12 Ekim 2018 Cuma

SA6961/KY27-ŞT83: Ah ve Şarkısızın Şarkısı'ndan Hareketle Alper Gencer Şiiri

"Şarkısı olanların şarkısını çokça dinlemişliğimiz olmuştur. Lakin şarkısızın şarkısı nasıl bir şeydir, nasıl söylenir, nasıl dinlenir diye sorduğumuz zaman ‘sevgilim sessizlik tartısız bir mukaveledir’ diyerek cevap veren ve verdiği cevaba denk bir anlayış bekleyen bir şarkı olduğunu ancak ve sadece böylece bilebileceğimiz bir şiir/şarkı’dan söz ediyoruz."


Ah’ın ilk baskısını Şarkısızın Şarkısı ile birlikte okurken aklıma Alper Gencer’le birlikte Erzurum’un en uzak semtine giden en uzun yoldaki o akşamki yürüyüşümüz geliyor. Yıllar boyunca onca yürüyüp geçtiğim o çift şeritli daracık yol, onunla yürürken nasıl olmuş da bu kadar genişlemişti diye düşünüyorum ve kalkıp yine o uzak semte doğru yürümek geçiyor içimden. Yanımda ‘Şarkısızın Şarkısı’ ile…

İçinde ne varsa o olan bir şiir

Peşin peşin söyleyeyim; ben Alper Gencer’i de, şiirini de çok seviyorum. Bütün yapılmamışlığıyla, bütün dizginsiz akışıyla, geldiği gibi sayfalara dökülen bu şiirleri seviyorum derken de elbette bir başyapıttan, bir büyük dehanın muhteşem eserinden söz etmiyorum. Sadece şöyle bir şey: Bir yolda yürüyorum, sanki elime düşen bir yaprak, uzanıp aldığım bir çakıltaşı, avucuma düşen bir yağmur ya da kar tanesi gibi bütün aleladeliği, sadeliği, saflığı içinde bir şeyle karşılaşıyorum bu şiirleri okurken ve ne güzel bir şey bu diyorum. Bu da şuna, tıpkı o yaprağa, o çakıltaşına, o kar ya da yağmur tanesine ‘seni Halkedene şükürler olsun’ deyişime benziyor. İşte tam da bu noktada Alper Gencer’in sanki kendi içini dışına çıkarırcasına yazmış olduğu şiirinin içinden dışına çıkan bu özüne bakılması gerektiğini öne sürüyorum. İçinde ne varsa o olan bir şiirden söz ediyorum.



İlkin bir kapının önünde durup mahalleyi seyretmek gibi bir resim beliriyor gözümde bu şiirleri okurken; sözgelimi iki ev sonraki komşunun ortaokula giden oğluna benziyor bu şiirler, fırından ekmek almaya giden bir kadına, kıza, dükkanını açmaya giden esnafa, işine yönelen memura benziyorlar dize dize… Dahası o çocuğun gittiği okula, o fırına, o dükkana, o daireye, o muayenehaneye benziyorlar. Yani ne ise o deriz ya, öyle işte, yabancı olmayan, bizden…

‘Tam o sıra’ yazılan şiirler, tam o sırada duyulabilecek şiirler

Demem o ki bazı zamanlar söylenegelen ‘iyi şiir yok’ ilenişini haksız çıkaracak doğallıkta ve hakikilikte şiirler bunlar. Samimi, içten, ‘yapılmamış’ derken de katiyetle işçiliksizlik denilemeyecek bir örgü içerisinde ama yapıntı olmayan ve bize sadece o şekilde söylendiğinde duyabileceğimiz bir sesten, bir tınıdan, bir armoniden ses veren şiirler. Hatta ‘tam o sıra’ yazılan şiirler, tam o sırada duyulabilecek şiirler… 

çıkmayan bir şarkı duruyor dudaklarında
sözler ezberinde
notalar kapmışlar yerlerini
ah azıcık da ses olaydı derdinin boğazında
çıkmayan bir şarkı duruyor dudaklarında
sözler ezberinde
notalar kapmışlar yerlerini
ah azıcık da ses olaydı derdinin boğazında
sevgilim sessizlik tartısız bir mukaveledir
kelimeler tükendikleri yeri
kendilerine gebe bırakırlar
hiçbir şey konuşmasan bir sabahın ayazında
üşümekle sarılmak bir hırkada anlaşırlar
bu sıra yapraklar rüzgarı uyutur
-oh mışıl mışıl uyusun-
gece olduysa göğü bulalım
kurda ay'ı gösterin 
“içim” desin 
ulusun

Şarkısı olanların şarkısını çokça dinlemişliğimiz olmuştur. Lakin şarkısızın şarkısı nasıl bir şeydir, nasıl söylenir, nasıl dinlenir diye sorduğumuz zaman ‘sevgilim sessizlik tartısız bir mukaveledir’ diyerek cevap veren ve verdiği cevaba denk bir anlayış bekleyen bir şarkı olduğunu ancak ve sadece böylece bilebileceğimiz bir şiir/şarkı’dan söz ediyoruz.



Misafir edilen sözlerle yazılmış bir şiir Alper Gencer'inki

Şöyle bir tarifte bulunsam gerek bu şiirin şairi ve gerekse bu şiiri bilen eleştirmenler nasıl karşılayacaklar bilmiyorum; dip derinde biraz Edip Cansever esintisi getiren, kendini ortaya koyma biçimi olarak Ece Ayhan edalı lakin bütün bunlara eklenmesi gereken bir âşık bakışı, âşık dokunuşu ayan beyan hissedilen, benzersiz, kendine özgü ve hemen hemen bir çevreye yönelmeyen -ki Alper Gencer’in kişisel ve şiirsel serüveni az çok Dergah çevresine yakın dursa da gerek Dergah’a gerek Dergah’ı kuran ve sürdüren dikkat ve rikkate yakınlığı bir yana bir çevreye has bir şiir olmak anlamında bu çevreye de girmeyen- bir şiir olarak çıkıyor ortaya…

Hadi şunu da diyelim, şairinin de sahibi Olanın sahipliğinde olduğu ve bunun dışında sahipsizliğiyle beliren çığlık çığlığa söylenmiş lakin kesinlikle bağırılmadan öğrenilmiş bir dille; hani dil’i bize özgü biçimde tarif ederken söylediğimiz gibi “dil mesela Heidegger’e göre varlığın evi olsun diyelim ama bize göre dil = gönül’dür” diye yazılmış diyebileceğimiz bir şiir…

Bununla beraber Alper Gencer şiirinin bir bağı var elbet; okurken bizi alıp Afrika dahil cümle diyarı gezdirip dolaştırdıktan sonra bir beyt’e ve onun ehline götüren, kan kokmadan kan gösteren, kana kana içmekten imtina edilen su gibi yazılmış, doymaktan korkarak sofrada oturan kursak gibi ortaya çıkan, heyecan dozu yüksek, seçilmekten çok, gelen sözü baştacı ederek kabullenen ve bir nevi misafir edilen sözlerle yazılmış bir şiir Alper Gencer'inki.

Sonuna kadar insanı cezbeden bir teslimiyetin de eşlik ettiğini görüp izlediğimiz bir şiir

Ah!, Garibim, Mestane, Şah’a Kalkan Gemiler ve Ölmek Gibi Sevmek… Adlarıyla bile insanı kendinden alıp kendine götüren bir şiir bu. Bu yönüyle de aslında Alper Gencer’in, hâlâ ve hâlâ ve hâlâ yazmaya devam ettiği tek bir şiir gibi yazılan, hani Haydar Ergülen’in; “Şiir dediğimiz bir form vardır evet, hani klasik olarak, klasik şiir vardır, beyit şeklindedir. Halk şiiri dörtlükler şeklindedir. Serbest şiir kafiyesi olmayabilir, fakat bir bütündür. Ama şiir sadece bunlardan ibaret değildir bence. Şiir aynı zamanda hem bunlar olan hem de bunların dışında hayatımıza sızan bir şeydir. Her şeye sızabilir şiir. İlişkilerimize, konuşmalarımıza, hayata bakışımıza, duyuşumuza, her şeye sızabilir. Konuşurken ne deriz mesela; şiir gibi insan, şiir gibi bir an, şiir gibi şehir diye tanımlarız. Yani orada biz bir bütünlükten, güzellikten, estetik bir hazdan söz etmiş oluruz aynı zamanda…” diye tarif ettiği gibi bir şiirin peşinde olduğunu söyleyebiliriz.

Sözgelimi bu şiirlerde bir hayat, aşk, sevgi, ayrılık -ki bu ayrılığın hem dünyevi, zamansal hem daha ötedeki müteal biçimlerinden söz edebiliriz- vurgusu çekiyor dikkati. Neyi ne kadar vurgulamış olursa olsun sonuna kadar insanı cezbeden bir teslimiyetin de eşlik ettiğini görüp izlediğimiz bu şiir, örgüsüne yer yer ciddi biçimde sirayet eden fotoğrafı ve çok derin bir sinematografiyi içermesiyle de ayrıca bir zenginlik kazanıyor.

İşte Alper Gencer şiirini tam da popüler bir akışla gelen zamanın genç şiirinde esip savrulan moda haldeki sentimental savrukluktan kurtararak ölçülü bir dokunaklılığın odağına yerleştiren şeyi de bu zenginlikte aramak gerekiyor.

Bir şeyin yerliliği ilkin o şeyin kendiliğinden, donanımına sinen özgün örgüsünden anlaşılabiliyorsa eğer, o şey, ancak ve sadece o yerli olabilir. Alper Gencer şiiri işte tam da böyle yerli yerinde bir yerde duruyor oluşuyla bile bize bir şeyler söylüyor.

Ezcümle Alper Gencer’in şiirlerini severek okurken; günümüzde yazılan özellikle genç Türk şiirinden geleceğe neyin kalacağını düşündüğümüz şu süreçte, biraz eskiye giderek söylersek eğer, söylenen bir şey olarak şiir’den okunan ve yazılan bir şey olarak şiire kadar uzanan bir yol üzerinde eklene eklene gelen ve öylece giden şiirin ne’liği hakkında da düşünmeye başlıyoruz.

[Alper Gencer, Şarkısızın Şarkısı, Dergah Yayınları]



Şahin Torun, 12.10.2018, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Eleştiri, Kitap Notları, Kitapların Ruhu
Şahin Torun Yazıları






Sonsuz Ark'ın Notu:  Şahin Torun Beyefendi'nin çalışmalarının yayınlanması için onayı alınmıştır.  Seçkin Deniz, 18.06.2016

İlk yayınlandığı yer: Dünya Bizim





Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı