1 Haziran 2020 Pazartesi

SA8625/SD1709: Sıkıntı (Roman); 1. Bölüm-Gök 35

"Herhangi bir dinî değeri önemsemeyen, dinsiz ya da laik, doğulu ve batılı insanların nasıl eğlendiğini sordum İD’e. Barlardan, kadınların ve erkeklerin neredeyse tamamen çıplak bir şekilde dans ettiği ve diğer erkeklerin ve kadınların onları seyrettiği, onlarla veya birbirleriyle orada ya da sonrasında cinsel içerikli eylemler gerçekleştirdiği eğlence mekanlarından bahsetti. Bunun insanı huzurlu kılıp kılmadığını sordum."


Allah’ın Elçisi Muhammed’in, “Hangi kadın daha hayırlıdır?” diye sorusuna verdiği, ‘Kocası yüzüne baktığı zaman onu sevindiren, emrettiği vakit itaat eden, yanında bulunmadığı vakit malını ve iffetini koruyandır" cevabı bugün feminizm ve eşitlik kıskacında erkek düşmanı haline getirilen bir kadın için çok anlam ifade etmiyordu, ancak bu ilkelere uymamakta ısrar eden kadınların yaşadığı ve yaşattığı sorunlarla oluşan çok büyük bir kaosun bütün dünyayı sardığını görebiliyorduk.

İD, Avrupa’da bazı evli çiftlerin kimi zaman heyecan için, kimi zaman da başka nedenlerle, başka insanlarla birlikte olduklarını ve bir süre sonra da birbirlerine dönerek beraberce yaşamaya devam ettiklerini söyledi. Sadece erkekler değil, kadınlar da iffetin ne olduğunu önemsemiyorlardı.

Amacı sadece tatmin olmaktan ibaret olan insanların arayışı sürüyordu. Kadınların makyajdan giyime ve estetik müdahalelere kadar nasıl bir beğenilme arzusunun kurbanı olduğunu soruşturabilecek bir nesnelliğe sahip değildi yaşadığımız çağın düşünürleri.

Oysa, bize önerdiği şey netti karanlık çağlarda insanlığa elçi olarak gönderilen ve Allah’ın öğrettiklerini bildiren son peygamberin; ‘Kadınlarla dört şey için evlenilir: malı için, soyu için, güzelliği için, dîni için; dindâr olanı tercih et’

Psikolojik ve sosyolojik olarak ilk üç özelliğin insanlık için ne tür sorunlar ürettiğinin farkındaydık; dindarlık bir ölçü olarak ortaya konurken elbette, diğer üç özelliğin önemsiz olduğundan bahsedilmiyordu. Allah’ın dini olan İslam’ın temel ilkelerini esas alan bir dindarlık, diğer üç özelliği de üretebilecek ya da çok önemli hale getirmeyecek bir atmosfer üretiyordu.

Allah’ın Elçisi vefatından kısa bir süre önce Hacc’da insanlara hitap ettiği Vedâ hutbesinde Erkeklerin kadınlar üzerinde hakları olduğu gibi kadınların da erkekler üzerinde hakları olduğunu söylemişti. Erkekler, eş ve çocuklarının barınma, güvenlik, eğitim, sağlık, seyahat, ziyaret, ibadet, giyim-kuşam, yeme-içme gibi tüm ihtiyaçlarını üstlenmek ve sağlamak zorundaydı.

Nûr Suresi 31. ayet çok ince uyarılarda bulunuyordu:

‘Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zînet (yer)lerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar. Zinetlerini, kocalarından yahut babalarından yahut kocalarının babalarından yahut oğullarından yahut üvey oğullarından yahut erkek kardeşlerinden yahut erkek kardeşlerinin oğullarından yahut kız kardeşlerinin oğullarından yahut müslüman kadınlardan yahut sahip oldukları kölelerden yahut erkekliği kalmamış hizmetçilerden yahut da henüz kadınların mahrem yerlerine vakıf olmayan erkek çocuklardan başkalarına göstermesinler. Gizledikleri zinetler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey mü’minler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz!’

Üzerinde çok düşünülmesi ve tartışılması gereken bir ilahî çerçeveydi bu ve sadece kadınlarla sınırlı değildi. Allah, Nûr Suresi 30. Ayet inanan erkekleri çok açık bir şekilde uyarıyordu: ‘Mü’min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. Şüphe yok ki, Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır.’

Herhangi bir dinî değeri önemsemeyen, dinsiz ya da laik, doğulu ve batılı insanların nasıl eğlendiğini sordum İD’e. Barlardan, kadınların ve erkeklerin neredeyse tamamen çıplak bir şekilde dans ettiği ve diğer erkeklerin ve kadınların onları seyrettiği, onlarla veya birbirleriyle orada ya da sonrasında cinsel içerikli eylemler gerçekleştirdiği eğlence mekanlarından bahsetti. Bunun insanı huzurlu kılıp kılmadığını sordum.

İD, huzurlu kılmadığını, insanların iyi bir şey olmadığını bildikleri halde eğlendirdiği ve depresif düşünmelerini engellediği için o tür şeyler yaptıklarını söyledi. Avrupalıların, çocuklar dahil neredeyse tamamının psikiyatrik ilaçlar kullandığını da sözlerine ekledi. Ona göre, cinsel sapkınlıklar da bu kültürel yozlaşmadan ve olağan dışı benzeşmelerden kaynaklanıyordu. Kadınlar her türlü cinsel özgürlüğü kullanmaktan yanaydı, ancak evlenmek ve çocuk doğurmak istemiyorlardı. Erkekler daha fazla cinsel özgürlükten şikayetçi değildi.

Anlatmaya devam ettim. Bu hikâye Erkek ve Kadın'la başlamış ve onlarla devam etmişti. Arada karışık bir şeyler yaşanmıştı, Pompei’de, Antik Yunan’da ,Lut Kavmi’nde; halen yaşanıyordu, çok sonra da yaşanacaktı. Ama insanın tarihindeki her yeni başlangıç erkek ve kadın arasındaki sabit, değişmez ilişki türüne geri dönülerek sağlanmıştı, çünkü başka çare yoktu, çünkü kadın doğurmalıydı ki, insan denen 'şey' var olma imkânı bulabilsin.

Roma’da iki erkeğin caddede, herkesin içinde birbirine yaptıklarını caddedeki insanların alkışladığını gördüğünü ve bundan rahatsız olduğunu da anlattı İD, Milano’da bir çocuğu bulunan arkadaşının ağlayarak anlattığı hikâyesini de aktardı. Kocası artık evli kalmak istemediğini söylemişti ona. Çünkü artık kadınlarla değil erkeklerle birlikte olmak istiyordu. Erkek-Kadın ilişkileri bozulmuştu ve insanlık umutsuz görünüyordu; dünya bu kötülüklerden kurtulmak için yok olmalıydı.

Ona A’râf Suresi’ni 80-84. ayetlerini okudum, ‘Lût’u da Peygamber olarak gönderdik. Hani o kavmine şöyle demişti: “Sizden önce âlemlerden hiçbir kimsenin yapmadığı çirkin işi mi yapıyorsunuz? Hakikaten siz kadınları bırakıp, şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Hayır, siz haddi aşan bir toplumsunuz.” Kavminin cevabı ise sadece, “Çıkarın bunları memleketinizden! Güya onlar kendilerini fazla temiz tutan insanlar!..” demek oldu. Bunun üzerine biz de onu ve karısı dışında aile fertlerini kurtardık. Karısı ise azab içinde kalanlardan oldu. Onların üstüne bir azap yağmuru yağdırdık. Bak, suçluların akıbeti nasıl oldu.’

Allah’ın her şeyi gördüğünü ve bildiğini, ama insanların bunu bildikleri halde sapkın davranışlarda ısrarcı olmaya, kendilerini uyaranlarla da alay etmeye, onları aşağılamaya devam ettiklerini, böylece bir azabı hak ettiklerini söyledim. Yine öyle olacaktı ve insanlar sapkınlıkları için cezalandırılacaklardı; sonraki insan neslinin bu kötülüklerden korunma hakları vardı. Allah da tıpkı geçmişte olduğu gibi şimdi de gelecekte de masum çocukları koruyacaktı.


<< Önceki                      Sonraki>>


[(20.05.2020, (1/57 (81))]


Seçkin Deniz, 01.06.2020, Sonsuz Ark, Sıkıntı, Roman

Sıkıntı
Takip et: @Seckin_Deniz




Sonsuz Ark'tan


  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı