28 Ekim 2018 Pazar

SA7039/KY49-İTIĞLI138: Suud’un Yeni Liberalizm Arayışı

"Suud’un yeni liberalimin de özgürlüklerin insan haklarının olmadığını olamayacağını Kaşıkçı cinayeti gösterdi. Çünkü neoliberalizmin geleneğinde zaten özneyi güçlendirmek değil yok etmek eğilimi vardır. Devlet gücünü Kaşıkçı olayında olduğu gibi hem muhaliflere hem de bölgesel aktörlere göstermek istenmiştir."


Soğuk savaşın sona ermesi ile birlikte liberalizm küresel dünyanın güneyinde daha görünür olmaya başladı. ABD’nin ve kıta Avrupa’sının dayattığı liberal ve neoliberal fikirler, ülkelerin siyasi yapıların belirlenmesinde temel bir işlev edindi.

Apartheid yönetime karşı mücadele etmiş Güney Afrikalı komünistler ve sosyalistler bile liberalizmi bir devlet politikası olarak benimsemeye başladılar. Bir bakıma kapitalist dünyanın gerisinde kalmış ülkeler, liberalizmi kalkınma, gelişmişlik, insan hakları ve adalet bağlamında sihirli bir değnek görerek, ona yaslanmaya çalıştılar.

Artık liberalim ya da neoliberalizm sınır tanımıyor. Çıkarlar adına cinayet işleyebiliyor, cuntalar yoluyla darbe yaparak iktidarı ele geçirebiliyorlar. Bugün Afrika ve Güney Amerika’da küresel kuzey kapitalizmin vitrine çıkardığı fikirler, despotik, askeri yönetimlerde fazlasıyla pazar bulabiliyor.

ABD’de daha tarihsel bir birikimle hareket eden bu dönüşüm küresel güney ülkelerde daha sert geçişlerle gerçekleşebiliyor. Zimbabwe bu geçişin son zamanlardaki en önemli örneklerinden biri. Despotik bir rejim yene despotik yoldaşları tarafından devrilebiliyor ve ABD’nin sunduğu imkanlarla sert geçişler yumuşatılmış düzenlemeler olarak karşımıza çıkabiliyor.

Kaşıkçı olayına bir de bu açıdan bakmakta fayda var. Son altı aydır ABD’nin himayesinde yapılan liberal düzenlemeler bir devlet politikası dönüştürülüp geleneksel yönetim ile Batılı imkanlarla arasında bir sentez kurulmaya çalışılıyor. Suud Veliaht Prensi Bin Selman’ın ABD ziyaretinde söyledikleri kendisine dayatılan gönüllü liberalizm alış verişinden başka bir şey değil. Trump’ın kopardığı 110 milyar dolarlık silah anlaşması da bu alışverişin bir ürünü. Suud yönetimi bu anlaşmadan çok karlı çıktığını düşünüyor ve para karşılığında hem liberal eğilimleri alıyor hem de çevresindeki Yemen gibi ülkelerde yaptığı katliamları daha motife edecek silahları satın alıyor.

Kaşıkçı’nın öldürülmesi bir bakıma DEAŞ zihniyeti ve CİA’nın ortak operasyonu gibi gözüküyor. Gerek CİA gerek MOSSAD dünyanın değişik yerlerinde bu tür cinayetlerin çok fazla örnekliklerini sergilediler. İnfaz timleri bazen Güney Amerika ya da Asya’da bir politikacıyı, bürokratı, akademisyeni iş insanını benzer tarzlarla resmi binalarda ortadan kaldılar. İslam dünyasında ise ilk kez, bir konsolosluk cinayetle anılır hale geldi. Oysaki Suud’un yaslandığı Arap geleneklerinde bile, ev sahibi celladı dahi olsa misafirperverliğini gösterir onu hakkıyla ağırlamaya çalışır.

Bin Selman ülkesinde bazı kısıtlamaları kaldırıp sözde kadınlara özgürlük verirken bir devletin kendi vatandaşını evinde nasıl öldürebileceğini de dünyaya gösterdi. Bazıları Suud için bu cinayetin normal olduğunu söylüyor ama ben aynı kanaatte değilim. İktidar cinayetleri dışında hiçbir zaman böylesine vahşilik, ne Suud yönetiminde ne de benzer refleksler içinde olan Körfez ülkelerinde gerçekleşmemiştir. Hatta tarihte de bunun bir örneği İslam dünyasında yoktur.

Suud kendi kurmak istediği liberalizmin dilini göstermek istemiştir. Liberalizm Suud geleneğinde yeni bir olgu olduğu için DEAŞ benzeri bir davranışı sergileyerek ne kadar da işlevsel olduğunu kanıtlamaya çalışmıştır.

Yeni Suud liberalizmi vatandaşına yeni haklar getirirken kurala uymayanların da nasıl cezalandırılacağını göstermek istemiştir. Bir bakıma bu yeni Suud liberalizmi Trump’ın servis ettiği neoliberal politikalardan farklı bir şey değildir.

Türkiye’de bir dönem ikna odalarında yapıldığı gibi Kaşıkçı da, profesyonel bir terör grubu tarafından ülkeye dönmesi yönünde ikna edilmeye çalışılıyor. Bizzat Suud istihbaratı liberalizmin en önemli yöntemlerinden “ikna” kullanılarak Kaşıkçı’nın ülkesine dönmesi, muhalifliğini kendi ülkesinde dile getirmesi isteniyor! Ne kadar da iyimser bir yaklaşım! Bu cinayet bizzat Veliaht Prens Bin Selman’ın karşıt fikirlere ne kadar açık olduğunu göstermiyor mu? ABD’de öyle değil mi? Trump’a en sert eleştiriler bile ABD’nin içinden gelir, benzeri neden Suud yönetiminde olmasın?

Kaşıkçı belki ikna edilip Suudi Arabistan’a götürülebilseydi, bir iki hafta sonra ortadan kaybolur, cesedinin çölde parçalanmış olarak bulunduğuna dair dedikodular yayılırdı. Fakat Suud yönetimi bu klasik yönetim yerine dünyada muhaliflere karşı daha sert yönünü göstererek bir meydan okumaya girdi. ABD ve İsrail benzer cinayetler işliyor ve olay kapanıyordu. Suud’un belki en büyük hatası “olay yeri” tercihiydi. Belki bir Güney Amerika veya Afrika ülkesinde bir konsolosluk seçilseydi olay yeri olarak, cinayet kapatılabilecek fakat vermek istediği mesaj da fazla yayılmayacaktı. Bin Selman’ın Türkiye’yi kendi mi tercih ettiği yoksa mecbur mu kaldı onu henüz bilmiyoruz. Yalnız mecbur kaldığı olasılığı daha yüksek gözüküyor.

DEAŞ terörünü her zaman postmodernist bir davranış biçimi olarak görmüşümdür. Suud yöneticilerin işlediği Kaşıkçı cinayeti ise Suud’un yeni liberalizm politikasının bir yansımasıdır. Çünkü klasik liberalizmin amacı özgürlükler, insan hakları, adalet gibi daha insani kavramlara, klasik kapitalizm ise yönünü yalnız ekonomik alana çevirmişti. Suud’un yeni liberalizmi ise bir adım öne geçerek hem önceki liberal, kapitalist eğilimleri sürdürmek istiyor hem de ikna yoluyla kendine yeni bir yol biçerek kendisi gibi düşünmeyenlere hizaya getirmeye, cezalandırmaya çalışıyor.

Suud’un yeni liberalimin de özgürlüklerin insan haklarının olmadığını olamayacağını Kaşıkçı cinayeti gösterdi. Çünkü neoliberalizmin geleneğinde zaten özneyi güçlendirmek değil yok etmek eğilimi vardır. Devlet gücünü Kaşıkçı olayında olduğu gibi hem muhaliflere hem de bölgesel aktörlere göstermek istenmiştir. 

Burada Suudi yönetimin unuttuğu ise “Zorba”nın yalnız Yunanlı yazar Nikos Kazancakis’in ismini verdiği roman olmadığıdır. Zorbalık, Bin Selman’ın yeni liberalizminde anahtar kelimelerden biri olacaktır ve 15 suçlunun bir gazeteciyi ikna etmek için nasıl arbede çıkararak yeni cinayetlerin işlenmesinin perdesini araladığını ortaya koyacaktır. Unutmamak gerekir ki, her zorbalığın da bir sonu vardır. Mazlumların öfkesi de, genç veliahdın ABD’den ithal etmeye çalıştığı yöntemlerle susturulamaz ve durdurulamaz…



İbrahim Tığlı, 28.10.2018, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, 
Dış Bakış
İbrahim Tığlı Yazıları




Sonsuz Ark'ın Notu: İbrahim Tığlı Beyefendi'den yazılarının yayınlanması için onay alınmıştır. Seçkin Deniz, 23.06.2016



Yazının İlk Yayınlandığı Yer: Yeni Şafak




Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı