24 Kasım 2019 Pazar

SA8157/ME48: Zihninizin Hikâyesi

“Hangi zincirde hangi halka, hangi zamanda, hangi olaylarla, hangi kişiye ya da kişilere bağlanıyor söyler misiniz?”


Huzursuz insanlar dolduruyor Evren’i. Tabi Evren, Dünya’dan ibaret değil, ama Evren’den başka bir yerde insan olmadığını düşündüğümüzde, bu, huzursuz insanlar dünyayı doldurduğunda Evren’in de dolmuş olduğunu düşünmemize engel değil. Evren’i ya da Dünya’yı dolduran insanlar niçin huzursuz? Cevap basit ve açık; huzursuz olmak istedikleri için. Siz huzursuz olmayı seviyorsunuz, sevdiğiniz işi yapmayı çok istediğiniz için de, bir ‘iş’miş gibi sevdiğiniz huzursuzluğu ‘yapıyorsunuz’.

Huzursuzluk işini nasıl yaptığınızı, daha doğrusu nasıl severek yaptığınızı hiç düşündünüz mü, bilmiyorum. Ben sizi izleyerek, gözleyerek, dinleyerek ölçen ve biçen bir adamın, yazıp çizdiklerini okurken gerçekten okuduklarıma inanmak zorunda hissediyorum. 

Onu muhtemelen, ki aksi ihtimal dışı, ibadet etmek için girdiği bir mabedin içinde, diz çökmüş otururken görmüştüm ve ona yaklaşmıştım. Başını eğmiş, gözlerini yere dikmiş, zihninde büyük gürültüler çıkararak yazıyordu ve durmaksızın halkalar çiziyordu, birbirine üç boyutla bağlı neredeyse sonsuz halka. Saçlarını aralayıp içeri sızdım; seslerin yankı yaptığı kafatasının içinde dingin bir yer aradım yazdıklarını okumak ve seslerini ayırt etmek için.

Okudum ve okuduklarımı size aktarıyorum.

“Zihnin gözleri var, kendi evinde olanlara bakıyor sürekli. İnanın, isterseniz inanmayın, isterseniz inanmak için kendi zihninize bakın. Zihnin gözleri fıldır fıldır dönüyor; her an bir sürü şeye bakıyorlar; oradan oraya, ondan buna… kimi zaman aynı anda aynı şeye bakıp doğruluyor, kimi zaman başka başka şeylere bakıyor şaşı oluyorlar. 

Görüyorum; gördüğüm gibi anlatıyorum. Bir an bir gösteri dolduruyor ortalığı; nesneler, kişiler ve o kişilerin yaptıkları aynı anda iç içe geçip kaynaşıyorlar ve hep birlikte zamandan kopuyorlar. Bin yıl önceki biri çıkıp geliyor iki bin yıl önceki olayların sırtında. ‘Şimdi’ hızla geriye gidiyor; bir şeyi, bir olayı, bir insanı alıp geliyor bir masanın üzerine bırakıyor. Zihnin gözleri masaya eğiliyor ve merakla didikliyorlar gördüklerini. Birdenbire ân, şimdi, çekip alıyor zihnin gözlerini masadan, masanın üzerindekilerden ve birdenbire başka bir masa beliriyor; başka bir şimdinin başka bir yüzyıldan alıp başka bir coğrafyaya taşıdığı kişilerin oralardan kapıp getirdikleri şeylerle donatılmış bir masa bu. Zihnin gözleri şaşkınlaşıyorlar; hangi şeye odaklanacaklarına karar veremiyorlar. Oradan oraya atlıyorlar; zihin, zinciri ya da zincirleri kaçırıp dururken… bu her ân sonsuzca kez olup bitiyor ve hiç durmuyor.

Zincir, başından sonuna kadar binlerce halkadan müteşekkil; her bir halkaya bağlı binlerce zincirin uçlarından savruldukları döngüsel bir çorba. Başından tutulduğunda geriye doğru bağlandığı halkalarla başı kaybolan, sonundan tutulduğunda binlerce yeni zincir doğuran uçlarla karşılaşılan bir hengâme. Zincir, aslında bir zincir değil, ama her bir halka hem öncekine hem de sonrakine bağlandığı için bir zincir; ama hiçbir halka tek başına başka bir halkaya bağlanmadığı için zincir değil. Her bir halkaya bağlı binlerce halka her yönde uzanan halkalardan oluşmuş bir zincir; belki zincir değil bir bulamaç… zihnin gözleri fıldır fıldır; hangi göz nereye bakacak belli değil.

Görüyorum. Gördüğümü anlatıyorum. Anlattığım sizin hikâyeniz, zihninizin hikâyesi. Bir masal asla değil. Masal, hikâyenin inanılmaz olanıdır; ama inandırır. Bir masalda zihnin gözlerinden bahsedilemez, çünkü zihnin masallarda yeri yoktur, çünkü masallarda zincir zincirdir, halka halkadır…her halka diğer halkalarla birleştiği yeri ilan eder ve siz atlamadan neyi nasıl takip edeceğinizi bilirsiniz. O halde hayat bir masal mıdır ve zihninizde olanlar birer hikâye midir? 

Bir zihinde olanlar sizi inandıramaz, ama bilirsiniz inanılmaz olanlar zihninizde olanlar değildir, zihninizde olanların masallarda olamayacağı gerçeğidir. Hiçbir masal size zihninizde olanları anlatabilecek kadar uçuk değildir. Kaçık mı demeliydim? Hepiniz zihninizin hikâyesini çok iyi biliyorsunuz. İnanılmaz olanın inanılır olduğunu en çok siz çok iyi biliyorsunuz. Hangi zincirde hangi halka, hangi zamanda, hangi olaylarla, hangi kişiye ya da kişilere bağlanıyor söyler misiniz? 
Söyleyemezsiniz bunu, çok iyi biliyorsunuz. Bir masalda söyleyebilirsiniz oysa. Söyleyebildiğiniz için masallar gerçek değildir, o yüzden de binlerce hikâyeden oluşan zihninizin hikâyesi gerçeğin bizzat kendisidir.”

Kanaatim odur ki; bu kişi benim gelip yazdıklarını okuyacağımı ve size aktaracağımı çok iyi biliyordu. Aksi halde, zihninde yazdığı yazıda sizi ‘siz’ diyerek muhatap almaz ve sorular sormazdı. Yazdıklarına inanıyorum, çünkü gerçek bir masal gibi anlatmaya başladığım inanılır her şey, onun yazdıklarını okur okumaz inanılır masal olma özelliğini yitirdi ve inanılmaz bir hikâyeye dönüştü. 

Fakat tuhaf olan şuydu; zihninizin hikâyesi tam olarak böyle bir şey, inanılmaz olanın zihninizde  eşdeğer bir şekilde var olduğunu ve yaşandığını bildiğiniz için inandığınız gerçek bir hikâye. Bu hikâyeyi gerçek olduğu için inanılmazlıktan çıkarıp inanılıra dönüştüren şey her birinizin bu hikâyede olanları tek tek deneyimlemeniz ve her ân yaşıyor olmanız.

Galiba biraz okuduklarımdan etkilendim ve yazıya giriş yaparken kullandığım birer birer birbirine iliştirilmiş ve inanılır ‘bir’ neden-sonuç ilişkisini işlediğim halkalardan oluşan zincir ‘masallardaki gibi’ başı ve sonu olan bir zincir iken sonradan her bir halkaya bağlanmış başka halkalar da işin içine girince insan zihninin hikâyesine benzeyerek buraya kadar geldi. 

Size inanılmaz nitelikteki hikâyelerden birini anlatmış olmakla aslında inanılmaz olanla inanılır olan arasındaki farkı da göstermeye çalıştığımı fark ettim. Oysa adam çok iyi anlatmıştı, aranızda çok sık bulundukça size benzemeye başladığımı da biliyorum. Huzursuz insanların doldurduğu bir Evren, cehennemden farksız diye düşündüğüm anda, cehennemi pek bilmediğimi de anladım. 

Cehennem inanılır kurgusal bir masal mıydı, yoksa inanılmaz gerçek bir hikâye mi? Eğer cehenneme masal diyecekseniz, zinciri doğrusal neden-sonuç ilişkileri demek olan halkaları birer birer bağlayarak oluşturmak zorundasınız. Aksine cehenneme hikâye diyecekseniz, hangi halkanın kaç tane halka ile birbirine bağlanarak çok boyutlu bir halka bulamacı oluşturacağını göstermek zorundasınız. Bence cehennem inanılmaz gibi görünen inanılır bir hikâyedir ve o hikâyenin kahramanları da huzursuz insanların ta kendileridir…

Ben adamın saçlarının arasından çıkıp gittiğimde geride kalan varlığın nasıl bir şey olduğundan emin değildim, ancak sizin de kendinizden emin olamayacağınız bir gerçeğin hikâyesini anlatma fırsatı bulduğum için memnunum. 

Siz de memnun musunuz?

Huzursuzluk siz insanlara mahsus, bana değil.




Mustafa Ege – Pazar, 24/11/2019 –00:27/ İz Etki Ekinoksları 48



Sonsuz Ark'tan 
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı