14 Aralık 2018 Cuma

SA7263/KY1-CÇ565: Bahane

"Yaşlı kadın ellerindeki şişi bırakıp yaşlı adam baktı. Duyduklarına inanamıyordu. Sabahtan beri sızlanıp duran bu yaşlı adam, adını koyamadığı, koymaktan çekindiği bir kıskançlığın içinde bocalıyordu demek ki. Bu olabilir miydi?"


Yağmur üç gündür ara vermeden yağıyordu. Yaşlı adam küçük oturma odasının penceresinden dışarıya mahzun, mahzun bakıyor iç çekmeden kendini alamıyordu. Yürüyüşlerini özlemişti. Otobüs duraklarında otobüs bekleyen bir yolcu gibi yapıp yarenlik edişleri, yolda denk geldiği sokak köpekleriyle, kedileriyle kendince yaptığı konuşmaları, daha da önemlisi balkonda sallanır koltuğunda oturup çay kahve içmeyi özlemişti. 

Sanki bu küçücük oda bir mahbes kendisi de buraya atılmış ömür boyu hapse bir mahkûmdu. Biraz abarttığını kabul ederdi etmesine ya.. üzerinde durmamayı seçti. Eninde sonunda dururdu elbet. Duracaktı. Göz ucuyla, üçlü koltuğa ayaklarını uzatmış, harıl harıl el işi yapan eşine baktı. kadın atkı örüyordu.

‘Pabucumuz çoktan dama atıldı!’ diye geçirdi yaşlı adam. örülen atkı yahut kazak işte her ne ise o kendisi için değil torunları içindi. Bir zamanlar kendisi için örülen kazak, çorap, atkı maziye karışmıştı. Artık varsa yoksa torun!

- Bu yağmurun duracağı yok, dedi yaşlı adam. Eşine bakmadan.

- Yağmur berekettir, diye yanıtladı yaşlı kadın, yağsın.. yağsa şikâyet yağmasa şikâyet.

- Kim şikâyet ediyor? Dedi yaşlı adam.

- Duracağı yok, demedin mi? Dedi yaşlı kadın.

- Buradan şikâyet mi çıkıyor? Dedi yaşlı adam.

- Bilmem, dedi yaşlı kadın alaylı, yeryüzünde dilimizi konuşan kime sorulsa şikâyet der..

- İyi halt eder.. ne bitmez atkıymış bu! Dedi yaşlı adam.

- Sıra atkıya mı geldi? Dedi yaşlı kadın.

- Hayda, dedi yaşlı adam kızmıştı. Ne desem tersliyorsun.

- Sabahtan beri pencerenin dibinde oflayıp puflayan sensin.. dedi yaşlı kadın, sıkıldıysan çık bir hava al.

- Bu havada? Dedi yaşlı adam.

- Ne olmuş havaya? Şeker değilsin ya? Dedi yaşlı kadın.

- Şeker değilmişim.. evet erimem doğru.. başını kaldırıp dışarıya baksan, her zamanki duyarsızlık.. çevrene bak çevrene.. başını kaldır da çevrene bak! Dedi yaşlı adam.

- Anlaşıldı çatacak yer arıyorsun? Dedi yaşlı kadın.

- Yahu niye çatacak yer arayayım? Yanlışım var mı? Başını kaldırıp şu yağmura bir bak.. hani ahmak ıslatan olsa vallahi çıkarım.. varsın ahmak desinler.. ama bu tufan tufan.. sanki yukarıdan kovalarla su boşaltıyorlar..

- Hep öyle yağacak değil.. birazdan sakinler, dedi yaşlı kadın, sakinleyince çıkarsın.

- Anlamadım.. vallaha anlamadım.. sabahtan beri evden çıkmamı söyleyip duruyorsun, hayırdır. Hani genç olsak diyeceğim oynaşı var, beni kapı dışarı etmeye uğraşıyor. Dedi yaşlı adam. 

Demesiyle birlikte pişman olmuştu ve fakat yapacak bir şey yoktu. Özür dilese iş hepten çığırından çıkardı, biliyordu. ‘Özür diliyorsun, demek ki söylediklerinde ciddiyet vardı, latife ötesi!’ denecek ve günlerce adı konulmamış bir küskünlük egemen olacaktı.

- Sen yaşlandıkça, dedi öfkeyle yaşlı kadın, edepsizleşiyorsun, dilinin ayarı bozuluyor, kendine gel!

- Hayda, dedi yaşlı adam, elden geldiğince alttan almaya çalışacaktı, aklına söyleyecek bir şeyler gelse yapacaktı.. da ne yapabilirdi? Ne diyebilirdi? Söyler söylemez yakışıksız bir benzetme yaptığını anlamıştı. Buradan dönüş çok zor olacaktı. En iyisi latifeye sığınmaktı.

- Yahu bir latife yapalım dedik onu da ciddiye aldın! Ne oldu alttan almalara, latifelere karşılık latifeler yapmaya?

- Latife mi? dedi yaşlı kadın.. latifeymiş.. sen onu pabucuma anlat.. öyle latife olmaz..

- Yahu niye olmasın.. madem olmaz tamam bir hata ettik, bir kusur işledik.. eskiden olsa..

- Bayım bayım ikide bir eskiden eskiden deyip durma.. eskidenmiş.. tamam eskiden yağmurlu havalarda şiir okurdun, eskiden öper okşar severdin.. ya şimdi.. homurdanıyorsun.. öksürüp tıksırıp bir de yelleniyorsun.. eskidenmiş..

- Bak şimdi bu olmadı, dedi yaşlı adam..

- Hangisi olmadı? Dedi yaşlı kadın, homurdandığın mı, öksürüp tıksırdığın mı, yoksa yellenip durduğun mu?

- Vallahi çok yazık! Dedi yaşlı adam içini çekerek. Atkıdan, hırkadan, kazaktan vazgeçtik, bal sunan leblerin de ağu kusmakta..

Yaşlı kadın ellerindeki şişi bırakıp yaşlı adam baktı. Duyduklarına inanamıyordu. Sabahtan beri sızlanıp duran bu yaşlı adam, adını koyamadığı, koymaktan çekindiği bir kıskançlığın içinde bocalıyordu demek ki. Bu olabilir miydi?

Yeniden şişleri eline aldı hızlı hızlı örmeyi sürdürdü. Başını salladı.

- Utan yav, dedi, torununu mu kıskanıyorsun? Torununu.. o ki benden çok sana düşkün..

Yaşlı adam omuzlarını silkti, içini çekerek oturma odasından çıktı.




Cemal Çalık, 14.12.2018,  Konuk Yazar, Sonsuz Ark, Öykü

Cemal Çalık Yazıları







Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

Seçkin Deniz Twitter Akışı