2 Mart 2017 Perşembe

SA4040/KY44-EÖ5: Neocon The NYTimes'in Yeni Savaş Aracı; Kürk Mantolu Madonna

Sonsuz Ark'ın Notu:
Aşağıdaki haber 1948'de günümüz solcu CHP Tek Parti İktidarı'nda Türkiye'den kaçan ve kaçarken Bulgaristan'da öldürülen solcu Sabahattin Ali'nin romanının nasıl Erdoğan karşıtı kirli bir propagandaya alet edildiğinin resmi belgesidir. Değişen okuma biçimlerinin ve geriye dönük duygusal temalara artan ilginin nasıl manipüle edildiğini dikkatle inceleyiniz.
Seçkin Deniz, 02.03.2017


A Once-Forgotten Novel Unites Turkish Readers in Troubled Times
Bir Zamanların Unutulmuş Romanı, Türk Okurları Zor Günlerde Birleştiriyor

Genç bir Türk adam 1920’lerde Berlin’e gelir. Sabun imalatı işini arkada plana atıp günlerini Almanca öğrenerek, gecelerini ise özellikle Rusları ve özellikle Turgenyev’i okuyarak geçirir. Şehrin parklarını, geniş sokaklarını, müzelerini ve sanat galerilerini keşfeder. Kendisinin deyimiyle “ayaklarını yerden kesecek” bir şey arıyordur.

O şeyi, bir gece kürk manto giymiş genç bir kadının tablosunun önünde donup kaldığı bir galeride bulur. Üst üste her gün tabloya uzun uzun bakmak için [galeriye] geri gelir. Şehirde sarhoş halde gezdiği bir akşam o kadını canlı canlı görür. Adı Maria’dır ve genç adam Raif’in hayatı değişir.

“Hayatım boyunca kalbimi kapalı tutardım” dedi Raif. “Aşkı hiç tatmamıştım. Fakat şimdi, birden bire, [bütün] kapılar açılmıştı.”

Bugünlerde Türkiye’nin Nobel ödüllü [yazarı] Orhan Pamuk’tan bile daha fazla satan, beklenmedik bir şekilde en çok satılan kitap olan yaklaşık 75 yıl önce yazılmış  bir zamanların unutulmuş Türk romanı “Kürk Mantolu Madonna”nın konusu böyle.

1943’te yayınlanan ve (tıpkı bugünkü hükümetin dönemindeki çağdaşları gibi) siyasi yazıları nedeniyle hapsedilen sol görüşlü entelektüel Sabahattin Ali tarafından yazılan kitabın yeni kazanılmış başarısı, son derece kutuplaşmış bir ülke için ortak kültürel deneyiminin ender noktalarından biri oldu.

Geçen yıl (Alexander Dawe ile birlikte) kitabı ilk kez İngilizce’ye tercüme eden Maureen Freely, The Guardian’a “Okunuyor, seviliyor ve her yaştan erkek ve kadına gözyaşı döktürüyor” diye yazdı. “Ve hiç kimse niçin [böyle] olduğunu izah edebilir gibi görünmüyor”.

79 yaşındaki kızı Filiz Ali, İstanbul’daki evinde yakın zamanda verdiği bir röportajda Sabahattin Ali’nin, yaşasaydı, “Madonna”nın en çok satan kitap olduğunu gördüğünde çok şaşıracağını" söyledi. (Yayıncı YKY’ye göre kitap son üç yılda yaklaşık bir milyon sattı ve kısa bir süre önce Penguin Classic etiketiyle İngilizce dilinde de yayınlandı.)

[Filiz Ali], “Babam bu kitaba gerçekten de çok önem vermemişti” diye konuştu. “Ve arkadaşları kendisine ‘Sabahattin, böylesinde romantik bir kitap yazmamalısın. Senin itibarın açısından iyi görülmez’ dedi.

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında edebiyat bilgesi bir adam ve sadık bir komünist olan Ali, romanlar, hikayeler, şiirler ve kendisini mütemadiyen hapse tıktıran makaleler yazdı. Muhalif bir entelektüel olarak dayandığı acılar ve mevcut İslamcı hükümete karşı sesini yükselttiği için tutuklanan modern Türk yazarların çektiği çileler arasındaki benzerlikler, Ali’nin Türk toplumunda yeni kazanılmış başarısını açıklamaya yardımcı oluyor.

Filiz Ali, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın mevcut İslamcı hükümetine karşı sesini yükselten gazetecilerin son dönemdeki tutuklamalarına atıfta bulunarak “Aynı şeyler tekrar ediyor, hatta daha kötü” dedi.


1948'de öldürülen Sabahattin Ali'nin eşyalarından birinin polis fotoğrafı.

Sabahattin Ali, 1948’de 41 yaşında Avrupa’ya kaçmaya çalışırken Bulgaristan sınırına yakın tenha bir karakolda şüpheli bir şekilde öldürüldü.


1947'de Sabahattin Ali, ailesi ile birlikte bir hapishane avlusunda. (Sabahattin Ali'nin ailesi tarafından verilen fotoğraflar)

Ali’nin ölümü yaklaşık 70 yıl sonra tıpkı yeni kazanılmış popülaritesi gibi gizemini koruyor. Ali’ye sınırı geçmesi için yardım eden bir kaçakçı cinayeti itiraf etti ve kısa bir süre hapis yattı. Fakat kızı, [durumun] oldukça şüpheli olduğunu söyledi, zira aslında sorguya çekildikten sonra devletin güvenlik görevlileri tarafından öldürülmüştü. [Filiz Ali], gerçeğin devletin arşivlerinin derinlerinde bir yerde bulunabileceğine inanıyor.

Ali, “Madonna”nın başarısı sayesinde artık genç kızların ve entelektüellerin eşit derecede heyecanıyla kucaklanan olağanüstü bir edebi şahsiyet.



Türk şair ve romancı Sabri Gürses, Ali’nin öldürüldüğü sırada Aleksander Puşkin’in “Yevgeni Onegin” adındaki manzum romanının Almanca bir tercümesini taşıdığını öğrendiğinde duygulandığını ifade etti.. Bugünlerde İstanbul sokaklarında “Madonna”yı taşıyan genç insanlar gördüğünde çoğunun Ali hakkında Rus şair Mihail Lermontov’un Puşkin’e yazdığı o meşhur [dizeleri] hissettiğini hayal ettiğini söyledi: “Bu dünyanın fikrine başkaldırdı, ve bir kahraman olarak, tek başına öldü.” 

“Madonna”nın -bazı Türk öğretmenler ve sosyal medyanın ilgisiyle ağızdan ağıza atıfta bulunulmasına– [dayandırılan] beklenmedik başarısı [Filiz] Ali’ye Türk okuyucuları babasıyla yeniden tanıştırması için hayatında geç [de olsa] bir fırsat sundu. [Ali], okullarda ve konferanslarda kitabı tanıtmak için konuşmalar yapıyor ve çoğu zaman kendisine göz yaşlarıyla gelen aralarında erkeklerin de olduğu genç okuyucularla karşılaştığını söylüyor.

[Filiz Ali] “Bunun gibi bir aşk istiyorlar” dedi.

“Madonna”nın 1920’lerde Berlin’de genç bir adam olarak vakit geçiren Ali’nin otobiyografik faslı olduğunu söyledi. Daha sonra ortaya çıkan bir arkadaşa yazılmış bir mektup, romana ilham veren Maria Puder adında bir kadınla arkadaşlığı olduğunu gösterdi. Kitapta, Maria yarı-Yahudi’ydi - ki bu da Almanya’da başına geleceklerin işaretiydi. [Filiz] Ali, ailesinin, gerçek Maria’nın ya da onun ailesinin izlerini sürmeye hiç çalışmadığını söyledi.

“Belki ölüm kamplarından birinde hayatını kaybetmiştir” dedi.


Sekülerler ve İslamcıların, şehirli elitlerin ve taşralı fakirlerin bu denli kutuplaştığı bir ülkede, “Madonna” ve [Sabahattin] Ali’nin mirası en azından kitabı sevenler için üzerinde birleşilebilecek bir şey haline geldi.

Editör ve edebiyat tarihçisi Sevengül Sönmez, “Romeo ve Juliet”i seven Türk okurların “Bugün modern imkansız aşk hikayesi olarak Maria ve Raif’i okuduklarını” söyledi. “Bir klasiğe de ihtiyacımız vardı. Uzun zamandır okuyucuların ittifakla sevebileceği bir kitaba ihtiyacı olduklarını düşünüyorum. ‘Kürk Mantolu Madonna’ nihayet ortak bir düzlem ortaya çıkardı” dedi.

Eğer vatandaşların okuduğu kitaplardan bir toplumun iç yüzü anlaşılabilirse, o zaman “Madonna”nın popülaritesinin Türkiye hakkında altını çizdiği şeyin,ülkenin gençlerinin Türkiye’nin lideri Erdoğan tarafından zorla kabul ettirilen geleneksel cinsiyet rolleri ve maçoluktan kurtulma isteği [olduğu çıkarılabilir].

Kitapta, cinsiyet basmakalıpları düşeydir: Maria özgürlük ve kalbî meselelerle ilgili hissiyattan yoksunluk belirtisi gösterirken Raif savunmasız ve duygusal olarak ortaya çıkar.

“Madonna”nın yansıması sorulduğunda genç Türk romancı ve yazar Kaya Genç, eleştirmen Susan Sontag’dan alıntı yaparak şunu söyledi: “Kadınsılık, kuvvetli erkeklerdeki en güzel şey; erkeksilik ise dişil kadınlardaki en güzel şeydir.”

[Genç], “Bu, Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna” [kitabıyla] kusursuz biçimde örtüşüyor” dedi.

[Filiz] Ali’nin dairesine dönecek olursak, Ali, zeki, müziği seven, ailesine sadık, kendisi ve annesi için her şeyi yapan ve gençlik yıllarından ümitsiz bir romantik olarak nitelediği babasının anılarını hatırladı: “Gençken daima aşık olurdu”.

TIM ARANGO. 26 Şubat 2017, İSTANBUL 


Esra Öztürk, 02.03.2017, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Milenyum Efektleri, Çeviri

Esra Öztürk Yazıları





Orijinal Metin: https://www.nytimes.com/2017/02/26/books/madonna-in-a-fur-coat-turkish-novel-bestseller-sabahattin-ali.html?_r=0




Sonsuz Ark'tan



  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı