17 Eylül 2015 Perşembe

SA1770/KY29-YA30: KKTC Yüksek Mahkeme Başkanı Şafak Öneri Röportajı: "Adalette Tasarruf Olmaz"

“Siz adamın ensesinde Demokles'in kılıcını aylarca, senelerce sallayamazsınız”



Yüksek Mahkeme Başkanı Şafak Öneri, adaletin geç tecelli ettiğini ancak bunun tek suçlusunun mahkeme olmadığını söyledi. 

Mevcut yargıç sayısıyla bu davaları hızla sonuçlandırmanın mümkün olmadığına dikkat çeken Öneri, Kaza Mahkemesi'nde asıl sorunun bina sorunu olduğunu belirtti. Hakim istihdamı konusunda sıkıntı olmadığını ancak davanın görüleceği salon bulunmadığını kaydeden Öneri, “Bunun için polisten kalan binanın restore edilmesi planlanmıştı, ancak kaynak yetersizliğinden ek bina yapılamadı. Bir hukukçu olarak bunu kabul etmem mümkün değil. Adalet başka şeye benzemez. Adalete yatırım yapmak lazım. İnsanların en hassas olduğu konudur. Haksızlığa uğrayanın hakkını zamanında vermezseniz ülkedeki kaosu bir düşünün. Mahkemenin yerine geçebilecek durumda hazır bekleyenleri düşünün; Adalet tasarruf edecek yer değil. Başka yerden kesilip bu tarafa aktarmak lazım” dedi. 

Yüksek Mahkeme Başkanı Şafak Öneri, uyuşturucu suçlarına mutlaka ibret verici cezalar verilmesi gerektiğini söyledi. Çok az miktarda uyuşturucuyla yakalanan kişilerin sadece kullanıcı olduğunu düşünmenin yanıltıcı olduğunu ifade eden Öneri, KKTC’ye girişte uyuşturucuyla yakalananlar için de suçüstü mahkemelerinin kurulması gerektiğini belirtti.

Davaların geç hazırlanmasının, mahkemenin geciktiği şeklindeki bir algıya yol açtığını belirten Öneri, gecikmenin insan haklarına aykırı olduğunu vurgulayarak, “Bir adam zanlıysa bir an önce mahkemeye gelir, beraat edecekse eder, ceza çekecekse çeker. Siz adamın ensesinde Demoklesin kılıcını aylarca, senelerce sallayamazsınız” dedi. 

Hakimliğin sosyal yaşamı kısıtlayan tarafları olduğunu ifade eden Öneri, bir okul arkadaşının uçağıyla seyahat etmesinin spekülasyon konusu yapıldığını ancak kararlarıyla kendini kanıtlamış hakimlerin bu tür spekülasyonlardan etkilenmemesi gerektiğini söyledi.

Ülkedeki avukat çokluğuna da dikkat çeken Şafak Öneri, sorunun sadece sayısal değil, niteliksel de olduğuna vurgu yaptı. 

“Görevimiz, haklıya hakkını iade etmek”

20 Ağustos 2014’ten  bu yana Yüksek Mahkeme Başkanlığı görevini yürüten Şafak Öneri, yaklaşık bir yıldır hizmet verdiği odasını devretme hazırlıklarına başladı. Göreve geldiği günden bu yana “kral çıplak” demekten çekinmeyen Öneri, yargı sistemindeki tüm sıkıntıları açık yüreklilikle Haberal Kıbrıslı Gazetesi’ne anlattı. 

Soru: Göreve geldiğinizden bu yana yargının sıkıntılarını anlatıyor, yetkililerden yardım istiyorsunuz. Size göre yargının en önemli sıkıntısı nedir?

Şafak Öneri:  Yargının sorunları ve çeşitlidir ama her şeyin başında adaleti sağlamak gelir. Görevimiz de odur. Adaletsizliği gidermek, haklıya hakkını iade etmektir görevimiz. Adalet dağıtmak terminolojik olarak bize mal edilir ama adalet dağıtmak bizim işimiz değildir. Adalete dağıtmak burada değil, yönetim birimlerinde, halkın kendi arasındaki sosyal ilişkilerinde başlar. Oradaki adaletin bozulması halinde biz devreye giriyoruz, aleyhine adaletsizlik olan kişilere adaleti iade ediyoruz. Bizim görevimiz budur. 

“Bu binada bir hakim alacak durumumuz yok”

Adaletin gerçekleşmesi için bazı şartlar var. Bunların başında bu işle ilgilenenlerin, aynı terminolojiyi kullanayım, adalet dağıtmakla görevli alanların belli fiziki imkanlar dahilinde çalışması gerekir. Bir de yeterli sayıda bilgili hakimlerden oluşması gerekir. Hakimlerin bilgisi bakımından sıkıntımız yok. Tecrübe eksikliği de zaman içinde kapatılıyor. Tecrübelendikçe daha rahat çalışmalar yapıyorlar. Ama sayısal bakımdan çok ciddi sıkıntımız var çünkü dava sayısında çok ciddi bir artış var. Örnek verecek olursak, ilk hakim olarak tayin olduğum 1983 yılında kısa bir ağır ceza dönemim oldu. Güzelyurt’ta ceza hakimiydim, tek hakimdim, ciddi bir yüklenme yoktu. Lefkoşa’ya geldiğimizde de çok az sayıda hakimle, -belki 6 kişiydik-  alacak verecek dediğimiz hukuk davalarını, aile davalarını iki kişi görürdük. Ceza davası gören bir arkadaşım vardı, bir de mahkeme başkanıyla bir hakim arkadaşım. İkisi büyük davaları görürlerdi. İki ya da üç kişiydik hukuk davası gören, fazla değildi. Ve biraz zorlanmamıza rağmen çok fazla sıkışıklık yoktu. Bugün öyle değil. Lefkoşa Kaza Mahkemesinde hakim sayısı 10’u geçti buna rağmen adaletin erken tecellisine katkıda bulunmak için en az üç, belki de 4 hakime ihtiyacımız var, Lefkoşa Kaza Mahkemesi düzeyinde. Yani gelinen nokta bu. Bunun için fiziki koşullarınızı tam olması lazım. Bu nedir bina sıkıntısı. Münhalde sıkıntı yok. Şu an yasaya göre 7-8 hakim münhal edecek durumdayız ancak bu binayı ele alırsak, ne memurların ne hakimlerin rahat çalışma imkanı var. Binadaki odalar tamamen dolmuştur ve bir hakim daha alacak durumumuz yok. Çok sıkışırsak belki oda bulabiliriz ama salonsuz mahkeme olmaz. Dolayısıyla ciddi bir problemimiz var. Bu problem uzun süredir gündemde olan bir problem. 

“Sıkıntılar hep vardı, ben yüksek sesle dillendirdim”

Belki ben başkan olduğumda yüksek sesle dillendirdiğim için farkımız odur. Ama daha öncede bu sıkıntılar vardı. Çeşitli projeler yaptık. Son 8 sene önce polis genel müdürlüğünün bıraktığı bölümlere mahkemelere savcılara tahsis edildi. O tarihten itibaren de projesi çıktı. Orasını idari bina olarak planladık. Bugüne kadar gerçekleşmiş olsaydı, oraya idare birimlerden bir kısmını aktarıp, boşalan yerlere de salon yapacaktık. Maalesef bugüne kadar gerçekleşmedi. Her zaman dile getirdik. Başbakana maliye bakanına sürekli aktarmamıza rağmen, basın yoluyla da gündemde tutmamıza rağmen maalesef olmadı.

“Bir hukukçu olarak kabul etmem mümkün değil”

Gerekçe ödenek yok. Mali durum yetersiz.Bir hukukçu olarak bunu kabul etmem mümkün değil. Adalet başka şeye benzemez. Adalete yatırım yapmak lazım. İnsanların en hassas olduğu konudur. Haksızlığa uğrayanın hakkını zamanında vermezseniz ülkedeki kaosu bir düşünün. Mahkemenin yerine geçebilecek durumda hazır bekleyenleri düşünün; Adalet tasarruf edecek yer değil. Başka yerden kesilip bu tarafa aktarmak lazım. 

“Bir tek kırtasiye masrafıyla referandum yapalım dedik”

Yapmayacağız diyen yok. Zaman zaman bütçeye küçük rakamlarda kondu ama hallolacak düzeye gelmedi. Zamanında 200 bine çıkacak bu proje için şimdi bir milyonun üzerinde bir rakamdan bahsediliyor. Tabi devlet için büyük paradır. Biz Anayasa değişikliği istedik. Herhalde büyük paralardır ki, o zaman bu anayasa değişikliğinin referandumunu, Cumhurbaşkanlığı seçimiyle birlikte yapalım ki bu parayı kurtaralım dedik. Bağımsız bir referandum yaparsanız en az rakam bir milyonun üzerindedir. Bir buçuğa yaklaşır diye düşünüyorum. Son yaptığımız Cumhurbaşkanlığı seçiminde iki turun maliyeti 4 milyonun üzerindeydi. Biz de “hazır, burada bir cumhurbaşkanlığı seçimi oluyor, bir tek kırtasiye masrafı ekleyip yapalım dedik. Ona da sıcak bakmadılar. Bu rakamlar devlet için büyükse her şeyin bir çaresi var diye düşünüyorum.

“Bu yapıldığı takdirde boşluğu başkaları doldurur”

Az önce söylediğimi vurgulayayım; Adaletin tasarrufu olmaz. Bu yapıldığı takdirde boşluğu başkaları doldurur. İskele kaza mahkemesinde bina sorunu yoktur. Yeni yapıldı. 7 yıl önce bitti, ufak tefek aksaklıklar vardı, 350 bin TL gibi masrafı vardı, geçen Şubatta bazı eksikliklere rağmen, malzeme eksikline rağmen açtık. Güzel ve yeterli binadır. O açılınca Mağusa da rahatladı. Bir yada iki hakim takviyesiyle tam ideal hale gelir. Girne’nin sıkıntısı vardır. Aynen Lefkoşa gibidir. Maalesef civarda boşalan tapu birimlerini almamıza rağmen halen sıkışıktır. Tapunun boşalttığı yere iki salon yaptık. Yeni yargıçla takviye edilince az da olsa rahatlama getirecek ama bina sorunu devam ediyor. Avukatlar, gelen halk, mahkumlar, kısaca herkes şikayetçi. Sanıkların konacağı yer yok. Geçen gün gazetede, sanıklar polis arabasında bekler diye haber çıktı. Doğru, haklıdır, bekler ama yapacak bir şey yoktur. Binasorunu ciddi boyutlardadır. Bugüne kadar gündeme getirmedik ama yeni bir bina ister. Genişleyecek durumu da yok. Lefkoşa Kaza Mahkemesine bir çözüm imkanı doğdu ama onun genişleme imkanı yok.

“Barış Kuvvetleri, Yüksek Mahkeme için yer verdi”

Kermiya bölgesinde Barış Kuvvetlerinin tahsisinde olan bir arazi vardı, oradaki yola yakın olan bölüm, yüksek mahkeme yapılmak üzere, barış kuvvetleri toprağından feragat edecek, devlet de bize verecek. Yüksek mahkeme sekreteryasıyla birlikte oraya aktarılacak. Burası da kaza mahkemesi olacak. O zaman sorun çözülecek.Böyle bir çözüm olacak ama umarım bu gerçekleşir. Ben başbakanın samimiyetine güveniyorum. Dilerim bu sefer sonuca ulaşır. Lefkoşa Mahkemesine yeni hakim alınacak, bayağı rahatlayacağız. Geçen yıl ceza davalarının sayısı 46 bincivarındaydı. Bu senede gidişat aynı. 20 binin üzerinde hukuk davası var. Bunların erken çözümü, adaletin erken tecellisi dediğimiz nokta bu dava sayısına bu kadar yargıçla mümkün değildir. Ne kadar canla başla uğraşırlarsa uğraşsınlar,-ki öyle yaparlar emin olun. Kararlarını evde yazarlar, burada yazmaya vakit yoktur- buna rağmen, birikim bu yığılma adaletin erken tecellisini etkiliyor.

***
“Davaların gecikmesinde mahkemenin payı yok denecek kadar az”

Soru: Davalar sonuçlanmaz diye çok eleştiri alıyorsunuz.  Erken gelmeyen adalet adalet olur mu?

Şafak Öneri: Kesinlikle haklısınız. Bu noktaları biliyoruz ama bir yerde kendinizi anlatamamanız halka karşı güven duygusunu zedeliyor. Bunun farkına vardık, onun için ben bu dönemimde mümkün mertebe bunu ifade etme yoluna gittim ki herkes anlasın. Adada toplam 39hakim var. Sekiz tanesi yüksek mahkeme hakimi. Adaletin gecikmesinde bunların katkıları hemen hemen hiç yok gibidir. Biz de suç vardır ama dıştan göründüğü gibi değildir. Bir hakimin önüne haftada 100 dava koyarsanız ve al bunu bitir derseniz, sonuç çıkmasın daha iyi. Bu iş titiz iştir. Onun için halkın bunları bilmesi gerek diye düşünerek, açıklamamızı serzenişimizi buna yoğunlaştırdık. Amaç halka hizmettir. Tüm bunları yaparken buna rağmen hak edilmeyen bir eleştiri gelirse bu çok kötüdür. Bizim bu gecikmelerdeki payımızın çok az olduğunu belirtmek için bu açıklamaları yapıyorum.

Soru: Yargı en ketum kurumlardan biriydi. Siz bu kalıpların dışına çıktınız. Neydi sessizliğinizi bozduran?

Şafak Öneri: Biz özeleştirimizi de yaptık. Hatalarımızı da söyledik. Bizim gecikmedeki tek hatamız, talep edilen tehirlere gereğinden fazla müsamaha göstermemizdir. Bunu kaldırdık. Bazen olabilir, avukat davanın bugün değil, bir ay sonra dinlenmesini ister. Burada makul bir süre vermek gerekir ama yargıçlar o kadar çok dosyayla boğuşurlar ki ona tehir vererek bir başka dosyayla uğraşmak ister. Bunu asgariye indirmenin peşinde olduk ve indirdik. Mahkemede ogün ne gibi işlem varsa ona hazırlıklı gelirler. Bunlar tamamen idari tedbirlerdir. Hakimler buna uyuyor. Bu özeleştiriydi. Doğrudur, yargı konuşmaz aslında. Ama yargı neyi konuşmaz, yargı verdiği kararı konuşmaz. Yargı kararını polemik konusu yapmaz. Yargının konuşmama noktası budur, bu yapılmaz. Verdiğiniz karar zaten vicdanen verdiğiniz karardır. Bunun hakkında konuşulmaz ancak yargı sıkıntıları dile getirmez, yargı şamaroğlanıdırgibi bir şeyi kabul edemeyiz. Yargıç oldum olalı çok sıcak bakmadım. Daha önce bireysel olarak bunları dile getirmem doğru olmazdı. Mahkeme Başkanı olunca dile getirmeyi uygun gördük. Sanırım bundan sonrada böyle gidecek. Ben sadece sözcüyüm, ben sadece temsilciyim. Yüksek mahkeme yargıcı arkadaşlarımızla çizdiğimiz vizyonun bir gereğidir. Hiçbir şeyi onlardan gizli yapmadım.

“Statik hukuk en kötü sonuçları doğurur…”

Politikacılar gibi şunu yaptım, bunu yaptım demek hoşuma gitmez ama birkaç şeyi anlatayım; Geçmişte Türkiye’yle, yüksek mahkemeler düzeyindeki münasebetlerimiz çok kısıtlıydı. Açılışlara bir iki misafir davet etmek, ona mukabil gitmekten ibaretti ilişkimiz… Benden önceki başkanla ilişkiler artmıştı, bunu geliştirdik. Uyuşmazlık mahkemesi, Anayasa Mahkemesi gibi mahkemelerle protokoller imzaladık. Türkiye’de yapılan bilimsel toplantılara davet edildik. Sempozyumlarda hitap etme fırsatı bulduk. Üçüncü ülkelerle ikili ilişkiler kurma fırsatı bulduk. Bu dış bağlantıları çok önemsiyoruz çünkü hukuk statik değil, dinamik olmalıdır. Statik hukuk en kötü sonuçları doğurur. Muhakkak gelişmelidir, bunun da yolu dışa açılmaktır. Kitaplardan okursunuz ama ikili temasın yerini tutmaz. Kararları inceleme noktasında fırsat bulduk. Bunlar geçmiş döneme kadar çok önemsenmedi. Kendi yağımızla kendi ciğerimizi kavururduk. Bir de İngilizlerin bilmem hangi tarihteki içtihatlarını uyguluyoruz.

Soru: Verilen bazı kararlar halk tarafından eleştirilere neden oluyor. Mevcut yasaların günün ihtiyaçlarına cevap vermediği, cezaların yetersiz olduğu şeklinde eleştiriler var. Sizce mevcut yasa ihtiyaca cevap veriyor mu?

Şafak Öneri: Baş ağrılarımızdan biri de budur. Daha genelden başlayayım; Her şeyden önce A’dan Z’ye tüm yasalarımızı elden geçirmemiz şart. O kadar uygulanmayan yasa var ki, bunların ayıklanması, ceza yasasının özellikle ele alınması lazım. Son değişiklikler yapıldı ama yeterli olmadı daha da olmalı. Bir kere ceza hükümlerini tekrardan elden geçirmek lazım. Az önce bahsettiğim odur. Statik kaldığınız sürece bunlar olur. Dinamik olmak demek hem başka ülkeleri takip etmek hem de sosyal yapınıza uygun olmayanları değiştirmektir. Bunun başka çaresi yok. Bunlar ayıklanmıyorsa bu eleştiriler her zaman olacak, haksız yere mahkeme de eleştirilecek. Bunu hazmedemiyorum gerçekten. Bu beni çok rahatsız ediyor. Zaman zaman kararlarda dengesizlik olabilir ama işin temeli yasalardan kaynaklanıyor. Yasalar güncel olmamasından kaynaklanıyor. Bir trafik kazası olur, dört kişi ölür. Verilen ceza 5 yıl. Bu suça vereceğiniz en fazla vereceğiniz 7 senedir. Eğer hafifletici sebebi varsa ki sabıkasının olmaması hafifletici sebeplerdendir. Dolayısıyla benzeri sabıkası yoksa, bu sefer otomatikman hakim onu indirmek zorunda. Kazada müteveffanın az veya çok kusuru varsa onu da dikkate almak zorunda. Azami 7 senelik suça 5 yıl ceza verilirse bu normaldir, anormal olan yasanın buna 7 sene vermesidir. Bu 15 sene olsa yasa ona 5 vermeyecek zaten. Olayın vahametine göre verir. Kazada sürücünün katkısı yoksa para cezası da verilebilir. Bunları kısıtlamamak lazım. Bunları yapacak Meclis’tir. 4 kişi öldü, 5 yıl ceza; Ne yapalım? Mahkeme en yüksek cezayı vermiştir zaten. Mahkemenin verdiği kararı uygun bulmayanlar Yüksek Mahkemeye gidecektir.

***
“Cezalar gülünç denecek durumdadır”

Soru: Alt mahkemenin verdiğini yüksek mahkeme bozmaz denir. Bu inanış doğru mudur?

Şafak Öneri: Öyle bir şey olamaz. Kaza Mahkeme’siyle görevimiz farklıdır. Yargılamayı alt mahkeme yapar. O istinafı dinler sadece. Mahkeme önüne konan neyse ona göre karar verir. Özellikle yüksek mahkeme alt mahkemeden geleni değerlendirir. Avukatlar mahkemenin önüne gerçeği olduğu gibi yansıtamıyorsa, mahkemenin önüne birtakım eksikliklerle geliyorsa adam kendini haklı görse bile mahkeme aleyhime karara verdi diyebilir. Mahkeme aleyhinize verecek çünkü siz tamam gelmediniz. Avukatınız her yönüyle getirmedi olayı mahkemenin önüne. Layıkıyla savunmadı… Yüzde yüz haklıdır adam. Hatta siz hissedersiniz de öyle olduğuna ama iş sona gelince yapacak bir şeyiniz de olmaz. Ancak önümüze konan veriler ışığında değerlendiririz. Belirli kurallar içinde takdirinizi kullanabilirsiniz. Halkın serzenişlerini başka yerde de araması lazım. Dolayısıyla birçok noktada değişikliğe gidilmeli. Cezalar gülünç denecek durumdadır. Benim her zaman savunduğum bir şey var. Her şeye evet, tüm tedbirlere evet ama caydırıcılık hususundan başka hiçbir şey suça engel olamaz. Ceza yasamızın değişmesi kaçınılmaz.

“Avukat iyi hazırlanırsa hakimin işi kolaylaşır”

Hakimin görevini yapmasında avukatların nitelikleri çok önemli yer tutuyor. Bazı meselelerde avukatlar öyle hazırlanır gelir ki size sadece doğruyu bulmak kalır. Eğer avukat tam gelmiyorsa işiniz zordur. Nemelazım diyemezsiniz. Hakimin önüne dört dörtlük hazırlanmış dava gelmişse hakim çok rahattır. Zayıf bir hazırlık varsa hakimin işi daha da zor olacaktır. Hakim, avukatın savcının yerine geçip araştırır. Bazı meseleler olur ki çok hazır gelir, size sadece karar vermek kalır. Hakimliğin zor tarafı da budur. 

Soru: Meslek hayatınıza dönüp baktığında “keşke” dediğiniz kararlar oldu mu?

Şafak Öneri: Hayır, hiç olmadı. Çünkü tüm kararlarımı düşünerek verdim. Bazen şöyle olur; Bir insanı beraat ettirirsiniz fakat o suçu işleyebileceğini düşünürsünüz. İşlediğini değil ama… Zaten işlediğini düşünseniz mahkum edeceksiniz. Bir takım eksikliklerden dolayı mahkum edemezsiniz. Bununla ilgili İngilizlerin güzel bir lafı vardır. “Suçsuz bir insanı mahkum edip hapse atmaktansa bin tane suçluyu serbest bırakırım…” diye. Suçu işlemediğine dair küçük bir şüphe dahi varsa, “işlemiş olabilir” diye düşünseniz de beraat ettirirsiniz. Şüphe çok tehlikelidir. O yüzden önsezilerinizle değil, önünüze konanlarla hareket etmek zorundasınız. Şüpheyi lehte yorumlamak gerekir. Suçsuz yere birini mahkum ettirdiğimi düşünmüyorum. Önümüzde ne varsa ona göre davranıyoruz. Kararlarımızda hiçbir zaman baskı olmadı ama telkin de olsa hakimlerimiz etki altında kalmaz. Yargımızla bu yönüyle gurur duyabiliriz. 

“Satıcı olan kişi ille de yüksek miktarlarla yakalanan kişi değil”

Soru: Bazı kişiler bir gram- iki gram uyuşturucu yüzünden mahkemeye çıkarılıyorlar. Yurtdışından turist olarak gelenlerde de aynı durum söz konusu. Bunların mahkemeye çıkarma yerine geri gönderilmesi mahkemenin işini hafifletmez mi?

Şafak Öneri: Bu işte en zor kısım budur. Satıcı olan kişi ille de yüksek miktarlarla yakalanan kişi değil. Cebinde birkaç gram olan da satıcı olabilir. Caydırıcılık noktasında, bu suçlara mutlaka ve mutlaka ibret verici cezalar verilmesi lazım. Bir gram da olsa, 10 gram da olsa, bu durumu değiştirmez yalnız bir nokta var. Uyuşturucu bağımlıları için bir yasa önerisi var. Tartışılması lazım gelen eksiklikler olsa da genel olarak bu bağımlılık noktasına cevap verecek. Bu şekilde yakalananların yani satıcı değil, içici olduğu düşünülen insanların, (bağımlıların)hapse girmeden rehabilite edilmeleri öngörülüyor. En azından bağımlıya bir kontrol süresi verir, hapse girmesini engeller. Yurtdışından gelenler için ise benim o konuda önerilerim var ancak şu an paylaşmam pek doğru olmaz. Size yakın noktada durduğumu söyleyebilirim. Bir hukukçu olarak bir suçun cezasız kalması değil bu söylediğim. Bir çare bulmak lazım.

Soru: Bu kişilere bir de yurtdışına çıkış yasağı konuluyor. İşlerinden güçlerinden olmaları bir yana, kalacak yer sorunu var. Bu konuda bir çalışmanız var mı?

Şafak Öneri: Bir eksikliği gündeme getiriyor bu sorunuz. Suçüstü mahkemeleri gibi bir şey yapılabilir. O suçüstü mahkemeleri kurulduğu takdirde ki,- çok çok zordur kabul ederim ama- bu gibi suçlar hemen yargının önüne gelip, hemen bitebilir. Bir olay olduğu takdirde ne bir ay bekleyecek, nede yurtdışına çıkışı engellenecek. Kişinin davası görülür, suçuna göre birkaç gün içinde sınırdışı edilir, para cezası veya olayına göre üç-beş gün hapis verilir. Ciddi meseleler bu mahkemelerde görülmez. Şu an çok ciddi kafa yormuş değiliz ama aklımıza geliyor. 

“Hürriyeti bağlamak sadece hapiste olmaz”

Bu gecikmelere gelince; Hep mahkemeye suç bulurlar ama öyle değil aslında. Bir sanık ister uyuşturucu, ister başka nedenden olsun, polis tarafından zanlı olarak tespit edildiği zaman orada bir prosedür var. 24 saat soruşturma yetkisi var, ya soruşturur, ya da hemen getirir. Mahkeme suçun durumuna göre veya delillerin toplanıp toplanamama veya karartılma ihtimaline göre üç gün tutukluluk verir. Üç günden sonra hala daha polisin ihtiyacı varsa onu mahkeme tespit eder 8 gün daha verir. 8 gün, 8 gün olmak üzere bu üç aya kadar çıkabilir. En fazla. Yurtdışından gelenleri düşünelim. Bir miktar esrar bulundu veya herhangi kaçak bir şey, girerken bir suç işledi. Onu alırlar, soruştururlar, mahkemeden tutukluluk isterler, soruşturma biter. Kısa sürer, tekrar mahkemeye gelir davası gelene kadar ya tutuklu kalır, ya da ispatı vücut etme veya değişik teminat şartlarıyla serbest bırakır. Ondan sonra mahkemenin önüne gelecek sürede mahkemenin hiçbir kontrolü yoktur. Dolayısıyla gelir, bir ay kalır, iki ay kalır davası görülmez. Davası değildir görülmeyen… Davası hazırlanamamıştır. Mahkemenin önüne gelmeyen gecikmelerden mahkeme sorumlu değildir. Mahkemeye geldikten sonra gecikme varsa o zaman eleştirilebilir ama mahkemeye gelmesi geciken meselede mahkeme sorumlu değil. Gecikme varsa o safhadadır. Bu yurtiçinde yakalanan sanıkta aylar alır. Ben buna adalet demem. 

“Bunlara isyanım var”

Bir adam zanlıysa bir an önce mahkemeye gelir, beraat edecekse eder, ceza çekecekse çeker. Siz adamın ensesinde Demoklesin kılıcını aylarca senelerce sallayamazsınız. Yurtdışına çıkışı engellenir, her hafta gider polise imza verir… Bunlar hürriyeti kısıtlayıcı şeylerdir. Hürriyeti bağlamak sadece hapiste olmaz. Bunlar insan haklarına aykırıdır ama oluyor. Polis müdürüyle olan konuşmalarda sıkıntının sebepleri ortaya çıkıyor. Mesela eleman eksikliği önemli bir sorun. Teknoloji eksikliği de polisi olması gereken düzeyden çok geri bıraktı. Bu adalet işi bir bütündür. Polisten başlar, savcıda devam eder, mahkemede biter. Bu üçlünün herhangi birinde bir aksilik varsa adalet de gecikir. Her şeyi mahkemeye yüklememek lazım. Adli Tıp mesela… Polis teknoloji olarak yetersiz, Adli Tıp da yok. Bazı ciddi meselelerde bazı şeyleri Türkiye’ye gönderirler, oradaki Adli Tıp Kurumu inceler. Bu da çok uzun zamanlar alabilir. Aylar seneler olur gelmez, yine mahkeme suçlu olur. Bunlara isyanım var. Hakim alacaksınız, bunları düzelteceksiniz, o zaman verdiğinizin karşılığını isteyeceksiniz. Şimdi verdiğinizin çok üstünde alıyorsunuz. 

“Hakimseniz herkesle görüşemezsiniz…”

Hakimlik her yönden çok zordur. Özellikle küçük toplumda hakim olmak daha da zordur. Hakimseniz tek adamsınızdır. Görüşeceğiniz kişiler kısıtlıdır. Hemen bir şey çıkarırlar. Aslında hiçbir hakim kararlarında hiç kimseden etkilenmez. Bir kere hakimler, arkadaşlarının/ yakınlarının davalarını görmezler. Gelirler izin isterler, bu benim akrabam/arkadaşım girmeyeyim der, anında izin verilir. Şaibeye bulaşmak istemedikleri için buna dikkat eder, Ben yeteri kadar tecrübe kazandıktan sonra böyle şeyleri umursamamaya başladım. 30 senelik hakim, 20 senelik hakim, zaten herkes nasıl bir insan olduğunu biliyor… Kendini kanıtlayacağı bir durum yok. Dürüst bir hakim imajı yoksa, halkın gözündeki değeri neyse odur o zaman. Benim hiç arkadaşım olmasın mı? Görüşmeyeyim mi? Zaten hakim aldığı kararlarla kendini kanıtlamışsa başka değerlendirmeye gerek var mı? Benim babam işçiydi. İşçi kesiminden çok arkadaşım olduğu gibi işadamı arkadaşlarım da var. Ben bu insanlarla görüşmeyeyim mi? Belki 30-40 senelik dostumuz, silip atacak mıyız arkadaşımızı? Mesleğinizle ilgili bir durum yoksa neden görüşmeniz engellensin, spekülasyonlara neden olsun? 

“Okul arkadaşımın uçağına bindim diye eleştirildim”

Zamanında arkadaşımın uçağına binip bilmem nereye gitmişim diye günlerce yazdılar. O dönemde hiç izah etmedim. İsteyen istediğini söylesin. Seni nasıl biliyorlarsa öylesindir. Kötü biliyorlarsa zaten değiştiremezsin. Geçen akşam canlı yayında yine o konuyu sorduklarında cevap verdim. Bu bahsettiğiniz kişi 40 yıllık arkadaşımdır. Üniversitede tanıştım. O ODTÜ’deydi ama ortak arkadaşlarımız vardı, görüşürdük. Memleketlim, Kıbrıslı, o dönemde birlikte olduğumuz arkadaşlarımızdandı… Ankara’da evimi taşırken birkaç gün eşyalarımı onların evine bırakmıştım. O uçağa da bir kez değil, çok kez bindim. Gene olsa gene binerim. Arkadaşımı atacak mıyım? Belki onu hırpalamak için o yolu tutmuş olabilirlerdi ama ben bunu kabul etmedim. Hakimlerde insandır. Gazeteciyle görüşme, avukatla görüşme, işadamıyla görüşme! Geriye kim kaldı? Hakimlerin tümüne bu eleştiri yapılıyor, bu da rahatsızlık veriyor. Hakimi işiyle eleştirin. Bu ilişikler işine yansıyorsa ve bir soysuzluk varsa birlikte halledelim. Zaten böyle insanların adalet teşkilatında yeri yok. Yine de biraz ölçülü olmayı kabul ederim. 

“Müvekkil yanlış bir seçil yapmışsa bedeli çok ağır olur”

Soru: Ülkede çok fazla avukat var. Birçoklarının büyük avukatlar yanında sigortasız çalıştığı söyleniyor. Bunlarla ilgili bir tedbir almayı düşünüyor musunuz?

Şafak Öneri: Bir kere yasal bir tedbir almanın anayasada karşılığı yok. Çalışma, meslek seçme özgürlüğü var dolayısıyla yasayla kısıtlamak olmaz. Genelde söylenen bir şey var, herkes kendi becerisiyle ekmeğini kazanacaksa kazanır, yoksa silinip gidecek diye… Bir yerde de doğrudur ama bu iş başka bir şeye benzemez. Yeri gelir müvekkillerinizin hayatıyla, yeri gelir parasıyla oynarsınız. Eğer müvekkil yanlış bir seçil yapmışsa bedeli çok ağır olur. O yüzden bunun formülünün bulunması lazım. Biz kendi açımızdan bunun formülünü şöyle bulabildik; Hakimlerin üye olduğu hukuk meclisi vardır. Yakın geçmişe kadar avukatlık için yapılan sınavları düzenlerdi. Bu sınavın düzeyini yüksek tutarsak o zaman bir miktar daha elenebilir dedik ama bu da çözüm değil. Bir iki üç derken yine girecek. Biraz gecikecek ama yine girecek. Üniversitelerin puan yükseltme gibi bir kısıtlaması olabilir. 

“Aldıkları eğitim Kontinental, burada uygulanan Anglosakson…”

En önemlisi üstüne basa basa vurgularım; Bizim uyguladığımız sistem Anglosakson, İngiliz Amerikan sistemidir. Yani esas belirgin olan da usül hukukunun iki sistem arasındaki farkıdır. Bu çok iyi bir sistemdir uyguladığımız. Daha adil sonuç verir bana göre… Kontinental sistemde usül çok farklıdır. Onlara göre de o daha adildir. Vahamet orada değil, vahamet bizim buradaki üniversitelerimizde Kontinental sistemde eğitim verilmesidir. Bir tek GAÜ’de sanıyorum Anglosakson sistem veriliyordu. Sonuçta bizim üniversitelerimizde, YÖK kuralları gereği, Türkiye’den öğrenci alınması için Kontinental sistem okutulur. Oradan çıkan Kıbrıslı çocuklar Kıbrıs’ta Anglosakson sistemi uygulamaya çalışır. Diyelim uluslar arası ilişkileri bitirdiniz, hukukta çalışıyorsunuz. Bırakın avukat enflasyonunu, ciddi şekilde eğitim eksikliği var. Ben de Ankara’dan mezunum ki, geldiğimde bocaladığımı söyleyebilirim. Elbette okul bir hukuk nosyonu verir ama uygulamaya dair hiçbir şey bilmezsiniz. Bu açık üç-beş senede de kapanmaz. Ben 7 senede ancak intibak edebildim. Tam intibak etmek için 7-8 sene geçer. Üstelik Anglosakson sistemi içtihat sistemidir. İngiliz bilmem kaç yılında bir karar vermiş, onu arayıp bulacaksınız. Bu çocuklar nasıl bulacak? Sayı fazla, eğitim yetersiz ve bu çocuklar avukatlık yapacak? Bunlardan ciddi başarı bekleyeceksiniz, olamaz. Çocuk ne kadar meraklı olsa da zamana ihtiyacı vardır. Sıkıntı sadece sayıda değil. Bunu YÖDAK ve üniversitelerle görüştük. En azından zorunlu seçmeli ders olarak Kıbrıs’a uygun üç ders koydurduk. 

“Uyuşturucunun önü alınamıyor”

Soru: Suçlarda trend var mı? Örneğin bundan 10 yıl önce şu suçlar, son yıllarda bu suçlar daha fazla işleniyor diyebilir miyiz?

Şafak Öneri: Tüm suçlarda artış var, azalış yok ama nüfus artışıyla orantılı. Buradaki nüfusun çeşitlenmesi haliyle suçları artırır, bu doğaldır. Ölçü bundan ziyade suç türlerinin nitelikleri. Vahim olan odur. Kavga darp bunların artmasının çok da önemi yoktur. Tamam, bunlar da toplumun huzurunu bozucu suçlardır ama diğer suçlara göre bir yerde tolore edilebilir. Mesela katillik, soygun, geceleyin ev açma, uyuşturucu gibi suçlar direk olarak ülkenin genel sulhunu bozan şeyler. Bireysel suçlar sulhu bozsa da, esas büyük suçlar toplumu etkiler. Katilliğe alışık olmayan bir ülke… Sıfır katillik varken, bir, ikiyken 20’e çıkarsa bunu nüfusun artışıyla bağdaştıramazsınız. Bu, insan kalitesiyle alakalıdır. 

“Geçmişte uyuşturucuya mücadele edilmedi”

Uyuşturucu tamamen farklı bir şey. 2000’de uyuşturucu dava sayısı 34’tü, 2014’de 287. Bu sene, şimdiye kadar gelen dava sayısı 119. Bu da 200’ü geçecek. Bu bambaşka bir suç türü. Bunun nüfus artışıyla ilişkisi yok. Bunun önü alınamıyor. Geçmişte mücadele yapılmadı. Yapılan mücadele polis ve mahkemenin omzundaydı. Yeterli olmadı belli. Bunun başka yaptırımları olması gerekiyor.

Soru: Cezaevinin fiziki yapısının suç çeşitlerinin artmasında etkisi var mı?

Şafak Öneri: “Asgari İnsan Haklarına Uygunluk Denetimi” diye bir usulümüz var. Yasalardan değil, bir gelenekten kaynaklanır bu. Mantığı da hakimin, hapse atacağı kişinin koşullarını görmesidir. Zaman zaman bu denetim yapılır. Ben de ziyaret ettim, hapishane yetersiz. Beş kişilik yere 10 kişi konuyor, dünyada o şekilde hapishane kalmadı. Mahkumlar çok iç içe. Bunları, şartlar kötüleştirilsin anlamında söylemiyorum. İnsan haklarına uygun yeni bir hapishane yapılmalı. Uyuşturucu kullanalar ayrı yerde, diğerleri ayrı yerde olursa denetim de kolay olur. Görülüyor gardiyanlarda sıkıntı var, nasıl denetlenmiyor, bunlar nasıl oluyor anlayamıyorum. Bir de ıslahevine acilen ihtiyaç var. İslahevi sadece cezaevi değil, adı üstünde islah edilecek yer. Genç suçlular ve çocuklar için ayrı bir yer şart. 20-21’e kadar olan suçluları da ayrı tutmak gerekiyor. 



Yurdagül Atun, 17.09.2015, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Medya, 

Seçkin Deniz Twitter Akışı