7 Eylül 2020 Pazartesi

SA8836/SD1801: Sıkıntı (Roman); 1. Bölüm-Gök 49

Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

"Gök Yazarı’nın insanla ve insanın düşünme biçimleriyle ilgisini çok ilginç ve anlamlı bulmuştum. Çünkü, insan düşünerek farkına varıyordu ve Allah ile ilişkisini bu şekilde kuruyordu ya da koparıyordu. Önemli olan doğuştan gelen bu ilişkinin nasıl koparılacağını bilenlere karşı neler yapılması gerektiğiydi."



Gece romanı yazmaya devam ettim. Çünkü şirketin işleri olağan bir şekilde aksa da bütün işlerin uzun bir süre bensiz yürümesi mümkün değildi. Bir gün, içine çok iş sığdığı için benim ve şirket için çok uzun bir zamandı. İşten çok uzakta kalamazdım, roman, canlı bir varlık gibi, kendisine ayırmayı düşündüğümden çok daha fazla zaman istiyordu, bencildi; üstelik kendisinden başka hiçbir şeyle ilgilenmeye izin vermeyecek kadar da yazarını kurgudan kovma yeteneğine sahipti. Bulduğum çözüm her zamanki gibi hoşuma gitmişti; romanı hayatıma, hayatımı romana dahil edecektim ve birlikte uzun bir yol yürüyecektik.

Gök Yazarı’nın insanla ve insanın düşünme biçimleriyle ilgisini çok ilginç ve anlamlı bulmuştum. Çünkü, insan düşünerek farkına varıyordu ve Allah ile ilişkisini bu şekilde kuruyordu ya da koparıyordu. Önemli olan doğuştan gelen bu ilişkinin nasıl koparılacağını bilenlere karşı neler yapılması gerektiğiydi.

Satanistler bu ilişkiyi koparmak ve Şeytan’la olan ilişkiyi yeniden tanımlayarak kurmak için çok çalışmışlardı ve çalışmaya devam ediyorlardı. 1789’dan sonra dünyanın her yerinde egemenlik kurmuşlardı, ama istedikleri düzeyde bir başarı elde edememişlerdi; Dinler onları engellemeye devam ediyordu.

Fakat eğer Gök Yazarı’nın uyardığı gibi düşünmezsek ve çalışmazsak insanlığın elinde herhangi bir din kalmayacaktı:

“İnsanı yaratılan diğer şeylerden farklı kılan özelliği düşünmekse eğer, her insanı diğer insandan ayıran şey de 'nasıl düşündüğü'dür. Nasıl düşünür insanlar, nasıl farklılaşırlar? Kim bu soruya cevap verebilmiştir ki? Bilginin, akıl yürütmenin, hüküm vermenin, verilen hükmü denetlemenin temel çerçevesini hangi etken belirliyor? Daha da ötesinde sorulması gereken soru şu olmalıdır; düşünen insan, düşündüğü her şeyi, içeriği, yöntemi ve sonucu değerlendirildiğinde, nasıl emin olabiliyor ve düşünme faaliyeti sonrasında ürettiği ölçütü hayatına nasıl yansıtıyor?

Bana sorarsanız, her insan düşünür, düşündüğünü de hem sözlerine hem de hayatına yansıtır; bunun başka türlü olması imkansızdır. Elbette düşünülen şeylerin tamamı sözlere ve hayata yansımaz, ancak ana gövde hiç kuşkusuz insanın hayatına olduğu gibi taşar ve o insanı diğer insanlardan farklı bir yere taşır; aksi halde insanın yaşaması imkansızlaşır. Düşünce kişiye özeldir, kişinin hayatını idame ettirmesinin ana şartıdır; insan bunu yapamıyorsa, yapamaz hâle gelmişse zaten mükellef olma, iradî faaliyette bulunma özelliğini de kaybetmiş demektir; bitkisel hayattadır ya da artık bakıma muhtaçtır.

Konumuz bakıma muhtaç olan insan değil elbette... Aramızda dolaşan, bazen biz olan, bazen öteki olan iradesi normal bir şekilde işleyen, yapıp-etme becerisi yok olmamış insanı gözlem altına almış olmalıyız. Duyduklarını düşünmeyen insan da yoktur, araştırıp bulduklarını düşünmeyen insan da. Yaygın kanaate göre 'düşüncesiz' olarak nitelendirilen insan kısmı da, düşüncesizlikten kastedilen şey 'bencillik ve aculluk' olsa da, bu kapsamda düşünen insandır. Bencillik ve aculluk hiç düşünmeden mümkün olur muydu? Olmazdı; olamazdı, çünkü onun oraya varmış olması, odaklandığı kendisi ya da başka şey olsa bile, yoğun bir şekilde o 'düşünmüştü'.

Varmak istediğim yer, insanı diğerlerinden farklılaştıran, ancak aynı oranda doğru düşünme biçimine yükselmiş olanlar arasındaki farkın azaldığı, insan tabiatının aşamadığı gerçeklik olgusuna karşı çaresizlik hissettiği ve teslim olduğu yerdir; orada düşünce aklın yürüdüğü yolda başka yere ulaşamaz hâle gelmiştir ve nihayetinde insan karşı çıkamayacağı gerçeğe teslim olmuştur. Sıradan insanların asla varmak istedikleri yer orası değildir, orada kaçış olmadığı için, başını çevirip gitmek imkansızdır, orada varılan kesin, keskin gerçeğe karşı başka türlü söylemek ve davranmak insanın kendisini inkâr etmesi demektir.

Ve elbette oraya varmadan ya da varacaklarını hissettikleri anda yarı yoldan geri dönüp sıradan insanların arasına kaçmayı seçenler de vardır, bundan sonraki zamanlarda bunlar var olacaktır da. İşte bizim canımızı sıkan türler bu türler, çünkü oraya varmasalar da orada hangi kesin gerçekle karşılaşacaklarını bilirler, ancak bilmeleri onları tedirgin etmiştir, gittikten sonra geri dönüş yoktur, geri dönüşte de sıradan insanları 'gerçeği anlatma' konusunda aldatma imkanları yoktur. Evet onlar insanları aldatmak için oraya varmadan geri dönerler ve bundan menfaat elde etmeyi umarlar. İşte bunlar insanlığın asıl düşmanları, İblis'in asıl ortaklarıdır, haindirler; düşünce haini deriz onlara...

Düşünce hainlerinin arttığı dönemlerde önderlerini yitiren insanlık güveni yitirmiştir; önemi, önceliği, değeri tarumar etmiştir ve başıboş bir şekilde hayvanlaşmış ya da hayvandan daha aşağıya inmiştir... Bunu başka türlü izah etmek de imkansızdır; eğer izah etmek mümkün olsaydı nasıl izah edilecekti gerçeğin perdelenmesi? İhaneti itiraf etmeden nasıl izah edecekti insanlar?”

Bekçi çok önemli şeyler anlatıyordu. ‘Kendi nefsinin arzusunu kendisine ilâh edineni gördün mü? Ona sen mi vekil olacaksın? Yoksa sen onların çoğunun (söz) dinleyeceklerini yahut akıllarını kullanacaklarını mı sanıyorsun? Onlar hayvanlar gibidirler, belki yolca onlardan daha da şaşkındırlar.’ Diyen Furkân Suresi’nin 43- 44. Ayetlerini ve Âl-i İmrân Suresi 163-164. Ayetlerini hatırlamıştım:

‘Onlar (insanlar) Allah’ın katında derece derecedirler. Allah, onların yaptıklarını görmektedir. Andolsun, Allah, mü’minlere kendi içlerinden; onlara âyetlerini okuyan, onları arıtıp tertemiz yapan, onlara kitab ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur. Oysa onlar, daha önce apaçık bir sapıklık içinde idiler.’


< Önceki                      Sonraki>>


[(28.08.2020, (1/75 (99))]



Seçkin Deniz, 07.09.2020, Sonsuz Ark, Sıkıntı, Roman

Sıkıntı





Sonsuz Ark'tan

  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı