29 Aralık 2018 Cumartesi

SA7330/ÇY11-HK61: Türkiye İslami Finans Merkezi Olmalı




Birçok ülkede İslam ekonomik sisteminin uygulandığını ifade eden Prof. Dr. Mehmet Asutay, Lüksemburg’un İslam finans merkezi olmaya çalıştığını söylüyor. Kripto paraların İslam ekonomisindeki yerinin farklı çerçevede tartışıldığının altını çizen Asutay, kimliğimizi bırakmadan literatürümüzü, kavramlarımızı oluşturmamız gerektiğini vurguluyor. Kendi kavramlarımızı oluşturmazsak kapitalizm ve sosyalizm içinde eriyebileceğimizi belirten Asutay, geçen sene yükseliş trendine girip popüler hale gelen kripto paraları da İslam iktisadı kapsamında değerlendirdi.

İslam ekonomisini, küresel iktisatta bir reform olarak mı okumak lazım?

Hikâye 1950 yılında İslami finans olarak başlamamıştı. Politik ekonomisi olan bir İslam ekonomik sisteminden bahsediliyordu. Bu sistemin ciddi bir alternatif olabileceği düşüncesi vardı. Ancak küresel düzenin el vermemesinden kaynaklanan sebeplerle İslam ekonomi sistemi gibi söylemler bırakılıp, var olan sistem içinde neler yapabiliriz konusuna yoğunlaşıldı. Bu bağlamda küçük sermayeli insanlara ve küçük esnafa kredi verebilen sosyal bir bankacılık anlayışı geliştirildi. 1963’te Ahmet Neccar’ın Mısır’daki Mit Ghamr bankasıyla, insanların hayatlarını nasıl değiştirebiliriz diye düşünülüyordu. Ancak zamanın Mısır rejimi insanların özgürleşmesinden rahatsız olduğu için Mit Ghamr’ın hikâyesi orada bitti. 1975’te ise Dubai İslam Bankası kuruldu. O zaman dünyada herhangi bir lidere gidip “biz alternatif bir şey yapacağız” diyerek bir şey kabul ettirmeniz mümkün değildi. Daha sonra çözüm olarak ticari banka türünde bir modelleşmeye gidildi. Şu anki sonuçları bağlamında hibrit bir modelden bahsediyoruz. Ama ontolojik bir şekilde İslam’dan faydalanılıyor. Ve yapılan işlemler İslam’ın kuralları olan fıkha, diğer taraftan da kapitalist ekonominin önemli bir unsuru olan bankalara uymak durumunda.

SOSYALİZM VE KAPİTALİZM İÇİNDE ERİYEBİLİRİZ

İslami ekonomi deyince sadece faiz ve katılım bankaları olarak sınırlandırılıyor…

Tamamen sorunlu bir sınırlama bu. Finans ve para hikâyenin bir parçası. İslam ekonomisi, ekonomi-politik sistemler içinde bir sistem ve finans burada alt sıralarda. İslam bankacılığı, İslam’ın üretim tekniğini tanımlayamaz. Bankacılık, finansın bir yerden bir yere aktarılmasıyla ilgilenir. Üretim ise çok dar bir ifade ile sermaye, emek ve toprağın bir araya gelmesidir. İslam bankacılığı bizim yaptığımız ticareti, parasal ilişkilerimizi İslami fıkha uydurmak, kendi kimliğimizi tamamlamak açısından önemli. Namaz kılıyorsunuz, oruç tutuyorsunuz aynı zamanda faiz de haram. Tamamlamanın bir parçası olarak İslam bankacılığının üstlendiği rol önemli. 

Sistemi değiştiriyorsunuz ama ortaya çıkan sorulara da cevaplar aramanız lazım. İslam bankacılığı, Fukuyama’nın tabiriyle tarihin sonu değil. Bizim için tarihin başlangıcı bile olmadı. Tahayyüllerimizi sadece İslam bankacılığı ile kapatmak yerine, bu geniş projenin öğeleri nedir, bu öğeleri nasıl oluşturmaya başlayabiliriz, kavramlarımızı teorilerimizi nasıl oluşturabiliriz, kurumsallaşmalarımızı nasıl gerçekleştirebiliriz, sermaye, emek ve toprağı nasıl bir araya getireceğiz sorularını sormalıyız. Soralım ki farklılığımızı ortaya koyabilelim. Yoksa kendimizi sosyalizm ya da kapitalizmin içinde eritmiş olacağız. Bir üretim tekniğimizin olması gerekiyor. Siz ne sermayeyi, ne emeği egemen hale getiremezsiniz. Birisi öbürünün üzerine egemen olamaz. O zaman şirk haline gelir. Aslında bir tamamlayıcılık söz konusu. Bir taraftan La ilahe illallah diyerek düzenin nasıl olması gerektiğini söylüyorsunuz, öbür tarafta o düzeni oluşturmaya çalışıyorsunuz. Sermayenin diğer paydaşlarla aynı seviyeye gelmesini sağlamak için de faiz haramdır diyorsunuz. Ciddi bir ekonomi politik sorusu bu. Biz ekonomi politik sorusu olarak değil, fıkıh ya da finans meselesiymiş gibi değerlendiriyoruz. Malezya, zaman içinde ticari bankacılık kanunlarının yanında İslami bankacılığın da kanunlarını çıkardı. Gerekli altyapıyı hazırladı, geçiş sürecini iyi yönetti. Karışıklık olmasına izin vermedi. Bizde de kısa dönemde ikili sistemin olması gerekiyor.

İslami finans uygulanan ülkede, var olan finansal sistem tamamen dışlanmıyor değil mi?

Diğer kültürlerle iç içe olmak çok normal bir şey. İnsan hayatında, davranışlar bağlamında ya da medeniyetler ve toplumlar bağlamında bu iç içeliğin olması normal. Dinlerin ya da medeniyetlerin baştan sona pür olması mümkün değil. Onlar sizden, siz onlardan almışsınız. Eski dönemlerin farkı, o zaman kendini dayatacak egemen bir sistemin olmaması. Burada sorulması gereken, acaba banka dışında farklı alternatif işleyişlerle ortaya çıkabilir miyiz? Bu tartışmayı da yapmamız lazım. İslami bankaların da küresel rolü uygulaması gerekiyor. Müslüman ülkeler ve Türkiye, bu küresel sistemin bir parçası. Bunun yanı sıra yeni tahayyüller üretebilmemiz gerek. Gittiğim uluslararası toplantılarda soruyorum “sizin dilinizde banka nedir” diye. Cevap hep “banka” Bu kendi ontolojimizin olmadığını gösteriyor.

KÜRESEL SİSTEM DEĞERLERDEN FERAGAT İSTİYOR

Küresel bir para akışı söz konusu. Dünyanın öbür ucuna para aktarmanız ve bunu İslami şekilde yapmanız gerekiyor…

Kendi ontolojinizle bir şey yapıyorsunuz, ama dışsal etkenler size diyor ki – çünkü dünya düzeni birilerinin hegemonyası – “Siz benim hegemonyam içinde yaşamak istiyorsanız bunlara uyacaksınız.” Hegemonyanın size dayatmış olduğu işleyişe girmek zorunda bırakılıyorsunuz. İslami bankacılıkta farklı olacağım diyorsunuz, “Bankacılık mevzuatının uluslararası standartları olan Basel 3 kurallarına uymanız gerekiyor” diyerek size kurallar diziyorlar. İslami bankacılığın “kar zarar ortaklığı” ya da “riski paylaşma” uygulamaları mümkün olmuyor. O işleyişe ne kadar girerseniz kendi değerlerinizden o kadar feragat etmeniz gerekiyor. Buradaki esas soru hâkim olan kim? Piyasa mı, Allah mı? Piyasa dayattığı için bir likidite oluşturmanız gerekiyor. Bunu yaparken de o küresel sistemin içine iyice giriyorsunuz. Girdikçe o sarmalın içinde borç yaratan bir mekanizma haline geliyorsunuz. Küresel değer, sizi bir türlü kendisine ekliyor.

Türkiye’de sistem diğer ülkelere nazaran nasıl ilerliyor?

Türkiye’de henüz kanun çıkmadı. Malezya örneğine bakarsanız oldukça uzun süren bir süreç ama Türkiye’de hükümetin İslami bankacılıkla ilgili etkinliği çok yeni. Bir kanunun çıkacağından bahsediliyor. Kanunun çıkması o farkındalığı yaratabilecek. Dolayısıyla Türkiye yeni bir model olarak ortaya çıkıyor. Çünkü Türkiye’de ilk defa devlet İslami bankacılık yapıyor. Bu tecrübe neler doğuracak ona bakmalıyız. Körfez’in avantajı, likiditesinin olması. O likitlikle sektör kendisini rahatlıkla idare eder. Ayrı şekilde bir kanuna ya da düzenlemeye ihtiyaç hissetmiyor. Bu da kovboy kapitalizmin çıkmasına sebep oluyor. Çünkü uluslararası organizasyonların İslami finans için çıkartmış oldukları düzenlemeler ve standartlar dayatılmıyor. Müslümanların kapitalizmle ilgili toleransları epey arttığı için bundan rahatsızlık duyulacağını pek sanmıyorum. Birçok ülke, ticari bankalarda İslami ürünler satıyor, pazarlıyor ya da finans işlemi yapabiliyor. Katar, ilginç bir şekilde ülkesindeki ticari bankaların İslami bankacılık yapmasını yasakladı, o ayrımı yapmak istedi. Türkiye’de de o ayrım var. İkili bankacılık ciddi şekilde çalışıyor.

***

KRİPTO PARALAR FIKHEN KABUL EDİLEMEZ

Kripto paraların İslam ekonomisi içindeki yeri ne?

Kripto paralar, doların hegemonik durumundan dolayı alternatifler neler olabilir sorusunu doğurdu. Altına dayalı para, doların hegemonyasını ortadan kaldırdı. Kripto paralar da o bağlamda ortaya çıktı. Kripto paralar üzerinden yapılan tartışmaların çoğu “paranın hegemonyası kimde” sorusu etrafında döndü. Özellikle Hanefi fıkhında çok tartışıldı. Bence olay orada çok yanlış ele alındı. Paranın otoritesinin kim olup olmadığı çok önemli değil. Bence bu paranın kendisinin alınıp satılır olma problemi var. Kripto para dediğiniz şey mal. Üretilen, devamlı satılan ve fiyatı değişen bir mal. İşin kötüsü var olmayan bir mal. Ama siz bunu alıp satıyorsunuz. İslami olarak var olmayan bir şeyi alıp satamazsınız, fıkıh yasaklıyor. Var olmayan mal ve piyasada alınıp satılan para değer yaratamaz. Ama siz bu parayla değer yaratıyorsunuz. Kripto paraların değerleri devamlı artıyor ya da iniyor. Başka bir sebep ise karşılığında bir varlık olmaması. Kriptoların da bir karşılıkları yok. Ama sonuçları bağlamında baktığımız zaman var olmayan bir mal olması, alınıp satılır olması ve kendi kendine değer yaratıyor olması İslam ekonomisi bağlamında kabul edilemez bir hale getiriyor ne yazık ki.

***

LÜKSEMBURG İSLAMİ FİNANS MERKEZİ Mİ OLUYOR?

Küresel aktörlerle iletişimi nasıl sağlamalıyız?

İslam bankacılığı artık Müslüman dünya ile sınırlı değil. Dünyanın birçok ülkesinde operasyonları olan bir varlıktan bahsediyoruz. 75 ülkeden bahsediliyor ama bence 75 ülkeden de fazla. Bunun bir istatistiği yok. Adını hiç duymadığınız yerlerde İslami bankacılık ya da İslami finans ortaya çıkabiliyor. Dünyanın birçok yerinde ciddi bir hareketlilik var. Lüksemburg, ciddi şekilde İslami sermaye piyasalarının merkezi olmaya çalışıyor ve oluyor da. Küresel dünya, bunu kimlik derdi olmayan hibrit bir ürün olarak algılıyor. İslami bankacılık, finansal tabanı genişletiyor. Genişlettiği için de pozitif ekonomik büyümeye katkı sağlıyor. 

IMF, Dünya Bankası, Birleşmiş Milletler gibi çeşitli örgütlerin İslami finans diye bir problemleri yok. Onlar için önemli olan sürdürülebilir olması. İslami finans, iletişim kanallarını aştı. Politik ya da ontolojik konularda belki anlaşamıyoruz ama para konusunda anlaşabiliyoruz. Bu çok yeni bir şey de değil. O iletişim kanalları İslam’ı finans sürecinde biraz daha rahatladı. İslami finans hibrit olduğu için rahatsızlık vermiyor. Pozitif bir değer yaratıcı olarak görebiliyorlar. Konvansiyonele kayması çok isteyebileceğimiz bir durum değil ama kabul edilebilirlik için kendi değerlerinizden feragat etmeniz gerekiyor. Ama öbür tarafta var olan sistem içinde de bir şekilde var olmanız gerekiyor. Bir gecede hiç bir şey değişmeyeceğine göre var olanın içinde neyi, nasıl farklı yapabiliriz deyip kendimizi ifade edebilirsek kısa dönemde bir başarı elde etmiş oluruz. Ama uzun dönem için ayaklarını yere basar hale getirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Kimliklerimizi koruyarak, diğerlerinin kimliklerine fazla bulaşmadan… Etkileşim kaçınılmaz ama hegemonyalarına girmeden kendi iktisadi değerlerimizi nasıl üretiriz düşünmemiz, kavram, teori ve pratiklerini çalışmamız lazım.


Halime Kirazlı, 29.12.2018, Sonsuz Ark, Çırak Yazar, Özel Dosyalar
Özel Dosyalar

Halime Kirazlı Yazıları




Sonsuz Ark'ın Notu: Halime Kirazlı Hanımefendi'ye çalışmalarını bizimle paylaştığı için teşekkür ederiz. Seçkin Deniz, 20.08.2018

İlk yayınlandığı yer: Gerçek Hayat





Sonsuz Ark'tan


  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı