8 Mayıs 2018 Salı

SA6098/SD976: Distopya'dan Çıkış; İrtica Nereye Gitti?

"Türkiye halkını somut olarak 1950'den bu yana 'İrtica'nın karşıtları veya tarafları olarak lanse edilenlerin arasına sıkıştırıp aşağılayanlar, baskı altına alanlar, korku devleti üretenler bir arada olduklarına ve birbirine plaket verdiklerine göre irtica nereye gitti?"


Bir ölüden ya da programlanmış bir robottan farksız akademisyenlerle, yazar-çizerlerle dolu güzel ülkemde yine her şey, halkın ve halkın içindeki meraklı bizlerin iğne ile kuyu kazmaktan daha zor işler yapmasına mahkum. İmparatorluk artığı yüz yıllık bir geçmişin güce ilişik uygun adım ilerleyişinde, olanları sorgulamak yine bize düşüyor; elbette bize düşmeliydi, çünkü konu bizdik, bizim hayatımızdı, ama yine de insan güce ilişik yaşamaya adanmış kendi çocuklarından bir şeyler bekliyor, güçten koparak gelip annesine, babasına, kardeşine, akrabasına, komşusuna vatandaşına yarar sağlayan soruşturmalar yapmasını, yeteneklerini sergilemesini umuyor. Bu da bir umut nihayetinde evladından umut kesmeyen her anne babanın umudu gibi. 


Biz yine de halkını, anne-babasını terk etmeyen ve onunla yaşamayı seçen evlat olarak soruşturmaktan, karşılaştırma yapmaktan, iyi ile kötü arasındaki savaşta iyiden yana tavır almaktan vazgeçmiyoruz, aldatılanlarımız çok fazla olsa da onları azaltmak adına yine vazgeçmeyeceğiz.


Halkın çoğu bir uykudan uyanır gibi izliyor 24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimlerine giden süreci. Bu sürecin kendisi bile, hiç kimse hiçbir şey söylemese, hiçbir şey yapmasa kendisini anlatan büyük bir süreç; 16 Nisan 2017 referandumunda devleti ve devleti idare edecek olan sistemi tarihte ilk kez Türkiye'de halkın kendisi (%52) belirledi, bu sistemin adı Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi. 

2019 Kasım ayında yapılacak olan ilk seçimle birlikte bu sistem devreye girecekti, ancak 16 Nisan 2017 referandumunda Hayır diyen %48'lik kesimin tüm temsilcileri CHP, SP, HDP ve (Darbeci FETÖ ile ilişkileri herkes tarafından sorgulanan, genel başkanı Meral Akşener için, 15 Temmuz FETÖ darbesinin yapıldığı 2016'da, dönemin MHP genel Başkan Yardımcısı Koray Aydın'ın "Meral Akşener'in FETÖ'den destek aldığı kesindir" dediği ve bir yıl sonra, 2017'de MHP'den istifa ederek Akşener'in kuracağı partide yer alacağını, "Bu yeni mücadeleye omuz vermeyi milli bir vazife sayıyorum" diyerek ilan ettiği) İyi Parti(İP), referandumdan hemen sonra ittifak görüşmeleri yaparken, Evet cephesini oluşturan, 15 Temmuz sonrası ülke menfaatini öne alan tüm politikalarda eşgüdümlü hareket eden ve kendisine Cumhur İttifakı diyen Ak Parti-MHP cephesini tazyif etmek, parçalamak ve tabanını eritmek masadıyla Ak Partili ilk Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ü 2019 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Erdoğan'ın karşısında aday göstermek için çaba gösterenler her şeyi değiştirmişti. 


Türkiye, 17 Nisan 2018'de, Hayır ittifakının sıkı çalışmalarını  ve erken seçim çağrılarını gören Bahçeli'nin erken seçim çağrısıyla ve Erdoğan'la görüşmeleri sonrası birkaç gün içerisinde 24 Haziran 2018'de seçime gitme kararı aldı.


Muhalefet harıl harıl çalışıyor, heyecanlı açıklamalar yapılıyor,Refah Partisi'nin devamı olan Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Abdullah Gül merkezli mutabakat çalışmalarında sık sık CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve İP Genel başkanı Meral Akşener ile görüşüyor, bazen Kılıçdaroğlu-Akşener görüşmeleri gündeme oturuyordu, bazen de bu üç isim HDP'nin ittifaka katılacağına dair manipülatif açıklamalar yaparak kamuoyunu yokluyorlardı. 


Derken 24 Nisan 2018 günü akşam, Erbakan Ödülleri 2018 Töreni'ne katılan Abdullah Gül ile Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ile birlikte Erbakan Ödülleri töreninde ödül vermek üzere çağrılan ve ertesi gün (25 Nisan 2018) Sözcü gazetesindeki köşe yazısında, "Ve Türkiye kader seçimine koşarken hiç beklenmedik bir anda bir ışık doğdu.15 iyi insanın tarihe geçecek davranışları kendiniz yenilmiş hisseden milyonlar için başarının yanıbaşlarında durduğunu gösteren güçlü bir umut oldu." diye yazacak olan Uğur Dündar da vardı. 


Meral Akşener'le Gül'ün, Saadet Partisi'nin ve CHP'den Akşener'in partisine gönderilen 15 CHP'li vekilin ve milyonların (!) umudu arasındaki ilişki ilginçti...


Uğur Dündar Erbakan Ödülleri Töreni'ne neden çağrılmıştı, bu neyin simgesiydi?


28 Şubat 1997'de başlatılan Cadı Avı'nın adı 'İrtica' idi. İrtica ile suçlananların kim oldukları belirsizdi, suçlayanlar hem dine saygı gösterdiklerini söylüyor hem de dinleri olan İslam'ın emirlerini yerine getiren müslümanları aşağılıyor, polisler başörtüleri yüzünden okullarına sokulmayan kız öğrencileri yerlerde sürüklüyor, devlet namaz kılan, oruç tutan, 'selamünaleyküm', 'inşaallah' ya da 'maşaallah' diyen herkesi İrticacı olara tanımlayan medyanın işaretiyle halkın ve memurların canına okuyordu. Doktorlar başörtülü kadınları muayene etmiyor, üniversitelerde genç kızlar birer terörist gibi ikna odalarına alınıyor, ikna olduklarında taltif ediliyor olmadıklarında da nefretle aşağılanarak okulla ilişkileri kesiliyordu. 


Yüzde 99'u müslüman olan Türkiye müslümanlar için bir cehenneme döndürülmüştü; bütün müslümanlar fişleniyor, içki içmeyenler uyarılıyor ve aslında sonradan kendisinin de bu Distopya'nın, yani Kötü Yer'in yerel bir tasarımcısı olduğu ortaya çıkan FETÖ'nün okulları yararına halkın "Çocuklarım dinini de öğrensin" diyerek çocuklarını gönderdiği İmam Hatip Liseleri irtica yuvası olarak hedef gösterilip kapatılıyordu. Yetmiyordu, İsrail istihbaratı MOSSAD'ın hedef gösterdiği herkes terörist diyerek Devlet Güvenlik mahkemelerinde yargılanıyor ve idama mahkum ediliyordu. 


Sermaye 'Yeşil Sermaye' olarak İrtica ile ilişkilendiriliyor ve MÜSİAD üyesi şirketler iflasa sürükleniyordu. Cuma namazlarına gidenler takip ediliyor, eğer asker veya polis ise hemen 'İrtica' gerekçesiyle ihraç ediliyorlardı. Ki 2017-2018 yılları arasında şirket merkezini İngiltere'ye taşıyan Murat Ülker'in patronu olduğu Yıldız (Ülker) Holding güya 'Yeşil Sermaye' olarak hedefe konuyordu, ancak tuhaf bir şekilde bu şirket her geçen gün büyüyor ve Ordu kantinlerinde ürünleri eksilmiyordu. 


Ülker Grubu'nun İcra Kurulu Başkanı Murat Ülker, gazetecilerin Aralık 2006'da, "Siz yeşil sermaye misiniz?" sorusuna, "Ben de dünyada yeşil sermaye olduğuna inanıyorum. Ama dolardan başka yeşil sermaye tanımam. Çünkü doların rengi yeşildir." diyerek cevap verecek, Nisan 2013'te laik ressam Bedri Baykam'ın boş çerçevesine 125.000 dolar para ödeyecekti.




28 Şubat 2017'de Abdullah Gül, medyanın, yargının 'irticacı' olarak tanımladığı ve süreç sonunda Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılacak olan Refah Partisi'nin Doğru Yol Partisi ile kurduğu Refah-Yol Koalisyon Hükümeti olan 54. Hükümette, Refah partisi milletvekili olarak Devlet Bakanlığı ve Hükümet Sözcülüğü görevlerini ifa ediyordu. Medya ve Yargı'ya göre, 'İrtica İktidardaydı'.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş'ın, genel başkanı Necmettin Erbakan'ın Başbakan olduğu İktidardaki 'Refah Partisi'nin Temelli Kapatılmasına Karar Verilmesi' istemiyle Anayasa Mahkemesinde açtığı  21.05.1997 tarihli Kapatma Davası'nın iddianamesinde şöyle yazıyordu


"Okullarda öğrencilerin dinsel kuralların emrettiği biçimde takılan başörtüsü ile bulunmalarının laiklik ilkesine aykırı olduğu kesinleşmiş yüksek mahkeme kararıyla belgelenmesine rağmen, Genel Başkan Necmettin Erbakan dahil, Refah Partisinin tüm yöneticileri, kendilerine oy getirdiği inancıyla hemen her konuşmalarında okullarda ve hatta Devlet dairelerinde başörtüsü ile öğrenim görme ve çalışmanın Anayasal bir hak olduğunu ısrarla iddia ederek halkı kışkırtmışlar, eylemler düzenlemişler, hatta genel başkan Erbakan İktidar olduklarında 'rektörlerin başörtüsüne selam duracağını' bir seçim konuşmasında ileri sürebilmiştir." 


Refah Partisi'nin tüm yöneticilerinden biri Abdullah Gül'dü ve Erbakan Ödülleri törenine onunla birlikte katılan kendi tabiriyle 'soruşturmacı gazeteci' Uğur Dündar 'irtica haberleri' ile 28 Şubat'ın efsane 'Arena'cısıydı.


Recep Tayyip Erdoğan'ın kurduğu Ak Parti  Hükümeti'nin girişimleriyle oluşturulan 28 Şubat Alt  Komisyonu'na verdiği 18 Ekim 2012  tarihli ifadesinde o dönemleri şöyle anlatıyordu Uğur Dündar:


"Özel televizyonlar başlayınca, çalıştığım Hürriyet gazetesinin ortağı olduğu Show TV’de Arena’yı Profesör Haluk Şahin’le birlikte 92 sonlarında, 93 yılı başında ekrana getirdik, daha sonra da Kanal D’de yaptım.Ve, sonra da 28 Şubat iktidarının iş başına getirdiği hükûmetin Başbakan Yardımcısı olan ve bir ara da Başbakanlık yapan Mesut Yılmaz ve kardeşi Turgut Yılmaz’ın hışmına uğrayarak… Bütün dönemlerde hışma uğradım, şu anda aklıma geldiği için söylüyorum, hatırlarsanız bir “Beyaz Enerji” operasyonu yapılmıştı. “Beyaz Enerji” operasyonunu yapan jandarmanın fezlekesinde Turgut Yılmaz’ın da adı diğer 29 iş adamıyla birlikte geçtiği için onu çıkartmadığımdan çalıştığım “Uzanlar”ın televizyonundan ayrılmak zorunda kaldım, sonra bir buçuk yıl iş yapamadım. Yani, hem 28 Şubatta korku filmlerine benzer dönemler yaşadım, hem de daha sonra işsiz kaldım. 2002 yılında tekrar Kanal D’ye döndüm ve o tarihten 2011 yılı Ekim sonuna kadar Doğan grubunda CNN Türk, Kanal D ve son olarak da STAR televizyonunun satıldığı tarihe kadar Doğan grubunda çalıştım. Ve Star televizyonu satılırken benim Genel Yayın Yönetmenliğini ve sunuculuğunu, anchormanliğini yaptığım ana haber bülteni, Türkiye’de en çok seyredilen ana haber bülteniydi ve ondan önce yani ayrılmamdan önce yapılan genel seçimlerde de tüm Türkiye yani Türkiye’deki bütün seçmen profilinin seçim gecesi kilitlenerek seyrettiği bir yayını ekrana getirdim. Ve şu anda televizyonculuğumu yapamıyorum. Bunu da bir baskı sürecinin sonucu olarak değerlendiriyorum. Hâlen Sözcü gazetesinde köşe yazarlığı yapıyorum, özgürce düşündüklerimi kamuoyuyla paylaşıyorum." 


Sözcü gazetesi 15 Temmuz 2016 NATO-ABD-AB-FETÖ askeri darbesinin yapıldığı günün gündüzünde Erdoğan'ın kaldığı Marmaris'teki Otel'in görüntülerini internet sitesinde "Altı gündür kameraların önüne çıkmayan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ı Sözcü buldu" başlığı ile yayınlayan bir gazeteydi. 


Ve 'İrtica' 15 yıl sonra yerini başka bir şeye bırakıyordu Uğur Dündar'ın ifadesinde: 


"Hemen belirteyim, 28 Şubat süreci olarak bilinen dönemde sadece yolsuzluk haberlerinin peşinden koşmadım. Muhafazakâr ve mütedeyyin insanlarımızın dinî duygularını sömüren ve Başbakan Tayyip Erdoğan’ın bana “dinden beslenenler” deyimiyle tanımladığı din bezirgânlarıyla ilgili haberler de yaptım. Bunları ekrana getirirken hiç kimseden bir telkin, öneri veya emir almadım. O günlerin görünen gerçeği kimlerse -diğer televizyoncuların ve habercilerin de yaptığı gibi- o gerçekleri ekrana getirdim. Bu tür haberlerin ekranlarda ve gazete sayfalarında yoğunlaşmasının bir nedeni de, reyting ve tiraj getirmesiydi. Nitekim, medya patronu Dinç Bilgin’de bu olayı böyle açıkladı. O günlerin popüler figürlerinden Fadime Şahin’in adı televizyoncular arasında “Reyting Kraliçesi”ne çıkmıştı. Kapısında nöbet tutanlar bile vardı. Erken davranan Fadime Şahin’i ana haber bültenine çıkarıyor ve reytingi kurtarıyordu."


Konu sadece rating miydi? Nisan 2012'de Habertürk TV ekranlarında yayınlanan Söz Sende programına konuk olan Uğur Dündar’a Balçiçek İlter'in 28 Şubat sürecini 'İrtica Formatı'na oturtan medya operasyonlarından biri olan "Fadime Şahin, Ali Kalkancı ve Müslüm Gündüz Seks Üçgeni' ile ilgili sorulara cevap vermekte zorlanacaktı. Ana Haber bültenlerinde görünen gerçeği aktardıklarını ifade eden Dündar, İlter’in, ‘Sonradan bütün bunların düzmece olduğu ortaya çıktı’ sözleri karşısında bocalamış ve ‘Ben onları çok az ekrana çıkartabildim’ demişti. 


Kasım 2009'da FETÖ'nün hakimleri ve savcıları (Bunlardan biri Zekeriya Öz) Dursun Çiçek'i  sorguya çekmişlerdi. Demokrasiye Müdahale Eylem Planı’nın altında ıslak imzası bulunan Deniz Piyade Kurmay Albay Dursun Çiçek, “Ergenekon terör örgütü üyesi olmak” ve “darbeye zemin hazırlamak” suçlarından tutuklanırken, savcıların Çiçek’e yönelttiği ‘bu plan ile ilgili olarak kimlerden talimat aldığı ve planın hayata geçirilmesi aşamasında koordinasyonu kimin sağladığı’, ‘talimatla haber yaptırdığı’ yönündeki sorulardan biri şuydu:


"Uğur Dündar’a talimat verdin mi?"


"İrticayla Mücadele Eylem Planı’nın “Medya Faaliyetleri” başlığı altında “Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okul öğrencilerine ait ibadet görüntü ve haberlerinin medyada yoğun olarak yer alması sağlanarak Milli Eğitim Bakanı kamuoyu nezdinde yıpratılacaktır” şeklinde ibareler yer alıyor. 23 Ekim’de Uğur Dündar’la Star Ana Haber bülteninde Cuma namazına giden öğrencilerin “Okuldan Cumaya” başlığıyla haber yapıldığı görüldü, Uğur Dündar’la irtibatınız var mı? O haberin hazırlanması ve yayınlanması ile ilgili olarak bir talimatınız oldu mu?" 


Uğur Dündar aynı zamanda FETÖ'nün talimatıyla aralarında iş adamları, milletvekilleri ve gazetecilerin de bulunduğu 59 kişinin yasadışı dinlenmesiyle ilgili, FETÖ lideri Gülen ve eski emniyet müdürlerinin sanık olduğu dava kapsamında mağdur sıfatıyla tanık olarak 13 Nisan 2018'de  ifade vermişti.  


“Sanıklardan Ali Fuat Yılmazer bir gün çalıştığım televizyona kızını getirip gezdirirken benim odama uğramış, ‘Gel kızım, senin, Türkiye’nin en dürüst gazetecisi ile fotoğrafını çekeyim’ demişti. Bu sanık bir yandan bana ‘Türkiye’nin en dürüst gazetecisi’ diyor, ancak daha sonradan benim özel hayatımda ve sosyal hayatımdaki tüm konuşmalarımı ve faaliyetlerimi illegal olarak izliyor. Ben açık yaşayan biriyim. ‘Acaba bulurlar mı’ diye gizlediğim bir hayatım yoktur. Ancak bu dinlemenin illegal olarak yapılması gurur kırıcı ve son derece utanç verici bir durumdur. Bu nedenle ben kendimi mağdur hissediyorum ve tüm sanıklardan şikayetçiyim. Davaya katılmak ve takip etmek istiyorum.”


Eğitim-Bir Sen'in Şubat 2014 tarihli 'Rakamlarla 28 Şubat Raporu'nda 'İrtica'nın ne olduğuna dair tesbit şöyleydi:


1997 Postmodern Darbesinin en büyük gerekçesi “irtica tehlikesi” idi. MGK’ya sunulan raporlarda ve 18 maddelik bildirgede tehlike üç ana başlıkta toplanıyordu;


1. Devletin içinde “irticai kadrolaşma ve sızma” vardı. TSK’daki subaylar tasfiye edilmiş/ediliyorsa MGK kararı ile bütün devlet kurumlarındakiler tasfiye edilmeliydi.


2. İmam Hatip Liseleri siyasal İslam’ın arka bahçesi olmuştu ve Kur’an Kursları her yerde yaygınlaşmıştı. Eğer önlem alınmazsa yapılan istatistiklere göre 2005 yılında Türkiye İran gibi olacaktı.


3. Tarikat ve Cemaatler yasa dışı yapılar olup iç tehdit olarak Türkiye’de din devleti kurma konusunda hızla ilerlemekteydiler.


15 Temmuz 2016'daki NATO-ABD-AB-FETÖ darbesini yapan kadro, 28 Şubat 1997' tarihli MGK tutanağına “irticai kadrolaşma ve sızma” olarak geçen FETÖ mensubu subay ve astsubaylardı. 2005 yılında İran gibi olacak denen Türkiye'de 2016 yılındaki FETÖ darbesi ile Siyasi İktidar devrilecek ve FETÖ lideri Gülen Humeyni gibi Türkiye'ye dönecek ve Türkiye ABD tarafından İran gibi yapılacaktı, (Bakınız; SA5428/SD860: İran Halkı'nın Uzun Aldatılma Hikayesi, Seçkin Deniz) ancak Türkiye Erdoğan ve onu destekleyen Bahçeli ve halkın direnişi ile İran olmaktan kurtulmuştu. 


Bugünkü mücadele de ABD'nin basit bir kuklası olan bir devlet modelinden ziyade kendi iradesi ile kendi sistemini belirleyen halkın direniş ve bağımsızlık mücadelesiydi. Cumhur İttifakı'nın karşısına Gül'ü aday olarak çıkarmak isteyenler böyle bir amacın karşısında duruyorlardı.


Milli Güvenlik Kurulu'nun (MGK), 28 Şubat 1997 tarihli tutanağına göre, Türkiye'de şeriat hukukuna dayalı bir İslam cumhuriyeti kurmayı amaçlayan aşırı dinci grupların, demokratik laik ve sosyal hukuk devleti olan cumhuriyete karşı oldukları ifade edilerek, alınacak tedbirler konusunda hükümete tavsiyede bulunulmuştu, hepsi buydu... 


Oysa NATO odaklı her yapılanmanın yaptığı gibi herkes üstüne düşen rolü oynuyordu. Rolünü iyi oynayan sistemde yerini muhafaza ediyor iyi oynayamayan da dinlenmeye çekiliyor, lüks ve itibar içinde yaşayıp gidiyordu. Çünkü 2002'den önce, NATO odaklı yapıların elemanı olan hiç kimse işlediği suçlardan dolayı yargılanmıyordu.


2018 yılında Türkiye, halkın talebi ile açılan binlerce İmam-Hatip Ortaokulu ve Lisesi'ne rağmen henüz İran ya da Arabistan olmamıştı; çünkü böyle bir ihtimal imkansızdı, lider olma geleneği binlerce yıldır var olan Türkiye halkı asla İran veya Arabistan gibi yapay ülkelerin yapay şeriat gösterilerinden fışkıran din modellerine sıcak bakmamıştı, ABD'nin cemaat-tarikat kanallarından sürdürdüğü askerî darbeyi de bu yüzden durdurmuştu.


Ancak  3. maddede yazılan ifadede doğru taraflar da vardı: 


"NATO-Pentagon bağlantılı Tarikat ve Cemaatler yasa dışı yapılar olup iç tehdit olarak Türkiye’de NATO dizaynlı din devleti kurma konusunda hızla ilerlemekteydiler." 


FETÖ ve alt ortakları tam olarak bunun için çalışıyorlardı; fakat 28 Şubat'ı yapan İrtica karşıtı Laikler birkaç istisna dışında FETÖ'ye dokunmamışlardı. Yani Satanizmin emirlerine uyanlar aydın, ilerici ve gelişmişti, uymayanların tümü de mürteci idi...


Prof. Fuat Keyman Radikal' 2'de yayınlanan 22 Nisan 2012 tarihli '28 Şubat ve Sol' başlıklı analizinde "28 Şubat’ta, CHP Başkanı Deniz Baykal, askeri “sivil toplum” olarak tanımladı ve darbeyi destekledi. CHP, 27 Nisan’ı ve öncesi 367 tartışmalarını da güçlü bir şekilde destekledi. Dahası DİSK, TİSK, KESK, TÜRK-İŞ ve TÜSİAD, 28 Şubat’ı açık açık destekledi. 27 Nisan ile ilgili muğlak bir tavır ortaya koydular." demişti. 


Refah Partisi'nin devamı olan Saadet Partisi'nin Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, referandum öncesinde, Şubat 2017'de Necmettin Erbakan'ı anma etkinliğinde kendisi gibi Hayırcı olan CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'na Erbakan fotoğraflı 'Davam' plaketi verecekti. Bu geçmişin iki düşman partisinin sevinerek paylaştığı ve poz verdiği 'Dava' neydi acaba? Hangisi mürteciydi bunların ya da mürteci diyen kimdi?




1993'te Madımak-Gladio Yangın operasyonunda 'Sivas Belediye Başkanı olan Temel Karamollaoğlu'nun, Cüneyt Özdemir'in sunduğu 5N1K'da Madımak katliamına ilişkin "Ölenler yanarak ölmedi dumandan zehirlendi" şeklindeki akıl dışı sözlerini Haber Sol basit bir haber olarak geçiştiriyordu. 

Madımak katliamını yapanlar, Uğur Mumcu'yu, Özal'ı 1993'te öldürenlerdi; daha sonra Madımak ve Uğur Mumcu cinayetleri ve diğer faili meçhuller Refah-İran masasında pişirilip halka İrtica diyerek pazarlanmıştı ve 28 Şubat'ta gelene kadar PKK-Hizbullah, Laik-Müslüman çatışmaları üretip halkı itiraz edemez hale getirmeye çalıştılar.


Gül'ün ortak aday şartı koyduğu mutabakat, "Gül CHP'nin adayı olursa Erdoğan'a oy veririm" diyen eski CHP Genel başkan adayı Muharrem İnce tarafından boşa düşürülüp suç Akşener'e yüklendikten sonra sağlanamayınca Gül'ün adaylık süreci -kendi açıklamasına göre- sona erdi, ancak geçmişte 'irtica' masasında görev bölümü yaparak çalışanlar bugün müttefik olarak kaldıkları yerden, milletvekili seçimleri için devam ediyorlar. 


Erdoğan'a oy veririm diyerek Gül seçeneğini tarihe gömen Muharrem İnce Cuma namazını kılarak Seçim-İktidar kampanyasını başlatan aday olarak CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı, Karamollaoğlu da eğer 100 bin imza toplanırsa Saadet Partisi'nin, Akşener ise rüzgarlarla sevindirik bir şekilde uçuşmaktan vazgeçmiyor.


5 Mayıs 2018 tarihli habere göre: CHP, İYİ Parti, SP ve DP ittifakının protokol imzaları tamamlandı. Cumhurbaşkanlığı seçimi 2. tura kalırsa HDP'den gelecek destek beklenmek üzere  4 partinin genel başkan yardımcıları tarafından YSK'ya teslim edilecek olan ittifakın ismi ise, "Millet İttifakı" oldu. Demokrat Partili Başbakan Adnan Menderes'in idam edilmesini hatırlatmasından başka tabela değeri bile kalmayan DP de aslında İllet İttifakı da denebilecek olan bu yapıya dahil oldu, Menderese de 'irticacı' demişlerdi şimdi DP'nin dahil olduğu yapının tasarımcıları.


Türkiye halkını somut olarak 1950'den bu yana 'İrtica'nın karşıtları veya tarafları olarak lanse edilenlerin arasına sıkıştırıp aşağılayanlar, baskı altına alanlar, korku devleti üretenler bir arada olduklarına ve birbirine plaket verdiklerine göre irtica nereye gitti?


İrtica'nin nereden çıktığı ve nereye gittiği artık belli; 'irtica 'bir öcüydü Satanizm'in bu millete reva gördüğü Distopya'nın inşâsı için, 2002 ve sonrasında halkın çocukları tarafından deşifre edilince de sistem dışına itildi, çatışmanın tarafları kardeş pozlarında halkla alay edercesine gülümsüyorlar.


Halk, daha doğrusu halkın etkin çoğunluğu 3 Kasım 2002'den beri Distopya'dan Çıkış'ın destanını yazıyor, ABD gibi tarihin gördüğü en vahşi, en acımasız özelliklere sahip güçlü bir emperyal satanist imparatorluğun kurduğu korku devletini yok ediyor ve o korku devletinin yerel figüranlarını sistem dışına itmeden önce kararlı duruşuyla karşısına diziyor ve asil bir şekilde etkisiz hale getirerek tarihe gömüyor.


Distopya'dan Çıkış sürecek, çünkü dünya bütünüyle satanizmin tasarımı olan 'Kötü Yer' haline gelmekle gelmemek arasında çok hassas bir dönemde... Çünkü artık 'Nato Siber Savaş Simülasyonları' ile savaş tatbikatları yapıyor; nasıl bir strateji üretmek ve uygulamak gerektiği konusunda karar vermek zorundayız; su kaynaklarımız, elektrik şebekelerimiz, bilgi güvenliğimiz tehdit altında, tam olarak bütün insanlar olarak dünyadaki hayatımız tehdit altında ve bu bir teori olmaktan çıkalı çok uzun zaman oldu.



<<SA6056/SD967: Distopya'dan Çıkış; İnorganik Zihniyetin Büyük Yenilgisi








Seçkin Deniz, 08.05.2018, Sonsuz Ark, Ağacın Çürümüş Yaprakları-24, Sorgulamalar



Bilgi: 


Distopya nedir?


Distopya, (anti-ütopya Yunanca dystopia) çoğunlukla ütopik bir toplum anlayışının anti-tezini tanımlamak için kullanılır. Distopik bir toplum otoriter - totaliter bir devlet modeli ya da benzer bir başka baskıcı sistem altında karakterize edilir. Gelecekte olabilecek olumsuz toplumları tanımlamak için kullanılan ‘distopya’ kelimesinin kökeni eski Yunancaya dayanır. Anti-ütopya diye de adlandırabileceğimiz distopyayı oluşturan ‘dis’ ve ‘topya’ hecelerinin kökü eski yunancada ‘kötü’ ve ‘yer’ olarak yer alır.


Distopik toplumlar zulüm, terör, fakirlik, sefalet veya çok ilerlemiş teknolojinin topluma olumsuz yansımasının olduğu kurgusal toplumlardır. Bu toplumlarda ağırlıkla baskıcı, otoriter/ totaliter bir devlet sistemleri vardır. Bu kurgularda toplum çoğunlukla aşırı nüfus ile birlikte kişisel veya genel tüm özgürlüklerin kısıtlaması veya kontrol altındadır.


Distopik kurgu dünyalar, genellikle geçmiş zamanda yaşanan bir savaş, felaket veya devrim sonrası bu durumların üzerine kurulmuşlardır. İnsanlık çöküşüne doğru sürüklenir, yıkıma doğru gider. Yaşam ve doğa sömürülür veya yok edilen bir gelecek tasvir edilir.


Distopik kurgularda çeşitli kurgu unsurlar yer alır. 


Ekolojik distopyalarda, insanlık doğa ile kısmen veya tamamen ilişkisini koparmıştır. Doğaya yabancılaşmıştır ve doğal çevrenin tamamen yok olmasına doğru giden durumlar anlatılır. 
Ekonomik distopyalarda; bir yâ da birden fazla büyük şirketler toplumu ele geçirmişlerdir. Toplumu manipüle eden propaganda, reklamlar kullanırlar ve her şeye nüfus etmişlerdir. Tüm kaynaklar ve insan yaşamı da dâhil olmak üzere her şey onların sıkı kontrolü altındadır.

Siyasi distopyaların kökeninde otoriter / totaliter bir devler sistemi vardır. Bu tek ulus veya küresel bir hükümet şeklinde olabilir. Toplumdaki her şey devlet güçleri tarafından kontrol edilir, kişisel özgülük yoktur (ki bu zaten bir mittir), hiç bir şeye güven yoktur ki zaten insan hakları da yoktur. İnsan yaşamı da dahil her kaynak devletin / hükümetin kontrolü altındadır. 
Spiritül distopyalarda, insanlığın inşa ettiği her şeyi yok eden değişik şekil veya boyutta bir fikir kurgusu vardır. Dünyayı tehlikeli bir ideoloji ve ya din yönetir veya tehdit eder.

Bilim ve teknoloji distopyalarında ise toplumu çöküşe götüren unsur teknolojidir. Yapay zekâ, insanları öldüren robotlar, insan hayatının en basit eylemlerinde bile kullanılan teknolojiye aşırı bağlılık şeklinde tasvir edilir. 
Virüs veya genetik yapı ile oynanmış toplumlarda distopik kurgu unsurları arasında yer alır.

Yukarıda anlatılan distopik unsurlar tek başına kurgulana bildiği gibi farklı iki veya daha fazla unsurların bir arada getirilerek kurgulanması şeklinde (teknoloji unsuru ile siyasi unsur vb) farklı ve uç noktalarda distopyalar yaratılabilir.

Örnek vermek gerekirse; 1984 (George Orwell), Fahrenheit 451 (Ray Bradbury) ve Cesur Yeni Dünya (Aldous Huxley) kitapları distopik kurgu edebiyatının temel yapı taşlarındandır.




Sonsuz Ark'tan

  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

Seçkin Deniz Twitter Akışı