacağım diye rahatladım.’ dediği söylenir.

Hakikaten bu roman, Osmanlı devletinin kuruluşunu ve yönetim anlayışını, çadırlı göçerlerden beyliğe, sonra devlete, oradan da imparatorluğa uzanan yoluna, hangi idrak ve irade kuvvetiyle çıkıldığını anlatan muhteşem bir yapıttır. Fakat özellikle ‘Uc’da, her yanı düşmanlarla çevrili bir Türk obasının sosyal ve siyasi hayatını, toplum katmanlarını oluşturan kurumları, Bey’inden çocuğuna kadar Söğüt ahalisini, öyle güzel tarif eder, gönlümüze öyle sıcak dokunur ki; kitap, diğer bütün özelliklerinin yanında, kanımca, yakın tarihimizde, devlet ve devlet adamı kavramını en iyi ifade eden metinlerin başında gelmektedir.

Roman, Türk toplumu için Devlet kavramının ne kadar vazgeçilmez olduğunu, ‘Halk için devlet, devlet için halk var’lığını, bir nevi Şeyh Edebali’nin Osman Gazi'ye ‘İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın’ öğüdünün anlamını lezzetli bir dille arz eder bize.

Kemal Tahir, bu romanla devletin sınıflar üstü bir yapı olduğunu ortaya koyduğu, Osmanlı'yı destansı bir şekilde anlattığı için sol cenaha, Osmanlı'yı yeterince dindar göstermediği, karakterlerine bolca şarap içirdiği, Mevlevilere eşcinselliği yakıştırdığı için de sağ tarafa yaranamamıştı. Filhakika üslup ve tarz açısından çığır açmıştı ve anlayan, değerini bilen için bir başyapıt çıkarmıştı. 

Kitap (açıktan) herhangi bir yönetici için yazılmış bir tavsiye metni değildi, ama Tahir’in, içinde biraz kahramanlık, biraz aşk ve entrika olan sürükleyici tarihi bir romanı yazma amacında olmadığı da belliydi.  

Ancak yayınlandığı yıllar ve sonrası dikkate alındığında, o şartların Türkiye’sinde ne devlet erkânı ve siyasetçilerin (B. Ecevit hariç) ne de entelektüel camianın Kemal Tahir’i anlayacak, romandan feyiz alacak durumu yoktu. Fakat şimdilerde uzun süredir, Osmanlı'yı anlama, anlatma ve bu çaba üzerinden geçmişin muhasebesi, geleceğin ihyasına çalışılıyor. Yalnız, hala el yordamıyla, temeli ve mantığı doğru kurulamamış, bir miktar da hamaset yüklü çabalamalar bunlar. 

Eski Yunan’dan bu yana ideal devlet-yönetim nasıl olmalı sorusu toplumun önde gelenlerinin kafasını kurcalayan sorulardan biri. Doğudan batıya, bilhassa Türk devletlerinde de, hükümdara ve diğer devlet adamlarına tavsiyelerde bulunulduğu, devleti idare ederken, halkı yönetirken dikkat edilmesi gereken usullerin önerilerin sunulduğu siyasetnameler, nasihatnameler yazmak, öğütler vermek ve almak bir gelenek olmuştu. Kelile ve Dimne, Şâhnâme, Kutadgu Bilig, Siyasetnâme, Kâbus-nâme bu amaçla yazılan pek çok eserden en bilinenleri. 

Şeyh Ede Balı’nın Osman Gazi’ye (öz ve kısa) beylik yolunda verdiği öğüt de bu geleneğin devamıydı. Bu konuda Türkler yine, Hint-İran yönetim felsefesinden etkilenmiş ama Türk devlet töresi gereklerini de yazdıkları eserlere eklemeden duramamışlardır. 

Kemal Tahir de, Dede Korkut hikâyelerinin üslubunu kitabına yansıtmıştı, kahramanlarından ilme meraklı olan Kerim Çelebi’ye Siyasetnâme okutuyordu. Kendisi Kâbus-nâme veya Kutadgu Bilig’den doğrudan etkilenmiş midir bilinmez, ama o eserlerde verilen öğütleri, olması gerekenleri ete kemiğe büründürdüğü karakterleriyle, olaylarla bizzat yaşatıp önümüze sermiştir. 

Romanın adını; Bacıyan-ı Rum/Rum Bacılarına (Dünyanın ilk kadın teşkilatına) başkan seçilmiş olan Bacıbey’den hareketle 'Devlet Ana' koyuyor. Cenk zamanında yiğit bir savaşçı barış zamanında saygın bir ana olan, eteğine sığınan Hıristiyan genci sahiplenen merhametli Bacıbey’in şahsında Osmanlı Devleti’ni, Osmanlıdaki devlet anlayışını simgeliyor. 

‘Devlet Ana’ aynı zamanda Türkler'deki devlet ve vatan kavramının en kutsal varlık anne/ana ile yan yana getirilerek ne kadar değer verildiğine de bir atıftır.

Halil İnalcık’ın ‘Osmanlı Tarihinde İslamiyet ve Devlet’ adlı kitabında nasihatnâmelerdeki öğütlerden yaptığı alıntıları incelediğimizde benzerlerini Devlet Ana’da şeyh Ede-Balı, Akçakoca veya Kaplan Çavuş gibi sakalı ağarmış, erdemli şahsiyetlerin Ertuğrul, Osman ve Orhan gaziye söylediklerini görürüz.  

Karahanlı Hakanı için bir öğüt kitabı olarak 1071’de yazılan Kutadgu Bilig’de sık sık hükümdarlığın törü üzerinde oturduğu belirtilir. Hükümdar, saltanatını ve halkını iki temele göre örgütler; hikmet ve törü. Başka bir yerde; ‘Hükümdarlık/Beylik iyidir, fakat daha iyisi törüdür’, der. Türk devlet kavramında Kağan'ın Törüsü kuttan ayrı düşünülemez. 

Romanda ise, Türk devlet adabını yansıtan şu sözleri Akçakoca’nın ağzından Osman Bey’e söyletir Tahir; “Bey kısmının onuru kendi malı değil!”  

Kutadgu Bilig İnsana her iki dünyada tam manası ile kutlu olmak için lazım gelen yolu göstermek maksadıyla kaleme alınmış bir eserdir, Yusuf Has Hacib, her şeyden önce bir şair- düşünürdür; insan hayatı manasını tahlil ve onun cemiyet ve dolayısıyla devlet içindeki vazifesini tayin eden bir hayat felsefesi sistemini kurmuştur. O, Orta Asya’da iç mücadele neticesinde, sarsılmış olan ‘ahlak prensiplerini’ yeniden tanzim etme kaygısıyla bu eseri yazmıştır.

Devlet Ana’da da, Anadolu’da bozulmuş düzenin resmi çizilmiş, o koşullardan devlet töresiyle ve akılla nasıl çıkıldığı anlatmıştır. Moğol kıyıcıdır, Bizans entrikacıdır, kuraklık başlamıştır, yoksullukla beraber, eşkıyalık ayyuka çıkmış, tefecilik artmıştır. Bizans’ta da Konya Selçuklusu'nda da adalet ve halkını mutlu edecek kudret kalmamıştır.

Oysa Ertuğrul Gazi, devletine sığınmış herkesi (Müslüman-gayrımüslim) himayesine alan, koruyup kollayan bir mekanizma inşa etmiştir. Obasında baş gösteren yoksulluğa rağmen Moğol valisine gönderilmesi lazım olan vergilerini gönderecek kadar sistemli, sözünde duran devlet adamıdır. 

Ertuğrul Gazi'nin, ölümünden hemen sonra, düşmanlar tarafından duyulmadan ve fitne çıkmadan, ‘halk için, yönetim için en uygun kişinin bey seçilmesi vasiyeti’ üzerine, Akçakoca diğer beyler arasında seçim yapılması için çalışmalara başlar, önderlerin desteğini alan Osman Gazi 'Bey' seçilir. Bu tutum Türklerdeki, yönetimde kanaat önderlerine danışma konusundaki alışkanlıklarının da bir göstergesidir. 

Kemal Tahir, Osmanlıyı bir aşiretten imparatorluğa taşıyan gücün, toplum ve devlet yapısına bağlı olduğu düşüncesini vermek ister. Batı'da feodal yapının güçlü bir toplum ve devlet oluşturma imkânından yoksun olduğunu, Osmanlının daha güçlü temeller üzerinde kurulduğunu anlatır.

İbni Mukaffa, aslı Sanskrit dilinde olan, hükümdarlara mahsus nasihatnâme Pancatantra/Kelile ve Dinme’yi Pehlevi dilinden Arapçaya çevirdi. Materyalist bir ahlaka dayanan bu esere göre insanın kılavuzu akıldır. Aşağı kitleler ekonomik bakımdan devletin temelidir. Hükümdar her türlü otoriteyi temsil eder. Adalet hükümdarın birinci vazifesidir. Hükümdar, adalet acıma ve şefkat ile ve kötülere karşı otoritesini gösterme ve cezalandırma suretiyle mutluluğa ve dünyayı hükmü altına almaya muvaffak olur. 

Yine eski Hint –İran geleneğini aksettiren Kâbus- nâme’de (1082) aynı görüş şu şekilde formüle edilir; 'Hükümdarlık askerle, asker de altınla kudret kazanır'. Altın da bayındırlıkla ele geçer, bayındırlık ise adl ve insafla yayılabilir. Adalet dairesi Kutadgu Bilig’de daha açık ifade ediliyor. 

Memleket tutmak için çok asker ve ordu lazımdır, askerini beslemek için çok mal ve servete ihtiyaç vardır, bu malı elde etmek için halkın zengin olması gerektir, halkın zengin olması için de doğru kanunlar konulmalıdır. Bunlardan biri ihmal edilirse dördü de kalır, dördü birden ihmal edilirse beylik çözülür.

Büyük ölçüde eski İran devlet geleneklerini aksettiren Nizamülmülk’ün Siyasetnâme’sinde ilk üç fasılda hükümdarın vazifeleri; asileri cezalandırıp itaat altına sokmak, her hizmet sahibini kendi kifayetine göre yerine ve mertebesine getirmek, adalet ile reayanın huzurunu sağlamak, bayındırlık hizmetleri yaparak memleketi kalkındırmaktır.

Hint-İran devlet geleneğinde hükümdarın mutlak otoritesi her şeyin üstündedir. Hatta bu otorite kanunun da üzerindedir. Adalet duygusunun ise yine hükümdarın menfaatini göz önünde tutan pragmatik bir gayeye tabi olduğunu anlıyoruz. Adalet olmazsa huzursuzluk ve kargaşa doğar, halk fakirleşir ve hükümdarın gelir kaynakları kurur. 

Oysa Türk devlet ananesinde ve dolayısıyla Kutadgu Bilig’de İran devlet anlayışının yanında kuvvetle belirtilen nokta Törü'dür. Törü'nün malzemesi Orta Asya cemiyetinde örfi hukuktur. Törü Hükümdarı bağlayan ‘objektif hukuk kaideleri’ bütünüdür. Bu sebeple, Selçuklu Sultanlarının İran hükümdarları tipinde yönetim anlayışını benimsemeleri ile Oğuzların bağlı oldukları örfi hukuka aykırı hareket etmeleri, Selçuklu ile Oğuz kabileleri arasındaki anlaşmazlıkların sebebi olabilir. 

Devlet Ana’da Ertuğrul ve Osman Gazi de töreyle hareket ederler. Adaleti ve halkın huzurunu sadece kendi idarelerinin kudretinin devamı, kendi bekaları için değil, obasının devamı, halkını sevdiği ve sahiplendikleri için de isterler. Bir kendi obasına değil kapılarına kim gelse sofralarını açarlar. 

Romanda Ertuğrul Gazi, Osman Bey ve Orhan Bey’in en dikkate değer özelliklerinden biri cömertliktir. Müslüman, gayrimüslim arasında ayrıma gidilmeden ihtiyacı olana nakdî yardım yapılır, töreyi çiğneyenlere de had bildirilir. Obası da beylerini sever. Bu karşılıklı bir bağlılıktır. 

Tahir, Kayı obasını bir Hristiyan genç Mavro’nun ağzından şöyle anlatır.

“İçlerinde ermişi var, dervişi var. Rum abdalları derler, Rum gazileri derler... Ertuğrul Bey’in savaşçısı ev hesabına gelmez. Savaşçı dervişlerin beşi, onu bir zaviyeye birikmiştir. Karıları bile dövüşkendir Ertuğrul Bey'in. Bunlara ‘Rum Bacıları’ derler. Bunların töreleri de, gaziler, savaşçı dervişler gibi din yayma üzerinedir.”

Mavro; Bizans toplumunda efendi-köylü ilişkisinin efendi-köle ilişkisine döndüğünü; Türkler'de ahilik teşkilatının olduğunu ve köylünün ezilmediğini ifade ederken, Ertuğrul Bey’in dürüst ve şefkatli yönetimi sayesinde Hristiyanlar'dan birçok kişinin Müslümanlığı tercih ettiğini ve Ertuğrul Bey'in onları koruduğunu söylerken, aslında Ertuğrul Bey’in sevilme nedenini ve dolayısıyla Osmanlı İmparatorluğu’nun yedi yüz yıl yaşamasını sağlayan gücü de anlatmış oluyordu. 

Tahir’in burada vurgulamak istediği Osmanlı’nın batının feodal acımasız devleti gibi olmadığı; geliri adaletle dağıtan, serveti belli bir sınıfın biriktirmesine müsaade etmeyen, eli açık, 'Kerim Devlet' olduğudur. Bunu da romanın her sayfasına nakış gibi işlemiştir. 

Ülkemizdeki sol entelijansiyanın öncülerinden olan Kemal Tahir’in Osmanlı’nın kuruluş yıllarına bakışındaki içtenlik, derinlik ve sahiplenici tavrı ne yazık ki, sağcı tarih yazarlarının çoğunda göremiyoruz. Aslında ülkemiz entelektüellerinin, Osmanlıyı tasvir etmedeki, ya toptan karalama ya da göklere çıkaracak derecede kutsamaya sebep olan sübjektifliği (öznel) her zaman can sıkıcı olmuştur. Devlet Ana, Bacıbey ve Aslıhan ile Anadolu toplumunda kadına bakışı, bir çocuk oyunundan ahilik geleneğini, Kerim Can, Şeyh Ede-Bali, Akçakoca Dursun Fakı ve Osman Bey, Orhan Bey, Kaplan Çavuş ile ilim ve gaza ehlinin uyumunu anlatarak bizi o can sıkıntısından kurtarır.  

Kemal Tahir yerlilik ve millilik meselesini çoktan özümsemiş Devlet Ana ile de manifestosunu yazmıştır. Romancılıkta temayüz etmiş üç Kemal’den biri olarak (Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Kemal Tahir) tarihi, üretim ilişkileri ve toplumdaki sınıflar açısından değil, Türk devlet geleneği ve milli kimlik açısından değerlendirdiği için adeta linç ediliyor. Bülent Ecevit’in solun tarihindeki belki de tek başarıya imza atmasının sebebi Kemal Tahir’in bu düşüncesine yakın olmasıdır. Şimdilerde Türk Solunun böyle bir tarih bilincine sahip çıkması mevcut kadrolarla zaten mümkün değil. Ayrıca bu bir sol-sağ meselesi de değil… 

Bugün hâlâ gençlerimizin çoğunun bu kitaptan haberi olmadığı malumumuz. Oysa okullarda tavsiye ile okutulacak ilk on kitaptan biri olmalıydı. Yukarıda saydığımız Siyasetnâme, Kâbus-nâme, Kutadgu Bilig gibi eserleri bir hayli sadeleştirmeden çocuklarımızın anlaması mümkün görünmüyor. Kaldı ki anlamak tek başına dil bilmekle olmuyor, tefekkür ve tasavvur edebilmekle de alakalı.  

Ancak Devlet Ana (Kemal Tahir’in diğer romanları da aynı şekilde) romanının fevkalade dili ve anlatımı, derin ama anlaşılır olduğu için ondan başlanabilir, diye düşünüyorum. Aynı zamanda devlet ve siyaset erbabına da okumalarını tavsiye ediyorum. İyi gelecektir! 


Peri Han, 12.10.2018, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Güneşin Altındaki Her Şey



Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı