23 Mart 2024 Cumartesi

SA10651/SD3053: Sıkıntı (Roman); 7. Bölüm-Vadi 7

   Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

"Çok karmaşık sistemlerden oluşuyordu erkek ve kadın, ikisi insan sınıfının birer alt kümeleri olarak da ayrık sistemlerdi, eğer Allah’ın belirlediği standartlar onları sınırlamıyorsa, birlikte kesişim kümesi oldukları anlarda da ortaya çıkan karmaşa yüksek yoğunluklu bir etkileşim fırtınasına dönüşüyordu."


Babamın benden roka salatası, karımdan da çay istemesi derin birer anlam taşıyordu; karım ‘Roka Salatası’ istediğini söylediğinde babamın bir şeyler sezdiğini anlamıştım. Bir evlilik ombudsmanı gibi ustalıkla araya girmiş ve kırmadan, incitmeden başlangıcı hatırlatmıştı babam, bana da ‘evden çok uzak kalıyorsun’ demişti açıkça ve annemin müdahale edeceğini bile bile risk almış, kendi hayatından bir kesit anlatmıştı.

Karıma da bir mesaj vermişti böylece: ‘Bizim hayat şartlarımız sizinkinden daha zordu, kocanın kıymetini bil!’ Annem de sezmişti durumu ve evden uzak kalmanın bazen zorunluluk olduğunu kadınların buna tahammül ederek sabırlı olmaları gerektiğini anlatmıştı kendi diliyle.

"Evlilik okulları, ebeveyn okulları, milyonlarca yıllık insanlık tarihinde yeni tip aracı kurumlar ve kişiler olarak eğitimli insanları evlilik kurumunun saygın şemsiyesi altına toplamaya gayret ediyorlar." diyordu ‘Vadi Yazarı’. "Nisa Suresinin 35. ayetinin koyduğu ezeli ve ebedi kaide değişmiyor: ‘Eğer karı-kocanın arasının açılmasından endişe ederseniz, erkeğin ailesinden bir hakem, kadının ailesinden bir hakem gönderin. İki taraf düzeltmek isterlerse, Allah da onları uzlaştırır. Şüphesiz Allah, hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdardır.’ İnsanların ürettiği ve Medenî hukuk adını verdikleri hukuk sistemleri kadının veya erkeğin haklarını korumak üzere her gün kendilerini geliştirmek zorunda kalıyorlar, yüksek yargı kararları, birer içtihat olarak kanun yerine geçip kadın ve erkeğin uzlaşması üzerine farklı seçenekler üretiyor. Fakat Kur’an, Bakara Suresinin 228. ayetinde, ‘Erkeklerin kadınlar üzerindeki hakları gibi, kadınların da erkekler üzerinde belli hakları vardır. Ancak erkekler, kadınlara göre bir derece üstünlüğe sahiptirler.’ diyor."

Çok karmaşık sistemlerden oluşuyordu erkek ve kadın, ikisi insan sınıfının birer alt kümeleri olarak da ayrık sistemlerdi, eğer Allah’ın belirlediği standartlar onları sınırlamıyorsa, birlikte kesişim kümesi oldukları anlarda da ortaya çıkan karmaşa yüksek yoğunluklu bir etkileşim fırtınasına dönüşüyordu.

Sorguluyordu ve ayetlerin ihsan ettiği fırsatlardan bahsediyordu ‘Bekçi’, insanın bu sorgulamaya ihtiyacı vardı, çünkü insan kayboluyordu, içinde yaşadığımız toplum ve dünya hiçbirimizi kendi karmaşasından uzakta ve muaf tutmuyordu, biz çağın insanlarıydık ve çağ bütünüyle hepimizin üzerine abanmıştı:

"Önce insanı sadece erkekten ibaret sayan, sonra birer lütuf bahşeder gibi süregiden zamanda kadına bir insan olarak kullanabileceği esnek hak aralığı veren ve bundan sonrasında ortaya çıkan dengesizlikleri ortadan kaldırmak için erkeklerin haklarını düzenleyen Batılı insan, yetersizliğini gizleyemiyor. ‘Eğer bir kadın kocasının, kendisine kötü davranmasından yahut yüz çevirmesinden endişe ederse, uzlaşarak aralarını düzeltmelerinde ikisine de bir günah yoktur. Uzlaşmak daha hayırlıdır. Nefisler ise kıskançlığa ve bencil tutkulara hazır kılınmıştır. Eğer iyilik eder ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır’ diyor Nisa Suresinin 128. ayeti. Tüm tahriflere rağmen evlilik kurumu insan merkezli olmaktan uzaklaştırılamıyor ve varlığını sürdürmeye devam ediyor. Ne yazık ki; gençler, ebeveynlerine ait buldukları evlilik şeklini beğenmezken, kendilerinin üretebildikleri bir şekle henüz sahip değiller. İtiraz ettikleri kader merkezli evliliklerle irade merkezli evlilikler bağlamında yeterli kanaatlere ulaşabilmiş de değiller. Görücü usulü evliliklerle, karşılıklı tanıma ile başlayan evlilikler arasında açığa çıkan büyük boşluk gençleri yeni tür korkulara sürüklüyor."

Gençler, çocuklarımız geleceğe karşı korunmasız kalmamalıydı, bilinçli olmalıydı, din diye dayatılan her şeyi Kur’an’la sorgulamak gerektiğini düşünüyordu; derdi buydu ‘Vadi Yazarı’nın:

"İnsanın kaderinde ne yazıldığını bilmemesine rağmen, yaptığı tercihleri kadere yüklemesi çok ilginç bir tezat oluşturuyor. Bu tezat, kendi iradesiyle karar veren insanın kader dışında bir gerçekleşmeyi sağlamaya gücü yetecekmiş gibi bir anlam kaymasını da barındırmaktadır. Görücü usulü zemininde gerçekleşen evlilikler kader dahilinde; seçerek, anlaşarak gerçekleşen evlilikler kader dahilinde değilmiş gibi algılanıyor. Oysa kader, insanın bilerek düşünce ve davranışlarını ona uydurmaya /uydurmamaya çalıştığı bir program değildir. Kader, sadece Allah tarafından bilinir; zamana tabii olan insan, aklı ve iradesiyle karar vermekle mükelleftir. Evlenme usullerinin bu tarz bir değerlendirme zemini bulması geçmişte yapılan saptırmalardan kaynaklanmaktadır. Allah’ın insan iradesinin alanına koyduğu evlilik kararının, insanlar tarafından yanlış konumlandırılan kadere yüklenmesi, rıza dışı evliliklerin meşrulaştırılması gibi ahlâk ve İslâm dışı gerçekleşmelerden dolayı insanların algılarına sürülmüş kara bir lekedir."

‘Vadi Yazarı’, dinin hâkimi ve sahibi gibi kendilerini toplumun üst-seçilmiş sınıfı sayan yapıların bu düşünceleri yüzünden kendisini dışladığını, işini yapamaz hale getirdiğini ve Kur’an’a çağrısının büyük bir tepkiyle karşılandığını not düşmüştü benim için.

"Elbette; Allah, yarattığı her şey üzerinde hüküm ve bilgi sahibidir. O’nun bu sınırsızlığı, sorumlu tutulacağı alanlarda insanı kendi iradesi dışında davranmaya zorlamaz. İnsana kendi irâdesi ile yüklenen sorumluluklar dolayısıyla ödül ve ceza sistemini vaat eden Allah, insan iradesi üzerinde bu tarz bir baskı kurmamıştır. Zirâ Allah âdildir." diyordu ve geleceği yeniden kurgulamak için bugünün sağlam bir şekilde tartışılması gerektiğini söylüyordu:

"Yeni nesil Müslüman genç erkeklerin ve genç kızların birçoğu, yaşadıkları, özellikle Fransa ve eski Türkiye gibi Batılı-laik toplumların/devletlerin fertlere tanıdıkları hakları -eğitim-öğretim hakkı, çalışma ve giyinme hakkı- kısıtladıklarını vurguluyorlar. Onların şikayetlerinde haklı oldukları kanunlar, yönetmelikler ve uygulamalarla sabittir. Kanun koyucular ve kanunlara uyulup uyulmadığını denetleyen yargı ve kolluk sistemleri kadınlara dayatılan kıyafet tiplerini hukukî bulurken demokratik davranmayarak anayasal anlamda tutarsız davranmaktadır."

Gençlerin sağlıklı düşünmeleri için haklarını bilmelerini ve bu hakları asla taviz vermeden korumaları gerektiğini, kurulan tuzaklara düşmemek için uyanık kalmaya mecbur olduklarını ısrarla vurguluyordu:

"Dayatılan ve meşrulaştırılan kıyafet tiplerine göre insanların özel/iş hayat alanlarını daraltan ve eş seçimlerinde, medeni hukukun sağladığı hakları kullanamayan bazı tesettürlü kızlar ve kadınlar ile yasaklanmış kıyafetleri giyen eşlere sahip olmakla işlerini kaybetmek riskinin tetiklediği kaygılar taşıyan erkeklerin özgür iradeleri bizzat sistem eliyle sınırlanmaktadır. İnsanları inandıkları değerlere göre davranmaktan dolayı cezalandıran sistem laik bir sistemden daha çok dayatmacı ve din karşıtı bir sistem olarak yerinde durmaktadır. 2002 sonrası Erdoğan faktörünün ortadan kaldırdığı faşist uygulamalar, herhangi bir iktidar değişikliğinde yeniden aktif olarak uygulanabilecek şekilde muhafaza edilmektedir."


<< Önceki                      Sonraki>>


[22.03.2024, (7/15 (641))]

Lütfen gitmek istediğiniz bölümü tıklayınız:


Seçkin Deniz, 23.03.2024, Sonsuz Ark, Sıkıntı, Roman

Sıkıntı





Sonsuz Ark'tan

  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.

 

    

Seçkin Deniz Twitter Akışı