27 Ocak 2020 Pazartesi

SA8320/ TG277: Kasım Süleymanî Suikastı’nın Arkasındaki Daha Derin Hikâye

Sonsuz Ark'ın Notu:
Aşağıda çevirisini yayınladığımız analiz, Strategic Culture'den Federico Pieraccini'ye aittir ve Kasım Süleymanî Suikasti ile ilgili farklı bir arka plana odaklanmaktadır. Federico Pieraccini'ye göre, Irak-Çin anlaşması sonrası, Irak Başbakanı Abdulmehdi, ABD Başkanı Trump tarafından, anlaşma iptal edilmezse, ayaklanmaların başlayacağı ve ABD tarafından yüksek binalara yerleştirilecek olan keskin nişancıların hem protestocuları hem de güvenlik kuvvetlerini öldürüleceği söylenerek tehdit edilmiştir. Kasım Süleymanî de bu dönemde Suud-İran anlaşmazlıklarını gidermek üzere karşılıklı diyalog sürecindedir ve Bağdat'a Suud'a verilecek olan İran'ın mesajı için gelmiştir (Oysa haberlere göre Tahran'dan değil Şam'dan Bağdat'a gelmiştir). İran ve Suud arasındaki görüşmeler sonrası, Rusya-Venezüela-İran- Irak- Suudi Arabistan ve Katar'ın oluşturacağı ticaret alanı ABD'yı dışarıda bırakacaktır. Kaya petrolü öncesinde bir petrol ithalatçısı olan, şimdi ise bir petrol ihracatçısı haline gelen ABD hem petrol pazarına ihracatçı olarak hakim olmak hem de petrol ticaretinin dolarla yapılmasını sağlamak için Kasım Süleymanî'yi öldürmüştür: "Washington, bölgede kaos ve yıkım açığa çıkararak Avrasya entegrasyonunu engellemek istiyor ve Süleymanî’nin öldürülmesi bu amaca hizmet etmiştir. ABD’nin, doların küresel rezerv para birimi statüsünü kaybetmesini seyretmesi mümkün değil. Trump, felaketle sonuçlanabilecek umutsuz bir kumar oynamaktadır. En kötü senaryoda bölge, birden fazla ülkeyi kapsayan yıkıcı bir savaşın içinde kalabilir." Analiz'in temas ettiği medyada işlenmemiş ayrıntılar önemli ve değerli olsa da, Kasım Süleymanî'nin öldürülmesini tam olarak izah etmeye yeterli değildir. ABD bütün bunları, Afganistan, Irak ve Suriye'nin ABD tarafından işgalinde olduğu gibi, Kasım Süleymanî ile birlikte çalışarak da sağlayabilirdi. Ayrıca varlığını ABD'ye borçlu olan İran Velayeti'nin, Suud Hanedanı'nın ve Irak'taki herhangi bir siyasi aktörün (daha doğrusu piyonun) ABD'nin izni ve onayı olmadan herhangi bir bölgesel ve küresel politikada bağımsız adımlar atacağını düşünmek mantıklı değildir. Kasım Süleymanî'nin öldürülmesi ya da öldürüldü iddiasıyla sahneden çekilmesi, tıpkı El Kaide lideri Bin Ladin (defalarca öldürüldüğü iddia edildi, sonuncusunda cesedinin denize atıldığı açıklandı) ve IŞİD lideri Bağdadi (defalarca öldürüldüğü iddia edildi, sonuncusunda cesedi atılan yüksek tahrip gücü olan bombalarca parçalarına ayrıldı) gibi, ABD'nin yeni politikaları için gerekli görülmüş olabilir. Öldürüldüğü iddia edilen üç ismin de DNA testleri yapılamamıştır ya da yapıldığı iddia edilerek üç isim gündemden düşürülmüşlerdir...Bölgede Türkiye hariç herhangi bir ülkenin bağımsız politika yapma gücü yok iken herhangi bir çatışmanın ya da suikastin arkasındaki derin, daha derin, en derin hikâyeler zamanla açığa çıkacak kadar karmaşık bir yapıda inşa edilmişlerdir... Aşağıdaki analiz inanmamızın istendiği bir hikayeyi de anlatıyor olabilir, daha alt katmandaki ana hikayeyi daha derine itmek için de telif edilmiş olabilir... Mümkün olanların açığa çıkması için bu tür yayınların tartışma alanına sürüklenmesi gerekmektedir. Trump kendisinden önceki ABD başkanlarından farklı davranmamaktadır, farklı davranması da beklenmemelidir, ancak Trump'ın bu kadar hoyrat ve kaba yöntemler kullanmasının, ABD imparatorluğunun çöküşünün yaşattığı travmalardan kaynaklanıyor gibi göründüğünü söylemek mümkündür.
Seçkin Deniz, 27.01.2020

The Deeper Story Behind the Assassination of Soleimani

General Kasım Süleymanî’nin öldürülmesinden günler sonra, Irak başbakanının yaptığı bir konuşmada yeni ve önemli bilgiler ortaya çıkıyor. Süleymanî suikastının ardındaki hikâye, Suudi Arabistan ve Çin'in yanı sıra ABD dolarının küresel rezerv para birimi rolünü de kapsayacak şekilde bugüne kadar bildirilenlerden çok daha derine inmiş gibi görünüyor.

Irak başbakanı Adil Abdülmehdi, Irak parlamentosuna yaptığı konuşmada Süleymanî suikastına doğru giden haftalarda Trump ile etkileşimlerinin ayrıntılarını açıkladı. Televizyondaki canlı yayınlarda birkaç defa, Washington'un kendisini ve Iraklı diğer milletvekillerini Amerikan çizgisine ayak uydurmak için nasıl yıldırmaya uğraştığını, hatta 2009'da Kahire'de, 2011'de Libya'da ve 2014'te Meydan'da izlenen yöntem hatırlatılarak, hem protestocuların hem de güvenlik personelinin sahte bayrak operasyonuyla keskin nişancı atışlarına hedef olabileceği konusunda tehdit edildiklerini açıklamaya çalışmıştı.

Aşağıda hikâyenin rekonstrüksiyonu (yeniden inşâsı) yer alıyor:

[Irak Temsilciler Konseyi Başkanı] el-Halbusi, Sünnî üyelerin neredeyse hiçbirinin bulunmadığı meclis oturumuna katıldı. Bunun sebebi, Amerikalıların Abdul-Mehdi'nin oturumda hassas sırları açığa çıkarmayı planladığını öğrenmeleri ve bunu önlemek için de el-Halbusi’yi oraya göndermeleriydi.

Halbusi konuşmasının başlangıcında Abdul-Mehdi'nin sözünü kesti ve ardından oturumun canlı yayınının durdurulmasını istedi. Bundan sonra, diğer üyelerle birlikte Abdul-Mehdi'nin yanına oturdu, onunla açıkça konuştu, ancak konuşma kayıt altına alınmıyordu. Oturumda yayınlanmayan konuşmanın içeriği şu şekildeydi:

Abdül Mehdi, Amerikalıların ülkeyi nasıl mahvettiğini ve şimdi petrol gelirlerinin % 50'si vaat edilmediği takdirde altyapı ve elektrik şebekesi projelerini tamamlamayı reddettiklerini ve bunun da kendisi tarafından kabul edilmediğini öfkeyle anlattı.

Abdul Mehdi’nin mecliste yaptığı konuşmanın tam (tercüme edilmiş) metni:

"Bu yüzden Çin'i ziyaret ettim ve bunun (Çev: Amerikalıların teklifi) yerine inşaatı üstlenmeleri için onlarla önemli bir anlaşma imzaladım. Döndüğümde, Trump beni arayarak bu anlaşmadan vazgeçmemi istedi. Reddettiğimde, başbakanlığımı sona erdirecek bana karşı büyük gösteriler çıkarmakla tehdit etti. Büyük gösteriler beklendiği gibi uygulamaya koyuldu ve Trump yeniden arayarak, eğer taleplerini gerçekleştirmeyecek olursam bana baskı yapmak için yüksek binaların üzerine donanma keskin nişancılarının yerleştirileceğini ve hem göstericiler hem de güvenlik görevlilerinin üzerine ateş açılacağını söyledi.

(İsteklerini) Tekrar reddettim ve istifamı verdim. O günden bu güne kadar Amerikalılar, Çinlilerle olan anlaşmamızı iptal etmemiz konusunda ısrar ediyorlar.


Bundan sonra, Savunma Bakanımız üçüncü tarafların hem protestocuları hem de güvenlik personelini (tam da Trump’ın tehdit ettiği şekilde) hedef aldığını açıkça belirttiğinde; Trump’tan, bu “üçüncü taraf” hakkında konuşmaya devam edecek olursak, hem beni hem de Savunma Bakanını öldürmekle tehdit eden yeni bir çağrı aldım."


Kimse tehdidin General Süleymanî’ye uygulanacağını düşünmüyordu, ancak Başbakan Adil Abdül Mehdi’nin terörist saldırının ardındaki haftalarca süren arka planı ortaya koyması zordu.

"Öldürüldüğü sabahın ilerleyen saatlerinde onunla (Süleymanî) buluşmam gerekiyordu. Suudilerden İranlılara teslim ettiğimiz bir mesaja cevaben İran'dan bir mesaj vermek için gelmişti."

Suudi Arabistan’ın tepkisine bakarak, Tahran ve Riyad arasında bir tür müzakerenin sürdüğünü tahmin edebiliriz:

"Krallığın Irak'taki olaylarla ilgili açıklaması, bölge ülkelerini ve halkını herhangi bir çatışmanın tırmanma riskinden kurtarmaya yönelik gerginliğin düşürülmesi çabalarına Krallık tarafından verilen önemi vurgulamaktadır."

Her şeyden önce, Suud Kraliyet ailesi, ABD operasyonu hakkında bilgilendirilmedikleri konusunda insanların derhal haberdar olmasını istemekteydi:

"ABD tarafından gerçekleştirilen operasyon hakkında Suudi Arabistan krallığına danışılmamıştır. Hızlı bir şekilde gerçekleşen gelişmelerin ışığında Krallık, çok ağır şekilde sonuçlanabilecek bir gerginliğe yol açabilecek tüm eylemlere karşı itidalli olmanın önemini vurgulamaktadır."

Muhammed bin Selman, savaşa yönelik gönülsüzlüğünü iletmesi için ABD'ye bir heyet gönderdi. Washington Post Beyrut bürosu şefi Liz Sly attığı twitte şöyle diyordu:

"Suudi Arabistan, Körfez ülkeleri adına İran'a kısıtlama getirmesi için Washington'a bir heyet gönderiyor. Mesaj şöyle olacak: 'Lütfen bize başka bir savaşın acısını yaşatmayın’."

Açıkça ortaya çıkan şey, Süleymanî'ye yönelik operasyonun başarısının, ABD veya İsrail'in istihbarat toplamasıyla hiçbir ilgisi olmadığıdır. Süleymanî’nin, Irak’ın Suudi Arabistan'la bölgesel krize çözüm bulma çabalarını kabullenen bir diplomatik kapasite ile Bağdat’a gittiği herkes tarafından bilinmekteydi.

Suudilerin, İranlıların ve Iraklıların; Suriye, Irak ve Yemen'i kapsayan bölgesel bir çatışmayı önleme yolunda ilerledikleri anlaşılıyor.

Amerikan operasyonuna yönelik Riyad’ın tepkisi, herhangi bir kamu sevinci veya kutlaması içermiyordu. Birçok meselede Riyad ile aynı görüşte olmayan ve İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif'le üst düzey bir hükümet toplantısına ev sahipliği yapan Katar, olayın hemen ardından Tahran ile dayanışma içinde olduğunu ifade etmişti. Türkiye ve Mısır bile, suikast üzerine yorum yaparken ılımlı bir dil kullandı.

Bu, İran’ın misillemesinin karşı tarafında olma korkusunu yansıtıyor olabilir. Süleymanî’yi öldüren İHA’nın kalktığı ve İran’dan sadece bir taş atımı uzaklıktaki ülke olan Katar (Seçkin Deniz'in Notu: İran Devrim Muhafızları Ordusu Hava Kuvvetleri Komutanı Tuğgeneral Hacızade, İranlı General Süleymani'yi öldüren SİHA Kuveyt'teki ABD üssünden kalkmış olabileceğini söyledi. 23.01.2020 Anadolu Ajansı) Hürmüz Boğazı’nın diğer tarafında bulunmaktaydı. Tahran’ın bölgesel düşmanları olan Riyad ve Tel Aviv, İran'la yaşanacak askeri bir çatışmanın Suudi kraliyet ailesinin sonu anlamına geleceğini biliyor. 

Irak başbakanının sözleri bölgedeki jeopolitik ve enerji anlaşmalarına bağlandığında; ortaya çıkan çok kutuplu dünyanın lehine tek kutuplu bir dünya düzenine sırtını çevirenlere saldıran çaresiz bir ABD’nin endişe verici resmi ortaya çıkmaya başlar.

Uzun süre önce bu konu hakkında yazmıştım. ABD, şimdi kaya petrolü devrimi sonucunda kendini kesintisiz bir enerji ihracatçısı olarak görerek artık Orta Doğu'dan petrol ithal etmeye gerek duymuyor. Ancak bu, petrolün ABD doları dışındaki herhangi bir para biriminde işlem görebileceği anlamına gelmez.

ABD'ye, bölgesel egemen rolü oynayarak büyük menfaatler elde ettiği tekelci bir konum kazandıran, doların küresel rezerv para birimi statüsünü korumasını sağlayan şey petrodolardır.

Küresel rezerv para birimini elinde bulundurmanın bu ayrıcalıklı konumu aynı zamanda ABD’ye, dünyanın çoğunun hazine bonolarını satın almak zorunda kalması sayesinde savaş makinesini kolayca finanse edebilme olanağı sağlar. Bu rahat düzenlemeyi tehdit etmek Washington’un küresel gücünü tehdit etmektir.

Yine de, Çin’in özellikle Orta Doğu ve Güney Amerika'da giderek daha fazla öncü rol almasıyla jeopolitik ve ekonomik eğilim, kaçınılmaz olarak çok kutuplu bir dünya düzenine doğru ilerliyor.

Venezuela, Rusya, İran, Irak, Katar ve Suudi Arabistan birlikte dünyadaki petrol ve gaz rezervlerinin ezici çoğunluğunu oluşturuyor. İlk üçünün Pekin ile yüksek seviyede bir ilişkisi var ve Çin ile Rusya'nın, savaş ve çatışma olmadan Avrasya süper kıtasının gelecekteki büyümesini sağlamak için daha da pekiştirmek istediği çok kutuplu kampta yer alıyorlar.

Öte yandan Suudi Arabistan ABD yanlısı, ancak hem askeri açıdan hem de enerji bağlamında Çin-Rus kampına yönelebilir. Aynı durum, 2003’te Irak, 2011’de Libya’da başlayarak, son yıllarda Suriye ve Yemen’de devam eden, Washington’un bölgeye yönelik sayısız stratejik hataları nedeniyle Irak ve Katar için de söz konusu.

Irak ve Çin arasındaki anlaşma, Pekin'in Orta Doğu'yu canlandırarak Kuşak ve Yol Girişimi'ne bağlamak için Irak-İran-Suriye üçlüsünü nasıl kullanmayı planladığının en iyi örneğidir.

Doha ve Riyad böyle bir anlaşmadan ekonomik açıdan ilk zarar görecek olanlar arasında yer alsa bile, Pekin sahip olduğu ekonomik güç sayesinde kazan-kazan yaklaşımıyla herkese yer açabilir.

Suudi Arabistan Çin'e petrol ihtiyacının çoğunu sağlarken; Katar, Rusya Federasyonu ile birlikte, Xi  Jinping'in kirletici emisyonları büyük ölçüde azaltmayı amaçlayan 2030 vizyonuyla uyumlu olacak şekilde, Çin’in LNG ihtiyaçlarının çoğunu sağlıyor.

Olayları etkileme veya cazip ekonomik alternatifler sunma yeteneği çok az olan ABD ise bu resimde yer almıyor.

Washington, bölgede kaos ve yıkım açığa çıkararak Avrasya entegrasyonunu engellemek istiyor ve Süleymanî’nin öldürülmesi bu amaca hizmet etmiştir. ABD’nin, doların küresel rezerv para birimi statüsünü kaybetmesini seyretmesi mümkün değil. Trump, felaketle sonuçlanabilecek umutsuz bir kumar oynamaktadır. En kötü senaryoda bölge, birden fazla ülkeyi kapsayan yıkıcı bir savaşın içinde kalabilir.

Böyle bir durumda petrol rafinerileri tüm bölgede yok edilebilir, dünyanın petrol taşımacılığının dörtte biri bloke olur, petrol fiyatları hızla yükselir (varil başına 200-300 dolar) ve düzinelerce ülke küresel bir finansal krize sürüklenir. Suç, Trump’ın üzerine yıkılırken yeniden seçilme şansını da sona erdirecektir.

Herkesi hizada tutmaya çalışan Washington için geriye kalan şey, terörizme başvurmak, yalan söylemek ve düşmanlara olduğu kadar dostlara da yönelen belirsiz imha tehditleridir.

Belli ki Trump, ABD'nin Orta Doğu ve bölgedeki müttefikler olmadan da yapabileceği ve hiç kimsenin ABD dolarından başka bir para biriminde petrol satmaya cesaret edemeyeceği konusunda birileri tarafından ikna edilmiştir.

Süleymanî’nin ölümü, ABD’nin ve İsrail’in çıkarlarının yakınsamasından kaynaklanıyor. Avrasya entegrasyonunu durdurmak için başka bir yolu kalmayan Washington; İran, Irak ve Suriye gibi Avrasya projesinin merkezinde yer alan ülkeleri hedefleyerek bölgeyi ancak kaosa sürükleyebilir. İsrail hiçbir zaman böyle bir suikastı kendi başına gerçekleştirme yeteneğine veya cüretine sahip olmasa da, Trump’ın seçim başarısı için İsrail Lobisinin sahip olduğu önem, üstelik seçim senesinde, verdiği kararı etkilemiş olmalıdır.

Trump, insansız hava aracı saldırısının rakiplerini korkutarak, seçmenlerinin desteğini alarak (Süleymanî ve Usame Bin Ladin suikastlarını eşitleyerek) ve Arap ülkelerine Çin ile ilişkilerini ilerletmenin tehlikeleri hakkında bir uyarı göndererek tüm sorunlarını çözebileceğine inanıyordu.

Süleymanî suikastı ile ABD, bölgedeki istikrarlı nüfuz kaybına sert ve ani bir tepki göstermiştir. Irak'ın İran ile Suudi Arabistan arasında uzun süreli bir barışa arabuluculuk etme girişimi, ABD ve İsrail'in bölgede barışı önleme ve bunun yerine kaos ve istikrarsızlığı artırmadaki kararlılıkları nedeniyle bozulmuştur.

Washington, hegemonik statüye diplomasî ve sakin diyalog tercihleriyle ulaşmadı ve Trump'ın bu yaklaşımdan uzaklaşmaya niyeti yok.

Washington’un dost ve düşmanları bu gerçeği kabul etmeli ve bu çılgınlığa karşı gereken önlemleri uygulamalıdır.

Federico Pieraccini, 8 Ocak 2020, Strategic Culture




Tamer Güner, 27.01.2020, Sonsuz Ark, Stratejik Araştırma, Çeviri





Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı