20 Kasım 2020 Cuma

SA8951/KY1-CÇ747: Tarak

   Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

"Neyse.. seninle bir sona varamayacağız bu belli oldu!"

Bu tarak konusunu açman iyi oldu. Ben de ne zamandır konuyu açmanın fırsatını arıyordum. Dediğim gibi iyi oldu. Senin açman yani. Yoksa yine sebepsiz bir tartışmaya dalardık. Gerçekten iyi oldu. Ha bugün ha yarın, diye diye bugüne geldik. Bak iyi oldu, diyorsam iyi olmuştur. Tamam, haklısın, gerçekten haklısın Gucur Ziya ile Bodur Orhan bunu açtığın için sana içerleyeceklerdir, ama bir de şöyle düşün.. vicdanen rahatlamadın mı? 

Efendim? Emin değil misin? Hayır, hayır hiç bir kuşkuya kapılma. Eninde sonunda açılacaktı bu konu. Biliyorum canım.. evet bizi duyanlar, “Bunların akıllarından zor var.. dünya kaynıyor.. bunlar tutmuş yirmi yıl önceki bir olayın -olup olmadığı bile meçhul- kritiğini yapıyorlar! Zevzekler!” diyeceklerdir. Desinler. Elin ağzı torba değil ki büzesin, değil mi ama! Bak işte sen de benim gibi düşünüyorsun.. haklısın! Ele göre, başkalarına göre, 'birileri ne der'i temel alıp konuşacak, davranacak kadar ahmak değiliz.. evet var öyle ahmaklar.. tabi tabi dediğin gibi. Evet, Nasreddin Hoca’nın oğlu ile eşeği ve kendisi.. tam isabet.. iyi geldi aklına bu fıkra. 

Eşeği taşıdı garibanlar.. el sözüyle amel edenin edecek olanın düşecekleri gülünç hali ne güzel anlatır o fıkra değil mi? Gerçekten Molla Nasuriddin ders vermede taşı gediğine koymada dediğin gibi tam bir usta! Katılıyorum elbet! Yirmi yıl önce olmuş olması, kimsenin bu olayı hatırlamaması bizim de unutmamızı gerektirmiyor. Elbet, aynen dediğin gibi. Arada hep bir soğukluk oldu o olaydan sonra! Değil mi? Dediğin gibi! Gülüp geçseydik, bu kadar uzamazdı. Ama nedense bir türlü gülüp geçemedik, yapamadık bunu! Bunu yapamayınca da ister istemez dal budak saldı, içimizde büyüde de büyüdü. Sözün özü biz büyüttük! Haklısın! Haklısın biz büyüttük. Belki nesnenin ebatlarından kaynaklanan bir şey.. kim bile. Gucur Ziya olsaydı şimdi tutar psikolojik tahlile kalkışır iyice içine ederdi. 

Doğru diyorsun, yarım hoca dinden yarım doktor candan eder insanı! Kabul et ikimiz de aptallık ettik. Tarak küçük biz küçüklüğüne inat olayı büyüttük. Nasıl? Şimdi bak yeni baştan başlamayalım! Yok hemen celallenme.. tarak işte.. el kadar! E tabi el deyip geçmemek lazım! Hayır, üstünü kapatmaya çalışmıyorum! Ne münasebet! Tabii ki, tezimi savımı savunacağım.. dün savunmama fırsat verilseydi.. tamam canım lafın gelişi dün.. yirmi yıldan birkaç gün de fazladır.. daha dün gibi aklımda. Bodur Orhan ortalığı karıştırdı. Hayır canım Gucur Ziya sonradan karıştı. Sahi mi? karıştırıyorum demek ki! Yani ortalığı karıştıran Gucur Ziya idi öyle mi? Bodur Orhan’ın günahı aldım.. neyse gıyabında da olsa işte özür diliyorum. Sen karıştırıyor olamazsın değil mi? 

Haklısın, hafızam senin kadar güçlü değil. Yersiz bir itiraf mı? Neden böyle diyorsun ki? Ama canım şimdi herhangi bir şeyde kendimi aklamak için böyle konuşuyor değilim! Ne münasebet! Ne münasebet deyişime mi sinir oluyorsun? Bunu hiç bilmedim. Sen de hiç söylemezsin ki. Tavır söz kadar açıklayıcı değil! Tamam ben o sözcüğü sarf ettiğimde sen yüzünü ekşitiyordun, ekşitiyorsun kabul, ama benim sözüme mi yoksa münasebetsiz bir kaşıntı hissi mi? Efendim?  Bak şimdi, hayır kaşınıyorsun demiyorum, hani ben öyle dediğimde ne bileyim belki bir yerin sancımıştır, ayağın bir taşa değmiştir de o yüzden yüzünü dökmüşsündür.. konuşmakta cimri olmayıp da söyleyiversen ne diye tutup iki lafın ardından “Ne münasebet?” diyeyim. O kadar duyarsız, vurdumduymaz biri miyim? Böyle biri olmadığıma sen bile tanıklık edersin! Edersin değil mi? 

Biliyordum! Teşekkür ederim! Demek konuyu tartışmamızın önünü kesen Gucur Ziya idi! Benim aklımda niye Bodur Orhan kalmış, bilemedim. Yok, öyle deme! Orhan’la da yıldızım barışıktır. Hatta Gucur Ziya’dan daha çok Orhan’la aram iyidir.  Bak şimdi! Tamam Bodur Orhan’la Gucur Ziya işin içinde var ama o dediklerin, hele hele Karaların Vedat ile Müfit’in, sonra kim demiştin? Hah Poççik Zeki’nin bu olayda şuncacık, bak şuncacık bir ilgileri yoktur! İkimiz de iftiradan, müfteriden hazzetmeyiz.. kuduz itten kaçar gibi kaçarız iftiradan, müfteriden.. evet sen de ben de öyleyiz.. aha şu nimet gözüme dizime dursun ki senin için de böyle düşünürüm, düşündüm.. şimdi böyle iken Vedat’ı Müfit’i Zeki’yi bu olayın içine katarsak iftira etmiş oluruz, birer müfteri oluruz, kınadığımız şey biz de tecessüm eder. Tecessüme de mi kızdın? Hayda.. her neyse daha dikkatli olayım. 

Gelelim Poçcik Zeki ile Karaların Müfit’e. Ağızlarından bir kez, bak bir kez olsun işitmişliğim yok, ikisi de dedikodudan hazzetmezlerdi, bilirsin.. bırak sağda solda konuşmalarını bir kez olsun ima en bile olsa bir kez kendilerinden bir şey duymuşluğum yok. Kim diyorsa iftira ediyordur. Hayır canım sana müfteri dediğim falan yok.. nihayetinde sen de birilerinden duymuş olmalısın! Kim! Ben mi demişim? Yahu sırf aramızdaki duvarı kalınlaştırmak için birileri uyduruyor. Birileri üflüyor sen de tav oluyorsun! Kusura bakma da sanki sen de teşne gibisin.. içinden olmasını geçirdiklerini duymuşsun, duyuyorsun! E yani! Ben kimseyle, kimseyle konuşmuş değilim. Elbette, yalan borcum mu var? Müfit mi? Yahu inatlaşmanın alemi var mı? Madem Müfit öyle diyor, çağır yüzleşelim! En doğrusu bu değil mi? Aha ben karşındayım! Gelsin yüzüme desin! Nasıl? E şimdi.. sahi mi! Allah rahmet etsin! Yav bak şimdi senden duydum! Müfit he.. ikimizden de gençti değil mi? Allah rahmet etsin! İyi çocuktu. Lafı mı değiştiriyorum! E kardeşim sen de ölüleri niye çağırıyorsun! Madem ölmüş.. ölmüşün tanıklığı mı olur? Benim öyle söylediğime ilişkin başka biri daha var mı? Canlı olsun ama! Yok mu? Canlı birinin sözüne karşılık ölü birinin sözü! Olmuyor böyle! İstediğin şey üzerine yemin ederim ki Müfit sana yalan söylemiş! Evet! 

Ben mi yalan söylüyorum! Müfit’in cenazesinde var mıymışım! Yahu şimdi senden öğrendim rahmetli olduğunu? Nasıl? Sen tanıksın? Beni gördün! Etme eyleme yav! Ben on seneden fazladır memlekete ayak basmış değilim! Müfit yeni öldü diyorsun! Nasıl oluyor? Beni biriyle karıştırmayasın! Bu olay şu bizim tarak olayını da aştı ha! Ne bileyim nerden çıktı Karaların Müfit’i Vedat’ı Poççik Zeki’si.. sen adlarını verdin ben de haklarındaki düşüncelerimi belirttim. 

Gerçi Müfit’i böyle bilmezdim. Yine de ölmüştür.. hakkımı helal ediyorum! Sen de neye inanırsan inan! Bırak ya arkadaş şu cenaze merasiminde beni gördüğün hikâyesini.. evet, uyduruyorsun! Demeyeyim, demeyeyim dedim ama işte dedim, işte diyorum, uyduruyorsun! Ben olay açıklığa kavuşsun, aramızdaki buzlar çözülsün diye alttan alıp duruyorum, sen ha bire üste çıkmanın peşindesin. Müfit’in demediğine de kanaat getirdim. Bunu da sen uyduruyorsun! Boşuna değilmiş yirmi yıl önceki konuyu açman! Eteğinde ne kadar taş varsa dök de rahatla! Hiç saklama! İşte yüz yüzeyiz! 

Efendim? Ben mi? Tuzlayayım da kokmayasın! Ağzımı bozduğum falan yok! Omo Kemal’in kışkırtmalarıyla davranırsan böyle olur! Evet, kör sağırsın alemi kör sağır sanıyorsun! Bugüne kadar sustuysam rahmetli annen Şukufe teyzenin hatırınadır. Senden korkan senin gibi olsun! Eee! Uzattın ama! Elinden geleni ardına koyma birader! 

Lafın gelişi birader dedim celallenme hemen! Uzak olsun elbette! Seninle kardeş olacağıma çıngıraklı yılanı tercih ederim! Oh ne ala! Şimdi de Nina! Uydur uydur söyle! Nina kim kardeşim? Tanımıyorum! Evet, tanımıyorum! Kaynağın Omo Kemal olmalı! Bahse girerim kesin O’dur. Suç bende! Ben ne diye kalkıp seninle konuşmayı kabul ettim ki? Uğurlar olsun, deyip görmezden gelecektim! Ya yürü git işine! Şimdi de Omo Kemal’i savunuyorsun. Değil bizim mahalleli, tüm E kenti mukimleri Omo Kemal’in ne hin, ne dolandırıcı, ne çıfıt, ne müfsit olduğunu bilir.. hatta bırak bizim kenti, tüm ülke bilir yav! Omo Kemal! Ben seni akıllı uslu gözü açık bilirdim! Omo’nun kavliyle amel edilir mi? Bana dedin başkasına deme! İyi ama bak şimdi ben art niyetli olsam önerini kabul eder miydim? Öneri sözcüğüne de mi alerjin var? Arkadaş hangi sözcüklere alerjin yok, liste yapıp versen de seni üzmesek? 

Sen eskiden böyle değil gibiydin! Yanlış mı hatırlıyorum? Evet, bak doğru, unutmuşum, lise son sınıftayken ders arası az cebelleşmemiştik.. med-cezir sözcükleri üzerineydi değil mi? Ne alemdin! Yükseliş-alçalış yerine gel-git karşılığının yersizliğini bir türlü kabul ettirememiştim sana.. ya med-cezir de, ya yükseliş-alçalış.. gel-git olmuyor! Demiştim. Sen mi demiştin? Ben hep böyle mi yapıyorum? Hayda.. keşke o dönemlerde böyle telefonlarımız olsaydı da kayda alsaydık. Sen mi ben mi, tartışmasının önünü alırdık! Ben hep med-cezir kullandım, kullanıyorum. Gel-git karşılamıyor. Diyelim ki senin dediğin gibi, sen karşı çıkıyordun, bak ben ikna olmuşum. Demek ki iddia ettiğin gibi inatçı biri değilim! Ama senin için aynını diyemeyeceğim. 

Yo hakir görme, aşağılama niyetiyle söylüyor değilim. İnatçısın! Keşke ben de senin yarın kadar inatçı olsam! Aşağılama niyetiyle söylemiş olsam gıpta ettiğimi itiraf eder miyim? Elbette yerinde inatçılık güzel bir şey. Yanlışta diretene doğruda inat farzdır! Nasıl güzel söz değil mi? Niye burun kıvırdın? Güzel değil mi? Yahu bir kere senin ağzından benim hakkımda olumlu bir sözcük, bir lakırdı çıkmış değildir. Üstüne üstlük annenle annem, babanla babam ne kadar samimilerdi. Seninle yıldızımız niye barışmamıştı? Aklında kalan bir şey yok mu? Bir şeyler olmalı! Ben düşünüp taşınıyor, arada bir kaşınıyorum bir türlü bir şey gelmiyor aklıma! 

İlkokul sıralarında iyiydik. Ne olduysa ortaokul sıralarında oldu, yanılmıyorum değil mi? İlkokul beşinci sınıfta mı? Hayır! Ortaokula başladığımızda oldu. Ben öyle seziyorum! Aynı sınıfa düşseydik belki böyle olmazdı. Yok, elbette canım, kanlı bıçaklı olmadık şükür. Bir de olaydık. Ama ilkokul dönemi kadar samimi olamadık. Sonra da şu tarak konusu.. hepten koptuk. Diş biler olduk! Kendi adıma mı konuşayım! Yav beni görüp kafanı çevirdiklerin yalan mı? Beni gördüğünde kaldırımı değiştirdiğin! 

Ben mi? Sen şu Omoyla arkadaşlığını sürdürdükçe.. boşuna arkadaşını söyle kim olduğunu söyleyeyim, denmemiş. Hayır ne buluyorsun o hırpanide anlamış değilim. On söz söyler on biri de yalandır! Herkes bilir bunu! Omo yav.. şimdi şu caddede geçen kim olursa olsun durdurup sorsak ne der acaba? Omo hakkında! Herkes mi yalancı, herkes mi müfsit, herkes mi müfteri? Benim dediğimi yineleyecekler! 

Aha! Şey, yüzünü döktün de sanırım yineleme sözcüğüne de alerjin var? Yok mu? Yüzünü ekşittin de onun için. Dişin mi sancıdı? Geçmiş olsun! Çürük mü? Ha dolgu. Düştü mü? Hiç değilse düşmemiş! Yeni yaptırdın? Sakın çöplüktekine yaptırdım deme! Ne alemsin ya! Başka dişçi mi yok arkadaş? İşte böyle çekersin! Cimriliğinden yapıyorsun. Bilmeyen de fakir-fukara sanır seni! Çulsuz Omo Kemal öve öve bitirememiştir sen de tav olmuşsundur! Hadi benim sözümü yabana atıyorsun ya rahmetli annen Şukufe! Evet, kaç kez ikimiz birlikte siz de oynarken bana kızım sana diyorum, gelinim sen anla misali “Aman evladım şu Omo Kemal’e takılmayın! Onunla birlikte olmayın! Ondan uzak durun! Her türlü pislik onda var.. Allah korusun.. iftiralarına uğrarsın!” demişti, bir de hafızanın kuvvetli oluşundan dem vurursun, unutmuşsun işte! Ben şimdi sana iftira ediyorum öyle mi? Omo Kemal’le bir ilgin yok yani! Selam aleyküm selam sadece he! Yav gözlerime mi inanayım sana mı? Daha biraz önce ikinizi kol kola gördüm! 

Sahi rahmetli annen ne güzel insandı. Her dediği de birebir çıkardı iyi mi? Bir keresinde O’na “Şukufe teyze rüyalarımda, hemen her rüyamda neredeyse köpeklerin saldırısına uğruyorum!” demiştim de bana “Sokağımızda bir sürü köpek var.. arada sırada onlara yiyecek içecek bir şeyler ver, artık saldırmazlar!” demişti ben de dediğini yapmıştım. Ondan sonra bir daha rüyamda bir tek köpek saldırmadı iyi mi! Gerçekten! Büyük kadındı vesselam! 

Yağ mı çekiyorum? Ne biçim konuşuyorsun ya! Severdim ben Şukufe teyzeyi. Sen haylazlık peşinde koşarken ben kaç kere su götürdüm sizin eve! Kaç kere gazocağı iğnesi aldım! “Bizim haylaz ortalıkta görünmüyor bana bir koşu gaz ocağı iğnesi alır mısın yavrum!” derdi. İkiletmezdim. Demek sana şirinlik olsun diye anneni methediyorum! Ne o yine ekşittin yüzünü? Methetme sözcüğü de mi? Neyse.. seninle bir sona varamayacağız bu belli oldu! 

Hoşça kal!

 

Cemal Çalık, 20.11.2020,  Konuk Yazar, Sonsuz Ark, Öykü

Facebook 



Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı