14 Eylül 2020 Pazartesi

SA8850/SD1808: Sıkıntı (Roman); 1. Bölüm-Gök 50

Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

"Onun düşünerek bulduğunu Kur’an çok önceden bildirmişti, ne var ki düşünen insanların çoğunun Kur’an’la ilişkisi yoktu. Ben Kur’an’ın tamamını ezberlemiş olduğum ve okuduğum her ayetin anlamını bildiğim halde, Gök Yazarı’nın tümevarım yöntemiyle ulaştığı bu sonucu etkili bir şekilde algılayamamış ve ayetlerin psikolojik ve sosyolojik dokunuşunu hissetmemiş olduğumu fark etmiştim."



‘Köy’e Dönüş’ü aslında bir tür çocuk saflığına dönüş olarak düşünmeye başlamıştım yazdıklarının devamında. Çünkü işlediği konuların birbiri ile bağlantısını çok farklı katmanlarda kuruyordu:

“Çözüm nedir o halde, nasıl düşünmek gerek? Bence bu da çok basit bir cevabı olan bir soru; doğranmamış, ifsad edilmemiş çocuk aklı nasıl düşünürse öyle düşünmek gerek. Çocuk aklı nasıl düşünür; evet işte bütün mesele burada düğümleniyor, çocuk aklının nasıl düşündüğünü herkes biliyor çünkü; herkes çocuk olmuştur ve yine herkes çocuk gibi saf ve çelişkisiz düşünmeye cesaret edemeyeceğini de farkında olarak biliyordur.

'Çocuk nasıl düşünür'ü hatırlatmak isterim yine de. Belki hatırlamak iyi gelebilir hâlâ içinde bir nebze iyilik taşıyanlara.

Çocuk ilk önce merak eder, ya peşinden gider merakının; dener, denediğinin tecrübesini edinir ve bir sonuca ulaşarak karar verir - ki yetişkin olan bizler buna tümevarım yöntemi diyoruz- ya da kafasındaki şeye odaklanarak onun doğru olduğunu düşünür ve düşündüğü şeyi doğrulayan kanıtlar arar, bulursa doğru hüküm verdiğini anlar, bulamazsa da yanlış hüküm verdiğini kabul ederek ilk hükmünden vazgeçer- buna da tümdengelim diyoruz-, hadi biraz daha açalım bunu, klasik el yakma olayını örnekleyelim. Hani tembihlerin işe yaramadığı en ilk durumlardan biri... Çocuk ateşi merak eder, gider dokunur ve eli yanar; "Ateşe elinle dokunduğunda elin yanar der" kendine, hükmünü araştırarak kurmuştur...

Hatırlamazsınız bu zamanları elbette, ama şu örneği hepiniz hatırlarsınız muhtemelen; oynarken acıkır çocuk, “Annem yemek yapmıştır” der ve annesinin yanına gider, yemek vardır veya yoktur; yemek varsa hükmünün doğru olduğunu görür, yemek yoksa da hükmünün yanlış olduğunu... "Baban kim?" diye sorulduğunda babasını gösterir çocuk, -bu da başka bir düşünme biçimidir- "Babam budur" hükmünün örnek göstererek ispatını yapmaktadır.

Nasıl düşünmek gerek? Fıtrat dediğimiz şeyi fıtrata uygun olarak geliştirir ve doğru-güvenilir bilgiyle akıl yürütürsek, genel ve evrensel değerler olarak tanımlanmış 'şeyler'e karşı tutumlarımız seçeneksiz bir şekilde benzeşir ve çatışmalarımız azalır; birbirimize tahammülümüz artar, zıp zıp zıplayan nefsimizi kontrol etme gücümüz gelişir, başkasına 'insan' olarak bakma imkânımız geniş bir alanda hayat bulur. Yaratılmış olan her varlığa karşı o varlığı yaratan Allah'ın koyduğu sınırlara göre davranırız. İblis işsiz kalır.

Çok zor, değil mi dosdoğru düşünmek? Çıkarlarımız gerçeğe ulaşmamızı engelliyor. Nasıl düşüneceğimizi çok iyi bildiğimiz halde, gerçeğin bizi kıskıvrak yakalamasına tahammül edemeyeceğimizi de çok iyi biliyoruz ve birbirimizi bilerek aldatıyoruz. Sonra da mutsuz olup, mutsuzluğumuzu giderecek şeylerle vakit öldürüyoruz, fırsattan istifade ile de birbirimizi öldürmekten çekinmiyoruz.

Söylemiştim. Bana sorarsanız, her insan düşünür, düşündüğünü de hem sözlerine hem de hayatına yansıtır; bunun başka türlü olması imkansızdır. Düşünmek cesaret ister, gördüğünüz gibi; çocuk cesareti hem de...”

Düşünmenin ilkelerinin saflıkla ve gerçeğe ulaşmakla ilgili olduğunu içselleştiren bir dille anlatan Gök Yazarı’nın ‘fıtrat’ vurgusunun anlam tabanı Rûm Suresi 30-32. Ayetlerde açık bir şekilde vardı, yaşadığım şaşkınlığı belirtmem gerekiyordu:

“Hakka yönelen bir kimse olarak yüzünü dine çevir. Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata sımsıkı tutun. Allah’ın yaratmasında hiçbir değiştirme yoktur. İşte bu dosdoğru dindir. Fakat insanların çoğu bilmezler. Allah’a yönelmiş kimseler olarak yüzünüzü hak dine çevirin, O’na karşı gelmekten sakının, namazı dosdoğru kılın ve müşriklerden; dinlerini darmadağınık edip grup grup olan kimselerden olmayın. (Ki onlardan) her bir grup kendi katındaki (dinî anlayış) ile sevinip böbürlenmektedir.”

Ayetleri yavaş yavaş okuduktan sonra yazdığı metne yeniden baktım:

“Fıtrat dediğimiz şeyi fıtrata uygun olarak geliştirir ve doğru-güvenilir bilgiyle akıl yürütürsek, genel ve evrensel değerler olarak tanımlanmış 'şeyler'e karşı tutumlarımız seçeneksiz bir şekilde benzeşir ve çatışmalarımız azalır; birbirimize tahammülümüz artar, zıp zıp zıplayan nefsimizi kontrol etme gücümüz gelişir, başkasına 'insan' olarak bakma imkânımız geniş bir alanda hayat bulur. Yaratılmış olan her varlığa karşı o varlığı yaratan Allah'ın koyduğu sınırlara göre davranırız. İblis işsiz kalır.”

Onun düşünerek bulduğunu Kur’an çok önceden bildirmişti, ne var ki düşünen insanların çoğunun Kur’an’la ilişkisi yoktu. Ben Kur’an’ın tamamını ezberlemiş olduğum ve okuduğum her ayetin anlamını bildiğim halde, Gök Yazarı’nın tümevarım yöntemiyle ulaştığı bu sonucu etkili bir şekilde algılayamamış ve ayetlerin psikolojik ve sosyolojik dokunuşunu hissetmemiş olduğumu fark etmiştim.



< Önceki                      Sonraki>>


[(28.08.2020, (1/77 (101))]


Seçkin Deniz, 14.09.2020, Sonsuz Ark, Sıkıntı, Roman

Sıkıntı





Sonsuz Ark'tan

  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı