19 Eylül 2018 Çarşamba

SA6846/KY59-MLÖZ45: Kuyu

"Garip bir histi. Pessoa’nın dediği gibi, sanki hayatla aramda ince bir cam vardı. Açıkça görmeme ve anlamama rağmen dokunamıyordum hayata… İçine düştüğün kuyu kadar derin bir kimsesizlik hissi."


Nasıl olduysa oldu, günün birinde ıssız bir kuyunun dibinde uyandım. Yaşanabilecek hüzünlerin en büyüğü bu muydu, bilmiyorum fakat depresyondan çıkanların bir daha asla oraya tekrar dönmek istemediklerini biliyorum. Geçenlerde bir söz duydum, Müslüman depresyona girmez diye. Ancak ben insanların o ruh haline tekrar geri dönmek istemediklerini bildiğim gibi, hiç kimsenin depresyona kendi isteğiyle girmediğini de biliyorum. Her kuyuya düşeni ayıplamayın, belki de kardeşlerine fazla güvenmektendir tüm bu onların başına gelenler. 

Kuyunun soğuk ve nemli taştan duvarlarını hatırlıyorum. Elim ayağım tutuyordu, fakat nefes dahi aldırmayan, kendini 'dünyanın dibini bulduğumun hissini iliklerime kadar hissettiren' o duygu neydi? Ses çıkartmaya çalışsam da sesim kuyunun tepesini aşamadan karanlık duvarlardan yankılanıp bana geri dönüyordu. Zaten kuyunun çıkışı da görünmüyordu. Dışarıda gecenin mi yoksa gündüzün mü olduğuna dair hiç bir fikrim yoktu. Çırpındıkça, yukarıya doğru çıkmaya çalıştıkça tırnaklarım sökülür, parmaklarımın derisi kanardı, ama yine kendimi kuyunun dibindeki soğuk su birikintisinin içinde bulurdum. 

Garip bir histi. Pessoa’nın dediği gibi, sanki hayatla aramda ince bir cam vardı. Açıkça görmeme ve anlamama rağmen dokunamıyordum hayata… İçine düştüğün kuyu kadar derin bir kimsesizlik hissi. 

Bir yerde insanların yaşadıklarını biliyordum, hatta aralarında konuştuklarının sesleri bile bana ulaşıyordu fakat hiç kimse beni arayıp sormuyordu. Sahi beni neden kimse aramıyordu? Onlar da aynı benim gibi, beni kaybetmemişler miydi? Siz hiç kendinizi kaybettiniz mi? Kaybettikten sonra bulmaya çalıştınız mı? Gözü kapalı nerede arayabileceğinizi dahi bilmeden… 

Pes etmemeliydim. Fanusun altına kapatılan çekirge yüzlerce deneme yaptıktan sonra dışarı çıkmaktan vazgeçermiş. Çekirgenin bacakları, kanatları sağlam olduğu halde neden fanusun üstü açıldığında zıplayamıyordu? Öğrenilmiş çaresizlik, iradenin bağlanmasıdır ve benim çekirgeden bir farkım olmalıydı.

Bir anım sürekli gözümün önünde duruyordu. Bir gün oldukça şiddetli bir hastalık sırasında uyku ve uyanıklık arası bir haldeyken hoş bir kadın sesi kulağıma yaklaşıp “Duha oku… Duha oku…” diye fısıldamıştı. Okudum…

“Kuşluk vaktine andolsun, karanlığı çöktüğü vakit geceye andolsun ki, Rabbin seni terk etmedi, sana darılmadı da…” 

Zihnimin bir köşesinde sürekli asılı duran bir müjde gibiydi… Ben henüz içinde bulunduğum durumun farkında değilken beni benden daha iyi bilen biri vardı ve kitabında tüm sıkıntılarımın bir gün son bulacağının haberini veriyordu.

Mutlaka güzel günler görecektim, bunu biliyordum. Belki de sadece belirli bir zaman süresinin geçmesi gerekiyordu. Belki de o kuyunun dibinde kendimi bulacaktım ki bir daha asla kaybetmeyeyim diye… Gözümü açıp daha önce görünmeyeni tüm netliğiyle görebileyim diye. Tıpkı yukarıdan sarkan ve daha önce fark etmediğim, tutunabileceğim tek dal olan Allah’ın ipi gibi. 

Kuyulardan geçmek gerekiyormuş, bunu anladım. İnsanlardan yardım beklemeyip sadece kendi gücüne ve Allah’ın yardımına güvenebilmek için. Açık kitabında onun açık sözüne tüm benliğiyle tam inanabilmek için… Ve bazen başarı, tırmandığın dağın yüksekliğiyle değil, içinden çıktığın kuyunun derinliğiyle ölçülür.

Yukarıdan sarkan tek bir ip vardı ve var gücümle ona tutundum: 

“Feinne me'al'usri yüsren. İnne me'al'usri yüsren…” 

 “Demek ki, zorlukla beraber bir kolaylık var. Evet, o zorlukla beraber bir kolaylık var!” 


Melek Öz, 19.09.2018, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Deneme
Melek Öz Yazıları
 




Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.



Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı