24 Ağustos 2018 Cuma

SA6706/KY27-ŞT77: Hüseyin Akın’ın Yan Tesir’li Şiirleri

"Her birinin bir işlevi, bir lüzumu olan sözler denilmiş. Kimi dize tornavida gibi, kimi pense, kimi testere, bıçak, kimi kaşık, çanak gibi kullanılışlı… Her dem işe yarar ve epeyce de hızlı söylenmiş dizeler vuruyor iki kaşımızın arasına."


Yan Tesir’de sınıfın en arka sırasında oturan ve girdiği her sınavdan 1 (evet yazı ile de bir) almaktan hiç yüksünmeden, aldığı bu 1 ile de yapacağı, diyeceği, edip eyleyeceği her ne var ise onu en iyisini yapıp işini gören bir şairin şiirlerini okuyoruz.

Uzun sözleri var ki, boş değil, yormuyor okurken. Kısa sözleri de var ki, baştan savmıyor, net, darası alınmış, saptan samandan arınmış sözler söylüyor. Baştan da uyarıyor okuru, yan tesirli sözler söylüyor çünkü. Kimi genç okurlara da -kitabın yan tesiri görülürse- peder- ü maderinize başvurunuz diye salık veriyor sevgili Hüseyin Akın.

Görünen o ki, Hüseyin Akın’da da şiir, birkaç çağdaşıyla beraber, söylenen bir şey olarak göze çarpıyor. Evet, o şiiri yazmaktan çok söylüyor, hal ile de destekliyor söylediklerini. Lakin bu hali daha bir güzelleştiren bir yanı var ki, o şiiri kalem işi gibi daha güzel olsun diye işleyebiliyor.

Burada dikkati çekmesi gereken husus şu ki, şiirlerin yazı işi olduğu yerler kitabın bütününde hiç de göze batmıyor. Tam aksine kimi yerde serazat bir deyiş, kimi yerde bir bebek ağlaması, kimi yerde uçurumdan salınmış bir çığlık gibi diyeceğini şiirin dışına, ötesine taşıyacak kadar bir ‘öyle geldi ve söyledim gitti, pişman değilim…’ tonu dikkat çekiyor.

Ben bu yan tesirli şiirleri, Tespitçi Dükkânı kitabı ve büyük oğlumla birlikte okudum. Elbet pişman değilim, lakin başkaca ve kısaca diyeceklerim var. Şöyle ki; insanın okudukça okuyası gelen bu şiirler, aklıma bir cenge hazırlık zamanı getiriyor. Hüseyin Akın’ın da içinde olduğu güzel bir ordu sanki bütün iştiyakıyla cenge hazırlanıyor ve biz bu hızlı hazırlanış sırasında onu hiç telaşsız bir haritayı çizerken görüyoruz. Şair harıl harıl cenk edilecek meydanı işaretliyor; yanındakilere, uzağındakilere gösteriyor; kimi mevkilerin altını kalınca çiziyor, “bakın, sakın haa..” diyor arada…

Rikkatle yazılan işlevsel şiirler

Bir de eklemeden geçemeyeceğim, bu yan tesirli şiirleri okurken sözgelimi, mensup olduğu kuşaktan sayacak olursam İ. Tenekeci’yi okurken, Alper Gencer’i okurken, Ali Ayçil’i okurken de garip biçimde aklıma Mızraklı İlmihal’de günah-ı kebairden sayılan güzel ahlak sahibi olmamak tehlikesini bertaraf etmek için verilen amansız mücadele aklıma düşüyor. Sağ olsunlar, var olsunlar ki, böylesi bir dikkat ve rikkatin şiirlerini yazıyorlar.




İşte böylesine bir dikkat ve rikkatle işlevsel şiirler yazıyor Hüseyin Akın. Her birinin bir işlevi, bir lüzumu olan sözler denilmiş. Kimi dize tornavida gibi, kimi pense, kimi testere, bıçak, kimi kaşık, çanak gibi kullanılışlı… Her dem işe yarar ve epeyce de hızlı söylenmiş dizeler vuruyor iki kaşımızın arasına.

Öte yandan, şaşırtıcı bir şey daha var bu şiirlerde şair;

Karıncaların aklına şaşarım
Varsa uzun bir duadır dilleri
Gitmekle gelmek arası düzayak…

dizelerinde olduğu gibi, söyleyeceğini söylemek için hemen hiç aranmamış, beklememiş ama bir biçimde sanki daha öncesinde boş bir levhanın üzerine yazılanları okuyormuş da öylece söylüyor sanki. İçinden ve ezberden bilinen kelimelerle yazılmış gibi. O kadar ki, gitmekle gelmek arası gerçekten de düzayak diyesi geliyor insanın. Kendi aklına da şaşıyor ve duasını hatırlıyor insan. Derdini, efkârını, hayal ve huzurunu içinde taşıyan bir ‘yerli’ evet bir yerlinin türküleri gibi kendi varlığından çok sözünün varlığında bir hudayinabit hissettiren abartısız fenomenolojik bir ses eşlik ediyor bu sözlere.

Köklere sıkıca bağlanmış şiirler

Armoni ve ritim hiç de âna ve zamana yabancı değil. Kendi zamanının farkında olan az çok didaktik yanları da olan ve söylenirken çekilen zahmete eş dinlerken, okurken ve anlarken de aynı zahmeti gerektiren şiirler diyebilirim bunlar için. Bu noktada akla şöyle bir şey de gelmeli: “bu şiirler yazılırken ceplerinde kelimelerle dolaşan bir şair” var karşımızda. Yine karakter sahibi kelimeler, cümleler, dizeler…

Şule Yayınları’ndan çıkan kitabın ikinci baskısını sekiz bezelye ile süsleyen sevgili Yasin Çetin üçüncü baskının kapağını yarısı dolu bir sürahi sütle bezemiş bu seferinde.

Unutmadan bir son ek Yan Tesir’i, Tespitçi Dükkanı’yla birlikte okuyunca insanı çok eskiden Beyan’dan çıkan Ay Tanığım Olsun’a kadar götüren bir kök ve soy ile de irtibatlı şiirler de okuyoruz. Nasıl demişti orada Hüseyin Akın:

Gecenin cebinde dolaşıyorum
Sabrım yok sabahı beklemeye…
Ve şimdi de:
Atlasam diyorum şimdi buradan, İnce Burun’dan
Haritada deniz görünür, kalbimde ateş
Binbir türlü hali var şair olmanın
Hani gidip de gelmeyen o kayıp kardeş
Gelir ya kendini tutup kolundan

Demem o ki, Yan Tesir’de o köke sıkıca bağlı şiirler var ve bu şiirleri özellikle gençler okumalı.  Zira bu yan tesirli şiirleri okuyan gençler muhtemelen başvurulacak o peder-ü maderi de ancak böylece toplayabilecekler.

Her türlü yan tesiriyle birlikte okunması dileğiyle…

[Yan Tesir, Hüseyin Akın, Şiir, Şule Yayınları, 2. Baskı, 2018,  İstanbul, ISBN: 978-605-908-79-64] 



Şahin Torun, 24.08.2018, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Eleştiri, Kitap Notları, Kitapların Ruhu

Şahin Torun Yazıları





Sonsuz Ark'ın Notu:  Şahin Torun Beyefendi'nin çalışmalarının yayınlanması için onayı alınmıştır.  Seçkin Deniz, 18.06.2016

İlk yayınlandığı yer: Dünya Bizim





Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı