15 Aralık 2018 Cumartesi

SA7269/KY26-CA219: Sekiz Bin Aile: Gerçek Ne Orada Ne Orada

"Kişisel ve toplumsal gelişme, farklı şartlarda yetişmiş insanların ideal bir hayat için hazırlanan kalıplara uysunlar diye kırılıp dökülmesiyle, sakatlanmasıyla gerçekleşmiyor."


Genellemeler yapmayı, torba yasalar çıkarmayı, böylece istisnai saydığımız zor sorunları ilişik konulara karıştırıp kendi önemli gündem maddemize yoğunlaşmayı seviyoruz. Son örneklerden biri, erken evlilikler. 

Erken evlilik mağduru Nagehan Der, sekiz bin aileyi temsil ettiğini söylüyor. Sekiz bin ailenin erkeği ve kadını tecavüzle ilişkilendirilen örnekleri de kapsayan, dolayısıyla yüz kızartıcı bir suç, bir zulüm içeren bir büyük genellemenin içine hangi haklı gerekçeyle sığdırılabilir? 

Sayıları çok daha fazla olan rızaya dayalı erken evlilik yapmış çift ve çocukları bu damgayı nasıl taşıyacak?… Bunun tam tersi de sorgulanmalı aynı anda: Bu sekiz bin aile içindeki tecavüz mağduru kadınlar, çevrenin veya törenin zorladığı evliliği bir ömür boyu sürdürmeye mecbur ediliyorlar. Genç bir insanın tükenen ümitleriyle birlikte ölümüne seyirci kalınıyor böylelikle. Genelleme rızaya dayalı nikahlarla zorbalığın dayattığı utanç verici nikahları aynı düzleme indirgiyor. Zıt durum ve örnekleri karıştırıp hukuk zeminine boca etmek çözümsüzlük talebiyle aynı şey.

Sosyal medyada bu ciddi sorunla ilgili sürdürülen tartışmalar ya o taraftan ya bu taraftan bakışlarla gerçekleşiyor. Bir taraf belirtilen ciddi nüfus içindeki hayatları çalınmış zorbalık mağduru bahtsız kadınları hatırlamaktan uzak duruyor, diğer taraf ise bu nüfus içinde erken yaşına karşılık gönül rızasıyla dahil olduğu evliliği benimseyen ve eşleri hapishanede olduğu için ortada kalan kadınlarla çocuklarını genelleme içinde kaybetmekte ısrarcı davranıyor. Bu keskin zıt bakışlarla da bir sorun doğru tanımlanamıyor. 

Kaldı ki torbaya atılan tek sorun değil aslında ve tanımlama konumunda olanlar sorunlar arasındaki ciddi farkları düşünme ihtiyacı duymuyorlar bile. Her erken evlilik örneğini “tecavüz”le ilişkilendiren bakış da aynı ölçüde sorunları uzaktan görmenin iç rahatlığını taşıyor. O sekiz bin aile içinde kendi istekleriyle ve ailelerinin de rızasıyla evlenip çoluk çocuğa karışmış çiftler var. Sayısız insanı ve aileyi ilgilendiren şartları kendi hayat mücadelemiz zaviyesinden eksik veya fazla diye yargılayıp aşık ve artık evli çiftin yaşça büyük erkeğini hapse göndermemizin bu sorunu çözmeye yardımcı olacağına inanıyor muyuz gerçekten…

Bir köyde yaşamak, bir şehirde yaşamakla aynı şey değil. Bir köyde kalabalık bir ailenin sayısız kızından biri olmak, şehirde kalabalık bir ailenin sayısız kızından biri olmaktan çok farklı. Köyde baht seçenekleri sınırlıdır. Varoş ne köy ne şehir olabilmenin baskılarıyla hevese dayalı arayışlara sevk edebilir gençleri. 

Yaşı küçük kız bir şekilde kapılıp kaçmıştır reşit erkeğe, artık çoluğa çocuğa karıştıklarına ve kız da şikayet etmediğine göre, muhtemel heveskarlara ders olsun diye bir aile toptan mahkum ediliyor. Suçlu ilan ettiği insanlara daha doğru ve anlamlı bir hayat sürdürmeleri için bir ufuk açacak dersi veremeyen hukuk, çözümsüzlüğün torbasında öteliyor adaleti.

Din, sanat, edebiyat ve felsefe, insanları standart kalıplarla yargılamamak için bir zihin aydınlığı oluşturmaya çalışır zihinlerde. Kalkınmada nelerin öncelendiğini de görmek lazım elbette. Ekranlarda neleri izliyor köylü kasabalı varoşlu gençler? Türkülere konu alan aşkların daha farklı yaşanmadığını da hatırlamak gerekiyor. Çeşme başında olmasa bile bir rastlaşmada vuruluyor ve yaş baş hesabı yapmıyorlar; aile ve okul orada genç kıza mantığını kullanmasını ikna edici bir dille söylemek üzere devreye girmiyorsa, genç kız için olsun delikanlı için olsun daha erken hedefler yerleşememişse gelecek ufkuna, ödenmesi gereken cezayı sorgulamamız gerektiği açık.

Bir taraftan kırsal kesim ve taşrayı kendi içindeki sıkıntılarıyla baş başa bırakıp diğer taraftan insanlardan şehir merkezli hayatların ölçülerine uymalarını beklemek hiç bilimsel, hiç insaflı değil. Yasal sınırın altında gerçekleşmesi nedeniyle toplumun yüz yıllardır sürdürdüğü rızaya dayalı aşk-evlilik ilişkilerine kondurulan “tecavüz” sıfatı, “kurban” görülen insanların bugünü gibi geleceğini de karartıyor. Binlerce çocuğun babası açılan kamu davasının ardından “tecavüzcü” suçlamasıyla hapse atıldı. 

“Birileri birilerini affediyor” düşüncesi ortaya çıktığı için maalesef çözüme gidilemiyor.” diye açıyor sorunu Aile Mahkemesi Eski Hakimi Ali Sadık Taştepe, katıldığı bir panelde. Geçen hafta Gerçek Hayat’ta Halime Kirazlı’nın hazırladığı “Ömür Boyu Nafaka” başlıklı dosyada bu panelin içeriklerinin yanı sıra erken yaş evlilik mağdurları konusunda geçen aylar içinde bir gelişme yaşanmadığını da okuduk.

“Ben ana baba ayrı büyüyen bir çocuğum, aile sıcaklığını eşimde gördüm. O sadece benim eşim değil, hem annem, hem babam. Zaten hiçbir şeyim yoktu, o da gitti tek başıma kaldım yine” diye anlatmıştı “Tek Suçumuz Sevmek-Mağdur Kadınlar Platformu” Sözcüsü Mahinur Bilmez, Sevda Dursun’a, birkaç ay önce Gerçek Hayat’ta yayımlanan “Evlilik Affı Ne Zaman Gelecek?” başlıklı yazısı için yaptığı söyleşide. 

Eşler hapse atıldığında o kadınlara ve çocuklara ne olduğu sözde adaletin tesisi açısından küçük bir ayrıntı bile olmuyor. “Eşim bir buçuk senedir cezaevinde yaşıyor. Cezaevinde olması bir yokluk, bizim yüzümüzden yatması ayrı bir yokluk, üstüne üstlük bir de tecavüzcülerle aynı koğuşta yatması ayrı bir zor. Eşimin psikoloji o kadar bozuldu ki, benim çalışmama dahi bana bir şey yaparlar korkusuyla izin vermiyor. Dükkan açmak için biriktirdiklerimizi satarak geçinmeye çalışıyorum, çünkü ne benim ailemin ne de onun ailesinin durumu yok. 2016 yılında erken evlenenlere yapılacak olan düzenlemeye bazı kadın dernekleri karşı çıktı. Bu durumun tecavüz mü yoksa bizim gibi bir evlilik mi olduğunu ayırmak çok basit aslında. Psikolojik raporlarımız var, 20’şer kişilik heyetlere girdik. Psikolojimizin bozuk olmadığı zaten yazıyor raporlarımızda” diye, genellemelerin örtbas ettiği haksızlığı anlatmaya devam ediyor Mahinur Bilmez.

Kişisel ve toplumsal gelişme, farklı şartlarda yetişmiş insanların ideal bir hayat için hazırlanan kalıplara uysunlar diye kırılıp dökülmesiyle, sakatlanmasıyla gerçekleşmiyor. Çocuk yaşta kızlar hayatının süreçlerini mantıklı, sağduyulu bir yaklaşımla nasıl idare edebilir? Kız çocukları iyi eğitilmeli, özgüvene sahip olmalı. Oğlan çocuklara da kız çocuklarına gelişmeye açık, akıl ve yürek sahibi bir insan gibi tanıyıp o şekilde yaklaşmanın terbiyesi verilmeli.



Cihan Aktaş, 15.12.2018, Sonsuz Ark, Konuk Yazar,  Perspektif Yazıları, 




Sonsuz Ark'ın Notu: Cihan Aktaş Hanımefendi'den yazıları için yayın onayı alınmıştır.  Seçkin Deniz, 09.05.2015

Yazının ilk yayınlandığı yer: Gerçek Hayat





Sonsuz Ark'tan


  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı