7 Temmuz 2018 Cumartesi

SA6453/KY26-CA196: Yaşlı Ergenliğin Kuşkuları

"Evlilik niye ille de gençler için hayallerini bölen, bozan, dağıtan bir kurum olsun? Kuşkusuz eşlerimizin hayallerine saygı gösterdiğimiz, bu hayalleri desteklediğimiz oranda sahip çıkabiliriz kendi hayallerimizin adımlarına."


Evlenmekten kaçınan gençlerin sayısındaki artış üzerine fikrim soruluyor sıklıkla. Ben de katıldığım toplantılarda sohbet ettiğimiz kimi gençlerden bu bağlamdaki görüşlerini öğrenmeye çalışıyorum.

Genç kız veya erkekler maddi veya manevi açıdan kendilerini henüz evliliğe hazır hissetmedikleri, bazı hayallere sahip oldukları, evliliğin bu hayalleri engelleyecek bir duvar oluşturabileceği şeklinde endişeler belirtiyorlar. Bu ifadeler, içinde çok fazla söz barındırıyor muhakkak ki… Evlilik niye ille de gençler için hayallerini bölen, bozan, dağıtan bir kurum olsun? Kuşkusuz eşlerimizin hayallerine saygı gösterdiğimiz, bu hayalleri desteklediğimiz oranda sahip çıkabiliriz kendi hayallerimizin adımlarına.

Tabii bu endişeleri oluşturan uzamı da konuşmak gerek: En fazla yirmi sene önce gençlik, popüler kültür tarafından uzatıldıkça uzatılması desteklenen bir çağdı ve mitlerle beslendikçe gerçekte bünyesel zaafa yol açan bir dokunulmazlık ediniyordu. Gençliği sağlayan ve koruyan her şeyin imajlarla birlikte oluşturduğu bir piyasa vardı; hâlâ var. 

Bir taraftan ömürler uzuyor, dolayısıyla yaşlıların mekân meselesi çıkıyor ortaya, bir taraftan da ergenlik çağı jest ve mimiklerle, kılık kıyafet ve faaliyetlerle ileriye doğru çekiştiriliyor. Bir an önce askerliğini yapıp mesleğini eline almış olarak evlenmeyi düşünen delikanlı bir kadim çağ kahramanı gibi az bulunur geliyor. Genç kız ise evlenmeyi, anne olmayı düşlemeye devam ediyor, gelgelelim çeşitli açılardan güvencelerle donatılacağı şartların arayışı içinde. Gençler anne ve babalarının evlenirken ve daha sonra yaşadıkları sıkıntıları çekmeye mecbur kalmaktan kaçınıyor.

Geleceğe dönük büyük hayaller hesabına ev bark meseleleriyle uğraşmayı angarya görüyor ergen-gençlik. Fiziki konforunu daha da artıran bir hayata geçmeyecekse niye bozsun onca senelik gül gibi genç odası düzenini? Ne de olsa hemcinsine her açıdan katlanmayı öğreten aile ve mahalle ortamlarında değil, çekirdek ailenin korunaklı ortamında yetiştirildi sözünü ettiğim yaşlı ergenler. Çoğunlukla anne ve babalarının sahip olmadığı konforlara sahip odaların ıssızlığında şekillendi benlikleri. Paylaşmayı yeterince öğrenemedikleri için belki de aşk gözlerini kör etmiyor, kusurlar gözlerine daha çok batıyor, kaybetme ihtimali olan imtiyazların listesi de yıllar akarken uzayıp gidiyor.

Sayısı azaldığı için de kıymeti artan çocuk, anne ve babanın gerçekleşmemiş hayallerini hayata geçirmenin planlarıyla da kuşatılmıyor mu? “Geleceğin Kusursuz Evlilikleri” başlığıyla 2012’de Dünya Bülteni’nde yayımlanan bir yazımda konu etmiştim: Ebeveynin hayal kırıklıklarını onarmaya dönük planlara olmasa da kapitalist hayat tarzı imgelerinin vaatlerinden etkilenen kendini gerçekleştirme projelerine adanabiliyor yıllar. Hayallerini ve konforunu muhasara altına alması beklenebilecek bir aşkın taleplerine karşı genç odasının siperleriyle benliğini savunuyor uzun ergenlik çağı. Kimisi için bu süreçte aşk, ilişki ile bir arada telaffuz edilerek kabul görüyor.

Dini ölçüler konusunda hassasiyet sahibi gençler açısından burada önemli bir sorunun ortaya çıktığı açık. İçine düşülen aşk büyük ihtimalle evliliğe götürüyor. Aşk evliliği elbette ideal ama daha yuvanın damı çatılırken yıpranmaya başlıyor tutkular; yaşını almış ergen flört eder gibi algılıyor evliliği ne de olsa, hayatı eskisi gibi aksın istiyor. Yaşını başını almamış ergen ise konfor bozumunu kendine yediremeyip tepkiler veriyor. Bir taraf veya iki taraf da aşk için büyük fedakârlıkları göze alamayacak kadar üşengeç ve şüphelerle dolu olduğunda aşk da solgunlaşıyor haliyle. Ebeveyn evinin bütün konforlarını ve kendi gündelik düzenlerini sağlamayan evlilik, aşkın yerine başka bir değer konulamadığı için çok geçmeden tükeniyor yürek ve bilinçlerde. “Ben”i oluşturan yapının “Biz” varlığı için tasarlanıp kurulması ebeveynlerin yapıcı yaklaşımını da sürece dâhil eden büyük bir gayret gerektiriyor.

Birkaç ay önce sohbet ettiğim yirmi sekiz yaşında bir genç, evlilik konusundaki korkusunu şöyle açıklamıştı: “Boşanırsam, hayat boyu nafaka ödemek istemiyorum.”

Hayata bunca tedbirli ve kuşkucu bakmasına hangi sebeplerin yol açtığını konuşmuştuk elbette. Aşk evliliği yapmak istiyor ama aşka güvenmiyordu. Aşk biterken yerini alacak sağlam temeller için bir fikri yoktu. Muhtemel bir bitişin yıkımlarını göze alamayacağına göre, bir başlangıçtan kaçınıyordu. 

Kuruluşlar genellikle çok fazla tantanalı ve eksiksiz gediksiz olma gereği dayatılarak gerçekleşiyordu, değil mi? Niye öyle olmak zorunda? Daha sade olunamaz mı? Ev düzenini hazır bulan çift, ev düzenini tuğla tuğla kuranlar kadar dayanıklı olamıyor yuvayı yakalayan zelzeleler karşısında.  Hz. Fatma’nın çeyizine dizilen övgüler uzak geçmişte kalmış silik bir hatıradan ibaret olmamalı.

Kendi açısından çaba göstermesi gereken niçin düşlerini gerçekleştirmesini tamamen öteki tarafa dayatıyor? “Beraber” sürdürülecek hayat yolculuğu için yanlış bir başlangıç adımı bu. Mustafa Kutlu’nun teklif ettiği “kanaat ekonomisi” duyarlılığı hane ekonomileri kadar kişisel vitrinlerde de gözetildiğinde, kalıcı ve geçici, değerli ve yüzeysel olan üzerine üşengeçlikleri kıran faal bir bakış açısı yaygınlaşabilir.

Geçtiğimiz hafta Türkiye’deki siyasal yapıyı değiştiren bir seçim yaşadık. Seçmek, sürekli seçmek, seçebilmek, oluşturduğu çalkantıyla bir toplumda nispeten bir durulanıp arınma anlamına geliyor.

Yeni meclisin genç milletvekilleri siyasal dil açısından yeni bir ifade imkânı olarak önemli kanımca. Yaşlı başlı temsilciler genellikle gençliğin meselelerine mesafeli bakıyorlar. Genç temsilciler, tecrübesizlikleriyle birlikte dile getirecekleri meseleler ve sorularla eksik bir gündemi tamamlarlar umarım. Onların bakış açılarının da içerildiği gündemler, uzayıp giden ergenlik dönemi gibi konulara gerçekçi çözümler geliştirilmesine yardımcı olabilir.


Cihan Aktaş, 07.07.2018, Sonsuz Ark, Konuk Yazar,  Perspektif Yazıları, 



Sonsuz Ark'ın Notu: Cihan Aktaş Hanımefendi'den yazıları için yayın onayı alınmıştır.  Seçkin Deniz, 09.05.2015

Yazının ilk yayınlandığı yer: Gerçek Hayat





Sonsuz Ark'tan


  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı