7 Kasım 2015 Cumartesi

SA2005/KY40-HF2: İdamlık Bir Şia Eleştirisi-Hüsameddin Ferzîzâde: İslâm’dan İslâm’a-Uydurulan İslâm’dan İndirilen İslâm’a Yolculuk 2

Sonsuz Ark'ın Notu:
22 yaşında Azerî kökenli İran vatandaşı bir Üniversite öğrencisi olan Hüsameddin Ferzîzâde Şiâ'ya yönelik sistematik eleştirisi yüzünden İran İslam Cumhuriyeti adı ile anılan Faşist Velayet- Ruhbanlık Sistemi tarafından idama mahkum edilmiştir. Aşağıda bu tertemiz delikanlının aziz hâtırâsına ve eserine dair tercümeyi bulacaksınız. Ona destek olmak için bu çalışmayı yayınlıyoruz. (Güncel Not: Hüsameddin Ferzîzâde kardeşimiz, 14.09.2020 günü yayınladığımız aşağıdaki çalışmasını paylaştığım Twitter hesabıma şu mesajı bırakmıştır: "Selam, Hayatımın zor günlerinde beni desteklediğiniz için teşekkür ederim. Husamuddin farzizade" Çalışmasını yayınladığımız zamandan bu yana 5 yıl geçmiş, bu zaman içinde, 1993 doğumlu olan bu genç kardeşimiz İdam'dan kurtulmuş, ancak üniversiteden atılmış, hayatı cehenneme çevrilmiş bir durumda. Umuyorum dost ellerimiz ona uzanabilir  Türkiye olarak. Seçkin Deniz)
Seçkin Deniz, 07.11.2015

Bismillahirrahmanirrahim

Ehl-i Beyt kavramının saptırılması

Yahudiler bir taraftan Şiiler adına Hz. Ömer hakkında rivayetler uydurup güya babasının kim olduğunun belli olmadığını ve dolayısıyla Hz. Ömer’in haşa veled-i zina ve cinsi sapık/eşcinsel olduğunu iddia ederken diğer taraftan da Hz. Ali ve oğulları hakkında aşırı hadisler uydurmuşlardır. Güya Cebrail şeytanın tuzağına düşerek Peygamberlik bilgilerini yanlışlıkla Ali yerine Muhammed’e vermiştir!(10) Bu mantıkla hareket ederek Ali ve evlatlarını Ehl-i Beyt olarak adlandırırlar. 

Oysa herkesin bildiği gibi Ehl-i Beyt kavramı kişinin eşleri, oğulları ve kızlarını ihtiva eder. Ayrıca Ehl-i Beyt anlayışı ancak kişi hayatteyken bir anlam taşır. Dolayısıyla kişi öldükten sonra bu kavram pek bir anlam taşımaz. Ehl-i Beyt anlayışı özellikle eşleri ve kadınları içine alır. Çünkü oğul ve kızlar evlenip başka aileler kurar ve sonuçta başka beytlere yani evlere mensup olup kendileri için yeni bir Ehl-i Beyt teşkil ederler.

Şianın bizzat kendi hadisleri Ali ve evlatlarının hiçbir şekilde “ehli beytlik” iddiasında bulunmadıklarını açıkça göstermektedir. Şia alimlerinin iddia ettiğinin aksine Ali ve torunları hiçbir zaman masumiyet iddiasında bulunup bu konudan bahsetmemiş, hilafetin onların hakkı olduğuna dair hiçbir açıklama ve beyanda bulunmamış ve kendilerini ilahi olarak seçilmiş kişiler olarak nitelememişlerdir.(11)

Şii alimlerinin rivayet ettiğine göre Şianın beşinci imamı Muhammed Bakır’a “neden gulatı Şia Hz. Ali’yi Allah veya Peygamber olarak görüyor?” diye sorulduğunda “Onlar hadisi nakl eden fırkaları veya hadisin sahibini tanımamışlardır” diye cevaplamıştır. Şiilerin iddia ettiği gibi eğer imamlar masum olsaydı, ilimleri birbirinden ayıran lakaplı İmam Bakır bunu itiraf etmez miydi?

Yahudiler muhtelif hadisler uydurarak Müslümanların gelecekte parçalanmalarının zeminini hazırlamışlardır. Peygamber adına uydurulan “Benim takipçilerim 12 İmam olacak” hadisi de bir Yahudi uydurmasıdır. 

Hatta bu sahte ve uydurma hadis Ehli Sünnet’in hadis kitaplarına bile girebilmiştir. Ancak Safevilerden sonra yazılan hadis kitaplarında tafsilatlı bir şekilde bu sahte ve yalan hadis üzerine yeni eklemeler ve bilgiler üretilmiştir. Safevi sonrasında 12 imamın adları dahi bu hadisin metnine ilave edilmiştir. Bu sahte ve uydurma hadis “Câbir hadisi” olarak bilinmektedir.

Hadisin tarihinden açıkça anlaşılan bu hadisin ravilerinin de tamamen sahte olduğudur. 12 İmam Şiası’nın haklılığını ispatlamak için bu sahte kimlikler sonradan uydurulmuştur. Bu sahte hadis tarihte isna aşariye Şiasının şekillenmesine yol açmıştır. Öyle ki, Şianın 11. İmamı olan Hasan Askerî öldükten sonra Şiiler onun kardeşini imam olarak kabul etmek istemiş fakat o fasık olduğu veya böyle şeyleri doğru bulmadığı için Şiiler başka bir yola girmiştir. 

Hasan el-Askerî için hiç olmayan bir oğul uydurdular. Hiç dünyaya gelmemiş ve hiçkimsenin görmediği bu çocuğu daha sonra gaybete gönderdiler. Onun son imam ve halife olduğu üzerinde ittifak ettiler.(12) Böylece rivayet edilen sahte hadisin öngörüsü de gerçekleşmiş oluyordu.

Ayrıca, bu sahte hadis Hz. Muhammed’in dilinden değil Tevrat’tan naklediliyordu.(13) Tevratın Tekvin bölümüne dikkat edilirse, Hz. İsmailin neslinden 12 padişahın ortaya çıkacağı öngörülmektedir. (14)

Bu yüzden 12 imamla ilgili olan bu hadisin kaynağının Hz. Muhammed değil de Tevrat olduğu şüphesizdir. Tevrat’ta bulunan sayının 14 veya 13 değil de 12 olması çok düşündürücüdür. 

Zira Şia anlayışına göre Hz. Muhammed (sav) ve Hz. Fatıma’yı masum olarak görülseler de imamlık mertebesinden aşağıdadırlar. Tevrat’ın bu rivayeti üzerine Şia anlayışı bir yandan da Hz. Ali’yi Peygamber ve Hz. Muhammed’i de Hz. Ali’nin hakkını gasp eden bir kişi olarak takdim etmektedir. 

Çünkü Yahudi ve Fars geleneğine göre Şahlık babadan oğula geçen bir olgudur. Bu anlayışa göre Hz. Muhammed’in oğlu olmadığından şah olamazdı. Bu yüzden Hz. Muhammed sahneden atılarak yerine Ali geçmeliydi. Bu sahte hadisleri uyduranlar ne yaptıklarını çok iyi biliyorlardı. Bu hadislerin kahir ekseriyeti zahiren Müslüman olmuş Yahudiler tarafından uydurulmuştur.



Çeviren: Mustafa İkbâl
Tahkik ve Notlandıran: Bülent Şahin Erdeğer

Hüsameddin Ferzîzâde, 07.11.2015, Sonsuz Ark, Konuk Yazar


Hüsameddin Ferzîzâde Yazıları




Metin adresi:


Notlar:

10- Ahmed b. Hanbel Hz. Ali’den şunu rivayet etmiştir: Beni Resulullah çağırdı ve buyurdu ki:

"Sende İsâ'ya benzer bir yön vardır. Yahudiler onu öylesine horlamışlardır ki, anasına iftira bile etmişlerdir. Hrıstiyanlar da öylesine sevmişlerdir ki, onu kendisine layık olmayan bir yere indirmişlerdir." Ali şöyle devam etti: Dikkat edin, iki grup, benim hakkımda kendilerini gerçekten mahvedeceklerdir. Birisi sevenlerdir ki, beni bende olmayan şeylerle öveceklerdir. Diğeri de horlayanlardır ki, bana olan kinleri onları bana iftiraya zorlayacaktır. Bakın, ben Peygamber değilim. Bana vahiy gelmez. Ama ben gücümün yettiği kadar Allah'ın kitabına ve Resulullahın sünnetine uygun iş yaparım. Size Allah'a boyun eğmeyi emrettiğim sürece hoşunuza gitse de gitmese de bana boyun eğmek görevinizdir. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I/160) (B)

11- "Şia mezhebinin bazı akaid kitaplarında, Velayet-i Tekvin başlığı altında 12 İmam'ın gaybi bilebilecekleri ve kainatın yönetiminin 12 İmam'ın elinde olduğu iddia edilir. Bu yaklaşım kökleri Platon felsefesine kadar dayanan Hz. Peygamber'i ve soyunun varlık niteliğini Allah'tan bir parça olarak gören 'Nûr-u Muhammedi' felsefesinin İbn-i Arabi tarafından teorize edilmesinde yatmaktadır.

Şia kelamı da maalesef İbn-i Arabî çizgisinden etkilenmişti. Hatta İmam Humeynî kendi devlet felsefesini açıkladığı "İslam Fıkhında Hükümet" (İslam'da Devlet) isimli kitabında (Ayetullah el- Humeynî; İslam'da Devlet, Sh. 91-92, Objektif Yayınları İstanbul 1991) daha sonraları İran İslam Cumhuriyeti'nde pratize edilecek olan İslam devletinin kutsallığını bu İbn-i Arabici varlık teorisine dayandırmaktaydı. 

Bu sebepten İmam Humeynî, Hz. Muhammed ve 12 İmam'ın mertebesini Peygamberler ve bütün meleklerin mertebesinden üstün tutmakta ve şöyle demektedir: "Mezhebimiz gereğince bu manevi makamlara melek-i mukarreb ve nebiyy-i mürsel de erişemez."demektedir.

Şia'nın imamları hakkında iddia ettiklerinin aynısını tasavvufçular evliya dedikleri meşhurları ve çevreleri hakkında iddia ederler. Şia'nın birçok fırkasına göre imamlar; Resulullah'tan sonra insanları yönetmek için Allah tarafından seçilmiş insanlardır. Onun için imamlar özel ledunni ilimlere sahiptirler ve ne unutur ne de hata ederler. Allah nezdinde seçilmiş ve vehbi ilimle donatılmış olarak üstün makamlara sahiptirler. Allah onları bu iş için özel olarak yaratmıştır. 

Ayetullah Humeyni'den önce Kazımeyn-i Burucerdi'nin yazdığı "Cevahira'l-Velaya" kitabında da bu ifadelerin yer aldığı görülmektedir. "İrşad-ı Deylemi" kitabı bunları nakletmektedir. Şu sözlere bakalım: "Hz. Rıza semaya buyurdu: Kıyamet günü ahir zaman Peygamberinin ve masum imamlar olan onun çocuklarının şefaatine muhtaç olmayacak melek-i mukarreb ya da Peygamber-i mürsel veya mü'min kalmayacak. Dünyada nebilerin çoğu, güçlük ve sıkıntıda Peygambere ve onun ehli beytine tevessül arayıp onları şefaatçi olarak benimsiyorlar, sıkıntılardan kurtuluyorlar, hacetlerine nail oluyorlardı." (Bkz. Ali Şeriati, Ali Şiası Safevi Şiası, Sh. 150) 

Aynı kitapta yine şöyle denilmektedir: "Bu delil imamların enbiya-i ululazm'dan daha üstün olduğunu açıkça gösterir." Sh. 148. el-Kuleyni, "el-Kafi fi'l-Usul" kitabında imamların dünya ve ahiretin sahibi olduklarını belirten bir bölüm açmış ve şöyle demiştir:

"Ebû Abdillah-Cafer es-Sadık şöyle demiştir: Şüphesiz dünya ve ahiret imamındır. Dilediği yere bırakır ve istediği kişiye verir. "El-Kafi fil-Usili, 1/409, İran baskısı. Şia'nın aşırı kolları imamların bütün Peygamberlerden üstün ve daha çok hidayet üzere olduklarını, insanlar içinde gelmiş geçmiş herkesten daha bilgili olduklarını söylerler, "Ayetler ve uyarılar iman etmeyen bir millete fayda vermez." (Yunus, 101) ayetinde Allah, önce ayetler, sonra uyarıları zikretmiştir ki, ayetler imamlar, uyarılar da Peygamberlerdir, onun için imamlar Peygamberlerden üstündür, derler. el-Kuleynî, el-kafi fi'l-Usul, 1/207, Şia'nın bu konudaki inancı ve kaynakları için bkz. Ali Ömer Furayc, eş-Şiatu fi't Tasavvuri'l-İslami, Sh. 112-149, Daru Ammar, Amman, 1985. (Bkz. Prof. Dr. İbrahim Sarmış, Tasavvuf ve İslam, Ekin Yay.) (B)

12- Iraklı Şii alim Ahmed el-Katib, Ahmed el-Katib, “Tatavvuru’l-Fikir’s-Siyasi eş-Şi’î mine’ş-Şura ila velayeti’l-Fakîh,” adlı eserinde 12. İmam diye birinin hiç dünyaya gelmeyen hayali bir karakter olduğunu delilleriyle kanıtlamaktadır. Eser Türkçe’ye “Şura’dan Velayeti Fakih’e Şia Siyasal Düşüncesinin Gelişimi” başlığıyla tercüme edilmiştir. (Kitabiyat Yay. Ankara, 2005) (B)

13- Örneğin: Ehli Beyt imamlarının (a.s) tümünün mübarek isimlerinin Tevrat’ta geçtiği ve İbranicede şöyle olduğu nakledilmiştir:

Mizmiz (Mustafa), İlya (Ali Mürteza), Kayzur (Hasan Mücteba), İrytil (şehid Hüseyin), Meşfur (Zeynülabidin), Meshur (İmam Bakır), Meşmut (Cafer Sadık), Zumera (Musa Kazım), Hazad (Ali b. Musa Rıza), Teymura (Muhammed Taki), Nestur (Ali Naki), Nukaş (Hasan Askeri), Kadimunya (Muhammed b. Hasan) Sahibu’z-Zaman (a.c) Şeyh Saduk, Uyun-i Ahbari’r-Rıza, Beyrut, Müessese-i İlmî Metbuati, evvel, 1404 k, c. 2, s. 147. (B)

14- “Ve İsmaile gelince, seni işittim; işte, onu mubarek kıldım, ve onu semereli edeceğim, ve onu ziyadesile çoğaltacağım; on iki beyin babası olacak, ve onu büyük millet edeceğim.” (Eski Ahid,
Tekvin 17/20) (B

Seçkin Deniz Twitter Akışı