28 Eylül 2018 Cuma

SA6888/KY27-ŞT81: Halk İçinde Hakk ile Hemhal Bir Derviş: Erzurum Ulu Camii

"Bütün albenisine, çoğunluğu esnaftan müteşekkil cemaatinin bolluğuna, genişliğine, büyüklüğüne ve merkezi konumuna rağmen sanki hiçbir zaman bu halini bozmayacak, hep öyle sessiz ve sakin kalacak bir duruşla bakar Erzurum'a Ulu Camii…"


Cumhuriyet Caddesi'nin bitimine doğru, Tebrizkapı'ya, elli adım, bilemediniz yüz adım kala Çifte Minareli Medrese'nin hemen yanı başında müştemilatı kendinden menkul bir ulu mekan vardır Erzurum'da.

Sanki biten caddenin sınırını belirliyormuşçasına tam ortasında durduğu gürültü ve kargaşadan uzak kalmak isteyen bir derviş gibi hem şehrin içinde hem şehirden uzak ama bir o kadar da gözünü  şehirden ayırmayan  bir büyükbaba misali muhkem ve emin bir hali vardır bu ulu mekanın.

Kesme taştan duvarlarında asırların fısıldaştığı büyük ve göz alıcı yapısına yanında insanı en fazla düşündüren ve hayran bırakan özelliği tıpkı büyüklüğü ve genişliği ile eşdeğer bir sessizlik ve sükuneti barındırıyor oluşudur.

Bu ulu mekanda kıyama duran şehir ahalisi de hissetmiştir muhakkak. Oldukça manidar ve bir o kadar da düşündürücü bir sükunet sökün ediyor gibidir her bir taşından, her bir köşesinden.



Ağır ve olgun zamanların süslediği o eski zamanlar

Böylesi bir sükunet ancak erdemli adamların yaşadığı o eski zamanlara yakışır diye düşünür insan kapısından her girişinde. Öyle ki; anlamlı, ağır ve olgun ağızlardan çıkan sözlerin yine aynı biçimde anlamlı, ağır ve olgun susuşlarla süslendiği o eski zamanlar gibi ya da kırkıncısının Yavuz Sultan Selim Han olduğu rivayet edilen, Kırklar'ın cem oluşu ile eda edildiği söylenegelen akşam namazlarındaki uhrevi haller gibi bir eski zaman halidir bu…

Bütün albenisine, çoğunluğu esnaftan müteşekkil cemaatinin bolluğuna, genişliğine, büyüklüğüne ve merkezi konumuna rağmen sanki hiçbir zaman bu halini bozmayacak, hep öyle sessiz ve sakin kalacak bir duruşla bakar Erzurum'a Ulu Camii…

Duvarının bitimindeki kısa kaldırımdan bakınca hemen yanı başındaki Çifte Minareli Medrese'yi de perspektifin içine alan bir açıyla, yine tıpkı kendisi gibi üzerinde yer aldığı caddenin öte yakasındaki bitimini işaret eden kale görünür uzaktan uzağa.

Ulu mekan yani, Ulu Camii bütün bu ağır, anlamlı ve olgun sükunetiyle bir yandan yanı başındaki tamamına erdirilememiş Çifte Minareli Medrese'ye kol kanat gererken, bir yandan da kaleyi tarassut ederek Erzurum'u beklemektedir sanki…

Erzurum'un büyük atası

Bu bakımdan sözgelimi Gürcükapı Camii ya da Lalapaşa Camii halkın içinde, halkla beraber olup, halkla konuşarak hemhal olurken Ulu Camii'nin hem şehri hem de şehre dağılan evlatlarını dinleyip seyrederek hemhal olan bir büyük ata olduğunu düşünmeden edemez insan.

Bir sessiz derviş nasıl dilini damağına yaslayıp köşesine çekilerek Allah demenin hazzına ermişse bu ulu mekanın kendi köşesine çekilmiş sükunetinden de böylesi bir halin cazibesine kapıldığı sanılır.

Hemen her anlamda insan tefekkürünü zorlayacak ve ancak düşündükçe ortaya çıkacak bir tevafuk haliyle anlaşılabilecek Çifte Minareli Medrese'deki ilim haliyle kaledeki emniyet hali ve çarşıdaki dünya gailesi arasında duran bu Salah, Felah ve Sükunet toplamının sosyoloji, tarih, iktisat ve ilahiyat ilimleriyle birlikte mimarinin alanına girecek birçok açıklaması olmalıdır elbette…

Zira; kabul etmek gerekir ki, hangisi hangisinden önce ya da sonra inşa edilmiş ya da konumlandırılmış olursa olsun merkezinde böylesine sükunet telkin eden bir ulu mekanın yer aldığı ve her biri  hem diğerlerini hem de bu camiyi işaret eden medrese (ilim), kale (emniyet) ve çarşı (dünya) bileşimi ancak büyük bir tefekküre nasip olacak bir tevafuk'un sonucu olabilir.

Bütün bu halleriyle de bu Ulu Camii sanki de uzak mahallelere, ırak yerlere, öte diyarlara, memleketlere gönderdiği oğullarını ve kızlarını kollayıp gözeterek asıl yerlerinde beklemeyi seçen bir  büyükbabanın gün görmemiş parmak uçlarında parıldayan kehribar renginde bir mühür gibi Erzurum'un orta yerinde parıldayıp durur…

Kimi zaman 'Süphan Allah' der biz oğullarını ve kızlarını seyrederken, kimi zaman 'Elhamdülillah', kimi zaman da tarihi şehadete çağıracak kadar büyük bir silkelenişle 'Allah u ekber' der.



Şahin Torun, 28.09.2018, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Eleştiri, Kültür, İnceleme-Araştırma
Şahin Torun Yazıları




Sonsuz Ark'ın Notu:  Şahin Torun Beyefendi'nin çalışmalarının yayınlanması için onayı alınmıştır.  Seçkin Deniz, 18.06.2016

İlk yayınlandığı yer: Dünya Bizim





Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı