17 Ekim 2020 Cumartesi

SA8906/SD1839: Trump ve Başsavcı Barr, Katolik Sağın Güç Konsolidasyonundan Nasıl Fayda Sağlıyor?

Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

Sonsuz Ark'ın Notu:
Çevirisini yayınladığımız analiz, Georgetown Üniversitesi Berkley Din, Barış ve Dünya İşleri Merkezi kıdemli araştırmacısı Paul Elie'ye aittir ve Ulusal Katolik Dua Kahvaltısı'ndaki katılıcımlar temelinde Kasım 2020 Başkanlık seçimlerinde Katolik seçmenlerin oyunu almaya çalışan Laik israil destekçisi Cumhuriyetçi aday Donald Trump'a ve ona destek veren Başsavcı William Barr'a odaklanmaktadır. Trump karşıtı, neoliberal bir dinsizliğin ve laik Amerika'nın temsilcisi bir dile sahip olarak Katolik Joe Biden'i destekleyen analiz, Amerika Birleşik Devletlerindeki seçimlerin herhangi bir üçüncü dünya ülkesindeki seçimler seviyesine indiği, ABD Başkanı Trump'ın 2016'da Beyaz Evanjeliklerle, 2020'de Katoliklerle işbirliği gösterileri yaparak dini politikaya alet etme amacı ve çabası dikkate alınarak okunduğunda çok açık bir fotoğraf ortaya koymaktadır. ABD'de yaşanan bir seçim yarışı değildir, her ne kadar Trump dinî değerleri temsil etmese de, dinî değerleri önceleyenlerle laiklik temelinde dinsizliği savunanların açık bir çatışmasıdır. Türkiye'de de halen aldığı kararlarla çok sık tartışma konusu olan, geçmişte laikliğin en önemli kalesi durumundaki Anayasa Mahkemesi'nin muadili sayılabilecek ABD Yüksek Mahkemesi'ndeki laiklerin çoğunluğunu kaybetmesinin neden olduğu tartışmalar ışığında yaşanan politik kilitlenmeleri insanlığın geleceğine yönelik en önemli olgular olarak değerlendirmemiz zorunludur. Vatikan'da bulunan mason Trump'ın dışişleri bakanı Pompeo ile görüşmeyi reddeden Masonik Cizvit tarikatı kökenli Katolik Papa Francis'in de bir taraf olarak Trump karşıtı adayı desteklemesi ve ABD'deki diğer katoliklerden ayrışması da ilgi çekici bir ayrıntıdır. Artık 'alaycı' analizlerin bir nesnesi hâline gelen ABD'nin yüz yıla yakındır sürdürdüğü küresel hegemonya ile çok uzaktan bakıştıkları bir döneme girmiş olduğumuzu anlıyoruz. Türkiye bu serin aralıkta çok dikkatli ve geniş açılı yeni politikalar üretmek için büyük fırsatlar penceresine sahiptir, bunların hepsini tek tek değerlendirmelidir.
Seçkin Deniz, 17.10.2020


How Trump and Barr are Benefitting from the Catholic Right’s Consolidation of Power

Geçen Çarşamba sabahı (30 Eylül 2020) canlı olarak yayınlanan bu yılki Ulusal Katolik Dua Kahvaltısının (N.C.P.B) ortalarında, ekranı, etkinliğin başkanı Leonard Leo'nun görüntüsünden bu yıl ömür boyu başarı ödülünü alan William Barr'a geçti. Tabi Barr, ABD Başsavcısı ve Leo, siyasi muhafazakarlık ve "metinsel özgünlük" ilkelerine bağlı olan yargıçların kariyerlerini destekleyen bir avukatlar ve hukuk eğitmenleri örgütü olan Federalist Cemiyet'in eş başkanıdır. Hayatları boyunca hep Roma Katolikleri olarak bilinen her iki adam da şu anda, Birleşik Devletler'deki en etkili Katolik muhafazakarlardan ikisidir.


2004'ten beri her yıl - tipik olarak Washington, D.C.'deki bir otel balo salonunda- düzenlenen N.C.P.B.'de hukuk, ticaret, politika, eğitim ve hayırseverlik alanlarında çalışan Katolik muhafazakarlar bir araya geliyorlar. Düzenli katılımcılar arasında Beyaz Saray'da Başkan Trump'ın danışmanı olan Pat Cipollone; Columbus Şövalyelerinin Yüce Şövalyesi Carl A. Anderson ve Katolik muhafazakarlığının derin merkezi olan Napa Enstitüsü'nün idari müdürü John Meyer bulunuyor. Geçmiş konuşmacılar arasında ise Paul Ryan, Rick Santorum, Newt Gingrich ve Katolik bir rahip olan oğlu Paul'un bu yılki etkinlikte hatırlattığı merhum Yargıç Antonin Scalia yer alıyor.

Eskiden Amerika Birleşik Devletleri Katolik Piskoposlar Konferansı'nda önemli bir figür olan Georgetown Üniversitesi'nden meslektaşım John Carr’ın N.C.P.B. tanımı  şu şekilde: "(N.C.P.B.), Öncelikli olarak ulusal değil, tamamen Katolik de değil,  dua maksadıyla yapılmıyor  ve bu yıl kahvaltı vasfı bile taşımıyor. Donald Trump taraftarlarının, Papa Francis'in savunucularından daha çok kendilerini evlerinde hissettiği partizan bir uygulama."


Bu yılki sanal Ulusal Katolik Dua Kahvaltısından bir kare, William Barr, ABD Başsavcısı
Kaynak: Ulusal Katolik Dua Kahvaltısı / YouTube

Bu yıl N.C.P.B. hem bir zafer turu hem de bir kampanya etkinliği havasına sahipti. Daha sonra iki yargıç, son Yüksek Mahkeme Yargıcı Ruth Bader Ginsburg'dan boşalan koltuğa kimin gelebileceği ile ilgili önemli olasılıkları değerlendirdi. Bu olasılıklar arasında Federalist Cemiyet'in görüşlerini yansıtan Katolik muhafazakârlar olan, Onbirinci Temyiz'den Barbara Lagoa ve Cumartesi günü Trump'ın resmi adayı olan Yedinci Temyiz'den Amy Coney Barrett bulunuyordu. (Eğer Barrett onaylanırsa, Mahkemede beş muhafazakar Katolik Yargıcı bulunacak. Bu durum, Federalist Cemiyet’in mahkemeleri sağa kaydırmak için gerçekleştirdiği kırk yıllık çabanın doruk noktasıdır.)

Ve Başkan Trump, kahvaltıda "özel bir konuk" olarak Beyaz Saray'dan hazırlanmış konuşmalar yaptı. 2016'da Evanjelik Hıristiyanlara yaptığı gibi 2020'de muhafazakar Katoliklere kur yapıyordu. Bu Çarşamba, Evanjelik bir Hıristiyan olan Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Papa’nın Çin ile ilişkisini tartışmak üzere Papa Francis ile bir görüşme yapmayı umarak  Roma’ya gitmiş; bu durum, Katolik muhafazakârları kızdırmıştı. Ancak Pompeo huzura kabul edilmedi

Pompeo, o gece ABD'nin Vatikan Büyükelçisi Callista Gingrich ve Trump Katolikleri adını taşıyan destek grubunun eş başkanı olan kocası Newt'in ev sahipliğinde düzenlenen bir sempozyumda yer aldı. Pompeo Perşembe günü Vatikan Dışişleri Bakanı Kardinal Pietro Parolin ile bir araya geldi. Pompeo, ülkesindeki Katolik seçmenleri etkilemek için mi Francis'le bir görüşme istemişti? Parolin kanıtı olmadığını söylerken şunu ekledi; "ama gerçekleşmesi mümkün olan bir fikir."

Trump karşıtı Hıristiyan grubu Vote Common Good, eğer Hillary Clinton Pennsylvania ve Michigan'daki beyaz Katolikler arasında yüzde beş daha fazla oy alsaydı, her iki eyalette de Trump'ı mağlup etmiş olacağını savunuyor; anket uzmanları, bu eyaletlerdeki ve ayrıca Wisconsin ve Florida'daki kararsız Katolik seçmenlerin oylarının bu yılki seçimlerin sonucunu belirleyebileceğini öne sürüyorlar.

Bir izleyici için N.C.P.B. etkinliği tedirgin edici bir siyasi tiyatro parçasıydı. Etkinlik, dindar Sağ ile -dine saygısız, iki kez boşanmış bir dolandırıcı, yalancı ve bağnaz biri olan-Trump arasındaki ilişkiye dair geleneksel bilgeliğin asıl noktayı kaçırdığını telkin etmekteydi. İlişki temelde; inananların, kürtaj karşıtı Yargıçlar atamasını, Hıristiyan sözleşmeli okullara fon ayarlamasını; dini özgürlüğü destekleyen  beylik laflar etmesini beklerken Başkan'ın kişisel kötülüklerini görmezden geldikleri işlemsel bir ilişki değildi, bu daha çok kaba bir kucaklama gibiydi. 

Muhafazakar Katolikler için bu aynı zamanda tarihe bir geri dönüştür. Katolik gerçekliklerin hiyerarşik düzeni ile “tanzim edilmiş özgürlükte Amerikan denemesi” dedikleri şey arasında bir sentez kurmaya çalıştıkları uzun solluklu proje girişimleri. Trump ve Barr'ı desteklerken, demokratik yönetişime karşı direniş gücü olarak tam anlamıyla aşırı muhafazakar Katoliklik geleneğine de sahipler; Devrim öncesi Fransa'sından, Franco’nun İspanya'sına ve 1960'ların Latin Amerika’sına kadar uzanan bir dönemin geleneği. Liberalizmi hor gören ve sivil toplumun temeli olarak kamu düzenine tekabül eden bir inancı paylaşıyorlar.

Barr’ın düşüncelerine göre, engelsiz yürütme gücü, liberalizme karşı savaşta uygun ve adil bir araçtır. Geçen yıl Notre Dame Üniversitesi'nde yaptığı bir konuşmada Barr, laik Amerika'nın "din ve geleneksel değerlere aralıksız saldırısını" ve  dini orijinalizmin tanıdık bir çarpıtmasını kullanarak iddia ettiğine göre; "özgür hükümetin yalnızca dindar bir halk için uygun ve sürdürülebilir olduğunu" ifade eden devlet kurucularının ideallerinden sapmasını kınadı.

Mart 2016'da, önde gelen üç düzine önde gelen Katolik muhafazakar, Trump'ı Başkanlık için "açıkça uygunsuz" olarak nitelendirmişti. Ancak hareketin daha sonra onu kucaklaması, Katolik muhafazakarların ulvi siyaset felsefesinin, hükümetin başındaki otokratın Kilise otokrasisisi tarafından kutsanmış olduğu bir tür otokrasiye destek olmak için pratik anlamda eğilimli olduğunu gösteriyor.

Aslında, Barr ve ait olduğu topluluk, Kurucuların bir Bağımsızlık Bildirgesi hazırladıkları ve reddetmek için bir savaş yürüttüğü türden bir hükümet istiyor. Trump’ın eski baş stratejisti ve kendisi de bir Katolik muhafazakar olan Steve Bannon, Macaristan Başbakanı Viktor Orbán’a ve İspanya’daki sağcı, dindar-milliyetçi Vox partisine danışmanlık yaparken bu tür bir otokrasiyi savunuyordu. (Bannon kısa süre önce federal dolandırıcılık suçlamalarından dolayı suçsuz olduğunu iddia etti.) Barr’ın ince çizgili elbiseleri Bannon’un liman kıyafetinden daha ince dikilmiş, ancak iki adamın geldiği kumaş aynı.

Barr'ın direktiflerinin, orijinalcilerin Hristiyanlığın "açık anlamı" olarak adlandırabilecekleri şeye karşı olması kendisi için önemli görünmüyor. Barr'ın idaresi altında, federal infazlar yeniden başladı; Katolik Kilisesi ölüm cezasına karşı çıkıyor. Devlet destekli işkenceye maruz kalan ve siyasi mülteci olarak Amerika Birleşik Devletleri'ne gelmek isteyen insanların gözlerini korkuttu; Yeni Ahit, inananları yabancıyı iyi karşılamaya teşvik eder: "Çünkü böylece bazıları bilinçsizce melekleri ağırladılar."

Mueller raporunun sonuçlarını yanlış yorumladı ve federal ajanları Washington Lafayette Meydanı’ndaki barışçıl protestocuları göz yaşartıcı gazla dağıtmaları için yönlendiğini gizledi. ("Benim tavrım işin halledilmesiydi, ama "Gidin yapın" demedim"); İsa'nın İncil'de tekrarladığı Dokuzuncu Emir, yalancı şahitliğe karşı  uyarıda bulunur. Yine de, N.C.P.B.'de Leo, Barr'ı "dürüstlüğü, doğruluğu, alçakgönüllülüğü, samimi ve akıllı danışmanlığı" bünyesinde barındıran ve "devletin yetkilerinin sınırlarına saygı gösterme" konusunda Kilise'yi takip eden "gerçek bir Katolik kamu görevlisi" olarak tanıttı.

Diğer Katolikler idam cezası konusunda aynı fikirde değildi. Ölüm cezası karşıtı aktivist Rahibe Helen Prejean attığı tweet’de şöyle diyordu: "Ulusal Katolik Dua Kahvaltısı’nın Başsavcı Barr’a ‘örnek teşkil eden İsa’ya benzeyen’ davranışından ötürü yapmış olduğu skandal ödül teklifine kızgın bir muhalif olarak sesimi yükselttim... Bir Katolik inanan için Başsavcı olarak takdir yetkisini bir dizi hızlı federal infaz için kullanmasının Mesih'le benzerliği nedir?"

Diğer iki yüz Katolik lider bir protesto mektubu imzaladı; ikinci bir mektup için yirmi binden fazla imza toplandı. Etkinlikten bir gün önce ABD Katolik Piskoposlar Konferansı bir açıklama yaptı:  “Son altmış yılda, Trump yönetimi federal infazları yeniden başlatmadan önce, yalnızca dört federal infaz gerçekleşti. Temmuz ayından bu yana, geçen yüzyılın herhangi bir yılında gerçekleşenden daha fazla şekilde beş kişi infaz edildi. Bu hafta planlanan iki federal infaz daha var. Başkan Trump ve Başsavcı Barr'a: Yeter diyoruz. Bu infazları durdurun."

İnfazlar durmadı. William LeCroy geçen Salı öldürüldü; Christopher Vialva Perşembe günü idam edildi. Katolik Mobilizing Network'ün yönetici direktörü Krisanne Vaillancourt Murphy, N.C.P.B. için; "İnfazlar arasında çarpık bir devre arası gösterisi." dedi

Ölüm cezası, Katolik muhafazakarların yalnızca Papa Francis ile değil, aynı zamanda selefleri XVI. Benedict ve II. John Paul ile de doğrudan anlaşmazlık içinde oldukları bir meseledir. Francis, 2015 yılında Kongre'nin ortak oturumunda yaptığı konuşmada, yaşamın "gelişimin her aşamasında" savunulması gerektiğini ve buna göre Kilise'nin "ölüm cezasının küresel olarak kaldırılmasını" savunması gerektiğini açıkladı. Üç yıl sonra, John Paul ve Benedict tarafından belirlenen emsallerden yararlanan Francis, Katolik Kilisesi İlmihalindeki idam cezası görevlisine karşı çıktı. Katolik muhafazakarlar, ilerici bir papalık aşırılığı olarak niteledikleri bu eylemle alay ettiler.

Barr, meydan okumalarını Adalet Bakanlığı politikasına çevirdi. Federalist Topluluğa bağlı dört Yüksek Mahkeme Yargıcı, Yedinci Temyiz'deki Barrett gibi, infazların devam etmesine izin vererek onunla hemfikir oldu. (Bu yıl şimdiye kadar yedi infazın gerçekleştirildiği federal ölüm odası, Yedinci Temyiz'in bir bölgesi olan Indiana, Terre Haute'dedir.) Ölüm cezası, Barr’ın, icra kurulu başkanının uygun gördüğü şekilde adaleti yönetmekte özgür olduğu  köklerine en iyi şekilde örnek teşkil eder. Ölüm cezası, devletin "yasa ve düzen" adına şiddete başvurmasının nihai ifadesidir ve devletin daha küçük yerel şiddet uygulamalarına aynı ışığı tutar; anarşi güçlerini bastırmak için gerektiği kadar.

Geçen hafta, Barr, New York City, Seattle ve Portland, Oregon kentlerini kendi şartlarına göre yasa ve düzen taktikleri uygulaması gereken veya federal fonları kaybetme riski taşıyan "anarşist yargı alanları" ilan etti.

Zengin, siyasi olarak bağlantılı, muhafazakar, Federalist Toplum tarafından kabul edilen sıradan insanların Katolik hükümdarlar gibi kabul edilmesi, Trump seçim sonucunda yenilgiye uğrasa bile, Amerikan siyasetinde sonuçları olacak bir durumdur. Bunun bir nedeni, Papa Francis’in ilerlemeciliğinin, gelenekçi piskoposlardan oluşan bir kadroyu kenara atmış olmasıdır.

Nisan ayında, New York'tan Kardinal Timothy Dolan, Trump'ın "dini topluluğun duyguları ile alakalı olarak -ne söylemeliyim? meselesine karşı hassas olduğunu" söyledi ve annesinin, kendisinden daha sık Trump'ı masından şikayet ettiğini söyleyerek şaka yaptı. Katolik kiliselerini ve okullarını desteklemek için en az 1,4 milyar dolarlık federal salgın yardım fonunun serbest bırakılmasına izin verecek bir girişim için Başkan'ın desteğini arıyordu. (Bunu başardı.) 

N.C.P.B.'den kısa bir süre önce, Philadelphia başpiskoposu Charles J. Chaput, bir Katolik muhafazakârlık dergisi olan First Things'de Barr için coşkulu bir övgü metni yayınladı ve şöyle yazdı: "Hayatım boyunca en beğendiğim kadın ve erkeklerin hepsi aynı niteliklere sahipti: Düşünen bir Katolik beyin, esaslı bir karakter ve ahlaki bir duruş. Barr'da üçü de var. Ek bir bonus olarak, hiçbir sağcı onu beğenmiyor." 

Gelenekçi Katolik piskoposlar, Trumpizm'de, Papa Francis'e karşı bir kitle ve direniş üssü buldular.

Katolik sağın din ve siyaset arasındaki herhangi bir ayrımı küçümsemesinin bir sonucu, Katolik solundaki pek çok kişiyi siyasi eyleme dayanak olarak  dine atıfta bulunmaya itmesidir ve görünen o ki bu durum onları; inancını karakteri üzerindeki birçok etkiden biri olarak sunan bir Katolik olan Joe Biden tarafından somutlaştırılan ılımlılığa doğru çevirmiş görünüyor. 

Ve  bakış açıları ve konumları, seçimin sonucu için çok önemli görülen kararsız Katolik seçmenlerin görüşleriyle aynı hizada olan, N.C.P.B.'deki Katolik politikacılar değil, Biden'dir. Barr'ın aksine, mutlakiyetçi değiller; Biden gibi uzlaşmaya hazırlar. Katoliklerin Amerikan toplumunda tam olarak kabul görmesi için nasıl mücadele etmeleri gerektiğine dair bilgileri, onları diğer grupları kabul etmeye yöneltmiştir. Muhafazakar Katolik bir televizyon ağı olan RealClear Opinion Research ve EWTN tarafından yapılan yakın tarihli bir anket, Amerikalı Katolik seçmenlerin din özgürlüğü, kürtaj veya Yüksek Mahkeme'den daha çok ekonomi, sağlık hizmetlerine erişim ve koronavirüs salgını hakkında endişeli olduklarını öne sürüyor.

Önümüzdeki haftalarda bu tür insanlarla bağlantı kurmak Biden ve kampanyasına kalmış. Bunu nasıl yapabilir? Ilımlı Katolikler en çok adil bir şekilde iyi mücadeleye istekli bir kişiden hoşlanırlar.

O halde, Trump'la savaşmak için Biden, Salı gecesi Başkanlık tartışması sırasında Trump'ın karakterine ve iş performansına yaptığı saldırıların ötesine geçebilir ve "yasa ve düzen" in ikiyüzlülüğüne, Başkanın kanuna karşı saygısızlığına, ülkeyi düzensizce yönetme biçimine ve destekçileri arasında aşırılık yanlılarının ürettiği şiddete karşı önlem almayı reddetmesine işaret edebilir. Yani, kampanyanın son haftalarını; Trump, Barr ve onların muhafazakar Katolik gruplarının temsil ettiği ürpertici otokrasiye karşı bir mücadele haline getirebilir.


Paul Elie, 2 Ekim 2020, The New Yorker

("Kurtardığın Hayat Kendinin Olabilir" kitabının yazarı Paul Elie, Georgetown Üniversitesi Berkley Din, Barış ve Dünya İşleri Merkezi'nde kıdemli araştırmacıdır.)


Seçkin Deniz, 17.10.2020, Sonsuz Ark, Çeviri, Çeviri ve Yansımalar



Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.




Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı