17 Eylül 2014 Çarşamba

SA891/KY9-NK29: Ufak-Tefek Sandığımız İşler

“Marketten çıkarken kapıyı kendisi açabilen insanlara dönüp bağırarak, şükretmelerini istemek gelmişti içimden, ama bu kadar derdin arasında bir de deli muamelesi görmek pek iyi olmayacaktı...”


Teşhis, ameliyat ve radyoterapi esnasında ve sonrasında yaşadıklarımı aklıma geldikçe yazmaya devam ediyorum.

Atila'nın ikinci biyopsimden sonra aldığı, büyük cepleri olan kot çantayı hiç yanımdan ayırmıyordum. Her dışarı çıkışımda yanımda biri olamayacağına göre ben de yeni taktikler geliştirmeliydim. Çanta sol omzuma asılı şekilde market alışverişie gidiyor, kasadan geçen malzemeleri sol elimle çantanın içine dolduruyor sonra da çantayı yine sol omzuma atarak çıkıyordum. Ancak bir süre sonra sol koluma da bir şeyler olmaya başlamıştı. Fazla ağırlık yapmadan sağ elimle de az malzeme taşımayı denediğim zamanlar da oldu; ama kolum hemen ödem yaptı.

Lenfödem hakkında MEVA'nın sitesinden epey bilgi edinmiştim ve Lenfödem olacağım diye ödüm kopuyordu. Buna rağmen çamaşır asmaya ve temizliğe devam ediyordum.

Herkes, ama herkes yardıma hazır olduğunu söylüyordu; ama Allah'ın c.c bize verdiği armağanlar o kadar çoktu ki bunu ancak bahşedilen armağanları bir parça yitirince anlayabiliyorduk.

Şunu söylemek istiyorum; eyvallah herkes yardıma hazırdı, ama her an için yeni bir şeye ihtiyacım oluyordu; çamaşır asmak, toplamak, patates soğan soymak, halıları süpürmek, toz almak, ayakkabı bağcıklarını bağlamak ya da bot giyinmek, başörtüsüne iğne takmak, palto, ceket giyinmek, masa örtüsü çırpmak, ütü yapmak, yukarıdaki bir rafa uzanıp eşya indirmek, yıkanan bulaşıkları yerleştirmek vs. bunun gibi binlerce şeyi hasta olmadan önce gün içerisinde ne kadar da çok yapıyormuşum.

Şimdi her biri için birini çağırmaya kalksam ne nefesim yeter ne de herhangi birisi bana bu kadar zaman ayırabilir, mümkün değil gerçekten. Allah c.c verdiği nimetlerin şükrünü eda edebilmeyi nasip etsin hepimize. O kadar büyük bir çiğlikle yaptığımız her şeyi kendimiz yapıyormuşuz gibi, güç bizden kaynaklanıyormuş gibi zannediyoruz ki, biraz mahrum kalınca da neye uğradığımızı şaşırıveriyoruz... Affet ya Rabb'im.

Bir gün Bim Market’in önünde içeriden birinin çıkmasını ya da dışarıdan yeni bir müşterinin gelmesini beklediğimi hatırlıyorum; kapı otomatik değildi ve ben öylece kalakalmıştım. Kolumla kapıyı açmam mümkün değildi, oysa oraya daha önce onlarca defa gitmiş ve sağ elimle itekleyerek kolayca kapıyı açmıştım, nasıl açacağımı ve açtığımı düşünmemiştim bile...

Şimdi ise bu basit hareketi yapamamak ağrıma gidiyordu. Marketten çıkarken kapıyı kendisi açabilen insanlara dönüp bağırarak, şükretmelerini istemek gelmişti içimden, ama bu kadar derdin arasında bir de deli muamelesi görmek pek iyi olmayacaktı...

Bu ve bunun gibi yüzlerce örnek, hepsi beni derinden yaralıyordu ilk başta ve hemen ardında tövbe istiğfar getirip ne öğrenmem gerektiğinin peşine düşüyordum.


Neşe Kutlutaş, 17.09.2014, Sonsuz Ark,  (İlk Yayın Tarihi, 13.03.2012)




Seçkin Deniz Twitter Akışı