20 Nisan 2020 Pazartesi

SA8527/SD1676: Sıkıntı (Roman); 1. Bölüm-Gök 29

"Boyun eğerek acı çeken ve boyun eğdirerek acılarını herkese bulaştırmaya kalkan zavallıların yiyecekleri bir lokma ekmekti, içecekleri bir yudum suydu. Ne altın sırmalı kaftanlar ne de tahtlar bu boyun eğmişliğin ödülü olabilirdi; olsa olsa ancak alevleriyle gözlerini korkutan acımasız bir ateşti onları bekleyen."


Kendisini, kendi benliğini çıkarlarının varlığına bağlayarak sürgit bir tutarlılıkla sürekli eriyen bir insan, kendisinden üreyecek olan neslin alnına silinmez bir miras bırakıyordu. Otorite ile yılışarak uzlaşmak, seçkinci karakterleri onamak, metaller kastının gönüllü neferi olmak demekti; bırakılan mirasla kimlikleri, kişilikleri, beşerî değerleri üzerinde tepinilecek aşağılık varlıklar olarak kabullenmek demekti.

Beşere dair değerlerin, beşerden gelmeyen değerlerle buluşmasına engel olan, beşeri kendi boyun eğmişliğine mahkum ederek ilâhî olandan uzaklaştıran bir boyun eğişin, bütün geleceği karanlığa itmesi büyük bir haksızlıktı.

İnsan hiçbir zaman çıkarı olmayan bir varlık değildi ve bundan dolayı sürekli bir boyun eğme emrine muhatap olacaktı. Emrin nereden geldiği, hangi hiyerarşik sıra ile hangi çıkarların sağlanmasına hizmet ettiğini düşünmeyen insanın boyun eğişi, kendisini, kendi geleceğini insana has onurundan mahrum edecekti.

Çünkü; yılışan ve yalvaran dil, boynun eğilişine hizmet ederdi; geçici çıkarların tesisi ile sonraki geçici çıkarların yolunu açan o dil, çevresine uzlaşmacı kanaldan kötü kokan irinli bir akış sağlar, toplumu uzlaşmaya ve boyun eğmeye zorlardı.

Bütün hainlerin yaptığı gibi boyun eğerek önce kendine ihanet eden insan, çıkarları geniş bir alana yayıldıkça, çıkar ilişkisi daha yukarıdaki katmanlara uzadıkça zalimleşirdi. Her zalim bir itaatkâr olarak zâlimdi. Beşere ve beşere dair değerlere boyun eğmiş beşerin dilinden bakan bir insanın zâlim olmaması mümkün değildi. Beşer kendi rızasına dayanan bir itaat zincirine mecburdu. Her itaat onu besleyecek ve güçlendirecekti.

Boyun eğmeyi yaygınlaştıran bir zavallı, zavallılardan oluşan bir tepenin üstünde içinde biriken ihanetin acısını dindirmeye, içindeki vicdanın sesini susturmaya çalışacaktı. Elleri uzandığı her yeri tutacak, sıkıştıracak, sarsacak ve ihanete zorlayacaktı. Aksi halde beslenemeyecek ve ölecekti. Boyun eğen, başka bir boyun eğene muhtaçtı çünkü.

Allah beşerden gelen çıkara razı olarak beşere boyun eğen ve kendisine ulaşmak istediğini söyleyen bir insana, yaptığı zulümden dolayı yol vermezdi. Beşerin çıkarı, beşerin nefsine ve İblis’in şerrine bulaşmıştı. Oysa bu yolda yürüyen, yürüyecek olan nefsin dilekleri, duaları boyun eğmemişliğin saflığına muhtaçtı.

Allah’tan dilenen çıkarların, Allah olmayandan dilenmesi Allah’ın sonsuz merhametinin sınırları içinde değildi. İnsanları zanlara bağlı kılarak ardından sürükleyen ve götürüp bir beşere itaat ettiren çıkarcı bir boyun eğmiş, her türlü çıkarın temininde bir aracıydı ve bunu yaptığı için lanetliydi. Bir puta, putlaştırılmış bir beşere, geçici tenkisatlar uğruna, insanlığa bahşedilen onurun kâtilleri, sonraki nesillere tutunacak, yaslanacak bir dayanak bırakamazlardı.

Boyun eğerek acı çeken ve boyun eğdirerek acılarını herkese bulaştırmaya kalkan zavallıların yiyecekleri bir lokma ekmekti, içecekleri bir yudum suydu. Ne altın sırmalı kaftanlar ne de tahtlar bu boyun eğmişliğin ödülü olabilirdi; olsa olsa ancak alevleriyle gözlerini korkutan acımasız bir ateşti onları bekleyen.

Yakan, kavuran ve sınırsız, sonsuz bir zamanın onlara verecekleri kuşkusuz korkutucuydu; boyun eğmeye ve eğdirmeye alıştıkları için ateşe de boyun eğeceklerdi. Ateşin önünde boyun eğmek için sıra bekledikleri benzerleriyle birlikte dik durarak Allah’tan yardım dileyemeyeceklerdi.

İnsan boynu eğmeye meyilliydi tehdit edildiğinde; eğilmeye uygun yaratılmış boynunu dik tutmaya da meyilliyken. Merhamete eğilmek, Allah’a itaate eğilmek dururken, bir lokma yiyeceğe bir yudum içeceğe tamah eden hain, yüzündeki riyâkâr maskelerin arkasında kan ağlamaktaydı. Allah’tan gelene boyun eğme hakkını insanların elinden almıştı, onları kişiliksizleştirmişti. 

Kim olursa olsun, hangi mazeretleri sıralayacak olursa olsun, bir insan herhangi beşerî bir güce, otoriteye, kendi ruhunu ezerek, çıkarlarını gözeterek, bilerek ve isteyerek boyun eğiyorsa o artık bir insan değildi. Ondan, insandan beklenen erdemi bekleyen de insan değildi. O bir zalimdi. Batı ve Batı’nın etkisindeki dünya artık çoğunlukla kendi çocuklarını doğmalarına fırsat bile vermeden anne karnında öldüren zalim insanlardan oluşuyordu. Toplumlar zalim bireylerden oluştukları için zayıflamaya başlamışlardı.

Zayıflamaya başlayan toplumlar, doğruya, iyiye ve yeniye dair arayışları biten toplumlardı; sürecin sonunda da bu toplumların geleceği inşâ eden umutları ve hayâlleri yok oluyordu ve zayıflayan bu toplumlar çöküyorlar; onları temsil eden devletler de gücünü yitirerek tarihin etkin sahnesinden çekilmek zorunda kalıyorlardı. Bu sürecin başlaması ve bitmesi de insanın doygunluk noktasına ulaşması ve sonrasına dair öngörülerde bulunamamasından kaynaklanıyordu. 

O halde doğruya, iyiye ve yeniye olan ihtiyacı insanın geleceğini belirleyen temel etkendi, insan bu ihtiyacın harekete geçme çağrısına uymakla mükellefti. Satanizm’in egemenliğine hizmet eden Batı bugün bu ihtiyacın çağrısına cevap veremiyordu.



<< Önceki                      Sonraki>>



[(08.04.2020, (1/50 (74))]




Seçkin Deniz, 20.04.2020, Sonsuz Ark, Sıkıntı, Roman

Sıkıntı
Takip et: @Seckin_Deniz




Sonsuz Ark'tan


  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı