17 Ağustos 2018 Cuma

SA6675/KY1-CÇ533: Cavid ile Cavidan

"Cavid ile Cavidan kafeden çıkabilirlerse eğer belki hem kamelyanın hem de bankın yeri hakkında anlaşmışlar demektir.."


Bu sıkıntıyı da atlattık mı rahata erdik demektir değil mi Cavid?, dedi Cavidan.

Sen öyle san, dedi Cavid, derdin büyüğü bunun ardında..

Daha neler, dedi Cavidan, sen de her şeyi abartırsın, hem abartma hem yadsıma huyun var, sakın yok deme.

Senin de, dedi Cavid, senin de küçümseme, yoksama huyun var.. ya görmüyorsun ya görmek istemiyorsun.

Hiç de değil, dedi Cavidan, ben olduğu gibi alıyorum, ama sen evhamlarının itkisine kapılıyorsun.. pimpirikli şey nolcak..

Görürüz, dedi Cavid, hem çok uzun sürmez onu söyleyeyim..

O vakit de bir şey bulur, zeytinyağı gibi üste çıkmaya kalkarsın, dedi Cavidan.

Benim öyle bir hevesim yok, öyle heveslerimin olmadığını annene sorsan o bile tanıklık eder..

O bile, öyle mi? Dedi Cavidan

Ne var o sözde? Dedi Cavid.

Ne mi var? Dedi Cavidan, bir de ne mi var diye soruyorsun öyle mi?

İnan her hangi bir art niyetle söylemiş değilim, dedi Cavid.

Hadi diyelim ki inandım, ne demek oluyor O bile? Dedi Cavidan.

Hani anneler evlatlarına daha yakındır, ister istemez evlatlarının tarafını tutarlar ya, dedi Cavid.

Yani annem hep benim tarafımı tutuyor öyle mi? Dedi Cavidan.

Sanırım yanlış tümceler kuruyorum, o yüzden ne dediğimi tam ifade edemiyor olmalıyım.., dedi Cavid.

O zaman azıcık itina edin efendim, dedi Cavidan.

Evet, biraz daha özen göstermeliyim, dedi Cavid.

Elbette yapmalısın, dedi Cavidan, burada olmanın yahut burada görünmenin bizatihi mi yoksa düşünsel mi olduğunu göz önünde bulundurman gerektiğini göz ardı etmeden hem de..

Şey, dedi Cavid, şey.. hani nasıl desem.. eveleyip gevelemeden, anlaşılır bir yanıt için ne kadar kendimi zorlarsam zorlayayım.. şey.. olmuyor işte..

Bütün bunlar, dedi Cavidan, sallapatiliğinin doğal sonucu.

Sallapati miyim yani? Dedi Cavid.

Evet, oysa.., dedi Cavidan, sallapati ussal yürütmeler ikircikli durumlardan çıkış için yeni bir ikircikli uzam tahsisinden başka bir şeye yol açmaz. Sorunlardan kaçışın başka bir biçimi.. oysa kaç kez dedim, işte şimdi bir daha diyorum; "nen"lerin imlediklerini sallapati ussal yürütmelerle yordamak anlağı tembelleştireceği gibi "nen"lerin "nelik"lerine ilişkin olası sağın vargıların önünü alacağı için bu tavırdan (sallapati ussal yürütmelerden ve onlara dayanan çıkarımlardan) kaçınılması zorunludur.

Bir anlayabilseydim, dedi Cavid, kendimi Kant’ın ‘Saf Usun Eleştirisi’ni değil de ‘Prolegomena’yı okuyormuş gibi oldum..

Korkaklığın, kaçışın, dedi Cavidan, çözüm olmadığını bilecek yaştasın, bilecek yaştayız ikimiz de, ikimiz de biliyoruz ki, bir "nen"i dile getirmenin olanakları kullanılan kavramlarda içkin değilse varılan vargı ile bir şey söylemiş olmayız.. kuşkusuz bu yargı totolojiden ayırtlıdır.

Peki bütün bunların, dedi Cavid, konumuzla ilgisi ne? Yani şimdi ben şöyle mi demeliyim; bir yanlışa başka bir yanlışla karşı çıkmak zihinsel tembelliğin aksülamelidir?

Neler saçmalıyorsun, dedi Cavidan.

Bilmem, dedi Cavid, her şey birbirine karıştı.. ne diyeceğimi, nasıl diyeceğimi bilemiyorum, hatta bir şey demem gerekip gerekmediğine karar vermekte bile zorlanıyorum..

Niye böyle yapıyorsun? Dedi Cavidan.

Nasıl yapıyorum? Dedi Cavid.

Her şeyi bir anlaşılmazlık içine sokup sonra da geri çekiliyorsun? Dedi Cavidan.

Farkında değilim, dedi Cavid.

Olsaydın şaşardım, dedi Cavidan.

Biliyorum, dedi Cavid.

Bildiğinden emin değilim, dedi Cavidan.

Aslında ben de, dedi Cavid.

Oysa anlaşmıştık, dedi Cavidan, açık olacaktık, imalara, göndermelere, iğnelemelere, iğretilemelere pirim vermeyecektik.

Sahi öyle karar vermiştik! Dedi Cavid.

Alay, hor görü, küçümseme de olmayacaktı, dedi Cavidan.

Daldan dala da atlamayacaktık, yanılmıyorsam, dedi Cavid.

Suçun birazı sende birazı bende, dedi Cavidan.

Ben suçlu aramıyorum ki, dedi Cavid.

Terslik o bankaya götürdüğün –ki sadece yolu tarif etseydin de olurdu, ama sen her zamanki gibi işgüzarlık yapıp mihmandarlığı yeğlemiştin- adamla başladı.. casus olduğu bal gibi belliydi ama sen nedense kabul etmiyor, inkâr yolları arıyorsun, dedi Cavidan.

Gerçekten de öyle.. her halinden belliydi, dedi Cavid.

Duruşu, soruşu, bekleyişi, beklentisi, yürüyüşü, bakışı, süzüşü, sinsi gülüşü, dudak büküşü, burun kıvırışı, parmaklarını çıtlatışı, kaşlarını yalandan çatışı, sakinliği, tez canlılığı, kabadayılığı, alttan alışı, meraklanışı, göstermelik sevinci, ağzını yayışı, nefes alışı nefes verişi.. hepsi ama hepsi ‘ben casusum!’ diye haykırıyordu, dedi Cavidan.

Haklısın, dedi Cavid, gözden kaçırılacak bir tek yönü bile yoktu, dalgınlığıma geldi, hani bazen insanın nutku kesilir, tüm algıları iptal olur, sezgisi falan kaybolur ya.. işte öyle oldu. evet, bunu gayet rahatlıkla itiraf ediyorum. Seni dinlemeliydim ki sen daha başından kuşkulanmıştın.

Kuşkumda haklıymışım, dedi Cavidan.

Yerden göğe kadar, dedi Cavid, yerden göğe kadar.. oysa başka zaman olsa adamın kılık kıyafeti değil itimat telkin etmek, beni tutun, diye bağırırdı bana.. gel gör ki..

İnsanın bazen basireti bağlanıyor, dedi Cavidan.

Evet, dedi Cavid, evet.. tam ben söylemek üzereydim.. ağzımdan aldın.

Bunu sorun yapmayacaksın herhalde, dedi Cavidan.

Hayır, dedi Cavid, niye böyle bir şey yapayım ki?..

Senin işin belli olmaz, dedi Cavidan.

Verilmiş sadakam varmış, dedi Cavid.

Sahi, dedi Cavidan, ya bankada sana bir şey yapsaydı.

Güvenlik vardı, dedi Cavid, cesaret edemezdi..

Casuslar cesur olur.. diye biliyorum, dedi Cavidan.

Değil, dedi Cavid, o filmlerde öyle.. aslında casuslar en korkak insanlardır, ödlektirler..

Öyle diyorsan, dedi Cavidan..

Öyle diyorum, kimliğini gizleyen korkaktır..

Aynı şey  olduğunu sanmıyorum ben, casusluk basit bir kimlik saklama işi olmasa gerek, dedi Cavidan..

Haklısın.. gayet rahatlıkla biraz fazla abarttığımı itiraf ediyorum, dedi Cavid..

Abartı değil de, dedi Cavidan, saptırmayı daha çok andırıyor..

Hem abartı hem de saptırma iç içe, dedi Cavid..

Hatta belki saptırma abartı değil de, küçümsemeyi daha çok andırıyor, dedi Cavidan.

Evet, dedi Cavid, evet, bak bu tam olarak doğru işte.. hatta en isabetlisi bu.. küçümseme.

Küçümsemek de abartmak kadar, dedi Cavidan, nahoş sonuçlara götürür öyle değil mi?

Evet.. gerçekten, dedi Cavid, küçümsemek hiç hoş bir şey değil.. düşün bir onca da atasözümüz var bu konuda.

Sanırım, dedi Cavidan, yine alaya başladın.

Daha neler, dedi Cavid, bunu da nereden çıkardın.

Duruşun, bakışın, söyleyişin, dedi Cavidan.. bak bak..

Hayır, dedi Cavid, seninle alay etmek, biriyle alay etmek kişiye ne kazandırır ki.. alınganlık ediyorsun.

Belki, dedi Cavidan, yine de.. her neyse.. bu gudubet yeri nereden bulduysan.. doğru dürüst düşünemiyor, doğru dürüst yargılarda bulunamıyorum.. ne berbat bir yer..

Sakin sessiz bir yer olsun demiştin, dedi Cavid.

Böyle bir yeri kastetmemiştim, dedi Cavidan.

Kastettiğin yeri tam tanımlasaydın, dedi Cavid, ben senin aklındakini nereden bilebilirdim ki.

Hemen de zeytinyağı gibi su üstüne çık, dedi Cavidan.

Sen de hemen saldır, dedi Cavid.

Kendimi birden bir çölün ortasında hissettim, dedi Cavidan.

Çölü nereden çıkardın şimdi? Dedi Cavid, hem kaç kez çölde kaldın da şimdi birden çöldeymiş gibi hissettin kendini?

Varsay öyle! Dedi Cavidan.

Varsayamam, dedi Cavid.

İlle çölde mi olmam gerek, dedi Cavidan.. hani işte filmlerde görüyor insan.. onlardan edindiğim hisler diyelim.. kendimi birden bir çöl ortasında.. bir vahada..

Hem de vahada! Dedi alay ederek Cavid, anlayamıyorum.. gözlerimin önüne getiremiyorum.

Ya diyelim ki birden kendini çölde buluyorsun.. dedi Cavidan.

Nasıl? Dedi Cavid.

Ne bileyim işte.. yatıyorsun diyelim, uyandığında kendini birden çölde buluyorsun.

Geç bu safsataları, o dediğin filmlerde olur.. diye çıkıştı Cavid.

Tamam, dedi Cavidan.. diyelim, bir sabah uyandın.. öfke ile, kızgınlıkla, sinirden çatlayacak gibi.. böyle de mi olmaz? İnsan böyle uyanamaz mı?

Olabilir.. de çöl ne alaka? Dedi Cavid.

Tamam, işte kalktın, tam dediğim gibi kalktın, dedi Cavidan, kendini evden dışarı atıyorsun.. yürüdün.. yürüdün.. öyle az buz değil.. kentin dışına kadar yürüdün.. artık ev falan yok.. insana ait bir yapı yok.. tek bir ot bile olmayan bir yerle karşılaştın..

Yorulmuşum, etrafa bakmışım.. karşımda oturup dinlenebileceğim ebatta bir taş kaya parçası, üzerine attım kendimi, dedi Cavid.

Olmadı, dedi kaşlarını çatarak Cavidan, o taşın gölgesine sığınmış bir yılan var..

Yılanı nereden çıkardın, dedi Cavid, ürpererek, ben yılandan korkarım.

Ben de, dedi Cavidan ürperdiği hemen anlaşılıyordu.

Madem sen de korkuyorsun niye hemen oraya bir yılan tıkıştırdın? Dedi Cavid.

Ben tıkıştırmadım, hava çok sıcak, yılan da gölgelik yer aramış ve o kayayı bulmuş.. Çorak arazi ya, dedi Cavidan, çorak arazilerde hep bir yılan olur.

Nerden biliyorsun? Yine uyduruyorsun, dedi Cavid.

Ben olsam o taşa oturmam, dedi Cavidan.

Hangi taşa? Dedi Cavid.

Hani yorulduydun, oturup dinlenebileceğin ebatta çorak arazinin ortasında bir taş çıktıydı ya karşına.. dedi Cavidan.

Sen hala orada mısın? Dedi Cavid.. bence hiç gitme oraya..

Seninle ne zaman konuşmaya niyetlensem böyle oluyor.. dedi Cavidan.

Nasıl? Dedi Cavid.

Biliyorsun işte, dedi Cavidan.

Hayır, bilmiyorum, dedi Cavid.

İyice bunaldım, dedi Cavidan.

Kendin ediyorsun, dedi Cavid.

Yani şimdi bu sıkıntıdan sonra rahatlık yok öyle mi? Dedi Cavidan kızarak, biraz da hüzünlenmiş gibiydi Cavidan, eliyle gözlerine düşen saçlarını sert bir biçimde geriye atmış gözlerini Cavid’e dikmişti. 

Cavid yarısı boş çay bardağıyla oynamasını sürdürüyordu. Her ikisi de ikircikli bir tavır içindeydi. Akıllarına ilk geleni yapmak yahut söylemekle, yapmamak, söylememek arasında kıyasıya bir savaşım olduğu hemen belli oluyordu. Her ikisi de hamleyi diğerinden bekliyordu. İkisi de farkındaydı bunun. 

Sıkıntılı bir biçimde uyanıldığında hem fikir miyiz? Dedi Cavidan.

Evet, dedi Cavid.

İyi.. patlayacak denli gergin uyanıyor, sonra rahatlamak için kendini evden dışarı atıyor, dedi Cavidan.

Evet, dedi Cavid.

Sonra da mutat olduğu biçimde sahile doğru yürüyor, dedi Cavidan.

Evet, dedi Cavid.

Sonra her zamanki banka oturuyor, dedi Cavidan.

Evet, dedi Cavid.

Kahretsin, dedi Cavidan.

Yine ne oldu? Dedi Cavid.

Sigara, dedi Cavidan.

Sigarayı mı unuttun? Dedi Cavid.

Hayır, elimi yaktım, dedi Cavidan. Elindeki sigarayı kül tabağına sertçe bastırıp söndürdü.

İçme diyorum şu mereti, dedi Cavid.

Haklısın, dedi Cavidan.

Haklı olunca bir tuhaf oluyorum, sende de aynısı oluyor mu?, dedi Cavid.

Ne aynısı oluyor mu? Dedi Cavidan.

Biri sana haklısın deyince, benim gibi mi hissediyorsun? Dedi Cavid.

Senin nasıl hissettiğini bilmiyorum ki, dedi Cavidan.

İçime bir serinlik, bir hoşluk, bir haz yayılıyor, dedi Cavid.

Belki, dedi Cavidan, şimdi bilemedim.

Nasıl yani? Dedi Cavid.

Bilemedim işte! Dedi Cavidan.

Yanlış bir yol tutturduk farkında mısın? Dedi Cavid.

Hemen hemen, dedi Cavidan.

Bu üçüncü oldu, dedi Cavid.

Hangisi? Ben saymadım, Dedi Cavidan.

Sayılardan söz eden kim? Dedi Cavid.

Şimdi üç oldu dedin ya! Dedi Cavidan.

Sayısal bir yön göremiyorum yine de, dedi Cavid.

Keşke telefonları bırakmasaydık, garsona söylesek getirseler mi? dedi Cavidan.

Garson bakar mısın? Diye seslendi Cavidan.. 

Garson bakmakla kastedilenin komut verenin yanına gitmek olduğunu elbet biliyordu. Ve fakat yine de duraksamıştı. Duraksamasının nedeni kadının komut verişindeki tavrın rol aldığı açıktı. Sözün doğrudan doğruya anlamını mı almalıydı? Yoksa içkin olan ‘gel!’ buyruğunu mu yerine getirmeliydi?

Bütün bunlar garsonun zihninde saniyenin belki de milyonda biri kadar bir zaman almıştı. Milyonda bir sözü sizi yanıltmasın, hani milyon çokmuş gibi olsa da burada bölümleme söz konusu, Bir’i bir milyona bölseniz Bir’i büyütmüş olmuyor, tersine küçültüyor, azaltıyorsunuz. Burada da milyonda bir denerek saniye büyütülmüş değil, küçültülmüş, azaltılmış oluyor. Garson bakmakla masaya gitmek arasında kalarak acı çekmek yerine, yanlış anlaşılmış olmayı göze alarak masaya gitti.

Buyurun, dedi garson.

Eşimin çayını tazeler misiniz? dedi Cavidan, kocam soğuk çayı hiç sevmez, ben de orta şekerli bir kahve alayım.. yo, yo, dedi Cavidan Garson’un çekip gitmesine fırsat vermeden, kahve kalsın.. bana sıcak bir çikolata.. soğuk çay sevmeyen kocama da sıcak bir çay..

Cavid, kendisi orada yokmuşçasına kendisi hakkındaki konuşmalara, yargılara karışmanın yersizliğini, bir sonuç vermeyeceğini çok önceleri öğrendiği için, duymazdan gelmiş, parmaklarıyla ötesini berisini okşadığı bardaktan ellerini çekmiş, garsonun yapacağı hamleyi beklemeyi seçmişti.

Derhal efendim, dedi garson, Cavid’in ellerini üzerinden çektiği bardağı güleç bir yüzle alıp masadan uzaklaştı.

Telefon’u isteyeceksin diye ödüm koptu, dedi Cavid, telefon oldu mu, işler hepten bozulur biliyorsun.

Ama ya biri aradıysa, acil bir durum, dedi Cavidan.

Garsonlara gereken ikazı yaptık ya, dedi Cavid.

Onlar mı karar verecek, acil bir durum yahut değil, dedi Cavidan.

Yahu telefonlarımız elimizde olsa, dedi Cavid, ağzımızdan çıkacak sözcükler ‘hı.. hı.. evet.. ya!’ dan başka bir şey olmayacak, ağız tadıyla konuşamayacağız.

O da doğru! Eski telefonumu özledim inanır mısın? Dedi Cavidan.

Çevirmeli olanları mı? Dedi Cavid.

O kadar eskisini değil canım şimdi, dedi Cavidan, sadece mesaj gönderip konuşabildiğimiz telefonları.

Keşke onlar da olmasaydı, dedi Cavid.

Şu bank işinden de vazgeçelim diyorum, ne dersin? Dedi Cavidan.

Ben hiç tutmamıştım zaten, dedi Cavid.

Ama yine de her zaman, neredeyse her zaman, konusu geçer ama. Dedi Cavidan.

Kimden kaynaklanıyor acaba? Dedi Cavid.

Kimden kaynaklandığının ne önemi var, dedi Cavidan, konusu geçiyor ya.

Aslında şikâyetçi olduğum söylenemez, dedi Cavid.

Seziyordum bunu, bak açık açık itiraf edeyim ki seziyordum, dedi Cavidan.

Şikâyetçi olmadığımı mı? Dedi Cavid.

Evet, dedi Cavidan, keşke daha gerilerde otursaydık..

Garsonlara kendimizi unutturmayalım, demiştin ben daha arkalarda bir yere yürürken, dedi Cavid.

Ne kadar arkaya gideceğini bilemezdim ki. Dedi Cavidan.

Diyelim ki en arkaya ne olurdu ki? Dedi Cavid.

Garsonlar unuturdu, dedi Cavidan.

Unutmadılar da ne oldu? Buz gibi çay içiyorum, dedi Cavid.

O kadar bekletirsen soğur elbet, dedi Cavidan.

Geldiğinde soğuktu, dedi Cavid.

Niye bir şey demedin? Dedi Cavidan.

Diyecek birini görseydim, bırakıp gitti, dedi Cavid.

Biraz önce peçete getirene söyleyebilirdin! Dedi Cavidan.

Dalmıştım, dedi Cavid.

Her zamanki gibi, dedi Cavidan, iğneleme kastı gütmeden. İğneleme kastı olmadan söylenen bu söz daha bir yaralayıcı gibi bir etki bırakmış gibiydi Cavid’in üstünde. Hışımla kalkıp gitmeyi bile düşündü bir an. Ve fakat fazla sürmedi bu düşünce. Etkisi saman alevi gibi geçip gitmişti.

Sıra dalgınlığıma geldi öyle mi? Dedi Cavid.

Daha neler? Dedi Cavidan.

Daha şimdi söyledin? Dedi Cavid.

Bu kadar alıngan olduğunu unutmuşum, aklımdan çıkmış işte, dedi Cavidan.

Daha ne kadar sürecek bu? Dedi Cavid yüzünü buruşturarak.

Bu kafeyi oldum olası sevmeyişimi şimdi daha iyi anladım, dedi Cavidan, bu yüzden.

Öyle görünüyor ki henüz kendine gelmemişsin, dedi Cavid küçümser bir eda ile. 

Cavidan Cavid’in bu tavrını görmezden geldi. Birden içinde bir umursamazlık hevesi belirdi. Böylece cezalandırmış olacağını umuyordu Cavid’i. Aslında kararsızdı. Cezalandırma konusunda değil de –ki cezalandırmak için içinde dayanılmaz bir istek, yana yakıla duyulan bir istek çoktan beridir yer etmişti ve her defasında varlığını duyumsatıyordu Cavidan’a ve fakat Cavidan bir türlü gerek duymuyordu cezaya, kale aldığı anlaşılacaktı, oysa en son istediği şey buydu, kale almak.- umursamazlık mı sergilemeliydi? Doğrudan üzerine mi gitmeliydi? İğneleyici tümceler kurup bir bir sıralamalı mıydı? İmalara mı başvurmalıydı? Biraz umursamaz, biraz alınmış, biraz öfkelenmiş, biraz kızmış, biraz çöküntülü, biraz örselenmiş, biraz haksızlığa uğramış, biraz yanılgılarının kurbanı olmuş, biraz yıkılmış, biraz.. bütün bu birazların bir toplandığı, mezc olduğu bir tür çorbamsı bir tavır mı takınmalıydı? Kararsızdı. Duygu durumunu böyle açık etmek de işine gelmiyordu açıkçası.

Cavid’in,‘Birlikte karar vermiştik, sanıyorum!’ sözleriyle irkildi Cavidan. İrkildi kendine geldi. Durup çevresini inceleme edimine kalkışabilirdi kalkışmasına ancak bunun ne yeri ne zamanı olmadığı gün gibi ortadaydı.

Pek sanmıyorum! Dedi Cavidan somurtarak.

Unutmuş olmalısın, dedi Cavid.

Unutmayacağımı biliyorsun, dedi Cavidan somurtuşunu sürdürerek.

Evet, ama bankın orada hiç şık durmadığı yargısını çabucak unutmuştun, dedi Cavid.

Senin uydurduğunu düşünüyorum, dedi Cavidan, öyle bir yargıda bulunmuş olsam hiç ama hiç unutmam.

Benim uydurmadığımı sen de gayet iyi biliyorsun, dedi Cavid. Nesnelerin nerede nasıl durduğuna karşı oldukça duyarsız, oldukça umursamaz olduğumu sık sık yinelersin, yani benim o bankın orada duruşunun şık durup durmadığı gibi bir yargıya sürüklemeyeceğini, hem de bin yıl geçse ağzımı açıp da bir şey söylemeyeceğimi sen de iyi biliyorsun.. demek ki bankın durduğu yer ve duruşuyla ilgili uygun yahut uygunsuzluğuna yönelik bir yargı ancak senindir. Belki benim sanıyorsun, belki komşulardan her hangi birinin – Örneğin Neriman- yargısıdır da sen benim o yargıda bulunduğumu sanıyorsundur, kimin ne dediğini umursamadığın için böylesi yanılgılara sık sık düştüğünü yadsıyamazsın..

Neriman mı? Daha neler.. hani ortanca kızı desen neyse, dedi Cavid.

Ortanca kızı mı? İşte tam senlik bir yargı, a yol o aynada kendini görmekten özürlü.. o kim o bankın orada durup durmamasıyla ilgili bir yargıda bulunması kim.. hadi Neriman olmasın da Çiğdem olsun..

Çiğdem, dedi dudak bükerek Cavid, Çiğdem ortancadan daha berbat..

İkisi de analarına çekmiş, dedi Cavidan.

Babalarına çekseymişler daha mı iyi? Dedi Cavid.

Kavga için bahane aradığımızın farkında mısın? Dedi Cavidan.

Hayır, böyle bir niyetim yok, dedi Cavid.

İyi ama ne desem tersini diyorsun, dedi Cavidan.

Bankın yeri bence tamam, ama kamelya işi bozuyor.. dedi Cavid.

Bence tam tersi, dedi Cavidan.

Öyle diyeceğini biliyordum, dedi Cavid.

Ben de, dedi Cavidan, sanırım sorun çözümsüz olarak duracak karşımızda..

Öyle görünüyor.. dedi Cavid.

Buradan çıkıp gitsek, başka yerde enine boyuna tartışsak, dedi Cavidan..

Kendimizi de beraber götüreceksek –ki o kesin- ne değişir? dedi Cavid..

Yerin de önemi var, buna her iddiaya girerim.. dedi Cavidan.

Kısmen de olsa vardır, olabilir, dedi Cavid.

Öyle ise kalkalım, dedi Cavidan.

Kararsızım, dedi Cavid, hem yeni siparişler ne olacak?

Gelmedi ki, dedi Cavidan, iptal ettiğimizi söyleriz.. acil bir işimiz çıktı falan deriz.

Sence yutarlar mı? Dedi Cavid.

İster yutsunlar ister yutmasınlar, dedi Cavidan, getirselerdi.

İşte bak bir garson bize doğru geliyor, dedi Cavid.

Eli boş geliyor ama, dedi Cavidan.

Sıcak çay sıcak çikolata beklenen garson gelmeden bir başka garson gelmiş, hemen yandaki masayı düzenlemeye başlamıştı. Cavid ve Cavidan birbirlerine baktılar. Garsonun duyup duymamasını umursamayarak bir süre görüş alış verişinde bulundular. Garson ya söylenenleri anlamıyordu, ya duymazdan geliyordu, ya umursamıyordu. Bu tavrı çifti ister istemez sinirlendirecekti ve öyle de olmuştu. Cavid’in olanca itirazına karşın Cavidan doğrudan hemen yanı başlarındaki masayı düzenleyen garsona seslendi.

Af edersiniz bayım, dedi Cavidan, biz çay ve çikolata istedik, siz boş masayı donatıyorsunuz?

Özür dilerim, dedi Garson, sizin masayla bir başka arkadaş ilgileniyor, ben bu masaya bakıyorum. Biraz önce rezervasyon yapıldı da..

Bizimle ilgilenen arkadaşını tam olarak ne zaman ilgilenecek? Diye sordu Cavidan.

Hazır olduğunda ilgilenir, dedi Garson.

Bunun bir süresi var mı? Dedi Cavidan.

Siparişleriniz mutfakta hazır olunca süre bitmiş olur, dedi Garson.

Anladım.. peki siz şimdi şuanda ne yapıyorsunuz? Dedi Cavidan.

Dediğim gibi, dedi Garson, telefon geldi, rezervasyon yapıldı, bir saate kadar gelirler.. her ayın ilk salısı ikindileri yaşlı bir çiftimiz gelir, gelmeden bir saat önce de rezervasyon yaparlar. Her ayın ilk salısı saat –sol kolunu kaldırıp saatine baktı- saat iki de masalarının hazır olmasını söylerler, biz de hazır ederiz, masa hazır olduktan yaklaşık iki saat sonra çıkıp gelirler.

Her ay, dedi Cavidan, öyle mi?

Bildiğim kadarıyla on yıldır böyle, hiç sektirmemişlerdir, dedi Garson.

İlginç, dedi Cavid.

Neresi ilginç, dedi Cavidan.

Sizce de öyle değil mi? dedi Cavid, Garson’a bakarak.

Bir ilginçlik göremiyorum, dedi Garson.

Ben de, dedi Cavidan.

Bir an ilginç geldi bana, dedi Cavid, ama şimdi siz bir ilginçlik olmadığını belirttiğinizde, ben de bir ilginçlik olmadığını görüyorum.

Sen hep böylesin, dedi Cavidan, Garson çekip giderken.

Nasılım? Dedi Cavid.

Sahi bu gudubet yeri nereden buldun? Diye yineledi yer hakkındaki yargısını Cavidan.

Ne tuhafsın, dedi Cavid, her zaman geldiğimiz yer burası, ne çabuk unuttun.

Şimdiden mi söz ediyorum, dedi Cavidan tersleyerek.

İlk geldiğimiz zamanı söylüyorsan sen getirdin bizi, dedi Cavid, tuhaf bir çekimi var, demiştin bilmem hatırlar mısın?

Elbet hatırlıyorum, dedi Cavidan, halen daha aynı şeyi söylerim, tuhaf bir cazibesi..

Cazibe değil, dedi Cavid, çekimi..

Her ne halt iste, dedi öfkeyle Cavidan, çekimi yahut cazibesi.. ama işte sinirimi garsonlar bozuyor.. şeytan diyor ki çağır şu bizim masadan sorumlu olanı ve sonra yedi tane muz iste..

Hah, işte bunu bekliyordum ne zamandan beri, dedi Cavid gülerek.

Neymiş beklediğin? Dedi Cavidan somurtarak.

Muz öyküsünü araya sokmanı, dedi Cavid.

Haksız mıyım? dedi Cavidan.

Hayır, ama, dedi Cavid, bakalım garson o öyküdeki gibi umursayacak mı?

Sence umursamaz mı? dedi Cavidan.

Valla, dedi Cavid, senin de gördüğün gibi pek umursar cinsten değiller.. sen tek tek yedi muzu tuzlayıp atmışsın çok da umurlarında.. adamlar siparişlerimizi bile getirmiyor.

Haklısın, dedi Cavidan. Değmez.

Ben diyorum ki, hem kamelya hem bank oldukları yerde dursun, dedi Cavid, şimdi bana öyle çok da uygunsuz gelmiyor.

Çok fırıldaksın Cavid, biliyor musun? Dedi Cavidan.

Bu tümceyi de kullandın ya benim için, dedi Cavid, gözlerim açık gitmez artık.

Gözlerin açık gitmezdin, ben zorla da olsa kapardım inan, dedi Cavidan.

Gönlümü ferah tutayım diyorsun yani, dedi Cavid.

Aynen öyle diyorum, dedi Cavidan. Bank kamelyanın karşısında olmaz, bunu bilmeyecek ne var anlamıyorum ki, diye sürdürdü konuşmasını.

Böyle bir kural mı varmış? Diye karşı çıkışını sürdürdü Cavid.

Evet efendim, dedi Cavidan, ille yazılı olacak değil.. kamelyanın karşısında olmaz.. hadi yanına koysunlar bak o olur..

Saçma, dedi Cavid.

Estetik duyguların gelişmediği için normal, dedi Cavidan.

Cavid ile Cavidan kafeden çıkabilirlerse eğer belki hem kamelyanın hem de bankın yeri hakkında anlaşmışlar demektir.. ne Neriman'ın kendisinin, ne de kızlarının bunda şuncacık vebali varsa şu nimet gözüme dursun.



Cemal Çalık, 17.08.2018,  Konuk Yazar, Sonsuz Ark, Öykü

Cemal Çalık Yazıları









Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

Seçkin Deniz Twitter Akışı