12 Haziran 2020 Cuma

SA8650/AŞ112: Kontrollü Hayat; Türkiye Covid Tuzağına Düşmemeli

"İnsan onurlu bir varlıktır, Türkiye de onurlu insanların yaşadığı bir ülkedir; bunu korumakla mükellefiz."


Mart 2020’den bugüne bütün dünyayı kasıp kavuran Coronavirus-Covid-19 salgını ile dizginlenmiş, esaret altına alınmış insanlığın bir parçası olarak Türkiye, çağdaş bütün teknolojilerle donatılmış ücretsiz sağlık sistemi ve hızlı, bilim kurulu ile koordinasyonu mükemmel ve sağlıklı kararlar alabilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile ayakta kalan tek ülke olmuştur diyebiliriz.

Bu insanlık tarihinde salgınlara karşı dayanıklılık açısından en önemli testtir. Çünkü Türkiye, birçok gelişmiş ülke gibi kendisini tamamen ‘kapatmadı’ ve salgınla mücadelesinde mümkün olan en düşük hasarla insanlarını korudu, yönetti; 1 Haziran 2020’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıkladığı normalleşme stratejisi ile kendi gündemine dönmeye karar verdi.

Mart’ın yarısını, Nisan ve Mayıs’ın tamamını adım adım açıklanan kısıtlamalarla geçiren Türkiye’nin, kendisini tamamen kapatmasa da ekonomik olarak aldığı hasarlar var; bunun yanı sıra insanların zihinlerinde oluşmuş olan ‘aşırı kontrol’ baskısı çok ciddi tartışmaları da gündemimize taşıyor.

Hükümet’in açıkladığı tedbirler, dünyanın bütün ülkelerinde olduğu gibi insanların özgürlüklerini kısıtladı ve yeni normal olarak tanımlanan ‘Kontrollü Hayat’ hepimizin gündemine girdi. Üzerinde çokça konuşmamız gereken bir konudur; ‘Kontrollü Hayat’

Mesela ben, benim dışımda bir etkenin, bir başkasının benim hayatımda kontrol hakkının olmasını kabullenemem. Çünkü, bu bana verilmiş bir hayattır ve kontrolü irademe verilmiştir; yasal sınırlamalardan bahsetmiyorum, bana ait özel alandan bahsediyorum.

Bir insan olarak ben de herkes gibi, bana ait, sağlığıma ait verilerin, yetkisiz ve ilgisiz bir başkası tarafından ya da komşularım tarafından bilinmesini istemiyorum. Herhangi bir takip sistemi ile takip edilmek ya da zorunlu aşı gibi bir dayatmayla muhatap olmak istemiyorum, hele hele her aileden bir ferdin kanı alınarak antikor testi yapılmasını kesinlikle onaylamıyorum.

Sebebim de açık; güvenlik sorunlarını asla aşamayacak olan dijital dünyada bu tür verilerin beni hangi tehditlerle ve tehlikelerle karşı karşıya bırakacağını bilmiyorum.

Kullandığımız her türlü teknolojinin tamamı asla güvenemeyeceğimiz büyük şirketlerin elinde. Arama motorlarında yaptığımız herhangi bir içerikle ilgili kayıtların bir yerlerde toplandığını, bize en azından şimdilik reklam bombardımanı olarak döndüğünü, sık sık rahatsız edildiğimiz için çok iyi biliyoruz.

Kullandığımız bilgisayarların, tabletlerin, telefonların işletim sistemi ya da klavyeleri tarafından veya Facebook-Twitter-Instagram gibi sosyal medya araçları tarafından seslerimizin, görüntülerimizin, yazışmalarımızın, konumlarımızın ve iletişim kurduğumuz herkesin kaydının bizim onayımız ve haberimiz olmadan kaydedildiğinin ve bize ait verilerin milyarlarca dolara birilerine satıldığının farkındayız.

Bir ülkenin vatandaşlarının her bir özel verisinin korunamaması o ülkenin en büyük güvenlik sorunudur ve bu nedenle herhangi bir cep telefonu uygulamasına herhangi bir kişisel verimin girmesini istemiyoruz; Covid-19 salgını karşısında çok iyi sonuçlar elde eden devletimizin de bizi takip etmeden çözüm bulabileceğine inanıyoruz. Sağlığımızın bedeli özgürlüğümüz olmamalıdır.

Covid-19 salgını bize birdenbire dayatılan bir salgın. Bunu kimlerin neden çıkardığına dair kesin kanaatler henüz oluşmuş değil. Kullandığımız bilgisayarların işletim sisteminin patronu olan Bill Gates’in ‘Kuantum Noktalı Çipli Aşılar’ı, Elon Musk’ın ‘Beyne Dijital Çipler’ yerleştirme planlarını açıkça beyan ettikleri bir dünyada kendi devletimizin alacağı tedbirlerden başka güvenebileceğimiz hiçbir şey yok.

Türkiye, elde edilebilecek herhangi bir aşının, mutasyona uğradığı ya da uğrayacağı iddiaları ile etkisiz kalacağını bildiği halde ‘Küresel Aşı’ tuzağına düşmemelidir. Güvenilirliğini kaybetmiş Dünya Sağlık Örgütü’nün ön ayak olacağı herhangi bir küresel adıma itaat etmek üzere kendisini programlamamalıdır. Salgınla mücadelede elde ettiği kişisel başarısını sürdürmeli, başarısız olduğu kesinleşen satanist organizmanın bir parçası olan DSÖ ile eşgüdümlü değil, tam aksine bağımsız adımlar atmaya devam etmeli ve sadece tedaviye odaklanmalıdır. Yerli olarak üretilen ‘Favipiravir’ adlı ilaç da ancak hastalanacak olanlar için anlamlı olduğuna göre ‘aşı’nın bir tuzak olacağı açıktır.

Biz salgınla mücadelede ne küresel bir aşı ne de küresel bir tedavi yöntemi ile başarılı olduk; başarımızı, nesillerimizin özgürlüğünü ellerinden alacak risklerle dolu ittifaklarla çöpe atmayalım. Bu hayat her şeyden önce çocuklarımıza ve onların çocuklarına ait; ayakta kalalım ve dünyanın tüm mazlumlarını ayakta tutalım. ABD, Çin, İngiltere, Fransa, İtalya, İspanya, Almanya, İran dahil 125 ülkeye tıbbi yardım ve destek vermiş bir ülkeye ancak lider olmak yakışır, kuyruk olmak değil.

Türkiye, satanistlerce hazırlanan Covid Tuzağına düşmemeli, insanlarını birer inek gibi çiplememeli ya da zorunlu uygulamalara mahkum etmemelidir… İnsan onurlu bir varlıktır, Türkiye de onurlu insanların yaşadığı bir ülkedir; bunu korumakla mükellefiz.



Arif Şahin, 12.06.2020, Sonsuz Ark, Şaşkınların Tarihi 112


 Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.




Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı