25 Mayıs 2020 Pazartesi

SA8609/SD1704: Sıkıntı (Roman); 1. Bölüm-Gök 34

"İD sorular soruyordu. İlginç bir soru-cevap kurgusu ortaya çıkmıştı. Rastgele gibi görünen ama her biri kendi derin nedenlerine sıkı sıkıya bağlı sorulardı bunlar. Özel ya da genel içeriklerde bir ayrım yapmıyordu. Benim herhangi birine soramayacağım soruları da vardı."


Farklı bakış açılarının etkisi altında bir hayat felsefesi üreten ve bu özgün felsefeye odaklı yaşamayı tercih eden iki insandık. Bu yolculuk birbirinden farklı düzlemlerin arakesit doğrusu anlamına da geliyordu. Kısa bir zaman aralığında karşılaşan ve kısmen gereklilikler kısmen de tercihler doğrultusunda bir arada olan iki insanın birbirine anlatacağı çok şey olabilirdi.

İnsan insandan nasıl etkileniyordu? Kuşkusuz hem fiziksel özellikler hem de düşünme biçimleri iki insan arasındaki bağın kurulmasına yarıyordu; ancak devamlılık karmaşık bir şeydi. Özellikle karşı cinsler arasında, hayatın amacından, kısıtlılıklardan, duygulardan ve diğer engellerden bağımsız bir şekilde ilerleyemeyen bir bağdan bahsediyorsak, insanın insandan etkilenmesinin boyutlarını ölçemez hale gelmemiz normaldi.

İlkeler önemliydi; önemli olan şeylerin varlığı iki insanı birbirine yaklaştırabildiği gibi uzaklaştırabiliyordu da. Eş zamanlı bir yakınlaşma ilkelerden ziyade arzulara odaklı bir şekilde gerçekleşiyorsa, huzursuz etkileşimlerin artması olağandı; arzular ilkelerden hoşlanmıyordu çünkü; Şeytan’ın kışkırtıları asla boşlukta kalmıyordu.

Ayırt edebildiğim kadar yürümüştüm bugüne dek hayatın kılcal damarlarında. Herhangi bir tıkanıklığın bütün sistemi işlevsiz hale getireceğini tecrübelerim ve mesleğim gereği biliyordum. Bir sızıntı, bir kaçak ilkelerin tamamen devreden çıkmasını sağlıyordu. Kontrol altında tutulması gereken bir hayat sürmemiz şarttı; kendi iyiliğimiz için.

İD sorular soruyordu. İlginç bir soru-cevap kurgusu ortaya çıkmıştı. Rastgele gibi görünen ama her biri kendi derin nedenlerine sıkı sıkıya bağlı sorulardı bunlar. Özel ya da genel içeriklerde bir ayrım yapmıyordu. Benim herhangi birine soramayacağım soruları da vardı. Ben de hesapsız içtenliğine aynı şekilde karşılık veriyor, içtenlikle sorularını cevaplıyordum. Arabanın hızını düşürmüştü. Bana, eşimde en çok neyi beğendiğimi sordu. Ben de herhangi bir şeyi ‘en çok’ kategorisine sokmak gibi bir alışkanlığım olmadığını söyledim.

‘En çok’ beğenilen varsa ‘en çok’ beğenilmeyen de olmak zorundaydı; oysa insan bunu yaparken kendisini ve diğer insanları kısıtlıyor, daha farklı bir açıdan bakma ve görme imkanlarını ortadan kaldırıyordu. Allah’ın Kur’an’da kesin olarak belirlediği sınırlar dışında siyah-beyaz değildi hiçbir şey; bir insan bütün özellikleriyle kendisiydi ve bir bütün olarak değerlendirilmeliydi.

Aksi halde beğenilen özellikler insanları çekecek, beğenilmeyenler de itecekti; sürekli bir gelgitle yaşamak felaketten başka bir şey değildi. Allah’ın Elçisi, ‘Bir kimse karısına kin beslemesin. Onun bir huyunu beğenmezse, bir başka huyunu beğenir.’ diyerek zamanı aşan ve her çağda bir çözüm olarak sapasağlam duran bir tavsiyede bulunuyordu.

Bugün kültürel olarak yaygınlaşan, laik yani din dışı bir hayat çerçevesinin her dinden, her ırktan, her kıtadan ve her kültürden insanı birbirine benzettiğini ve her birini değersizleştirerek çatıştırdığını anlattım ona; fiziksel beğenilerin sınırı yoktu ve insanlara yetmiyordu hiçbir beğeni. Beğeniler bitince de ilişkiler bitiyordu. Bu çok çirkin bir şeydi, hiçbir insan her şeyiyle beğenilecek bir insan olma özelliğine sahip olamazdı. Mümkün olanı düşünmeli ve iyi şeyleri öne çıkarmalıydı insan; kendisiyle başa çıkabilmek için.

Ona, eş seçiminde İslam’ın ilkelerinden bahsettim. Rûm Suresi 21. ayette, ‘Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.’ ayetini Arapça okudum; sonra anlamını anlattım.

Sevgi ve merhamet merkezli bir çerçeve belirlemişti Allah; ne aşkın gerilim yüklü bir sentezinden bahsediliyordu ne de huzur dışındaki çıkarların örtüşmesinden. İnsanın en büyük çıkarı ‘huzur’du ve bu asla tek başına elde edilen bir şey değildi. Huzur hem bedenin hem de ruhun ihtiyaç duyduğu bir ‘şey’di. Eşlerden birinin huzursuz olması diğerini de huzursuz ederdi.


<< Önceki                      Sonraki>>

[(20.05.2020, (1/56 (80))]


Seçkin Deniz, 25.05.2020, Sonsuz Ark, Sıkıntı, Roman

Sıkıntı
Takip et: @Seckin_Deniz




Sonsuz Ark'tan


  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı