28 Ocak 2024 Pazar

SA10553/SD2996: Sıkıntı (Roman); 6. Bölüm-Ova 42

       Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

"Satanizmin gittikçe artan, insanın ruhunu ve çevresini saran etkisiyle kötülük ve beraberinde ayrımsız ve sınırsız şiddet sıradanlaşıyordu."

Mahir, gözümün içine baka baka susmuştu. İçini acıtmıştım. Gerekçesi ne olursa olsun doyumsuzlaşan erkeğin nefsinin önünde hiçbir kadın duramazdı ve tek başına yetemezdi. Aynı şey kadın için de geçerliydi, Şeytan ikisi arasında ayrım yapmıyordu; ancak erkek kadına göre daha baskındı ve bu durum ona sorgulama ve yargılama hakkı tanıyordu.

Sanki ‘seks işçisi’ kadının ‘işçilik’ hizmeti verdiği yaratık ‘erkek’ değilmiş gibi. Sanki vücudunun bütün kıvrımlarını ekranlarda, medyada, sahnelerde ya da platolarda para karşılığı erkeğe sunan kadın değilmiş gibi.

Hangisi kendini gerçekleştirebilmişti ki? Kendini gerçekleştirmek ne demekti? Ahlakla donanmış, eşine karşı dürüst ve birbirlerinin eksiklerini tamamlayan, sevgi ve merhametle davranan erkek ve kadından daha çok kendini gerçekleştirme olasılığına yaklaşan kim vardı? Okumak bunu mümkün kılmıyorsa ne işe yarardı?

Okumak sadece okuma-yazmak demek değildi, hayatı bütünüyle algılayabilecek ve onunla başa çıkabilecek onurlu bir duruşa sahip olacak şekilde kendini yetiştirmek demekti.

Mahir’i üzmüştüm, ama, ‘Haklısın!’ demişti yine. ‘Hiç böyle düşünmemiştim.’

‘Karının kıymetini bil!’ demiştim ona. ‘Yaşlandığında seni sevgisi ve merhametiyle kuşatacak olan odur!’

Mahir de, hemen hepimiz gibi kandırılmıştı.

Bu çok uzun bir süreçti. Devletler kendilerini ele geçiren Satanizmle kol kola yürürken, toplumlar direniyordu; ancak ekonomik yetersizlikler üreterek devletleri ve toplumları zorluyordu Satanizm. Allah korkusu, yerini açlık korkusuna, daha sonra da lüks hayat yaşama hırsına bırakmıştı. Aile üyeleri arasındaki iletişim azalıyor, ahlâk eğitimi gevşiyor ve neredeyse sıfıra yaklaşıyordu.

Kadınların hiç pozitif ayrım yapılmadan sürüklendiği iş hayatında hastalanan ruhları, önce erkeklerin hayatını cehenneme çeviriyordu, daha sonra ilgi yetersizliğinin kurbanı olan çocukların. Batılı toplumlar ve Batı’yı çağdaş seviye olarak hedef gösteren bizim gibi ülkelerde yaşayan toplumlar büyük bir bunalım içindeydi. Batılı ülkeler kadına şiddete göz yumarken, bizim ülkemiz sık sık polisiye tedbirler içeren kanunlar çıkarıyordu.

Evlilikler umut ve birlik olmaktan çıkmıştı; boşanmalar artıyordu. Ahlâk zaafı, ekonomik yetersizlikler, alkol ve uyuşturucu kullanımının yayınlaşması günümüz insan bataklığının temel özellikleriydi.

Satanizmin gittikçe artan, insanın ruhunu ve çevresini saran etkisiyle kötülük ve beraberinde ayrımsız ve sınırsız şiddet sıradanlaşıyordu.

Evlerinde sorunlar yaşayan ve şiddete maruz kalan nikahlı ya da nikahsız kadınlar tehdit hissettiklerinde polis çağırma butonlarına basıyorlardı. A'dan Z'ye her şey şiddet üzerine kuruluydu ve devlet güvenlik butonuyla çözüm bulacağını sanıyordu.

‘Karısıyla yaşadığı sorunları aşamayan erkeğin şiddete yönelmesinin bütün sebepleri irdelenmeli!’ demişti İstanbul’da yaşayan ve benim ‘Avukat’ dediğim hukukçu bir arkadaşım. ‘Erkeğe elektronik kelepçe takmak, ilk anda onu mahkeme kararıyla evden uzaklaştırmak şiddeti önlemek değil, ailenin temeline kendini onarmasını engelleyecek bir şekilde nükleer bomba atmak gibi bir şey. Zaten bu adımlar şiddetin daha da artmasını sağlamaktan başka bir işe yaramıyor. Yargı aile yakınlarını da sürece dahil ederek temel sorunu çözmeye odaklanmalı!’

İnsanların ruhunu mahveden ekonomik, ahlakî ve sosyal arazlara bakmak gerekiyordu, medya denen vahşi ve kuduz köpeğin ahlaksızlığı ve şiddeti özendirecek yayınlarıyla Satanizme hizmet etmesini engellemek şarttı.

Anne ya da anne adayı olarak kötülük tarafından kuşatılmış olan kadın toplumsal hastalıklardan arınamıyorsa, aile ve bireyler de hastalıklardan arınamazdı. Her türlü fırtınada ilk ezilen anneydi, anne ezildiğinde de kız ve erkek çocuklarıyla geleceği içinde barındıran ailede dirlik kalmıyordu.

Sabahtan akşama dek iş hayatının her türlü yükünü, stresini çeken bir anne, çocuklarına, eşine ve çevresine şefkat üretemez, kendi ruh sağlığını koruyamazdı. Ruh sağlığını koruyamayan anne, beklentileri yüzünden kendisinden beklenenleri karşılayamazdı; hırçınlaşır ve beklentilerini arttırarak şiddetin nedenlerini üretirdi.

Şiddetin bugünkü kaynağı ne gelenekti ne de bizim dinimiz; şiddetin kaynağı sömürü sistemiydi, kapitalizme kurban verilen aile, yeni sömürü alanları açan butonla kurtarılamıyordu.

İşin daha da kötüsü evliliği bir kafes olarak nitelendiren nesillerin çığ gibi büyümesiydi. Sadece bir kadınla bir ömür geçirmek istemeyen erkekler ya da sadece bir erkekle hayâl kuramayan kadınlar dolduruyordu her yeri. Ben de karım da böyle bir toplumda yaşıyorduk; yorulmamak imkânsızdı.

Uzaktan heyecanla koşuşturan ‘Bân’ın ışıkları gözlerimde parıldadığında ‘Ova Yazarı’nın sözlerine terk etmeye başlamıştım kendi sözlerimin yerini. Doğru düşünen aklın doğru düşünen akıllarla yürüdüğü yol büyük bir ivme kazanmıştı her zaman. Öldürülen 'İyilik' için birlikte düşünmemiz gerekiyordu:

"Samirîler tarih boyunca Allah’ın kavramlarını ortadan kaldırdılar ya da değiştirdiler ve yerlerine kendi psiko-nevrotik kavramlarını yerleştirdiler. İnsanlara liderlik ederek her türlü inanca sahip her renkten insanı kendi şeytanî kavramlarıyla birer şizofrene çevirdiler; erkek ve kadın birbirine düşman olarak aralarında olması gereken sevgi ve merhameti bu yüzden yok ediyorlardı. Bu artık inkâr edilemez bir gerçekti ve içinde şeytan olduğu için insanlık sadece acı çekiyordu." diyordu ‘Ova Yazarı’.

Üniversitelerin satanist algılarla kuşatılmış ruhundan uzaktı ‘Bekçi’nin yazdıkları. İzlediği analitik süreçleri birbirine bağlarken de ülkemizdeki akademik yetersizliklerin dibine soru işaretleri eke eke ilerliyordu:

"İnsanlık tarihi boyunca insan edindiği bilginin hayatına yansıması ile bir kimlik, kişilik inşâ ederken daima edilgen olmanın acılarını yaşamıştır. Bilgi, doğru ya da yanlış (manipülatif-spekülatif) bilgi olarak tasnif edildiğinde, insan zihninin ne kadar büyük bir tehdit altında olduğu daha net görülebilir.

Doğru ile yanlış bilginin mücadele alanı insan zihnidir; çünkü davranışlar zihnin ürettiği sonuçlardır. Bebeklikten itibaren ailenin, çevrenin baskılayarak öğrettiği bilgi insanın her şeyine müdahale ederek onu yönetir; doğal olarak insanı yönetmek isteyen herkes insana öğretilecek olan bilginin de kontrolünü eline almak ister.

İnsan sistemler ve devletler üreten hâkim gücün amaçları doğrultusunda eğitilir ve yönetilir. Bu devasa güç karşısında insan çok zayıftır; Allah'ın insanlara elçi göndermesinin temel amacı da, bu hakim gücün manipüle ederek değiştirdiği doğru bilgiyi yeniden öğretmektir.

Güç savaşlarının bilgi odaklı sürdüğü zayıf iletişim zamanlarında tapınaklarda ya da herhangi bir vaaz alanında vaizler gücün elçileri olarak istenilen formdaki ve içerikteki bilgiyi insanlara yaydılar, çok az sayıdaki yazıcılar da aynı işlemi metinlerde yaptılar, ancak yazılı metinler gücün kontrolü altındaydı ve seçilmiş kişiler ulaşabiliyordu; matbaanın keşfi ile birlikte bilginin yayılma hızı arttı ve eşzamanlı olarak bilgi üretim merkezleri olarak Ateist-Pozitivist paradigmanın savaşçıları binlerce metin ürettiler.

Bilgi ulaşılabilir oldukça içeriği daha fazla yanlışla insanı etkilemeye başladı. İnsanlar son üç yüz yılda her geçen yıl daha da artan hızla kendilerine öğretilen bilginin etkisi ile değiştiler."


<< Önceki                      Sonraki>>


[25.01.2024, (6/85 (610))]

Lütfen gitmek istediğiniz bölümü tıklayınız:


Seçkin Deniz, 28.01.2024, Sonsuz Ark, Sıkıntı, Roman

Sıkıntı





Sonsuz Ark'tan

  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.

 

    

Seçkin Deniz Twitter Akışı