2 Nisan 2021 Cuma

SA9142/KY1-CÇ766: Naapan

Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

Sonsuz Ark'ın Notu:
Kadın'a yönelik şiddetin psiko-sosyolojik tabanına yönelik akademik çalışmaların yetersizliğine dikkat çeken 'kurgusal' bu çalışmasıyla değerli yazarımız Cemal Çalık, 'değer' yozlaşmasına maruz kalan erkeklerin ve kadınların yaşadıkları psiko-nevrotik sorunların çözümünün yanlış yerlerde arandığına dikkat çekmektedir. Sorun bütün insanlığı ilgilendirmektedir.
Seçkin Deniz, 02.04.2021

Kınayan kınasın, umurumda değil. Ama, ama şunu hemen belirteyim ki, kınamadan önce olayı bütün boyutlarıyla öğrenmeniz gerekmez mi? Neler yaşadığımı, ne kadar mücadele ettiğimi, kendimi tutmak için nasıl terlediğimi bilmeniz gerekmez mi? Bunları yaptınız da mı koştunuz kınamaya? Her şeyden önce, -kendi eşarbıyla gırtlağını sıkıp öldürdüğüm- kadını kaç kez uyardığımı biliyor musunuz? Ergene eş boşamak kolay. Beni zerre kadar tanımadan kadın düşmanı, öfke kontrolü problemi olan biri diye yaftalayabilirsiniz. Ağzınız torba değil ki büzeyim. Siz olsanız ne yapardınız? 

Siz olsanız hiç kuşkum yok ki, lime lime ederdiniz, benim gırtlağını sıkmakla yetindiğimi. Evet, elinize kırılmaz bir sopa alır kafasına kafasına vururdunuz. Kafasını toprakla bir yapardınız. Hırsınızı alamaz, üzerinde tepinirdiniz olanca gücünüzle. Hiç dudak bükmeyin, hiç göz yıkmayın, hiç kaş kaldırmayın.. aynen dediğim gibi yapardınız. Po’nun (Edgar Elen Poe) bir öyküsü vardır hani. Gözü tuhaf olan yaşlı birini öldüren hizmetçinin anlatıldığı öykü. O hizmetçinin yaptığından daha fazlasını yapardınız. Hatta kiminiz öldürdüğüm kadına benzin döker ateşe verir, acılar içinde çığlık atarken ağzınıza bir sigara yerleştirir izlerdiniz. Bunu kurmuyorum. Bunu biliyorum. Siz tanığı değilsiniz. Yaşattığının insanı nasıl çileden çıkardığını bilmiyorsunuz. Bilemezsiniz. Düşünü bile göremez, hayalini bile kuramazsınız.

Kaç kez kendisini uyardım. “Bakın” dedim “Böyle yüksek sesle bağırıp durmayın! Yalnız değilsiniz! Rahatsız ediyorsunuz. Rahatsız oluyorum. Ben geç yatarım. Oldukça geç. Siz yüksek sesle sabahın köründe bağırınca uykudan uyanıyor, yataktan fırlıyorum. Buna hakkınız yok! Lütfen! Hastası olan vardır, uykusuzluktan mustarip olanlar vardır. Lütfen!” Duydu mu? Ne gezer. Hiç tınmadı. Hatta güldü her keresinde. Kimi görse, büfenin önünden kim geçse o cırtlak mı cırtlak sesiyle “N” sesine üçten fazla “A” sesi yapıştırıyor -bir tahayyül edin- sonra bir “P” sesi.. peşine yine üçten fazla “A” sesi.. sonuna da bir “N” sesi.. “Naaaapaaaan!” Çıkan ses bu. Bir kere mi? Hayır? Bir kere olsa belki umursamazdım. İnsanı çileden çıkaran renklerde giydiği elbiseleri umursamadığım gibi. Bazen uçuk mu uçuk sarı renkli kazak, bazen kan kırmızısı bir tayyör, bazen mor bir şapka. Ayakkabı renklerini sormayın. O kadar uyumsuz giyerdi ki kazara insanın gözü ilişse üç gün midesi bulanırdı. Benim hep bulandı. Yani sırf bunun için bile sıkabilirdim gırtlağını. Aranıyordu. Tanrı'ya ant olsun ki aranıyordu. Biri gırtlağımı sıksın, binefes etsin diye aranıyor, çırpınıyordu. Demek ki beni kestirmiş gözüne.

Yine uykudan fırladım bağırışıyla .ıllığın! Dengemi kaybettim, burnumun üstüne düştüm. Burnum kanadı. Allah’tan kırılmadı. Kanını durdurdum burnumun. Balkona çıktım. Sigara eşliğinde bir iki bardak çay içtim. Aç karnına yaptım bunları. Dışarı baktım. Büfeye baktım. .ıllık, büfenin -bana göre- sağına koyduğu sandalyeye kurulmuş, etrafında oynaşan köpeklerle oynuyordu. Burnumdan soluduğumu inkâr edecek değilim. Boynuna bir eşarp bağlamış. Gözlerim eşarba takılınca içim açıldı, gönlüm ferahladı. Olacak olan, olması gereken tüm çıplaklığıyla belirdi gözümün önünde. Bu kere balkondan seslenmeyecek, balkondan uyarmayacaktım. Nasılsa, birazdan .ıllığın bir iki hempası geçecekti, onlar geçerken bu da;

- Naaapaaann? Diye bağıracaktı. Kendilerine seslenilenler gülecek, bir el işareti yapıp geçip gideceklerdi. Tetikte beklemeye başladım. Gerekçem için gerekecek materyali dört gözle bekliyorum. Çok beklemeyeceğimi biliyordum. Umduğum gibi oldu. Köpeğini gezdirmeye çıkmış yaşlı bir adam büfenin önünden geçerken bizimki seslendi;

- Naaapaaann? Adam güldü. El salladı. O yine aynı cırtlak sesle ve daha güçlü olarak peş peşe

- Naapaaann? Naaapaaann? Naaapaaann? Diye bağırdı.

Çayımdaki son yudumu aldım, boş bardağı yuvarlak, plastik masaya usulca bıraktım. Bir sigara daha sarıp yaktım. Ve dışarı çıktım. Oldukça soğuk kanlıydım. Öylesine bir uyarı, eylemimin gerekçesini haklı çıkaracak bir uyarı yapacaktım. Oldukça sert bir yüz ifadesiyle karşısına çıkacağımı bekliyorsunuzdur! Hayır, oldukça sakindim, haklı her insanın takındığı tavırdan öte bir tavır, ifade yoktu yüzümde. Hatta bir tebessüm bile iliştirmiştim yüzüme. Kendiliğinden ilişmişti, zoraki bir gülümseme değil yani. Yanına vardım.

- Bakın, dedim, bakın hanım efendi, yine sabahın köründe yüksek sesle bağırıyorsunuz? Neden? Lütfen bu huyunuzu terk edin! 

Ne yaptı dersiniz? Sırıttı ve,

- Naaapaaann! Dedi her zamanki duyarsızlıkla. Gördüğüm, tanık olduğum her zamanki gibi sorumsuzluk, her zamanki gibi vurdumduymazlık, her zamanki gibi alaycılık, her zamanki gibi saygısızlık, her zamanki gibi pişkinlik, her zamanki gibi şirretlik, her zamanki gibi vahşilik, her zamanki gibi ablaklık, her zamanki gibi üstencilik, her zamanki gibi paralayıcı, her zamanki gibi habislik, her zamanki gibi namertlik, her zamanki gibi dayılık, her zamanki gibi jurnalcilik, her zamanki gibi kadirbilmezlik idi.. yanına yaklaştım. Boynuna doladığı eşarbın iki ucunu kavradım, elle boğmanın zor olduğunu biliyordum. İp, demir tel ve eşarpla kolaydı. Fırsat çıkmıştı karşıma. Olanca gücümle eşarpla sıkmaya başladım. Debeleniyor, tekme atmaya çalışıyordu. Tekmeyle olmayacağını anlamış olmalı ki elleriyle kollarıma sarıldı, baktı ki öyle de olmayacak boynunu sıkan eşarba asıldı bu kere. Ama cılız mı cılız. Ben onun iki katıyım, nasıl durduracak? Hırladı. Hırladı. Gözleri yuvalarından fırlayacak gibi oldu. Bir an bırakmak düşüncesi geçti içimden, hemen kovdum o uğursuz düşünceyi. Hareketsiz kalıncaya, nefes almayı bırakıncaya kadar sakince sıktım sıktım. Allah’tan gelen kimse olmadı. Hoş birileri gelse de elimden alamazlardı. Övünmek gibi olmasın yüz otuz kiloluk bir devim. Öyle boş bir kilo da değil ha! Boyum iki metreye yakın. Vücut geliştirme salonlarının müdavimi biri olan beni kaç kişi durdurabilirdi ki? 

Sorgumda,

- Pişman mısın? Dediler.

- Evet, pişmanım.. daha önce yapmadığım için pişmanım.. boşu boşuna o kadar eziyet çekmezdim daha önce yapsaydım! Eşarbı takmamış olsa sanırım aklıma gelmezdi.. böyle şeyler söyledim galiba.. gerçekten pişmanım.. onca çileyi niye yaşadım ben? Kahrolası eşarbı daha önce, ilk bağırdığında takmış olsaydı iki yıldan çektiğim çileyi çekmezdim.. çekeceğim varmış!


Cemal Çalık, 02.04.2021,  Konuk Yazar, Sonsuz Ark, Öykü

Facebook 



Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.


Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı