6 Ocak 2020 Pazartesi

SA8267/KY73-PH21: Kanlı Noel!

"Anavatan bu olaydan sonra 10 yıl belini doğrultmayı bekliyor diyelim. Gemisi yok, yeterli uçağı, askeri gücü yok, siyasi gücü yok, yok oğlu yok. 1974’e kadar bir yandan İngiltere’nin gönlünü yapma, diğer yandan ABD’nin tehditlerini savuşturma, bir başka taraftan BM’yi ikna diplomasisi için mekik dokurken, Rum çeteleri de Kıbrıs Türklerine kefen biçiyordu… "   


Bugün biraz Kıbrıs üzerinden hafızalarımızı tazeleyelim istiyorum. 'Yavru Vatan' hakkında ülkedeki hemen herkesin bir fikri vardır. Ailemizden yahut çevremizden birinin çocuğu Kıbrıs’ta ya üniversite eğitimi ya askerlik yapmış oluyor. Yaşı yetenler de ‘Kıbrıs Barış Harekâtı' ve süreçlerini hatırlayacaktır. 

Son yıllarda toplumun gezi ve tatil yapma çıtasının yükselmesinden kaynaklı yerli turist yoğunluğundan Kıbrıs da nasipleniyor. Şimdilerde (eğitim için gelen nüfusu bir kenara koyarsak) daha çok alışveriş, deniz ve kumar aktiviteleri ilgi çekiyor gibi. 

Bu Kıbrıs’ın imajı için iyi bir şey mi, yazı ilerledikçe birlikte görelim…

Birkaç hafta önce ben de Kıbrıs’taydım. Bana, Kıbrıs’tan ne alınır diye sorarsanız, size ancak ‘temiz hava ve ibret’ derim ama bizimkiler, valiz alıp içini dolduruyorlar o başka. 

Her evde bir Cemile, bir Yusuf

Kıbrıs’ın sosyo-kültürel yapısı Anavatan'la pek çok benzerlik arz ediyor, çünkü çoğunlukla uzun zaman önce Akdeniz bölgesinden Silifkeli, Mersinli Yörükler gelip yerleşmiş. Dolayısıyla şivelerinin sevimli komikliği, Cemile ve Yusuf gibi enteresan adlandırmaları bir kenara, Akdeniz bölgesinde yaşayanlara tanıdık geliyor.

Zaten Kuzey Kıbrıs için bizim Akdeniz ve Ege kasabalarından bir 'kuple' diyebiliriz. Ancak kışın oralarda bile bulamayacağımız temiz havayı, denizi ve dağları yani ufku görebilme özgürlüğünü artı hanesine yazalım. Bu, Anavatan'da, özellikle büyük şehirlerde yaşayan bizlerin göremeye göremeye unuttuğumuz bir nefaset. 

Cemile ile Yusuf’a gelince, onlardan her evde mutlaka birkaç tane bulunurmuş. Bunlar zihnimizde ilk anda çağrıştırdığı gibi ailelerin çocuklarına verdikleri isimler değil. Evin kedisi veya tavşanı da değil. Biri begonvil (Cemile) çiçeğinin, diğeri de mandalinanın (Yusuf) lakabı. 



Girne Kalesi’nden Liman’a bakış

Yalnız, Kıbrıslılar son yıllarda Girne’de de beton blokların yükselmesini esefle karşıladıklarını söylüyorlar. Bir diğer şikâyetleri de, suç işlemiş, kaçak, mesleği ve eğitimi olmayan veya düşük profilli kişilerin Türkiye’den adaya kolayca girebilmesi hatta yerleştirilmesi. 74’ten sonra, uygulanan nüfus-iskân politikasının, adanın sosyal dokusunu ve huzurunu bozduğu kanaatindeler. 

Bu sorunu dillendiren rehberle yaptığımız sohbette; Suriye’den ülkemize gelen göç dalgasını da işaret ederek, Türkiye’nin kendi sosyal dokusunu da koruyamadığını ve iyi bir iskân disiplini oluşturamadığını konuştuk ancak, Kıbrıs’ın jeopolitik konumu ve Türkiye için vazgeçilmezliği düşünüldüğünde daha dikkatli olunması gerektiğinde hemfikir olduk… 

Kıbrıs seyahatimde, Türk Şehitliklerini, Kudüs’ten gelip Kıbrıs’a yerleşen Lusingnan (Lüzinyan)  Krallığı tarafından yapılmış kiliseleri, manastırları, Osmanlının fethiyle camiye çevrilen katedralleri, sonra kaleleri, müzeleri, kapalı Maraş bölgesini vs. hepsini ziyaret etme fırsatım oldu. Aralık ayında bile parıldayan güneşi, evlerin kapılarında açan rengârenk Cemileleriyle, mis kokulu Yusuf bahçeleriyle ve kış mevsiminin sakinliğiyle dinlendirici bir yer Kıbrıs. 


Boğaz Şehitliği


Lefke’de bir evin bahçe kapısı

Ama başta söylediğim gibi avuç içi kadar Kuzey Kıbrıs topraklarında; gece hayatıyla veya sahillerde güneşin ışığıyla gözü kamaşmayanlar, daha doğrusu kafasını kuma gömmeyenler için ibret alınacak çok şey var.

Mesela bir facia var ki, bu acı hikâyeyi çoğumuz biliriz, en azından kulak aşinalığımız vardır. Tabip Binbaşı¹ Nihat İlhan’ın eşi ve üç çocuğunun katledildiği olay ve sonrasında ‘Barbarlık Müzesi’ diye adlandırılan evden bahsediyorum… 

Duvarlarında Rum EOKA milisleri tarafından kadın çocuk demeden öldürülmüş sivillerin fotoğraflarından başka bir şey olmayan o bomboş, soğuk eve giriyorum ve ortadaki küçücük holde yerel rehberi dinliyorum; 

“24 Aralık 1963 akşamı, yemekten hemen sonra dışarıdan gürültüler ve silah sesleri gelmeye başlamıştı. Evde misafirler vardı (Nihat İlhan ve ailesi o evde kiracı. Binbaşı birkaç gündür hastanede nöbette, o gece de evde değil. Ev sahibi karı-koca Hasan-Feride Kudum ve yan komşuları da İlhan’ın eşi Mürüvvet Hanım yalnız kalmasın diye gelmişler). Mürüvvet hanım ve misafirleri çok korkmuş, ne yapacağını şaşırmış şekilde (9 kişi) banyoya saklanıyorlar. İçeriye ateş ederek 4 kişi giriyor, rastgele tarıyorlar. Kimi tuvalete, kimi lavabonun altına saklanan komşular ağır yaralanıyorlar. Bu arada kapının arkasında bulunan Hasan amcaya da kurşunlar isabet ediyor. Rumların acelesi var, sağı solu araştırmıyorlar fakat küvete bakıyorlar; orada üç çocuğunun üstüne kapanmış Mürüvvet Hanımı görünce onları da tarıyorlar. Mürüvvet hanım ve 2 çocuğu şehit oluyor ama en küçükleri, 6 aylık olan oğlu maalesef kurşunlarla değil nefessiz kalarak can veriyor. Hasan amcayla birlikte diğer komşular da yaralı kurtuluyor fakat Hasan amcanın eşi Feride Hanım da şehit oluyor. Hasan amca bir süre baygın kalmış ve sonra sürünerek dışarı çıkıp yardım istemiş..." (Baskını da ayrıntılarıyla anlatan Hasan Kudum imiş)

Nihat İlhan’ın eşi ve çocuklarının katledildiği küvet



Nihat İlhan’ın evinin girişi (Barbarlık Müzesi)

Ya kaçırsalardı, hanımımı, çocuklarımı!

Tarihe ‘Kumsal Faciası (Katliamı)’ veya ‘Kanlı Noel’ olarak geçen (Rum EOKA’cı çetelerinin 21 Aralık'ta başlattıkları köy baskınları ve sivil cinayetlerinin bir parçası olan) bu menfur katliam da dâhil, birkaç gün içinde 360’tan fazla sivil Kıbrıslı Türk şehit olmuş, bir o kadarı da esir alınmış veya kaybolmuştur. 

Amaç, Türk nüfusunu çabucak ortadan kaldırmak ve Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlamaktı… “Bunun için tüm nüfusu ortadan kaldırmaya gerek yoktu, 10 köyü katletsen, yaksan, yıksan 90 köy de kendiliğinden boşalıverirdi.” ²

Katliamın üstünden iki gün geçmiş ama Türk Alayındaki komutanları Nihat İlhan’a söyleyememişler. Yaşanan onca zulme ve cinayete rağmen Rum hastaları da geri çevirmeyen Tabip Binbaşı, hiçbir şeyden habersiz çalışmaya devam ediyor. Ancak çocuklarına süt götüren bir çoban, Binbaşının görev yaptığı hastanedeki teğmene haber verdiğinde telaş başlıyor. İlhan, beni evime götürün deyince, evi yerine Türk Elçiliğine getiriyorlar.  

Olayın gerisini Doç. Dr. Ulvi Keser; ‘ 21 Aralık 1963 Kanlı Noel, Kumsal Faciası ve Bugüne Yansımaları’ başlıklı makalesinde, Binbaşı Nihat İlhan’dan naklediyor;

“Kaçırdılar mı ailemi ve çocuklarımı?’ dedim. ‘Hayır, hayır katlettiler.’ dedi. ‘Allah’ıma şükürler olsun, vatan sağ olsun.’ dedim. Elçi bana ‘Neden öyle söyledin?’ diye sordu. Dedim ki ‘Efendim ya kaçırsalardı! Küçücük çocuklar 4 yaşında, 6 yaşında. Ya hanımımı ne yapacaklardı? Birden bire böyle ferahladım, vatan sağ olsun’ dedim!” 

Görevi gereği, Türk alayının hastanesinde her gün ağır yaralı insanları, parçalanmış vücutları, işkence gören sivil, kadın ve çocukları tedavi eden veya ölüm raporlarını yazan Nihat İlhan’ın ne demek istediğini anlamak için Türk ordusunda bir subay olmaya gerek yok aslında. 

Yzb. Cengiz Topel’in başına gelenler ise İlhan’ın hislerini doğrular nitelikte. Ağustos 1964’te yine 3 Türk köyünü işgal edip katliam yapan Rumlara gözdağı vermek amacıyla havalanan Türk jetlerinden birinin pilotu Cengiz Topel’in uçağı vuruluyor. Paraşütle atlamak zorunda kalan Topel, Rum bölgesine inince, işkence görerek şehit ediliyor. 

Şehit Pilot Yüzbaşı Cengiz Topel anıtı

Nitekim katliamların devam ettiği 10 yıl boyunca yerli basının dışında artık birçok dış basının da ikrar ettiği gibi, 22. 07. 1974 tarihli London Times gazetesinde verilen şu haber de, Nihat İlhan’ın bağrına taş basıp ‘vatan sağ olsun’ diyebilmesinin nedenlerinin izahıdır. “Binlerce Türk rehine olarak tutulmaktadır. Türk kadınların ırzına geçildi, Türk çocukları yollarda öldürüldü. Limasol’da Türk tarafı yakıldı.” ³ 

İlhan’ın ailesinin naaşlarını yurda getirmek için, olayların bu raddeye gelmesinin baş müsebbibi İngiltere’nin Kraliyet Hava Kuvvetlerinden yardım istenmesi ise ülkemizin o dönemdeki acınacak halini net olarak ortaya koyuyor. 

Anavatan bu olaydan sonra 10 yıl belini doğrultmayı bekliyor diyelim. Gemisi yok, yeterli uçağı, askeri gücü yok, siyasi gücü yok, yok oğlu yok. 1974’e kadar bir yandan İngiltere’nin gönlünü yapma, diğer yandan ABD’nin tehditlerini savuşturma, bir başka taraftan BM’yi ikna diplomasisi için mekik dokurken, Rum çeteleri de Kıbrıs Türklerine kefen biçiyordu…  

İşte Kıbrıs, şu yakın tarihte yaşadıklarıyla, alınacak derslerle, nereden nereye gelindiği iyi idrak edilsin diye hala çözülmemiş bir mesele olarak karşımızda duruyor. Bugün yine Ada'nın etrafında dönen hesaplar, Akdeniz’in paylaşılması için yapılan planlar var. Osmanlı güçsüzdü Kıbrıs’ı İngilizlere bırakmaya mecbur oldu. Türkiye ise binlerce Kıbrıs Türkü katledilip, esir alınırken eli kolu bağlı bekliyordu…

Kıbrıs sorununun sembolü bu iki evdir…

Daha sonra bir ev daha görüyoruz. Burası mütevazı Türk subayının küçük, korumasız mütevazı evi gibi değil. Halk arasında 'Mavi Köşk' olarak bilinen, İtalyan asıllı Rum bir gangster ve Ortadoğu’nun en büyük silah kaçakçısı olarak tanınan Paulo Paolides ‘in (Byron-Pablo Pavlides) köşkü. Beşparmak Dağları'na gizlenmiş, Girne'den Güzelyurt'a giderken hâkim bir tepede ama hiçbir yerden görülemeyen Köşk, bugün Türk Barış Kuvvetleri'ne bağlı askeri bölgenin içinde. 

Mavi Köşk

Aynı zamanda Makarios’un da avukatı olan Pavlides, avukatlık mesleğini kaçak silah ticaretini gizlemek için kullanıyor. Pavlides’in, içinde birçok dehliz, tünel, gizli ayrıntı, özel tasarım odalar, çalışma masası ve mobilyalar, ses geçirmez perdeler, dönemin teknolojisinden ileride havalandırma sistemi, eksantrik süt ve süs havuzları (Dönemin çok ünlü sanatçıları da burada süt banyosu yaparmış)⁴ vb. sıra dışı bölümleri bulunan bu köşkü bir mimar arkadaşına yaptırdıktan sonra, sırları açığa çıkmasın diye mimarı öldürttüğü söyleniyor. ⁵

Köşkü bir askeri rehber nezaretinde gezdim ve açık söylemek gerekirse dışarı çıktığımda gördüğüm onca lüks, ilgi çeken özel bölümler ve detaylara rağmen aklımda sadece askerimizin giriş cümlesi kalmıştı.

Rehberimiz, oturma salonunda bulunan süt havuzunun başında üzgün bir ifadeyle fakat gürleyerek sözlerine şöyle başladı;

“Burası Kıbrıs’ta gördüğünüz yahut göreceğiniz en güzel yer değildir. Burası ada Türklerinin köylerinin basılması ve öldürülmesinin planlandığı, Mafya toplantılarının yapıldığı, Rum çetelere ve EOKA örgütüne bu katliamlar için silah temin edildiği ve dağıtıldığı merkezdir. Burada yaşayanlar ve misafirleri, Kıbrıs Türkleri katledilirken, partiler vermiş, müzikli yemekli eğlenceler düzenleyerek neşelenmişlerdir (!)” 

Köşkü ve çevresini korunmak amacıyla makinel, tüfek mevzilerine yerleştirilen Rum askerleri; Barış Harekâtı kapsamında köşkün altındaki ovaya paraşütle inen bir grup Türk askerine ateş açmış, çok sayıda askerimizin (tahminen 100 kadar) şehit olmasına sebep olmuşlar. Bu nedenle köşkün altındaki bölgeye Kanlı Vadi adı verilmiş⁶

Silah kaçakçısının, Türk Ordusunun adaya müdahale edeceğini haber aldığında, 1 km uzunluğundaki ve her biri vadideki İngiliz yazlıklarıyla bağlantılı 8 tünelden birinden kaçtığı (Sonra, deniz yoluyla İtalya’ya gidiyor) ve hangi istikamete gittiği anlaşılmasın diye de arkasından tünelleri patlattığı anlatılır.

Bana göre, bugün bir ibret müzesi olarak açık tutulan bu ev ve Nihat İlhan’ın evi, bu iki ev, Kıbrıs sorununun sembolüdür. Bir tarafta rahatlık, sefa ve huzur içinde evlerinde yaşayanlar, diğer tarafta; mütevazı evlerinde yaşayan, işinde gücünde masum ve mazlumlara hayatı dar etmişlerdir!

Bosna ve Kıbrıs….

Yaşlı Kıbrıslılar arasından, ‘Rumlarla komşuyduk, iyi anlaşırdık sonra ne oldu anlamadık’ diyenler var. Bu ifadeler bana o kadar tanıdık geliyor ki! Henüz üniversite öğrencisiyken ‘Kırklareli- Gaziosmanpaşa Boşnak Göçmen Kampı’na araştırma için gittiğimizde (1994), aynı cümleleri Bosnalı kadınlardan duymuştuk. 

Bosna savaşından ve orada da sivillere karşı girişilen katliamlardan yalın yapıldak kaçıp, kimi sakat, kimi ailesinin fertlerini kaybetmiş canını zor kurtarmış, Türkiye’ye sığınmış Boşnak kadınlar, “Sırplarla bir sorunumuz yoktu, kız alıp verirdik. Niye böyle oldu bilmiyoruz. Benim kızımı komşum öldürdü…” diye ağlayarak anlatmışlardı.

"Hiç itiraz eden komşunuz olmadı mı?", diye sormuştum gayri ihtiyarî. "İtiraz edenleri de tehditle korkutuyorlardı" dediler.

Bir diğeri; “Biz evimize mobilya alırken, bunlar büyük büyük silahlar alıyorlardı. Bir keresinde komşum bana, oturma odasında örtünün altındaki kocaman makineli (mitralyöz gibi) bir silah göstermişti…”

Zavallı Bosnalılar, bir anlam veremedikleri, Sırp komşularının silahlanma sevdasının nedenini feci bir şekilde öğreneceklerdi!

Ne garip tesadüftür ki, Kıbrıs’ta da Rumların elinde de son derece gelişmiş ağır silahlar varken, Kıbrıslı mücahitler av tüfekleri ve borulardan geliştirdikleri silahlarla kendilerini savunmak zorunda kalmışlardır.
   
Karaoğlan Şehitliği bölgesindeki ‘Barış ve Özgürlük Müzesi’nde çektiğim bu 2 fotoğraf, silahların karşılaştırılması ve aradaki farkın anlaşılmasına yardımcı olacaktır. 

Aynı şekilde Kıbrıs’ta da katliam yapanların “çoğu EOKA militanıydı ama aralarında Rum komşular da vardı.” ⁷ 

Kıbrıs’ta da ENOSİS’e hayır diyen yüzlerce Rum, EOKA örgütünün içindeki Rumlar ve Yunan subayları tarafından öldürülmüştü. 

Ayrıca (Türk nüfusu yeterince azaltamadığı ve adayı hızla Yunan adası haline getiremediği gerekçesiyle) EOKA mensubu Nikos Sampson tarafından 15 Temmuz 1974’te Makarios’a darbe yapılacaktı. Makarios’un darbeden canını zor kurtardığı söylenir. 

Makarios da sertti lakin ‘Kıbrıslı gençlere, bir miktar para ve İngiltere, Kanada gibi ülkelerde (Bir daha adaya dönmemek şartıyla) rahat yaşama imkânı sağlama teklifi götürerek’, nispeten daha yumuşak bir nüfus arındırma politikası da izliyordu. (Bugün aynısını İsrail, Filistinlere yapmaktadır.) 

Darbenin akabinde Türkiye, BM ve diğer garantör devletlerle yine diplomatik görüşmelere başladı. Diplomasiden olumlu bir netice çıkmayınca, dönemin Başbakan Yardımcısı Merhum Necmettin Erbakan’ın da kararlı duruşuyla Türkiye 'Barış Harekâtı' adı altında adaya müdahale etti.  

Yani, dönemin Başbakanı merhum Bülent Ecevit’in dediği gibi; “Türkiye, Kıbrıs’ta sadece Türklere değil Rumlara da barış getirmişti.” 



Oldukça yakın bir tarih olması hasebiyle arşivlerimizde Kıbrıs hakkında bolca belge ve bilgi mevcut ama başta da ifade ettiğim gibi benimkisi kısa bir hafıza tazeleme yazısı. Adanın Türkiye için önemini anlatan ve meselenin özetini yapan birkaç cümle daha yazarak konuyu bitireyim.

Birincisi Ecevit’in yukarıdaki sözüdür. Diğeri yaşlı bir Kıbrıs Türkünün dediği gibi,  “Kıbrıs meselesinin özeti, bir kapısı Türk tarafına, diğer kapısı Rum tarafına bakan İngiliz konsolosluğudur.”

Bir başka özet Atatürk’ün; Türk Ordusunun 1930'lu yıllarda Antalya bölgesinde yaptığı bir tatbikatında, komutan ve subaylara söylediği adeta bir direktif niteliğinde olan ‟Efendiler, Kıbrıs düşman elinde bulunduğu sürece bu bölgenin ikmal yolları tıkanmıştır. Kıbrıs’a dikkat ediniz. Bu Ada bizim için çok önemlidir.”⁸ uyarısı.

Benim özetim ise şu; Kıbrıs’a kesin çözüm gelmesi için Türkiye’nin çok güçlü olması gerekiyor.

Yine sohbet ettiğimiz başka bir rehbere şakayla karışık, “Barış harekâtı sonunda girdiğimiz yere kadar Türkiye toprakları sayılsaydı, bugün, tanındı tanınmadı, ambargo vs. gibi sorunlar olmazdı’ dediğimde;  "Koalisyonlarla yönetilen, siyasi ve askeri olarak karışık ve güçsüz Türkiye bunu yapamazdı. Garantör devlet olma hakkını kullanabilmek için bile uzun zaman bekledi. Bugünkü gibi güçlü bir Türkiye olsa durum belki farklı olabilirdi” cevabı da son noktamız olsun…



Peri Han, 06.01.2020, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Güneşin Altındaki Her Şey




Dipnotlar:
1- Tabip Binbaşı Nihat İlhan Tuğgenerallikten emekli oldu. 23 Kasım 2016 vefat eden İlhan Elazığ’da şehit olan ilk eşi ve çocuklarının yanına defnedildi.
2- Ulvi Keser ‘21 Aralık 1963 Kanlı Noel, Kumsal Faciası Ve Bugüne Yansımaları’ https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/233457
3- Rumlardan, 44yıl sonra gelen Kıbrıs itirafı’  https://www.fikriyat.com/tarih/2018/08/08/rumlardan-44-yil-sonra-gelen-kibris-itirafi
4- ‘Pavlides ve Mavi Köşk’ün sırrı’ http://www.northcyprusuk.com/kibris/pavlides-ve-mavi-koskun-sirri-h45.html
5- ‘Girne’den bir hikâye’ http://blog.milliyet.com.tr/girne-den-bir-hikaye---/Blog/?BlogNo=283197
6- ‘Girne’den bir hikâye’ http://blog.milliyet.com.tr/girne-den-bir-hikaye---/Blog/?BlogNo=283197
7-  'Rumlardan, 44yıl sonra gelen Kıbrıs itirafı’ https://www.fikriyat.com/tarih/2018/08/08/rumlardan-44-yil-sonra-gelen-kibris-itirafi
8- '1958-1974 yılları arasında Kıbrıs' ta yerel basında Rum mezalimi’  http://adudspace.adu.edu.tr:8080/jspui/bitstream/11607/1768/3/10044032.pdf




Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı