12 Ekim 2019 Cumartesi

SA8046/ME47: Deliriyor musun?

 "Bir vızıltı, sinir bozucu bir vızıltı yayılıyordu avuçlarımdaki şeyden... can kulağımla dinledim."


Göğün sıcakla soğuk arasında askıda kaldığı bir gündü. İnsanlar koşuşturuyor, kuşlar ve böcekler yaşayabilecekleri alanların azalmasından yakınıyor, ruhlar karmaşa besliyorlardı her geçen an. Yaratılmışlar canhıraş bir döngüde asılı kalmış gibi, ne yapacaklarını bilmez bir haldeydi. 

İnsanlar ve hayvanlar ve cinler ve melekler ve şeytan, iç içe geçmiş karmakarışık bir resim gibi evrenin içine doluşmuşlardı. Gündüzdü ve duvarların her bir noktasında direnen ruhların çığlık seslerini duyuyordum. Duvarlar vardı yaratılmışların tırmaladığı, şikayet ettiği; esirdi bütün varlıklar kendi ruhlarındaki sınırlarla...

Onu, aklı serbest bir düşüşle göğe yükselirken yakalamıştım aklından. Durduramayacağımdan korkmuştum, durduramayacağımdan ve aklının bedeninden çekip gideceğinden. O kadar özgürdü ki, kim bilir çekip gitseydi sonsuzluğun hangi formunda kaybolup gidecekti. 'Deli' diyeceklerdi muhtemelen geride kalan bedenindeki artakalan şey için. 

Aklını avuçlarımla tutmuştum ve onu teskin etmiştim öfkelendiği yeryüzünden çıkmasına ramak kala. Belki de zihninin bütünüydü yakaladığım, emin değildim... Bir vızıltı, sinir bozucu bir vızıltı yayılıyordu avuçlarımdaki şeyden... can kulağımla dinledim.

O şeyin sesi sesi serindi ve umarsızdı:

"Düşünüyorsun... düşündüklerinin yükseldiği ya da uzaklaştığı yerlerden gerideki her şeyle bağlarını kopardığını görüyorsun... ve sonra... sonsuzluğun içindeki sonsuz etkileşimin farkına varıyorsun... bir sıçrama, bir kıvılcım, bir sebep açıyor, kıstırıyor ve kastırıyor dikkatini.

Biz müzik duyuyorsun sessiz sonsuzlukta; o da sessizliğin sesi... diğer sesler kuru gürültü... zihnin bağlarını koparıyor maddeden... bağlarını çekip atıyor şeylerin şeylerle ilişkisinden...

Bir anlatı koşuyor oradan buraya... deli divane güpegündüz... aklın akılların üstünden gülümsüyor karanlığa... susuyor musun, o anın sesini dinleyip yazıyor musun?

Yürüyor evet; dağınık bir süregitmede... nasıl ama niçin ama nereye ama; belirsiz...

Zaman, mekân kendilerinden bağımsızlaşıyor... sesler, görüntüler... ve daha birçok insana dair olan, insanın sürüklediği, kirlettiği, karıştırdığı bir akıştan kaçıyor akıl...

Şahit oluyorsun aklın gidip gezdiği yerlere... ama harita yok, ama kılavuz yok, ama coğrafya yok, ama zaman yok...

Deliriyor musun? Muhtemelen hayır, ama yolculuğun akılla bağlarını kopardığı yerde insanı görüyorsun, çok aptal, çok basit ve çok iğrenç...

Suçluyu bulup asmak; olana, olması gerekene uymayan bir çıkıntı sarsmış dikkatini... belki masum, belki çılgınca bir zorunluluk, belki de gereğinden fazla kelebek etkisi...

Yorgun savaşçılar gibi zihnin; gerilmiş, gerilmekten bitap düşmüş... yapayalnız bir sonsuzlukta, çok dolu bir uzay kadar garip..."

'yapayalnız bir sonsuzlukta, çok dolu bir uzay kadar garip...'  dedi en son... son cümlesinden sonrasını anlatmak bile istemiyorum. Çünkü; başka bir yerden başka şeyler anlatıyordu. Bu anlatının bitmesini istemiyordum. 

Büyük bir üzüntüyle avuçlarımdaki şeyin, bedenine doğru akışını izledim. Ardından uçtum, bedeninin alnına kondum, devamını dinlemek için, ama nafile hikaye bitmişti ve o gideceği yere gitmekten bir şekilde vazgeçmişti.

"Deliriyor musun?" diye soramadım da; çünkü gidememişti, belki de Allah gitmesine izin vermemişti.


Mustafa Ege – Cumartesi, 12/10/2019 –00:03/ İz Etki Ekinoksları 47



Sonsuz Ark'tan 
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı