12 Eylül 2018 Çarşamba

SA6806/ÇY11-HK42: Kâbuslarımızın Tutuklusuyuz



Esed Rejimi 2011 yılında başlayan ve gün geçtikçe artan tutuklamalarıyla bir insanlık suçuna imza atıyor. Suriye iç karışıklığını bahane eden rejim, kadın, erkek, çocuk, yaşlı demeden çok sayıda insanı haksız şekilde alıkoyuyor, suçunu bile söylemediği insanlara işkence uygulayıp idam ediyor. İnsan Hakları ve Adalet Hareketi (İHAK), Suriye zindanlarında kalanların şahitliklerinin bulunduğu “Mezarda Yaşamak” belgeselinin Türkiye’deki ilk gösterimiyle, insan hakları ihlallerinin konuşulduğu bir panel gerçekleştirdi. Daha önce Vicdan Konvoyu ile Suriye hapishanelerini dünyaya duyuran İHAK, bu panelle yaşananlara bir kez daha dikkat çekti.

Suriye hapishanelerindeki tutuklular meselesi yeni bir konu değil. Suriye iç savaşının başladığı günden bugüne geçen 7 yılda yapılan tutuklamalar ya terörü finanse ya da terör örgütü üyeliği, farklı ülke vatandaşı ise o ülke adına casusluk ve bilgi sızdırma gerekçesiyle yapılıyor. Tutuklular yıllar boyunca işkence görse de onları ayakta tutan şey, zindandan bir gün çıkacakları umudu. 

Daha önce Vicdan Konvoyu ile Esed rejiminin adaletsiz tutuklamalarına dikkat çekmek isteyen İnsan Hakları ve Adalet Hareketi (İHAK), Save The Rest grubuyla birlikte Suriye hapishanelerinde tutsak olmuş kişilerin de katıldığı bir panel düzenledi. Panelden önce Sednaya hapishanesinde kalmış olan tutukluların şahitliklerini anlattıkları “Mezarda yaşamak” belgeselinin gösterimi yapıldı.

Konuşmacılar çözüm olarak STK’ları işaret ederken, siyasi olarak yapılacak şeylerin tükendiğinin de altını çiziyor.

FIRINLARDA YOK EDİLENLER AÇIKLANMALI

2011 yılından bu yana yoğun tutuklama, gözaltı ve işkencenin olduğu Suriye hapishanelerine çoğu sivil olmak üzere sayısı bilinemeyen birçok insanın girip çıktığı ifade ediliyor. Rejim, son iki aydır iç savaşta ölen insanları nüfus kayıtlarından da düşürüyor. Suriye’de birçok asker ve polis gözaltı noktaları, küçük nezarethaneler bulunuyor. Eski tutuklular, nezarethanelerde de sorgu ve işkence yapıldığını aktarıyor. Cezaevleri sayısının belli olmadığını ve adli suçluların çoğunun salınıp, adli cezaevlerinin siyasi cezaevine dönüştürüldüğünü belirtiyorlar. Bu hapishaneler resmi olmadığı halde resmi işlemler yapıldığı da söylenenler arasında.

14 yaşında babasının siyasi faaliyetleri yüzünden Sednaya hapishanesinde tutsak edildiğini ifade eden Alptekin Hocaoğlu, yaşadıklarını şöyle anlatıyor: 

“Ben tutuklanmadım. Babanız sizi görmek istiyor gerekçesiyle okuldan alındım. Ve 6 ay askeri istihbarat binasının bodrumlarında kaldım. İşbirliği şartıyla serbest bırakıldım. İşbirliği yapmadığım için tekrar tutuklandım. 1.5 sene tutuklu kaldım. Ellerimiz ve gözlerimiz bağlıydı. Deri göz bantları terlediğimizde kaydığı zaman etrafı görme şansı elde ediyorduk. Hep karanlıktı. Yine o banttan görebildiğim kadarıyla yanımda asker elbiseli birisi vardı. Yaser Arafat’ın korumalığını yapmış bir dönem. Bir dönem İsrail’de tutuklu kalmış. İsrail’de bir ayda gördüğü işkenceyi burada bir günde gördüğünü söylüyordu. Bir gün onu götürdüler. Sonra battaniyeyle getirip yanıma bıraktılar. Ölmüştü. Avukat hakkınız yok, akrabayla irtibat kurma hakkınız yok. Belgeselde de anlatıldığı gibi siz sadece bir rakamsınız. Ve şans eseri çıkarsanız, rejimle iş birliği yapmak zorunda kalırsınız.”

Hocaoğlu, tutuklular meselesinin siyasi değil sivil olarak yürütülmesi, dünya çapında ses getirilmesi gerektiğini düşünüyor:

“Bizim önceliğimiz şu an hapiste olanları kurtarmak. Hayatını kaybeden varsa onun açıklanması. Eğer hala varsa cesedinin teslim edilmesi. Fırınlarda yok edilen kişilerin de açıklanması gerekiyor. Çünkü ölünün de hakları var. Bu bilinmezlikler, Suriye’nin istikrarının ve siyasi çözümün önünde büyük bir sorun. Rejim, yaptığı cinayetlerin masaya getirilmesini engelleyip anayasa reformuyla geçiştirmek istiyor. Bu yaklaşım Suriye’ye istikrar değil kaos getirir ve kaosun bölgeye yayılmasına sebep olur.”

Panelin kadın konuşmacısı Mona Mohammed de bir süre Suriye hapishanelerinde tutuklu kalmış. Hapishanede bakımın söz konusu olmadığını söyleyen Mohammed, kadın, çocuk herkesin aynı muameleye maruz kaldığını ve birçok hastalıkla cezaevinden ayrıldıklarını belirtiyor. “Tutukluluğumuz ismen sona erdi. Hasta bedenlerimizin tutukluluğu devam ediyor. Biz hala kâbuslarımızın tutuklusuyuz.”

SUÇUNU 15 YIL SONRA ÖĞRENDİ

Türk vatandaşı olan ve Sednaya’nın yanı sıra Suriye’deki farklı hapishanelerde 20 yıl tutulan Riyad Avlar, 1991 yılında 17 yaşında girdiği hapishanede tam 25 yıl kalıyor. 2016 yılında serbest bırakılıp ülkesine dönüyor. Baba ve oğul Esed döneminde tutuklu bulunduğunu ifade eden Avlar, “Ben iki Esed döneminde de tutuklu kaldım. İkisinin işkencelerini de gördüm. 2000 yılına kadar hücrede tutuldum. Hücre karanlıktı, sadece böcek ve karıncalar vardı. Ben her gün işkence görmedim ama görenler vardı. Sürekli seslerini duyuyordum” diyor.

Tutuklandığı dönem yeni evlendiğini söyleyen Riyad Avlar, eşinin de kendisiyle beraber hapishanelere gönderildiğini dile getirerek başından geçen bir olayı şöyle aktarıyor, “Eşimin de benimle birlikte hala tutuklu olduğunu söylediler, inanamadım. Yarbayın birisi geldi ve bana ‘Eşin hala burada. Açlık grevi yapıyor, ölecek’ dedi. O zaman yıkıldım. Onun bırakıldığını düşünüyordum. Görüşmemizde niye açlık grevine girdiğini sordum. Ölümün yaşamdan daha kıymetli olduğunu söyledi.”

25 yıl sonra ailesine kavuşan Avlar, bir kardeşini ilk defa gördüğünü ve zamanın geçip büyüdüğünü o zaman hissettiğini söylüyor. Tutukluluk sebebini 15 yıl sonra öğrenen Avlar, “Beni neyle suçladıklarını 15 yıl sonra öğrendim. Türkiye adına faaliyet yürütmekten suçlamışlar. Hâlbuki öyle bir şey yoktu” diyor.

ERDOĞAN DÜŞMANLIKLARI ÇOK ESKİ

Riyad Avlar, geçtiğimiz hafta Beşar Esed’in 836 kişiyi öldürdüğünü kabul etmesini rejimin güç gösterisi olarak yorumluyor. Suriye rejiminin zafer psikolojisiyle hareket ettiğini ifade eden Avlar, şu ifadeleri kullanıyor: 

“Esed, ölümleri açıklayarak insanlar ya da aileler üzerindeki etkisinin nasıl olacağını deniyor. İlerleyen dönemde tüm ölümleri açıklayabilir. Rejimde ‘ben kazandım’ psikolojisi var. Tutuklular dosyası, rejimi köşeye sıkıştıracak. Çünkü cezaevindeki savunmasız insanları katletti, askeri mahkemelerde avukatsız, adaletsiz idam cezaları verdi. Rejim bu adaletsizliklerin üstünü örtmeye çalışıyor. Tek amacı gücünü göstermek değil. Aynı zamanda bu dosyadan kurtulmak istiyor.”
Uzun yıllar hücrede kalan Avlar, hapishanedeki tek Türk’ün kendisi olmadığını ve fiziki işkencenin yanı sıra farklı şekillerde de işkence gördüklerini şu sözlerle ortaya koyuyor: “Benim olduğum hapishanede yerel halk çoğunluktaydı. Siyasi tutuklu olarak 5 Türk’tük. Bizden önce tutuklu Türkler de vardı. Adli suçlu olup, hükümleri bitmesine rağmen hala istihbarat şubelerinin bodrumlarında tutulan Türkler var. Tutukluluğuma dair aklımdan çıkmayan bir olay var, o da 2011 yılından sonra asker ve polislerin beni ‘Sen Erdoğan’ın köpeğisin’ diye çağırması. Ben tutuklandığım zaman Erdoğan, İstanbul belediye başkanıydı. Erdoğan’a olan derin düşmanlıklarından artık herkesi suçluyorlardı. Bunu bir işkence haline çeviriyorlardı.”

NAMAZ KILANI İDAM EDİYORLAR

Diğer tutuklularla koğuşlara alındığı zaman görüşebildiğini, dışarıdan haberleri ancak onlar sayesinde alabildiklerini de ekliyor: 

“2011 yılından sonra tutukluları koyacak yerleri kalmadığından hücrelerde 10 kişi kalmaya başladık. Bu da başka bir işkence çeşidi. Namaz kılınmasına da kesinlikle izin verilmiyordu. Şu an birinin namaz kıldığını gördükleri an hemen idam ediyorlar. Geliyorlar, ölene kadar dövüyorlar. İnsanların orada namaz kılması, oruç tutması yasak.”

İşkencelerin bir zaman sonra alışıldık bir durum olmaya başladığını söyleyen eski tutuklu Riyad Avlar, gördüğü işkence sonrası sağlık problemleri yaşadığını ve ciddi operasyonlar geçirdiğini anlatıyor:

“İşkence ve yemek şartlarının kötü olmasından dolayı böyle operasyon geçirdim. Göğsümden başlayarak karnımı boydan boya açıp, bağırsaklarımdan parça kestiler. Yemek tesliminde kötü muamelenin yanı sıra gelip yemeğin içine tükürüyorlar, ayaklarıyla basarak veriyorlar ya da tuvaletlere döküp ‘gelin yiyin’ diyorlar. Bazen yemeği koyuyorlar, ‘2 gün boyunca yemek yemeyeceksiniz’ diyorlar ve getirdikleri yemek önümüzde bekliyor. Yediğiniz takdirde işkence görüyorsunuz. O kadar çok işkence gördüm ki, artık işkence benim yaşam tarzım haline dönüştü. İnsansınız, bir şekilde duruma alışıyorsunuz.”

***

BAŞKASININ İSMİYLE YAŞIYORUM

Mezarda Yaşamak belgeselinde eskiden Sednaya Hapishanesinde tutuklu olarak kalan 3 kişi, tutukluluk sürecinde yaşadıklarını anlatıyor. İnsanlık dışı muamele gören kişilerin anlattıklarından dikkat çekici cümleler şöyleydi: 

“İnsanları kazan dairelerinde yaktılar”, “Sednaya kalabalık. İnsan sayısı hiç azalmıyor. Davalar sürekli erteleniyor”, “3 gün açlık grevi yaptık. Serbest bırakılan 70 kadınla birlikte ben de çıktım. Beraat ettim ama başkasının ismiyle yaşamak zorunda kaldım”, “Sorguda çok işkence var. İşkence izlenmeye zorlandım. Çıplak bir şekilde sandalyeye oturttukları kişinin altına mum yaktılar. O kişinin teninin eriyip ateşe aktığını gördüm. Bir yerden sonra bağırmaktan hali kalmamıştı. Korkudan aklını kaybetti. 48 saat sonra da öldü”, “Birisi hastaydı. Serum istedik, getirdiler. Tutuklu açlıktan bir deri bir kemik kalmıştı. Serum verecek damar bulamadım”, “Tuvalet için izin vermişlerdi. Geri döndük asker bizi saydı. Bir kişi eksikti. Askerlerden birisi kontrole gitti. Yaşlı bir amca takma dişini tuvalete düşürmüş, yıkarken gecikmiş. Komutan dişini çıkar demiş. Dişi alıp tuvalete geri atmış. Üzerine pislik dökmüş. Şimdi ağzına tak demiş.”

***

İHAK başkan yardımcısı Gülden Sönmez: ÇABALARIMIZ DURMAYACAK

Daha önce kadınlar olarak Vicdan Konvoyuyla Suriye hapishanelerindeki kadın ve çocuk tutukluların durumunu dünyaya duyurmuştuk. Esed rejiminin kadın tutukların gündeme gelmesinden rahatsız olduğunu biliyoruz ve bu konuyla ilgili tepki ve açıklamaları olduğunu da biliyoruz. Aynı zamanda İran ve Rusya’nın da bu konudan rahatsız olduğunu biliyoruz. Tutukluların durumunu eylemlerle dünyaya duyurmakla kalmadık, birtakım görüşmeler yaptık, dünya liderlerine, parlamenterlere, meclis başkanlarına mektuplar gönderdik, ziyaret ettik. Farklı ülkelerde de aktiviteler gerçekleşti. Diplomatik temasların bir sonuç vermesini istiyoruz. Eğer kadın tutuklularla ilgili süreç sonuç vermezse, çabalarımız durmayacak. İHAK olarak imza kampanyaları başlattık. Birçok uluslararası insan hakları mekanizmasına mektuplar yazıyor, raporlar gönderiyoruz. 

Mücadelemiz, tüm tutuklular çıkana kadar devam edecek. Uluslararası raporlama önemli ve mazlumların sesi olmak için gerekli. İnsan hakları örgütlerinin özellikle uluslararası nitelikte çalışma yapan ve objektif yaklaşımla rapor hazırlayan insan hakları örgütlerinin raporlarının delil niteliği söz konusu. Bugün kim Suriye hapishanelerinde yaşananları veri olarak alabiliyor? Bir yargı mekanizması olsa, bir savcı mekanizması olsa alabilir. Ama insanlık ailesi henüz bu uluslararası mekanizmaları görev yapar hale getiremedi. Hali hazırda insan hakları örgütü olarak bizim yaptığımız şey delillendirmek. Bir taraftan mazlumların sesini, sorunlarını duyurmaya çalışıyoruz, diğer bir taraftan gelecekte olacak yargılamalara da delil sağlıyoruz.



Halime Kirazlı, 12.09.2018, Sonsuz Ark, Çırak Yazar, Özel Dosyalar

Özel Dosyalar

Halime Kirazlı Yazıları




Sonsuz Ark'ın Notu: Halime Kirazlı Hanımefendi'ye çalışmalarını bizimle paylaştığı için teşekkür ederiz. Seçkin Deniz, 20.08.2018

İlk yayınlandığı yer: Gerçek Hayat





Sonsuz Ark'tan


  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı