23 Şubat 2017 Perşembe

SA4010/KY35-YTK161: Ha Gayret…

"Velhasıl matbuat alemi, canı sağ olsun bu topraklarda maalesef kuruluşundan beri, belki mesleğin kaçamayacağı bir huyu olarak hep dedikodu, çorap örme, çarpıtma, şahsi çıkarlar için kullanılmaya müsait olmuş maalesef."


MİT'in böyle bir geleneği oluşmaya başlamış, kuruluş yıldönümünde beş yılda bir geniş bir gazeteci topluluğunu Müsteşarlıkta konuk ediyormuş meğer.

Biz de davet edilince, sorup soruşturunca öğrenmiştik.

Öyle çok özel, gizli bir şey değildi. Geniş salonda Müsteşar, yardımcıları, basın danışmanı, protokol vesaire ile İstanbul ve Ankara'dan epey gazeteci ayaküstü sohbet edip sonra dağılmıştık.

Gerekirse önemli bazı başlıkların konuşulabileceği bir gündem olabilirdi belki ama o yıl, benim katıldığım ilk ve son toplantıydı, yanılmıyorsam 2012 Ocak ayıydı. Belki Aralık 2011…

Salondaki müzede sergilenen kimi ilginç, dönemine ait bazı cihazlar, bir iki silah aklımda kalmış camekanların arkasından. O günü ilginç kılan bu davet ve resepsiyon değil sonrasında yaşananlardı.

Müsteşarlıktan ayrılırken gazeteci arkadaşlardan biri telefon edip 'İstanbul'dan gelen kalabalık bir grupla şu lokantada öğle yemeği yiyeceğiz, sen de gel' dedi.

Aramızın uzun zamandır onun hatası nedeniyle hiç iyi olmadığı bir yüksek bürokratın yanına oturttular, meğer amaçları biraz da bizi barıştırmakmış. Neyse, daha fazla uzatmadık, yemek başladı biraz sonra. Maada İstanbul'dan gelmiş üst düzey medya yöneticileri Ankaralılara göre daha kalabalıktı. 

O günlerin aktüel kritik tartışmalarından biri eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un tutuklanması ihtimaliydi. Ben bunun çok yanlış bir şey olacağını, kaçma veya delilleri yok etme ihtimali bulunmadığına göre tutuksuz yargılanabileceğini söyledim. Masanın çoğu kararsızdı veya renk vermiyordu. Aramızın uzun zamandır açık olduğu o bürokrat da benim görüşümü destekliyordu.

Tam karşımızda oturan İstanbullu üst düzey medya yöneticisi ise itiraz ediyordu ama kısa süren tartışmanın sonunda “Tohumuna para mı verdik?” gibi bir cümleyi sarf etti yine de.

Bu cümleyi masanın bu tarafında olanlar ancak duydu ama duyan hepimiz çok şaşırmıştık çünkü çok katı çok kötü bir yorumdu.

Yemek yenildi dağıldık.

İlker Başbuğ kısa süre sonra tutuklandı.

Bunu bana hatırlatansa son günlerde okuduğum kimi yargılamalardaki ifadeler, yakınmalar, iddialar…

Tarih gelip geçiyor, her şey umulmadık şekilde tersine dönebiliyor.

Söz konusu hatırayla ilgili kimsenin adını yazmıyorum, yazmam da.

Hapse girmiş, yargılanan ya da mahkum olan insanlarla ilgili de suçlu olmalarına, benimle şahsi veya ideolojik düşmanlıkları olsa bile aleyhlerine yazmamaya özen gösteririm.

“Düşene bir tekme de sen at” ya da “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın”cılardan olmak zor geldi hep.

Ama bundan önemlisi güçlüyken de adaletin, insafın, ölçünün elden bırakılmaması gerektiğine inanmamdır. Düşmanımın yöntemlerini kullanırsam ona benzeyeceğimi bilir uzak durmaya, nefsime hırsıma yenik düşmemeye çalışırım.

Hepsi bugünün dünün meseleleri sanmayın bunları.

Tarih hep böyle iniş çıkışlar, hep böyle sınavlar, hep böyle olaylarla dopdolu.

Hıfzı Topuz'un “Elbet Yarın Olacak” isimli Tevfik Fikret'i anlattığı kitabında Galatasaray Lisesi'ndeki hocalara da değindiği bölümde çarpıcı bir örnek var mesela…

Öğrencilerin de bilgisini davranışlarını hocalığını çok beğendiği Recaizade Ekrem Bey'in başına yine dönemin ünlü kimi yazarlarınca örülen çoraplara dair kısa bir anlatı var kitapta. “Muallim Naci efendiler, Feyzi efendiler onu çekemezlerdi” diyor Topuz anlatıcının ağzından ve devam ediyor; 

“Feyzi Efendi'nin yandaşları çeşitli dedikodular çıkarır ve bunlar gazetelere yansırdı. Ekrem Bey'i küçük düşürecek yazılar yazarlardı. O bunlara cevap bile vermezdi. O ne bu yazılara kızardı ne de yazdıranlara… Ekrem Bey sadece olayları saptıranlara sinirlenirdi. Bunları uyduranları da acı acı iğnelemekle yetinirdi.”

Velhasıl matbuat alemi, canı sağ olsun bu topraklarda maalesef kuruluşundan beri, belki mesleğin kaçamayacağı bir huyu olarak hep dedikodu, çorap örme, çarpıtma, şahsi çıkarlar için kullanılmaya müsait olmuş maalesef.

O yüzden, bugün olanlara hiç şaşırmıyorum.

Şaşırdığım bu yolla siyahı beyaz, beyazı siyah yapacak olanların yaşanmış bütün tecrübeler aksini gösterse de inançlarındaki direniş ruhu…

Tebrik ediyorum gerçekten.

Ha gayret, devam…



Yaşar Taşkın Koç, 23.02.2017, Sonsuz Ark, Konuk Yazar

Yaşar Taşkın Koç Yazıları




Sonsuz Ark'ın Notu: Yaşar Taşkın Koç Beyefendi'nin yazılarının yayınlanması için onayı alınmıştır. Seçkin Deniz, 16.07.2015


İlk yayınladığı yer: Yeni Şafak
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı