4 Ocak 2017 Çarşamba

SA3827/TG215: ABD’nin Ortadoğu’ya Yönelik Temel Sorunları Nelerdir?

Sonsuz Ark'ın Notu:
Aşağıdaki emredici metin, klasik-geleneksel ABD küstahlığını sürdüren bir metindir; analizci 20 Ocak 2017'de ABD başkanlığını devralacak olan Trump'a, Obama politikalarının aynı şekilde ya da hafif revizyonlarla sürdürülmesini emretmektedir. 15 Temmuz darbesinde Türkiye Halkını ve Erdoğan'ı destekleyen açıklamalarına karşılık Trump'a alışılageldik neocon perspektiften Erdoğan yönetimindeki Türkiye  için "15 Temmuz sonrası gittikçe daha baskıcı ve bölücü hale gelen bir rejim görüntüsü sergilemektedir" diyebilen vahşi ve saygısız bir aklın ürünü olan bu öneri/emir paketinde her zamanki gibi, petrol, silah ve sömürgeci-çatışmacı parametreler yer almaktadır. Analiz'de Irak ve Suriye'yi parçalamayı erteleyen bir gerileme hissedilse de bir adım geri-iki adım ileri tekniğinin sürdürülmesi istenmektedir. Obama döneminde ABD dış politikasının ürettiği kaosun Trump döneminde biraz dindirilmesi ve sonra kalındığı yerden devam edilmesi gerektiği de bu emredici ve vahşi metinden açıkça anlaşılmaktadır.
Seçkin Deniz, 04.01.2017

What are the main risks we face in the Middle East?

Trump yönetimi Ortadoğu’da birçok büyük sorunla yüzleşecek. Bu sorunların bazıları kısa süre içerisinde çözülmesi gerekirken bazılarıyla ise yıllar veya on yıllar içinde ilgilenilmesi gerekecek. Bahsettiğimiz sorunların çoğunun ortak iki yönü bulunuyor: Kolay ya da iyi bir ABD politik opsiyonu bulunmuyor ve ciddi risklerden kaçınmak mümkün görünmüyor. 

Sorunlardan bazıları ortada. Bunlar, IŞİD ve İslamcı aşırılıkçılığın yükselişinin mantıksal sonucu olarak; ABD’nin Irak işgalinden kalan miras dolayısıyla; İran kaynaklı tehditler ve Ortadoğu’daki silah yarışı nedeniyle; Rusya ve Türkiye gibi ülkelerin bölgede üstlendiği yeni roller ve Irak, Suriye, Libya, Yemen’deki çatışmalardan kaynaklanan bir dizi problem sebebiyle ortaya çıkmış bulunuyor. Trump’ın başkanlık ofisindeki ilk döneminde ve neredeyse göreve başlar başlamaz, ABD’nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika ile alakalı çözmek zorunda kalacağı 12 büyük problem bulunuyor.



ABD’nin izlemesi gereken yol şu şekilde olmalıdır:

*ABD, Arap müttefikleri ile stratejik ortaklığını yeniden inşa etmelidir. ABD, Arap müttefikleri ile askeri anlamda ve terörle mücadele noktasında iyi ilişkilerini sürdürmektedir ancak bu ülkeler, ABD’nin taahhütlerine sadık kalması; kararlı ve etkin bir şekilde hareket etme kabiliyeti noktasında derin bir güvensizlik içindedir. Ayrıca bu ülkelerin petrol ihracat gelirlerine uygulanan %50 oranındaki kesinti, silahlı güçlerini modernize etme, teröristler ve aşırılıkçı hareketlerle mücadele imkânlarını hızlı bir şekilde değiştirmiştir. Önemli meselelerden birisi (bu ülkelere) güvenlik garantisinin sağlanıp sağlanamayacağıdır. Diğer bir önemli nokta da hem ABD askeri yeteneklerinin hem de müşterek çalışmaların daha efektif ancak daha az maliyetli olmasını sağlamanın yollarını bulmaktır.   

*İran’a karşı Körfez’in savunulmasında ve İran kaynaklı tüm tehditlere karşı ABD’nin üsleneceği sorumluluğun derecesinin belirlenmesi gerekmektedir. Bu tehditler: İran’ın nükleer çalışmaları ve Ortak Kapsamlı Eylem Planı (JCPOA) ile ilgili belirsizlikleri; İran’ın Lübnan, Suriye ve Irak’ta arttırmakta olduğu stratejik etkisini; Arap Körfezi ülkelerinde ve Bahreyn’deki Şiiler üzerindeki nüfuzunu artırma arayışlarını; Körfez ve civarında gemi ticaretine yönelik asimetrik tehdidi ve İran’ın sürekli gelişmekte olan geleneksel şekilde silahlandırılmış füze ve roket güçlerini kapsamaktadır.

*IŞİD’ten geriye kalanlara ve bölgedeki İslamcı aşırılıkçılık kaynaklı geniş ölçekli tüm tehditlere yönelik ABD’nin terörle mücadele çalışmalarının yeni baştan şekillendirilmesi gerekmektedir. 2011 senesinde Arap dünyasında büyük karışıklıklar çıkarmış olan aynı güçler hala varlığını sürdürmektedir veya daha da güçlenmiş durumdadır. IŞİD, “halifeliği” veya Irak, Suriye ve Libya’da sahip olduğu bölgeleri kontrol kabiliyetini yitirse bile; aşiretler, mezhepsel ve etnik unsurlar arası bölünmeler ile derin etkileşim içinde bulunan İslamcı aşırılıkçılar, ABD ve Arap müttefiklerine karşı hala tehdit unsuru olmaya devam edecektir. Gelecekte ABD ve Avrupa süresiz olarak saldırıların hedefinde olacaktır ancak asıl tehdit, Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesi ile geriye kalan İslam dünyasına yöneliktir. ABD, müttefik Arap devletleri ile ortak çalışmalara devam etmeye odaklanmalı, bu sırada kendisini bölgede ve dünyanın geri kalanında yaşayan Müslümanlara yabancılaştıracak eylemlerden de kaçınmalıdır.     

*Suriye iç savaşının sonlandırılmasına yönelik kararlı ve uygulanabilir bir çözüm bulunmalıdır. Suriye, ABD’nin yüzleştiği en kötü sorunlardan birisidir. Politik olarak geçici bir çözüm sağlansa bile; Esad rejiminin, muhalif güçleri oluşturan aşırılıkçı İslamcı unsurların, Kürt ve Araplar arasındaki gerilimlerin hesaba katıldığı daha geniş çaplı bir çözüm olmaksızın, herhangi bir ateşkesin veya Suriye’nin bölünmesinin ülkenin daha da büyük bir savaşın içine girmesine engel olması mümkün görünmemektedir. Suriye nüfusunun yarısı şu anda mülteci konumunda veya ülke içinde sürgün edilmiş haldedir. Bu insanlara normal hayatlarına dönme ümidi verilmeden istikrarın sağlanması imkânsızdır. 2011’deki karışıklıkların başlamasından önceki on yıllar içinde de ekonomik ilerleme ve eşitlikten yoksun olan ve şu anda 2011’de sahip olduğu GSYH’nin %25’i veya daha azına sahip bir ülke için ekonomik iyileşme ve geliştirme sağlanmalıdır.    
       
*IŞİD sonrası dönem için Irak’ın Sünni ve Şii, Arap ve Kürt kesimleri arasındaki gerilim ve bölünmelere yönelik Irak’a yardım sağlanmalıdır. Bu yardım çalışmaları, istikrarsız bir Suriye’den Irak’a yönelen tehditlerden ve İran, Türkiye ve dışarıdaki Arap ülkelerinden kaynaklanan baskılardan ayrı düşünülemez. (Irak’ta) bir tür federal yapıya ihtiyaç duyulacaktır ancak Irak’ın küçük devletlere bölünmesinin daha fazla şiddete ve insani drama neden olacağı kesindir. Irak ayrıca İran’a yönelik caydırıcı niteliklere sahip güvenlik güçlerini oluşturmalıdır. Neredeyse iflas etmiş olan Irak halkı için ekonomik gelişim ve eşitlik sağlanarak parçalanan bölgeler ve hizipler arası birlik gerçekleştirilmelidir.        

*(ABD’nin) Yemen’de, sürekli artmakta olan insani maliyetlere ve kalıcı güvenlik ve istikrara yönelik tehditlere yönelik çözüm üretmesi gerekmektedir. Suriye ile birlikte Yemen, ABD’nin karşı karşıya olduğu en zorlu sorunlardan birisidir. Yakın vadede, Suudi Arabistan liderliğindeki hükümet yanlısı koalisyonun herhangi bir şekilde başarı elde etmesi mümkün görünmemektedir. Karşı cephede yer alan Salih ve Husi koalisyonu doğal olarak istikrarsız bir yapıya sahiptir ve Arap Yarımadası el-Kaidesi Sünni bölgelerde giderek daha fazla sorun haline gelmektedir. İç savaşın başlamasından önce de büyük yapısal ekonomik krizlere maruz kalan Yemen’de şu anda yiyecek, su ve temel sağlık hizmetlerinin yetersizliği nedeniyle geniş çaplı insani sorunlar yaşanmaktadır. Çözüm seçenekleri, olağanüstü zor şartlar altında ulus inşasının gerçekleştirilmesi veya oldukça büyük bir insani dram yaşanma pahasına bir çeşit sınırlama politikasının uygulanması olabilir. 

*Rusya’nın Suriye’deki rolünün ve bölgede nüfuzunu artırma çabalarının engellenmesi gerekmektedir. ABD’nin, Suriye’deki Rus nüfuzunun genişlemesine veya Rusya’nın artan bölgesel önemine binaen gelişen bölgesel algılar üzerindeki etkisine karşı etkin bir yol bulup bulamayacağı belirsizdir. Bununla birlikte ABD’nin, Rusya’nın diğer ülkelere gönderdiği silah ve askeri danışmanlara yönelik bir sınırlandırma getirme yönünde çeşitli seçenekleri bulunmaktadır. Rusya’nın İran’a gerçekleştireceği büyük boyutlardaki silah transferlerine karşı da hazır olunmalıdır. ABD ayrıca, Rusya’nın Suriye’de kendisine yaptığı gibi, Ukrayna gibi diğer bölgelerde Rusya üzerinde baskı kurmayı değerlendirebilir. ABD aynı zamanda, hem İran’a anahtar konumdaki silah satış kaynağı olması hem de Cibuti’de yeni bir üs oluşturması bağlamında Çin’in bölgesel rolünü yeniden değerlendirmelidir.   

*ABD ve Avrupa ile arasındaki ilişkiler gittikçe daha otoriterleşen, Suriye ve Irak’a aktif olarak müdahil olan Erdoğan yönetimindeki darbe sonrası Türkiye’si ile ilişkilerin yeniden yapılandırılması gerekmektedir. Türkiye, kendisini aşırı güvenlik önlemleri içine kilitleyerek Kürt vatandaşları ile uzun vadeli bir çatışma içine girebilecek ve Suriye ve Irak’taki Kürt ve Türkmen azınlıklara müdahil olmanın yollarını arayan, gittikçe daha baskıcı ve bölücü hale gelen bir rejim görüntüsü sergilemektedir. Türkiye en iyi ihtimalle, zor bir stratejik ortak ve Trump yönetiminin uğraşmak zorunda kalacağı ne yapacağı belli olmayan bir aktör olacaktır. 

*Mısır’ın güvenlik için yaptığı çalışmalara destek verilmeli ancak bu sırada ekonomik iyileştirme ve büyüme de teşvik edilmeli ve hâlihazırda uygulanan baskıcı uygulamaları azaltması ve daha fazla aşırı güvenlik uygulamalarından kaçınması sağlanmalıdır. Mısır, ABD’ye havadan ve Süveyş Kanalından kritik geçiş hakları sağlayan önemli bir güvenlik ortağı olma özelliğini taşıyan en büyük Arap devletidir. ABD’nin güvenlik faaliyetlerinde ve Sina’da aşırılıkçılığa karşı savaşta Mısır’a yardımcı olması gerekmektedir. Diğer taraftan, Mısır tarafından ekonomi ile alakalı gerekli çalışmaların yapılmasını ve terör karşıtı faaliyetler ile STK’lar ve meşru muhalefete yönelik uygun yaklaşımların sergilenmesini garanti altına almak için ABD’nin kendi nüfuzunu kullanması gerekmektedir. Bu konularda verilecek bir açık her iki ülke için işleri daha da kötü hale getirecektir, ancak ABD sadece güvenlik yardımıyla kendisinin ve Mısır’ın menfaatlerine hizmet edemez.     

*ABD’nin güvenlik ve istikrar sağlamaları için Ürdün, Fas ve Tunus gibi diğer müttefik ülkelere de yardım etmesi gereklidir. ABD sadece günümüzün problem yaşayan ülkelerine odaklanmakla kalamaz. Diğer bölgesel müttefiklerine de politik karışıklıkları engelleme, ekonomik gelişim ve reformların gerçekleştirilmesi ve etkin güvenlik yapılarının kurulması hususunda yardımcı olması gerekmektedir.  

*İsrail ile güvenlik anlaşmaları tam kapsamlı şekilde uygulanmalıdır fakat aynı zamanda, İsrail ve Filistin arasındaki bölünmeye yönelik iki devletli bir çözümün mü esas alınacağı hususunda karar verilmesi gerekmektedir. Hem İsrail hem de Filistin tarafında barış çabalarında büyük bir ilerleme sağlanmasına yönelik zayıf bir başarı şansı olduğu görülmektedir. Ancak bununla birlikte Arap ülkelerinin diğer güvenlik meseleleri ile meşgul olmaya devam edip etmeyecekleri belirsizdir ve İsrail tarafından uygulanan politikalar ile yerleşimler meselesi, iki devletli bir çözümü imkânsız hale getirecek sonuçlar ortaya çıkarmaktadır. İsrail-Filistin meselesini doğrudan görmezden gelmek ya da büyük ölçüde sembolik çalışmalar yürütmek yeterli olmayacaktır. ABD’nin ayrıca İsrail güvenliğinin diğer cephelerini de değerlendirmesi gerekmektedir: Sina’daki düşük seviyedeki savaş, Suriye savaşı sonrası IŞİD ve İran füzeleri ile Hizbullah bağlantıları tarafından sergilenen tehditler.    
  
*ABD, Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesinden doğrudan petrol ihracatına gittikçe daha az bağımlı hale gelmektedir. Diğer yandan küresel ekonomideki istikrar ve büyümeye ve Ortadoğu-Kuzey Afrika petrol ve gazının Avrupa-Asya’ya stabil şekilde akışına ise daha fazla bağımlı hale gelmektedir. Dolayısıyla ABD’nin bu bağlamda Ortadoğu ve Kuzey Afrika’nın stratejik önemini yeniden değerlendirmesi gerekmektedir. 

ABD’nin Körfez petrol ihracatının güvenli bir şekilde akışına bağımlılığı ile alakalı politika ve anlayışların güncellenmesine yönelik kapsamlı bir politik analiz yapması lazımdır. Rusya ve Avrupa, Afganistan’daki savaş, Çin’in yükselişi ve Asya’daki güvenlik gibi meseleler ABD’nin dış sorunlarını oluştururken; bunların yanı sıra ABD, ülke içinde de büyük sorunlarla yüzleşmek durumundadır. Yakın geçmişten gayet açık bir şekilde görüldüğü gibi, ABD’nin bu bölgelerin hangisinde yeni sorunların ortaya çıkacağını tahmin edebilmesi mümkün değildir.   


Anthony H. Cordesman / 15 Aralık 2016


Tamer Güner, 04.01.2017, Sonsuz Ark, Stratejik Araştırma, Çeviri








Metnin Orijinali ve Tamamı için:
https://www.csis.org/analysis/what-are-main-risks-we-face-middle-east

Seçkin Deniz Twitter Akışı