Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

M.Ö. 4000 yılına dayandırılan Antik Harappan (İndus vadisi) uygarlığının en önemli krallığı, iki nehir arasında kurulu Dholavira’nın hazin kaderi, insanlık tarihinin şaşırtıcı olaylarından biridir. Kalıntıları Hindistan’ın batı eyaleti Gujarat’ta bulunan Dholavira krallığı, yüksek uygarlığı, mimarisi, nehir yataklarını değiştiren gelişmiş sulama teknikleri ve barajları ile dönemin göz kamaştıran krallıklarından biriydi.
Dholavira’nın sert kayalarının üzerine kurulmuş, topraktan duvarlarıyla bitimsiz bir labirente benzeyen tapınakta Chaarqul, epeydir yüreğini daraltan bir felaket haberini dillendirip dilendirmemek arasında bocalayıp duruyordu. Gece boyunca bu ikilemle içine uzandığı toprak nişte huzursuzca kıvranıp durdu.
Tanrıların yüreğine indirdiği bu kötücül haberi inananlara iletmekle yükümlü olduğunu biliyordu. Bu tanrısal uyarıyı geciktirmesinin tehlikelerinin de farkındaydı. Ancak böyle bir haberin Dholavira’da yol açacağı siyasal çalkantının, tanrıların yüreğine fısıldadığı felaketten de büyük bir yıkıma sebep olacağını da biliyordu.
Görev, gökten insanları izleyen ve her gün umarsızca buna benzer kararlar veren, mesela durup dururken bir çocuğun boğulmasını buyuran ya da İndus’ta yaz ortasında olmadık bir anda bir fırtına üfleyip gemiler batıran, seller yollayarak köylülerin bütün hasadını tarumar eden… evet, her gün böyle binlerce karar veren umarsız tanrılar için bunlar sıradan şeylerdi elbet. Ama Rish Chaarqul gibi hâlâ göğsünde insanî zayıflıkla malûl bir kalp taşıyan, hâlâ sık sık gözleri yaşaran, ölümü düşünüp kederlenebilen biri için altından kalkılması oldukça zor kararladı bunlar.
Kral, samimi bir inanandı ve kendisini dinlerdi. Ancak kardeşi Suvarişta, eşi, yardımcıları ve bakanlarının hemen tamamı yoldan çıkmış sapkınlardı. Hemen hepsi tanrıları çıldırtan günahlar içinde debelenip duruyorlar ve bunları gizleme gereği bile duymuyorlardı.
58 yıl önce genç bir Rish olarak Kral Maharaja’nın huzuruna çıktığında tanrısal gücü iliklerine kadar hissetmiş, o gün yere kapandığı kralın huzurdan bir daha hiç ayrılmamıştı. Ancak zamanın zalim çarkı, kralın elindeki bütün tanrısallığı çekip aldı. O artık hafif meşrep bir kadına dönüşen ve biraderi Suvarişta ile kırıştıran eşinin, çıkarcı memurların ve riyakâr din adamlarının elinde acınacak bir gölgeden ibaretti. Ve tanrıların yüreğine fısıldadığı felaket tam da bunun için gerçekleşecekti.
Chaarqul, nişinde doğruldu, güneşin doğmasına henüz zaman vardı. Her sabah yaptığı gibi, tapınağın içinden aşağıya 178 basamakla inilen kutsal kuyuya doğru yürümeye başladı. Bu taş basamakların her birini adlarıyla çağırıyor, kimini elleriyle, kimini eğilip öperek kutsuyordu.
Aşağıya kuyuya vardığında karanlığın içinden şavkıyan siyah yansımayı gördü, önce yere kapanıp Varuna’ya uzun uzun yakardı. Sonra ellerini suya batırdı eğilerek, serin ıslaklığı yüzüne sürdü, kafasını mesh etti, sonra kollarını ve en son ayaklarını mesh etti. Birazdan güneş doğacaktı ve günün ilk ışığı tapınağın girişindeki mermere vurmadan önce oraya varması gerekirdi.
Tapınağa adandığında henüz 7 yaşındaydı. O günden beri, tanrıların gün ışığıyla kutsadıkları ve ölümsüzlük makamı olan mermer tablaya ondan evvel atılabilen olmadı. Elini en berrak, en saf tereyağından süzülen ghi dolu kâseye daldırdı, tam gün ışığının mermere düştüğü an eliyle mermeri yağladı ve ardından müminler akın etmeye başladılar.
Buraya gün ışığının ilk değdiği an gelenlerin yaşam ve ölüm arasındaki sonsuz tekrardan kurtulup sonsuz cennette yok olmalarına izin verilirdi. Her kesin elinde bir sungu, kimi sandal ağacı hamuru, kimi bronz bir vazoda taşıdığı kutsal kuyudan biraz su, kimi ghi ve diğer kutsal yağarla tapınağa akın ediyorlardı.
Birazdan riyakâr memurlar, bakanlar, günahlarıyla krallığı felakete sürükleyen kötü kadınlar ve en son sevgili dostu, kralı, artık bütün azametini yitirmiş olan Kral Maharaj gelecekti. Tören için hazırlanmak üzere tapınağa geçti. Yardımcıları kimi samimi kimi ikiyüzlüce koşturdular, askıdan uttariasını getirdiler, hızla çıplak, zayıf bedenini bir ölüyü sarar gibi sarıp yerlere kapandılar.
Kalabalık toplanmıştı, şimdi herkes kralı ve en son kendisini bekliyordu. Chaarqul’un kafası o sabah oldukça karışıktı. Yüreği sıkışmış, kurumuş deri ve kemikten bedeni sebepsiz yere kasılıyordu. Sabah duasını, günün kutsal iki ilahisini okuduktan sonra töreni yardımcısı Acharya’ya bırakacaktı. Ama tanrıların iki haftadan beri sürekli yüreğine fısıldadığı felakete dair ne yapacağını bir türlü kestiremedi.
Birazdan ihtişamlı giysiler içinde ve etrafında dalkavuklarıyla zavallı kral süklüm püklüm tören yerine geldi, kendisi için hazırlanan mermer oturağa oturdu. Kalabalıkta bir dalgalanma oldu. Acharya ve yardımcıları fısıltılarla dualara başladılar ve Chaarqul aralarından süzülerek öne çıktı. Ellerini iki çocuğun tuttuğu kutsal su dolu bronz vazoya daldırdı, güneşe ve Kral’a dönerek suyu parmaklarının arasından akıttı, sonra kalabalığa serpti. Ardından güneşe dönerek sabahın ilk duasını okumaya başladı:
‘Varlığın özü, saçmalığın ve tekrarın efendisi,
Azap içindeki ruhumuza sükûn ver,
Ey, alevin ve suyun içinden parlayan kutsallık,
Azap içindeki ruhumuzu alevden ve sudan geçir.’
Sonra sustu. Kalabalık bekledi. Arkada Acharya ve diğer din adamları, kralın dizinin dibinde oturmuş bekleyen Sadular, tapınağa yeni adanmış çocuklar, herkesi belli belirsiz bir telaşın huzursuzluğu kapladı.
Kralın kaşları çatıldı, bakanlar sinirlendiler, ama yine de kalabalıktan çıt çıkmadı. Sonra Chaarqul, aslında herkesin felaketi beklediğini fark etti. Herkesin bildiği bir sırdı bu. Ve bütün cesaretini toplayarak, kederli ve mutmain bir sesle Krala ve Dholavira halkına seslendi:
‘Sonunuz geldi!
Tapınaklarınız yıkılacak,
Krallığınız tarumar olacak!
Tanrılar kötü haberi seslemek için ölümün kıyısındaki bu yaşlıyı seçtiler yazık!
Kutsal kuyu bu gece batacak,
Ardından ineklerden, koyunlardan ve kadınlardan süt kesilecek,
Ambarlardaki bütün tahıl küflenecek,
Çocuklar ölecek ilkin, sonra yaşlılar ve kadınlar.’
Son sözleri oldu bunlar, Chaarqul yere yığıldı ve bir daha da kalkmadı. Suvarişta ve adamları küfürler savurarak tören alanını terk ettiler, Acharya’nın kalabalığı teskin etmek için başlattığı ilahiler de işe yaramadı, kalabalık koşuşturma ve bağırış içinde birbirine girdi. Bütün Dholavira vadisini büyük bir matem havası sardı.
Gerçekten de o gece 1500 yıllık kutsal kuyu battı. İki gün sonra Dholavira’nın can suyu olan Manhar Nehri kurudu. Krallık birkaç yıl içinde yok olup gitti.
Dr. Mustafa Ekici, 01.12.2025, Sonsuz Ark, Konuk Yazar
- Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur.
- Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
- Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
- Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.
