27 Nisan 2020 Pazartesi

SA8548/SD1682: Sıkıntı (Roman); 1. Bölüm-Gök 30

"Lyon’a doğru araba sürerken ‘Teras Terapisi’ demişti İD, bu sohbetimiz için. Kahvelerimizi içtikten sonra odalarımıza çekilmiştik."



Gökyüzüne baktım biraz sesimi dinlendirirken. İD başını eğmiş düşünüyordu. Söylediklerimi zihninde tarttığını fark edebiliyordum. Haklı olduğumu, o güne dek yaşadıklarının ve şahit olduklarının tam olarak anlattığım gibi gerçekleştiğini söyledi. Anlatmamı bekler gibi bakınca anlatmaya devam ettim.

ABD intihar eden her beş gençten birinin uyuşturucu bağımlısı olduğu en gelişmiş ülkeydi. Kıyı şeritlerine bırakılan işaretlenmiş midyelerde biriken idrar vb yollarla atılan uyuşturucu artıklarının gösterdiği gibi toplumun tümünde yaygınlaşan opioid-uyuşturucu bağımlılığı korkunç derecede artmış durumdaydı, kadın ve erkek cinsiyetinin içiçeleştirildiği, çocukların, erkeğin ve kadının toplum tarafından kullanılıp atıldığı bu emperyalist ülkede her yıl en az 10 bin çocuk seks ticaretine zorlanıyordu. 

Seks ticaretine girme yaşı 12-14’e inmişti. Seks ticareti karşılığında gençlerin aldıkları şey genelde para değildi, sadece kalacak bir yer buluyorlardı. Çocukları seks ticaretine zorlayan yetişkinlerin çoğu da çocukların aile üyeleriydi. Seks ticareti sektöründe bulunan çocukların dörtte üçünden fazlası küçükken tecavüze uğramıştı.  ABD toplumu ile birlikte Avrupa toplumu da bireyleri, yanlış, kötü ve ile karşı karşıya iken yalnız bırakıldığı için zayıflayan bir toplum olarak her gün medyada yer buluyordu.


Dünyanın süper gücü olarak son yüzyıla damgasını vuran ABD'nin bu çırpınışları, Avrupa kıtasındaki ülkelerle eş zamanlı olarak ilerleyen derin çözülmenin ve yok oluşun birebir yansımalarından ibaretti. İnsan hakları, dini özgürlükler, eşit haklar, adalet kavramsal yanılsamalar olarak kullanılıyordu. Dünyanın yoksul ve az gelişmiş bırakılmış bütün ülkelerinin insanları, yeraltı ve yerüstü kaynakları sömürülüyordu. Bu ülkelerde terör örgütleri kuruluyor, askeri darbelerle insanlar baskı altında tutuluyor ya da iç savaşlarla korkunç katliamların gerçekleşmesi sağlanıyordu.


Batı bütün kötülüklerin kaynağıydı; bütünüyle doğru, iyi ve yeni algısını yeniden tanımlayamaz durumdaydı ve gelecek adına herhangi bir umut besleme hakkını çocuklarını kaotik insan algısına mahkûm ederek yitirmişti. Buna karşılık Avrupa Birliği ile bağlarını sıkı tutmaya çalışan, ancak aynı zamanda da geçmişten gelen bağımsız dürtülerinin etkisiyle her gün güçlenen Türkiye'nin doğru, iyi ve yeni adına ihtiyaç duyduğu doyuma ulaşmamış binlerce ayrıntısı vardı ve artık Avrupa Birliği, Türkleri ve müslümanları ve İslam'ı dışlayan, camilerini kapatan ilkesizliği ile birlikte bu binlerce ayrıntıya cevap veremeyecek durumdaydı.


Türkiye 15 Temmuz 2016 NATO-AB-ABD-FETÖ-BAE-SUUD-İSRAİL askerî darbesinden sonra Batı ile ilişkilerini statik bağ çerçevesinden çıkarmak zorundaydı. Türkiye, Batı ile birlikte yok olmaya mahkûm değildi, ancak Türkiye'nin de doğru, iyi ve yeni olana duyduğu ihtiyaç, iki yüzyıldır Batı'dan alınan algısal ve yönetsel ya da ideolojik olarak devletin ve kanunların ruhuna sinen Batılı konseptten beslenerek inşa edilemezdi; aynı şekilde Osmanlı İmparatorluğunu yok eden sufizm etkisindeki geleneksel din anlayışı ile de doğru, iyi ve yeni adına düşünebilme kapasitesi üretemezdi


Türkiye'nin bütünüyle yükselen bir değerler bileşiği olma niteliğini kazanması, taksirli doğru, iyi ve yeni derlemesi ile mümkün olmadığına göre, hem Batı'dan hem de Doğu'dan mümkün olduğu kadar arınmış, düşünürken her iki zayıf medeniyet kurgusundan referans almayan bir çerçeve arayışı ile mümkün olacaktır. Bunun için de nesnel, çağın, toplumun ve bireylerin ihtiyaçlarını doğru tespit edip önerilerde bulunabilen yetkin akıllara duyulan ihtiyaç belirgin bir şekilde ortadaydı.


Türkiye tepkisel- refleksif bir ilerleme yolunda, göç yolunda yükünü düzmekteydi, ancak en erken zamanda da doğru, iyi ve yeni adına ortaya çıkan tepkisel-refleksif niteliklerini kalıcı bir temele oturtmakla mükellefti. Çünkü bir süre sonra tepkisel-refleksif enerji azalacak ve aşırı hareketlilikten doğan stratejik bir yorgunluk ortaya çıkacaktı; bu Batı'nın yaşadığı çökme tehlikesinden çok daha büyük bir tehlikeydi.


Sözlerim terastan göğe doğru yükseliyor gibi geliyordu bana. İD gözlerini bana dikmişti ve her cümlemi onaylayarak başını sallıyordu. Sözlerim bittiğinde, İstanbul’daki toplantılarda beni dikkatle dinlediğini, bugün dinlediklerinin de onların devamı gibi geldiğini söyledi. Ona o toplantılarda sadece işle ilgili konuştuğumu hatırlattığımda ise, zihnimin çalışma biçimini kastettiğini söyleyerek, neyi neden seçtiğini ve önemsediğini anlatmaya çalıştı. 


Lyon’a doğru araba sürerken ‘Teras Terapisi’ demişti İD, bu sohbetimiz için. Kahvelerimizi içtikten sonra odalarımıza çekilmiştik. Ben bilgisayarımda Yapay Zeka ile desteklediğimiz sistem kontrollerini yapmak için kısa bir süre çalıştım. Çalıştığımız şirketlerden gelen veriler otomatik olarak Sistem Merkezi’ne geliyor, oradan da verdiğimiz sistematik komutlarla sorumlu çalışanlarımıza yönlendiriliyordu. Bütün akışları yönetici panelinden görebiliyordum. Duş aldım, yatsıyı kıldım ve birkaç saat uyumak üzere yatağa girdim. 




<< Önceki                      Sonraki>>



[(08.04.2020, (1/51 (75))]



Seçkin Deniz, 27.04.2020, Sonsuz Ark, Sıkıntı, Roman


Sıkıntı

Takip et: @Seckin_Deniz




Sonsuz Ark'tan


  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı