13 Nisan 2020 Pazartesi

SA8508/SD1669: Sıkıntı (Roman); 1. Bölüm-Gök 28

"İD beni dikkatle dinliyordu. Sıkıldığını fark ettiğim anda anlatmaktan vazgeçecektim. Sıkılıp sıkılmadığını sordum, devam etmemi istedi. Zihnindeki boşluklarda yankılanan uğultulardan kurtulmak için yardıma ihtiyaç duyduğunu anlamıştım."



Teras gerçekten güzeldi, serin ve panoramik bir Torino manzarasına karşı keyifli zamanlar geçirecek bir şekilde tasarlanmıştı. Şirket’in seçimini takdir etmiştim; şehrin gürültüsünden uzak, ancak şehri seyrederek dinlenilecek bir mekânda yorgun misafirlerini ağırlamak ince bir fikirdi. Roma ve Milano’da uzun yıllar kaldığını söyleyen İD İtalyanların bu tür inceliklerinin aşırı konfor düşkünü olmalarından kaynaklandığını söyledi. Doğruydu, aşırı konfor düşkünlüğü sınırları zorlamayı ve doğal olarak ahlakı geçersiz hale getirmeyi gerektiriyordu.

İD’e huzursuzluğun acımasız kollarında boğulan, alkol, uyuşturucu ve ölçüsüz ve sınırsız seksle kurtuluş arayan, ancak tam tersine daha da dibe batan Batılıların ya da Doğuluların herhangi bir inançtan, Tanrı’dan, dinden uzaklaşmalarının bir bedeli olduğunu anlatmanın iyi olacağını düşündüm. İnsan ruhu ve toplumların ruhları kusursuz birer sistemdi. Bir sistem mühendisinin sistemdeki en büyük arızayı tespit edip gerçeği anlatması kadar olağan bir şey olamazdı.

Ona aydınlanma dedikleri 1789 sonrası Satanist Siyonizm’in Avrupa’dan başlayarak bütün dünyaya yaydığı şeyin ‘Tanrısız bir hayat’ olduğunu ve bunun sonuçlarının da tarihteki örneklerinden çok da farklı olmayacağını unuttuklarını anlattım. Allah’ın elçilerinden biri olan Lut’un kavmini, Antik Yunan’ı, Antik Roma’yı, Pompei’yi hatırlattım ve Satanist Batı Kültürü’nin ulaşacağı yerin de pek farklı olmayacağını söyledim.

Allah’ın Zuhruf Suresi 44. ayette, 'Şüphesiz bu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüt ve bir şereftir, ondan hesaba çekileceksiniz.' dediği Kur’an’ın Ra’d Suresinin 28. ayetinde yarattığı insan için huzurun nasıl mümkün olacağını açıklamış olduğunu ayeti okudum: 'Onlar, inananlar ve kalpleri Allah’ı anmakla huzura kavuşanlardır. Biliniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.'

Uzun süre önce müslüman olduğunu söyledi İD, ancak Kur’an okumadığını, inancın gereklerini yerine getirmediğini de sözlerine ekledi. Allah’ı çok sevdiğini söylüyordu. Bunun iyi bir şey olduğunu ancak tek başına yeterli olamayacağını anlatmaya çalıştım. Çünkü Kur’an’ın çizdiği hayat standardı, bütün ayrıntılarla birlikte bir bütündü, Allah’ın yasakladığı fiilleri yaparak, emirlerini uygulamayarak o hayat standardını elde etmek mümkün değildi. Çünkü bu bir otorite kabul etmek ya da reddetmek meselesiydi. Allah insanın kendisini yaratan gücün dışında otorite kabul etmesini reddediyordu.

En’am Suresi 151. ayette, son Elçisi Muhammed’e şöyle sesleniyordu Allah: ‘De ki: “Gelin, Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya babaya iyi davranın. Fakirlik endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Sizi de onları da biz rızıklandırırız. (Zina ve benzeri) çirkinliklere, bunların açığına da gizlisine de yaklaşmayın. Meşrû bir hak karşılığı olmadıkça, Allah’ın haram (dokunulmaz) kıldığı canı öldürmeyin. İşte size Allah bunu emretti ki aklınızı kullanasınız.'

Nisâ Suresi 36. ayette de, 'Allah’a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altındakilere iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez.' diyordu.

İD beni dikkatle dinliyordu. Sıkıldığını fark ettiğim anda anlatmaktan vazgeçecektim. Sıkılıp sıkılmadığını sordum, devam etmemi istedi. Zihnindeki boşluklarda yankılanan uğultulardan kurtulmak için yardıma ihtiyaç duyduğunu anlamıştım.

Herhangi beşerî bir güce, otoriteye, kendi ruhunu ezerek bilerek ve isteyerek, çıkarlarını gözeterek boyun eğmenin bir insanı insan olmaktan çıkardığını, çıkarlarını önemseyerek insan olmaktan çıkan bir insanın iyilik üretmesinin de imkânsız olduğunu söyledim.

Gücün insana görünen yeri, insanın tek başına elde edemeyeceği parlak havuçlarla dolu ise, insanın güce tapınacak kadar yakın olmak istemesine anlam vermek gerekiyordu. Verilecek anlamın, boyun eğen çıkarcı zerreyi yok eden, o zerrelerden müteşekkil varlıkları dikkatten ve rikkatten uzaklaştıran bir sertliği olmalıydı. Boyun eğmiş insanın insanlıktan ayrılan ruhuna değmeli, onun bulaşıcı kötülüğünü, uzlaşmacı karakterini kopmaz sicimlerle bağlamalı ve herkesin gözünün gördüğü yere oturtmalıydık. 



<< Önceki                      Sonraki>>



[(08.04.2020, (1/49 (73))]


Seçkin Deniz, 13.04.2020, Sonsuz Ark, Sıkıntı, Roman

Sıkıntı
Takip et: @Seckin_Deniz




Sonsuz Ark'tan

  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı