10 Mayıs 2015 Pazar

SA1314/ÇY5-DÇ17: “Sebastian Bach'ın Do Majör Konçertosu Nasıl Çalışır?”/ 1.Bölüm; Deniz Feneri, CHP ve Kızılhaç

1.Bölüm
Deniz Feneri, CHP ve Kızılhaç

25 Nisan 2015 günü Kılıçdaroğlu Dusseldorf’ta seçmenlere sesleniyordu: "Deniz Feneri faciasını asla unutmadık"

Türkiye'nin temiz siyasete ihtiyacı olduğunu söyleyen Kılıçdaroğlu, Deniz Feneri olayını hatırlattığı konuşmasında, "Deniz Feneri faciasını asla unutmadık. İslami holdingler aracılığıyla Almanya'da alın terinin nasıl sömürüldüğünü, nasıl çalındığını biliyoruz. Ama bir şeyi hiç kimsenin unutmamasını istiyorum. Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz her türlü sorununuza en duyarlı yaklaşımları ve çözümleri üreten partiyiz. Her sorununuzla ilgilendik. Deniz Feneri olayı yaşandığı zaman ben Almanya'ya geldim. İslami holdingler faciasında yine buradaydım. En temiz duygular, inançlarımız sömürüldü. İnançlarımız alın terimizin çalınmasına alet edildi. Yurt dışında yaşayan bütün yurttaşlarıma seslenmek istiyorum. Sizin inancınız bizim inancımızdır, sizin kimliğiniz bizim kimliğimizdir. Sizin yaşam tarzınız bizim yaşam tarzımızdır. Biz kimseyi ötekileştirmeden bütün yurttaşlarımızı kucaklıyoruz ve sizlere bağrımızı açıyoruz" diye konuştu.(1)

Deniz Feneri Davası'nı geçmişe dönük araştırırken ilk şu bilgiler çıkar karşımıza.

Deniz Feneri Davası'nı ortaya çıkaran ilk kişi 1964 yılında Tunceli Pülümür'de doğan Ali Kılıç'tır. Ali Kılıç, 1970'li yıllardaki siyasi çalkantılar sebebiyle 1980 yılında yurt dışına çıkarak Almanya'da eğitimini tamamladı. Milliyet Gazetesi'nin Münih temsilciliğini yaptı. Romanya, Afganistan ve Yugoslavya’daki savaşlarda savaş muhabiri olarak görev yaptı. 1994 yılında Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu’nda Genel Başkanlık görevini devraldı ve bu görevi uzun yıllar yürüttü. Ayrıca kendisi Türk–Alman Dostluk Federasyonu Kurucu Genel Başkanlığını da yaptı. Cumhuriyet Halk Partisinde Parti Meclisi Üyesi, Merkez Yürütme Kurulu Üyesi ve Genel Başkan Danışmanlığı ve Yurtdışı Örgütlenme Koordinatörlüğü görevlerinde bulundu.(2)

Deniz Feneri Davası'nın 'Yeminli Almanca Tasdikli Tercümesi'ndeki mış’lı, muş’lu suçlama ifadeleriyle beraber ilginç olan durum davanın tanınmayan ve kimlikleri çok sonradan açıklanan ya da tespit edilemeyen şahısların mektupları ve iddiaları ile başlamasıdır. 

Davayı anlatan tasdikli tercümede iddiaları ortaya atan kişilerin kim olduğunun başlarda belli olmadığı ve sonrasında kimlikleri açıklanan ya da tespit edilemediği söylenen kişilerin ifade ve iddiaları bulunur. Aşağıdaki bu ifadeler dava tutanağındaki tasdikli tercümeden alıntılanmıştır.

Deniz Feneri e.V. Davası İddianamesi

Kaynak: Gazeteport 
Almanca`dan tasdikli tercümedir.
Frankfurt Am Main Bölgesel Mahkemesi Nezdinde Savcılık 
Konrad-Adenauer-Staße 20 60313 Frankfurt am Main
Dosya Numarası: 6350 Js 203391/06

Asliye Ceza Mahkemesi (Bölgesel Mahkeme) 26. Ceza Hakimliği'ne
Frankfurt am Main

Özetle İddianame:

Almanya Deniz Feneri Derneği'nde görev alan I. Mehmet GÜRHAN, II. Muhasebeci Firdevs’i ERMİŞ, III. Mehmet TAŞKAN'a açılmıştır. İddianamede adı geçen şahıslar ve dernek hakkında dernekler sicilindeki kayıtlardan da anlaşıldığı üzere, yukarıda belirtilen zaman diliminde ve daha önceleri toplum menfaatine olan işlerle uğraşmıştır. Derneğin amacı, fiziken veya zihinsel veya ruhen özürlü veya maddi durumu iyi olmayan, yardıma muhtaç insanlara yardım etmek idi. Dernekler siciline verilen ve tescili yapılan kayıtlara göre dernek, hiçbir maddi avantaj sağlamak amaçlı değildi. Dernek, kazanç sağlamak amaçlı da değildi. Derneğin tüm gelirlerinin hayır işlerine sarf edilmesi, dernek üyelerinin hiçbir şekilde üyeliklerinden dolayı derneğin gelirine ortaklıkları olamaz, üyeliklerinden dolayı da hiçbir şekilde ortak olup kâr alamazlardı denilerek iddialar sıralanıyordu.

Derneğin tüm parası, tüzükte belirtilen amaç dâhilinde kullanılacaktı denilerek el konulan evraklar sırasıyla listeleniyor. Sanıkların şimdiye kadar herhangi bir sabıkası olmadığı gibi adı polisiye işlerine de karışmamıştır denilerek iddialara devam ediliyordu.

1-) 20.02.2007 tarihinde Frankfurt am Main Savcılığı'na, kimin gönderdiği yazılı olmayan bir şikâyet dilekçesi gönderilmişti. Dilekçeyi yazanın, sanıkları ve çevresini ve Firmaları çok iyi tanıdığı ve iç işlerini gayet iyi bilen birisi olduğu dikkati çekmişti. Suçlamaları inandırıcı bir şekilde tekrarlayarak sanık Mehmet GÜRHAN’ın bütün bu işlerin rejisörlüğünü yaptığını bildirmişti. Yeni ceza yasasınca suç teşkil eden fiillerin yanında, somut bildiriler de (kaçak adam çalıştırma, vergi kaçakçılığı, dolandırıcılık, zilyete geçirme, Muhasebenin manipüle edildiği, gibi) yapılmış ve Türk siyasi hayatından bazı hükümet yetkilileriyle işbirliği yapıldığı anlatılmıştı.

Yazıda, ‘’ ....Derneğin her yıl elde ettiği 10-15 Milyon € yardım paralarından gerçekten de yardım ediliyor. Ancak paranın büyük kısmı Mehmet Gürhan ve adamları tarafından nakit çekilerek Türkiye’ye götürülmekte ve kendilerine mal edilmektedir."

Yazıyı gönderenin hukuk bilgisi olsa gerek, zira yazısında hukuki terimler kullanmıştır. 

"Resmi yardım, muhakeme etmek....maksada ulaşamamak. AKP’nin hükümette olmasından bunların hükümete ve polis teşkilatına yakınlıkları vardır’’

Daha sonraki soruşturmalardan, bu şikâyetin de tanık Vural’dan geldiği ve kendisinin daha önceleri IGMG e.V. de hukuk danışmanı olarak görev yapmış olduğu anlaşılmıştı.

2-) 15.03.2007 tarihinde Frankfurt am Main Emniyet Müdürlüğü'ne, İnternet yoluyla ve göndericisi beli olmayan bir şikâyet yapılmış ve 1978 doğumlu Elitok ÖZGÜR adındaki bir şahsın, Adam-Opel-Str. 5 adresindeki Euro7 GmbH Firmasında kaçak olarak çalıştığı bildirilmişti. Bu isimle birisinin kaçak olarak çalıştırıldığı, 20.02.2007 tarihinde yapılan ve gene göndericisi belli olmayan (anonim) şikâyette de bildirilmişti. Yapılan İnterpol araştırmaları neticesinde anonim şikâyetleri yapanın kimliği ve Özgür adındaki şahsın kim olduğu belirlenemedi.

3-) Sanık Gürhan’ın Alman vatandaşlığına girmek için yapmış olduğu başvurusu dolayısıyla, konu ile ilgili açılan dosyanın incelenmesinde, o zamanlar Gürhan’ın kız arkadaşı olarak kendini tanıtan bir kadının, Hükümet Temsilciliği'ne (Regierungspräsidium) göndermiş olduğu bir yazıda, Gürhan’ın evli olmasına rağmen kendisiyle ilişkisinin olduğunu belirterek, onun (Gürhan’ın) hakkında suç teşkil eden suçlamalarda bulunmuştu:

* Türk vatandaşlığından çıkıp Alman vatandaşı olduktan sonra, tekrar Türk vatandaşlığına girmiş, bunu baştan böyle planlamış.
* Nisan 2002 yılında kendi isteği ile Türkiye’de (Burdur’da) bir aylık askerlik yapmış.
* Bu zaman zarfında Türk Milli İstihbarat Teşkilatı için çalışacağını kabul etmiş
* Kendi işleri için, "ajanlığını suiistimal ederek, çevresinden olan tanıdıklarını ve iş arkadaşlarını Türk polisine ve İnterpol’e şikayet ederek suçlamış ve ele vermiş"
* Alman polisi onun (Gürhan’ın) "işine yarayan, icracısı olan aptallarmış".
* Kendisi de karısı gibi "fanatik bir islamcı olup, Alman ve hristiyan olan her şeyin düşmanıymış, bunu da alenen savunuyormuş"
* Milli Görüş’ün üyesiymiş. 
* Euro 7 GmbH’ nın (daha önceleri Kanal 7 Int.) genel müdürü imiş ve maliyeye vergisini vermeden illegal işler çeviriyormuş, Deniz Feneri e.V.'nin de başkanı olarak "Türkiye’ye para aktarıyor" ve "cebine indiriyor" muş.

Daktilo ile yazılmış olan, tarihi konmamış, ancak 08.10.2002 tarihinde ulaşan mektup, şöyle bitiriliyor : ".... sizden ricam, bu kriminel adama karşı bir şey yapınız..."

4-)
C) Siyasi yönü
(Dosyanın 1432, 1723,2034. sayfaları)
EURO 7 nin kuruluşunun nedeni, sanık Ermiş’ in görüşüne göre, Almanya’da yaşayan Türklere Milli Görüş’ün ve daha sonraları AKP’nin siyasetini aşılamakmış. Şirketler de, para kazanmak için kurulmuşlar. Frankfurt am Main’da kurulan şirketlerin amacı, elde edilen paraları yıkamaya ve daha sonraları da İslam’ın yaygınlaştırılmasına yönelikmiş. Bundan herhangi birisinin kendine maddi avantaj sağlayıp sağlamadığını bilmiyormuş, ancak tahmin edi-yormuş. Şirket sahipleri, Türkiye’deki iktidarla iç içeymişler, Milli Görüş ve AKP’nin siyasetine sıkı sıkıya bağlıymışlar.

1982 yılında Türkiye’de kurulan YİMPAŞ Holding A.Ş., dünyanın her tarafında şube şirketler kurmuş ve binlerce yatırımcıdan paralar toplayarak, zimmetine geçirmiş, Türkiye’de AKP gibi parti ve İslami örgütlerin finansmanında kullanmıştı. Yatırım paraları, Almanya’da, burada yaşayan Türklerden toplanmıştı.

Tanık VURAL 08.01.2006 tarihli şikayet yazısında, "... bazı örgüt ve partilerin, örneğin YİMPAŞ gibi, bu paraları suistimal ettikleri.... Kanal 7 nin ve Türkiye’deki YİMPAŞ’ ın bağış paralarıyla finanse edildiklerini...’" bildiriyordu.

5-) Türkiye ve Deniz Feneri bölümü iddiaları:

Burada, Frankfurt am Main kentindeki ve yukarıda adları geçen sanıklar tarafından idare edilen Deniz Feneri e.V.’ ın yanı sıra, Türkiye’de de, Deniz Feneri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği vardır ki, bunun da amacı kamuoyu menfaatine çalışmak ve yardıma muhtaçlara yardımda bulunmaktır. Kendi verilerine göre, 2006 yılında Türkiye Deniz Feneri kuruluşuna 100 Milyon US yardım paraları gelmiş. Türkiye Deniz Feneri Derneği, buradaki Deniz Feneri e.V. derneğinde 25.04.2007 tarihinde yapılan aramadan hemen sonra, basın ve yayın organlarına vermiş olduğu demeçlerle ve kendi İnternet sayfasına koymuş olduğu bilgilerle, Almanya’daki Deniz Feneri e.V. derneği ile irtibat ve alakalarının olmadığını beyan etmişti. Türkiye Deniz Feneri Derneği Başkanı bay Engin Yılmaz da, burada vermiş olduğu 15.05.2007 tarihli ifadelerinde buna benzer verilerde bulunmuştu. Yılmaz ifadelerinde, Türkiye’deki Deniz Feneri ile Almanya’daki Deniz Feneri Derneği arasında hiçbir hukuki bağın olmadığını, bunların birbirinden tamamen ayrı iki dernek olduklarını belirtmiştir. Türkiye Deniz Feneri’ nin 320 şahıs çalıştırdığını, 40.000 kişinin de fahri görev yaptığını ve 450.000 yardıma muhtaç ailenin kaydının bulunduğunu, Alman Derneğine de zamanında bütün bölgelerde yardımda bulunulamayacağının söylendiğini, onlara belli bölgeleri üstlenebileceklerinin söylendiğini açıklamıştır.(4)

Türkiye basınında çıkan haberlerde medyamızın batı sever kanadı Alman savcılığının iddianamesinde derneğin Deniz Feneri Derneği kampanyasıyla 41 milyon Euro topladığı ve bunun 18 milyonunu amaç dışı kullandığını ifade ediyor.

Sonuç olarak Almanya’da tamamlanan davada:

Dernek yöneticilerine dolandırcılık ve haksız kazanç elde etmek suçundan hapis cezaları verildi. Mehmet Gürhan 5 yıl 10 ay, Mehmet Taşkan'a 2 yıl 9 ay, Firdevsi Ermiş ise 1 yıl 10 ay hapis cezası aldı. Mehmet Taşkan ve Firdevsi Ermiş'in tutuklulukları sırasında hapiste kaldıkları süre dikkate alınarak geri kalan ceza süreleri tecil edildi. 

Mahkeme derneğin malvarlığına kamu adına el koyarak malvarlıklarının yönetimini kayyuma devretti. Kayyumlar derneğin borçlarını ödedikten sonra geriye kalan paraları almaları için bağış sahiplerine çağrı yapacak geriye kalan para ve malvarlıkları ise Kızılhaç' a devredilecek. Hakim Müller, Deniz Feneri olayının bir suç olayı olmadığını demokrasi karşıtı bir tutum olduğunu açıkladı. Frankfurt Eyalet Yüksek Mahkemesi'nde davanın savcısı Kerstin Lötz, davanın asıl faillerinin Türkiye'de bulunduğunu iddia etmiştir.(5)

Türkiye’de  23 Mayıs 2013 Perşembe günü İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nce görülen Deniz Feneri davasının 5'inci duruşmasında Mehmet Gürhan şu ifadelerde bulunur.

Sanık Mehmet Gürhan: "Alman mahkeme başkanı, bana avukatım aracılığıyla kısmen de olsa istedikleri ifadeleri vermezsem hakkımda 20 yıla yakın hapis cezası verileceğini söyledi. Benden üç talepte bulundular. ‘Deniz Feneri paralarını Ak Parti ve Tayyip Erdoğan ile ilişkilendir, Kanal 7 yöneticileriyle ilişkilendir, islami yardım kuruluşlarıyla ilişkilendir'. Bunun son şansım olduğunu, aksi halde gün yüzü göremeyeceğimi söylediler" dedi.

Gürhan, savcıları yönlendirdiğini iddia ettiği komiser Alexander Böhm'ün, Alman gizli servisi BND üyesi olduğunu ve bu dava için görevlendirildiğini de ileri sürdü. Derneğin amacının, "Türkiye' de ve dünyada yaşayan ihtiyaç sahiplerine din, dil, ırk gözetmeksizin yardım eli uzatmak" olduğunu savunan Gürhan, "Sırf Allah rızası için ve hizmet aşkıyla bu işi yürüttük. Bu amaç uğruna çalışmaya devam edeceğim" diye konuştu.

Kılıçdaroğlu'nun Psikolog Köylüsü

Almanya'da kaldığı cezaevine tayin edilen bir psikologtan da bahseden Gürhan, "Gelen kişi 'Sen Tayyip Erdoğan'a gel, para aktardın mı?' dedi. Sonradan bu kişinin Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nun akrabası ve köylüsü olduğunu öğrendim" dedi. (6)

Başından beri davayı Türkiye ve hükümetle ilişkilendirmeye çalışan ve yayınları adeta canlı veren basın sonrasında Almanya’da yaşayan Türkiye vatandaşlarının makbuzu ile geldikleri takdirde verdikleri yardım paralarını geri alabileceklerini beyan eden basın açıklamalarında bulundular. Almanya basınında geriye kalan yardım paralarının kamuya devredileceği haberleri yer aldı. 

Yardım paralarının Kızılhaç'a devredileceğini Türkiye basınında yazan olmadığı gibi nerelerde kullanılacağına dair bilgi paylaşımı yaparak bu konuyu  takip eden de olmadı. 

Kızılhaçı denetleyecek, sorgulayacak mahkemeler, tabi ki konu işin bu kısmına gelince  irdeleyecek bir basınımız yok. Ancak iş Müslümanların topladığı paralar ya da kendi rızaları ile yapılan işler olduğunda didik didik ederek mışlı muşlu ifadelerle, kimliğini ve varlığını  Almanya’nın ispatlayamadığı kişilerle ahkam kesenimiz  çok. 

Nihayetinde zamanında müdürlüğünü yaptığı Sosyal Sigortalar Kurumunu nasıl batırdığı bugünlerde TV’ de kendisine sorulduğunda, "Nasıl oldu, bende anlamadım”, diye açıklayarak  “Yurt dışında yaşayan bütün yurttaşlarıma sesleniyorum. Sizin inancınız bizim inancımızdır, sizin kimliğiniz bizim kimliğimizdir. Sizin yaşam tarzınız bizim yaşam tarzımızdır”, diyerek iyi bir hesap uzmanı olduğunu söyleyen  Kılıçdaroğlunun kendisidir.

Yardım paralarının Kızılhaç'a devredilen kısmının akıbetinin ne olduğu konusunda elimizde hiç bir veri yok. Bu olaylar sonrasında orada bulunduğunu açıkça beyan ederek işin içinde bulunduğunu itiraf eden Kılıçdaroğlu’ndan böyle bir bilgiyi öğrenmemiz asla  mümkün olmaz. Muhtemelen SSK‘yı nasıl batırdığını anlayamamış birisi o sırada neden orada olduğunu da  anlayamamıştır.

Alman Hakim Müller basına verdiği demeçte, bu davanın bir suç olmadığını demokrasi karşıtı bir tutum olduğunu söylüyor. Demokrasi karşıtı olmamak için yardımları  Kızılhaç’a bağışlamak ve nerede kullanıldığını sorgulamamak mı gerekiyor? 

Kızılhaç yardım kuruluşunun Deniz Feneri yardım kuruluşu  ile ne hesabı olduğunu sorgulamamız en doğal hakkımızdır. Müslümanlara yardım için toplanan zekat paralarının Kızılhaça neden devredildiğini ve  nasıl kullanıldığının akıbetini merak ettiğimizde, gözden kaçan durumun şu olduğunu görüyoruz.  

İddialarından bu kadar emin olanlar,  masallarının sonunu tam olarak anlatmadıkları için... Gökten düşen üç elmanın kimlerin başına  düştüğünün topluma tam olarak  açıklanmadığıdır. 




Duru Çağlayan, 10.05.2015, Sonsuz Ark, Çırak Yazar, 

“Sebastian Bach'ın Do Majör Konçertosu Nasıl Çalışır?”/ 2.Bölüm; Kızılhaç ve Hilâl-i Ahmer Çalışmaları>>

Kaynakça:

1. http://www.mynet.com/haber/politika/kilicdaroglu-dusseldorfta-secmenlere-seslendi-1810238-1
2. https://tr.wikipedia.org/wiki/Ali_K%C4%B1l%C4%B1%C3%A7_(siyaset%C3%A7i)
3. https://tr.wikisource.org/wiki/Deniz_Feneri_e.V._Davas%C4%B1_%C4%B0ddianamesi
4. http://tr.wikipedia.org/wiki/Deniz_Feneri_e.V_davas%C4%B1
5. http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/tgbliler-mumtazer-turkoneyi-fena-yakaladigundem/milletvekillerine-rekor-zamyurt/akpli-ciftci-akpye-isyan-ettikultur-sanat/insanliki-kesti-cezayiri-dikecekgundem/ermeni-soykirimi-yalanini-yasar-kemale-sormayingundem/akpli-kuzu-hesabimiz-tutmadigunde-h11407.html

Seçkin Deniz Twitter Akışı