4 Ağustos 2017 Cuma

SA4679/KY1-CÇ407: Sen O Değilsin

- Hay Allah! dedi Servet Bingöl başını sallayarak sallana sallana döner kapılı çıkışa doğru yürürken hala, Gel de inan, gel de inan! diye kendi kendine söyleniyordu. 


- Servet Bingöl lütfen danışmaya!

Etrafta başı önünde kayıtsızca dolaşan otuz beş kırk yaşlarında buğday tenli, hafif kıvırcık saçlı, bir seksen boyundaki adam anonsu duyunca öylece durdu. Kendi etrafında döndü. Hemen solunda iki-üç metre uzağında iri altın renkli harflerle ‘DANIŞMA’ yazan siyah bankı gördü ve aceleyle o tarafa yürüdü. 

Danışma bankının etrafında kimseler yoktu. Bankın arkasında hemen hemen aynı yaşlarda biri erkek diğeri kadın görevliden başkası yoktu. ‘Acaba kim niye anons ettirdi?’ diye soruyordu adam kendi kendine. Eğer biri sizi anons ettiriyorsa kendisi de anons ettirdiği yerde durmalı değil miydi? Öyle olduğuna karar vermiş ve fakat ‘Demek başka türlü de oluyor!’ demişti fısıltıyla. 

Dudakları arasından dökülen sözcüklerin etrafında kayıtsızca yürüyenler tarafından duyulmadığına hükmederek. Birileri duymuş olsaydı muhakkak dönüp bakardı. Kimse bakmadığına göre.. kimse duymamıştı demek ki. Bankın önünde erkek görevliye yönelip,

- Affedersiniz ben Servet Bingöl, beni anons ettiniz! dedi. 

Danışmadaki görevli genç adam tuhaf tuhaf yüzüne baktı Servet’in. Sahte bir gülücük takınarak;

- Yanlışınız var Beyefendi, dedi, Biz her hangi birini anons etmedik. 

Erkek görevli sözünü bitirince mesai arkadaşı genç kıza baktı. Kız omuz silkmekle yetindi. 

Servet biraz daha yakınlaştı banka kaşlarını çatsa da kızgınlığını belli etmemeye çalışarak,

- Bakın ben gaipten sesler, adam sözünü bitirmeden tekrar adı anons edildi. Genç adamın gözlerinin içine bakmakla yetindi Servet.

- Ah, dedi genç adam, Ben duymamışım, evet fakat gördüğünüz gibi anons eden biz değiliz ama başka bir danışma grubu anons ediyor, özür dilerim.

- Peki bu kahrolası danışma nerede?, dedi içinden sonra da dişleri arasından, Başka danışma da mı var? diyebildi güçlükle.

Bankın arkasındaki genç sahte gülümsemesini sürdürüyordu:

- Bakın burası üçüncü danışma, her danışma biriminin üzerinde numarası yazar görmüşsünüzdür. 

Servet doğru dürüst bakmadığına hükmetti zira danışma yazısının ne başına ne sonunda herhangi bir rakam görmemişti. Çaktırmadan bankın önüne bakmaya çalıştı vazgeçti. Genç adam yalan söyleyecek değildi ya..

- Anladım, dedi Servet, Peki beni hangi danışma anons ediyor, numarayı duymadım da, siz duydunuz mu?

Genç adam Servet’in sorusu üzerine şaşırmıştı. Yanındaki genç kıza imalı bakışlar fırlattı, dudaklarını büktü:

- Numarayı duymadınız demek, dedi, Anons eden altı nolu danışma.

Servet başını salladı, derin bir nefes çekti. Bu işte bir terslik olduğu belliydi ve fakat duymadığını itiraf etmek yerine,

- Sanırım yanlış duydum, dedi, Altı nolu danışma ne tarafta?

Genç kız genç adamın sözünü kesip araya girdi:

- Bir daire gibi düşünün buradan –sol tarafı işaret ederek- yay çizerek giderseniz de iki danışma dört ila beşinci danışmaları geçeceksiniz, bu taraftan –sağ tarafı işaret ederek- giderseniz de iki danışma, iki ila birinci danışmayı geçeceksiniz.

Servet beklemeden, banktaki görevlilere duyulur duyulmaz bir sesle teşekkür edip sağdan yürümeye başladı. İkinci danışmanın önünden geçti, danışmaya baktığını belli etmeden geçmişti. Yine iki genç vardı. Aynı giysiler ve aynı yaşlarda bir bayan bir erkek görevli. Saçlarının, gözlerinin rengine varacak kadar neredeyse aynı iki insan. Dikkatsiz bir bakış bu görevlilerle bir önceki görevlilerin aynı kişiler olduğunu rahatlıkla söylerdi ve fakat Servet dikkatli biriydi. İyi bir gözlemciydi. Bu gençlerle daha öncekilerin farklı özelliklerini bir çırpıda görmüştü. 

Birinci danışmayı da geçti Servet, yine iki genç görevli. Bayan ve Bay. Bankın önünde kimsecikler yoktu. Bir süre sonra altıncı danışmaya varmıştı. Danışma bankosunun önünde Danışma Altı yazısını gördü. Diğer banklarda da aynı şekilde numaralar vardı. Hiç kuşkusuz üçüncü danışma bankının da önünde aynı sitil rakam vardı. Niye dikkat etmediğine şaşırmıştı. Ve fakat üzerinde durmadı. Altıncı danışmada da iki genç bay ve bayan görevli vardı. Bayan bay görevliden beş altı santim daha uzundu. 

Danışma bankının önünde kimsecikler yoktu. Servet ister istemez şaşırmıştı. Banka yaklaştı kendinden emin bir sesle:

- Ben Servet Bingöl, beni anons ettiniz, dedi. Genç görevli bayan genç görevli erkekten daha baskın olmalıydı ki ilk konuşan o oldu

- Hay Allah! Eşiniz biraz önce...

- Eşim mi? diye sözünü kesti adam..

- Evet, eşiniz olduğunu söyledi, diye yanıtladı genç kız.

- Afedersiniz de, diye yanıtladı Servet, Eşim beni danışmalardan niye aratsın? Normalde ikimizin de cep telefonu vardır, yani öyle olması doğaldır, değil mi? 

- Onu biz bilemeyiz, diye lafa karıştı genç erkek görevli, Bize eşiniz olduğunu söyledi.

Servet Bingöl şaşkınlık içinde, korkunç bir fırtına da teknesi alabora olmuş bir kazazede gibi umutsuz kulaçlar atarak kurtulmaya çalışan birinin duygularıyla dolmuştu. Bu girdaptan, bu şaşkınlık girdabından, bu kabustan nasıl kurtulacaktı.. güçlükle duyulan bir sesle sordu:

- Peki ben anons ettiren nerede şuan?

- Sizin üçüncü danışmada olduğunuzu duyunca..

- Anladım.. oraya geldiğini niye anons ettirmediniz?

- Özür dilerim efendim kişi bizden öyle bir talepte bulunmadı.

- Lanet olsun, dedi içinden Servet, kendini güçlükle kontrol edip sakin bir sesle, Peki siz anons eder misiniz?

- Kimi?, dedi bayan görevli,

- Eşimi, dedi Servet,

- Eşinizin adı?

Servet donup kaldı. Evli değildi ki? Bu saçmalık da neyin nesiydi ve fakat merak ağır basıyordu. Görevlilerin bir suçu yoktu elbet. kendisini anons ettiren kişiden kimlik isteyecek halleri yoktu. bir tanıdığı, muzip bir tanıdığı –büyük olasılıkla ofisteki bayanlardan biri- kendisine bir oyun oynama hevesine düşmüştü ve işte bu oyunla kendisini çileden çıkarmayı başarmıştı. 

Bütün bunlar aşırı meraklı oluşundan kaynaklanıyordu. Kimseye meraklı olduğunu alenen söylemese de etrafındaki herkesi sorularıyla sık boğaz ederek ne denli meraklı olduğunu ilan etmiş olurdu. Bu huyundan kendisi de en az çevresindekiler kadar nefret ediyordu. Meraklı yanı ağır basıyordu kendisine bu oyunu oynayan kişiyi mutlaka bulacaktı. bekâr olduğunu bir eşi olup olmadığını görevliler bilmiyordu, bu gerçeği onlara söyleyip oyunu bozduğunda eline bir şey geçmeyecekti. 

Etrafına dikkatlice araştırdı, ofisten birilerinin etrafta olması olasıydı. Ve fakat bir tek tanıdık yüze, kişiye rastlamadı bakışları. Derin derin nefes aldı:

- Şöyle yapalım, Servet Bingöl’ü arayan bayan üçüncü bankoda Servet beyi bekleyin, diye bir anons.

- Neden olmasın beyefendi?, dedi bayan görevli ve fakat tuhaf bir korkuya kapılmıştı, mesai arkadaşına baktı. Genç erkek görevli,

- Eşinizin adını mı unuttunuz? dedi sıkılgan bir tonla, şaşkınlığını gizleyerek. 

Servet sinirlerine hakim olmaya çalışıyordu, 'Bu gerzeklere bir şey anlatamayacaksın', dedi içinden, elini salladı üçüncü bankoya doğru yürümeye başladı. Dudakları kıpır kıpırdı, kendini anons ettirene mi, görevlilere mi küfrediyordu belli değildi. Yine üçüncü danışmaya gelmişti ve banko önünde görevlilerin dışında kimse yoktu. İki görevli Servet’i görünce heyecanlı heyecanlı fısıldaştılar. Servet bankoya yaslandı. 

Tam söze başlayacaktı ki kendi yaşlarında, uzun boylu zayıf kıvırcık saçlı hafif buğday tenli bir adam aceleyle;

- Afedersiniz, dedi her iki görevliye, sonra da yanındaki adama –adaşı olduğunu bilmeden- özür dilerim beyefendi.. biraz acil de..

- Buyurun, dedi Servet Bingöl olabildiğince nazik olmaya çalışarak. 

Telaşlı adam,

- Teşekkür ederim, deyip tekrar görevlilere döndü, cep telefonumun şarjı bitti o yüzden eşim bana ulaşamıyor, anonsu duydum, burada olduğumu bildirir misiniz? Yahut olduğu yerde beklemesini söyler misiniz? dedi.

Genç erkek görevli :

- Adı ne eşinizin?, diye sordu.

- Sevim Bingöl, ben Servet Bingöl..

İki görevli ve bankın önünde ikinci kez beliren adam şaşkınlıkla birbirlerine baktılar. Erkek görevli anons için eğildiğinde sarışın orta yaşlı bir kadın söylenerek bankın önünde durdu ve yeni gelen erkeğe;

- Hele şükür, mağaza içinde dört dönüp durdum senin yüzünden, dedi. ve arkasını dönerek yürüdü. 

Adam eşine cevap vermeden başıyla görevlilere bankın önünde bekleyen adam selam verdi, hızlı hızlı giden kadının arkasından hızla yürümeye başladı. Birkaç adım gitmişlerdi ki karı koca durdular, kadın öfkeli öfkeli:

- Ben sana kafenin önünden ayrılma demedim mi? Hem kaç kere telefon şarjın tam olsun, dedim, diye çıkıştı. Senin yüzünden ne hale geldim.

Kocası elinden geldiğince sesini kısıp alttan alarak:

- Hayatım bir sigara içmek için dışarı çıktıydım, diye yanıtladı kadını.

- Aa evet.. sigara.. o mereti ağzından hiç düşürmüyorsun ki.. emzik gibi.. 

Kadın tekrar yürüyen merdivenlere doğru hızla yürüdü, kocası peşinden koşarak ezilip büzülüyor, kadının gönlünü almaya çalışıyordu.

Bankın önünde duran Servet Bingöl çiftin arkasından şaşkın şaşkın bakmış, merak ve hevesi kursağında kalmıştı, kendi kendine:

- Gel de inan, demişti. Sonra görevlilere dönüp yapmacık bir gülüşle, Bu bir kamera şakası değildir umarım, kim inanır buna.. diyebildi.

Genç erkek görevli gayet samimi bir biçimde:

- Kamera şakası falan değil ve ben buna inanırım.. Allah sizi inandırsın dün bir arkadaşımı Google’dan arattırmıştım aynı ad ve soy addan yirmiden fazla kişiyle karşılaşmıştım.. sonra ‘hele kendimi de arattırayım!’ dedim kendimi arattırdım ve şaşkınlıktan küçük dilimi yutacak oldum en az on beş kişi vardı adım soy adımla aynı olan..

- Hay Allah! dedi Servet Bingöl başını sallayarak sallana sallana döner kapılı çıkışa doğru yürürken hala, Gel de inan, gel de inan! diye kendi kendine söyleniyordu. 




Cemal Çalık, 04.08.2016,  Konuk Yazar, Sonsuz Ark, Öykü
Cemal Çalık Yazıları






Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı