21 Ocak 2018 Pazar

SA5516/TG240: Pakistan Muamması

Sonsuz Ark'ın Notu:
Aşağıdaki analizde, analizcisinin kimliği dikkate alındığında (Richard N. Haass, Dış İlişkiler Konseyi (CFR) Başkanı), kullanılan küstah ve aşağılayan dil, ABD'nin Pakistan'a ya da herhangi bir müslüman ülkeye nasıl baktığını gayet net bir şekilde göstermektedir... Bu 'alçaklık' düzeyindeki bakışın sürmesine hizmet eden her müslüman da aynı oranda alçaktır, diye düşünüyoruz... ABD ile ilişkilerini bu aşağılık seviyede tutan bütün ülkeler de aşağılık ve alçak olmayı hak ediyorlardır, ancak yöneticilerin aşağılık olmaları bütün bu ülkelerde yaşayan halkın tamamını suçlamayı gerektirmez, yine o halklar bu yüz yıllık aşağılanma sürecini sona erdirecek nesiller yetiştireceklerdir.
Seçkin Deniz, 21.01.2018


The Pakistan Conundrum

Jimmy Carter döneminde savunma bakanlığı yapmış olan Harold Brown’un ABD ve Sovyetler Birliği arasında yaşanan silahlanma yarışı konusunda şöyle dediği belirtiliyor: “Biz yaptığımızda onlar da yapıyor. Biz yapmadığımızda onlar yine yapıyor.”

ABD hükümetinin perspektifinden bakıldığında, Pakistan ile ABD arasındaki ilişkiler bu durumla oldukça benzeşiyor: Pakistan’ı desteklediğimizde hoşumuza gitmeyen işler yapıyorlar; Pakistan’a yaptırım uyguladığımız zaman onlar yine hoşumuza gitmeyen işler yapıyor. 

Olaya Pakistan açısından bakıldığında ise geçmiş, daha çok, liderleri tarafından uygun görüldüğü zaman yardımların kesileceği, belirli bir süre için Pakistan’la yakınlaşmış ABD’den gelen birçok ihanetten ibarettir. Örneğin, ABD, 1980'lerde komşu Afganistan'da Sovyetler Birliği ile savaşan Mücahidleri silahlandırmış, ancak 1989 yılında Sovyet askerinin ülkeden çıkışından kısa bir süre sonra bölgeyi terk etmiştir. 

Bu bakış açısında eksik olan şey, Pakistan'a yardımın geri çekilmesini gerektiren sebebin, Pakistan’ın ABD yasalarına aykırı olarak nükleer silah geliştirmiş olmasıdır.

Daha sonraki yıllarda ABD kesilen yardımının çoğunu yeniden göndermeye başladı. Bununla birlikte, karşılıklı güvensizlik devam etti; bunun sebebi kısmen de olsa, Pakistan'ın nükleer programının babası (muhtemelen hükümet bilgisi dâhilinde) tarafından Libya, Kuzey Kore ve İran'ın nükleer programlarına yardım ve teşvik sağlanmasıydı. 


George W. Bush’un, 9/11 sonrasında, ABD veya Afgan topraklarını el-Kaide’ye açan Taliban arasında bir seçim yapması için Pakistan hükümetine bir ültimatom vermesiyle iki ülke arasında yeniden yakınlaşma gerçekleşti. Bu noktada, terörle savaşta ABD’nin partneri olacağına söz veren Pakistan, “NATO üyesi olmayan önemli müttefik” olarak tanımlanarak ödüllendirildi ve bu sayede en gelişmiş askeri donanım ve teknolojiyi almaya hak kazanmış oldu. 

Ancak şu anda başka bir ABD başkanı Pakistan nedeniyle hayal kırıklığına uğramış durumda. Donald Trump, Washington veya İslamabat’ta özel olarak mesaj vermek yerine kamuoyu önüne çıkarak şöyle dedi: “ABD, son 15 yılda Pakistan’a 33 milyar Dolar’dan fazla para vererek aptalca yardım etti ve onlar, liderlerimizin birer aptal olduğunu düşünerek bize yalan ve hileden başka bir şey vermedi. Bize çok az yardım ederek Afganistan’da avladığımız teröristlere güvenli bölge sağladılar. Başka da bir şey yok!” 

Eğer benim fikrim sorulsaydı ki sorulmadı, bu tür bir mesajın diplomatik kanallar yoluyla verilmesi gerektiğini söylerdim; çünkü açık, retorik yüklü bir eleştiri, bağımlı bir devlet olarak görülme endişesiyle, Pakistan’ın politik tavrını değiştirmesini-muhtemelen ABD’li yetkililerin amacı da buydu- daha da zorlaştıracaktı. Ve aradaki güvenlik bağlarının kesilmesi konusunda aleyhte, ABD’nin Pakistan’a belirli eylemler karşılığında yardım etmesi noktasında ise lehte görüş belirtirdim.  

Gerçekten, ABD'nin 11 Eylül sonrasında yaptığı en büyük hata, Pakistan'a bir müttefikmiş gibi davranmaktı. Bir müttefik ile büyük miktarda politik görüş birliği olduğunu varsaymak mümkündür. Pakistan söz konusu olduğunda ise böyle bir varsayım imkânı yoktur.

Pakistan, dünyanın en hızlı büyüyen nükleer cephaneliğine sahip, dünyanın en tehlikeli teröristlerinin bir kısmına ev sahipliği yapıyor (ki bunların arasında bir zamanlar Usame Bin Ladin de vardı) ve Trump’ın da ileri sürdüğü gibi, Afganistan’ı istikrarsız hale getirmek için elinden gelen ne varsa yapan Taliban’a bir sığınak işlevi görüyor. Pakistan’ın politikaları, sadece ABD’nin Afganistan’da on beş senedir yürüttüğü çalışmaları değil ayrıca hâlihazırda orada konuşlanmış bulunan binlerce Amerikan askerinin hayatını da tehdit ediyor.  

Ancak daha iyi hesaplanmış, etkileşimsel bir ilişki bile ABD ve Pakistan'ı birbirlerine yakınlaştırmayacaktır. Siyasi hâkimiyetin ordu ve istihbarat örgütlerinin elinde olmasından dolayı sadece sözde bir demokrasiye sahip olan Pakistan, Taliban’ın baskın role sahip olduğu bir Afganistan istemektedir. ABD ise birçok nedenden dolayı buna karşı çıkmaktadır. 

Dahası, son yıllarda ABD, Pakistan’ın rakibi olan Hindistan ile ilişkilerini geliştirmiştir; bu ilişki, daha güçlü ekonomik ve stratejik momentumla daha da ileriye taşınmaktadır. Pakistan’ın altyapısına yoğun bir yatırım gerçekleştirmekte olan ve askeri donanım için büyük bir kaynak haline gelen Çin, giderek Pakistan için doğal müttefik haline gelmektedir. Çin de, tartışmalı bir sınırı paylaşmakta olduğu, yakın gelecekte nüfus olarak kendisini geçecek olan ve ekonomik ve stratejik bir rakip haline gelen Hindistan’a karşı temkinlidir. 

Bunlarla birlikte ABD Pakistan’ı gözden çıkarmamalıdır. Kötü olan her şey daha da kötü olabilir. Bugün için Pakistan zayıf bir devlettir; yarın tamamen batmış bir devlet haline de gelebilir. Nükleer silahlar ve teröristlerin varlığı değerlendirildiğinde bu durum, hem bölgesel hem de küresel anlamda bir kâbus olacaktır.   

Bu nedenle, nasıl kullanıldığı sıkı bir şekilde denetlenmek kaydıyla, hem ekonomik hem de insani yardımın devam etmesi gerekmektedir. Teröre karşı mücadelede ve Afganistan’da hala sınırlı bir işbirliği mümkün olabilir. Hindistan ve Pakistan arasındaki savaş riskini azaltmak ve aralarındaki ilişkinin güçlenmesini sağlamak için (bu ilişki, ABD ve Sovyetler arasında Soğuk Savaş’ın zirvesinde olduğundan bile hala daha az gelişmiş durumdadır) ABD’nin hem Hintliler hem de Pakistanlılar ile çalışmaya devam etmesi gerekir. 

Ayrıca Pakistan'ın ABD-Çin gündeminin olağan bir parçası haline gelmesi mantıklı olabilir. ABD ve Çin, Kore Yarımadası'ndaki askeri birlikleri, nükleer silahları ve yerel istikrarsızlıkları içeren çeşitli senaryolar üzerinde müzakere ediyorlar. Pakistan’ın da dâhil olabileceği bir krizin nasıl önleneceği ve eğer engellenemezse bu krizin nasıl yönetileceği konusunda yapılacak görüşmeler daha az ivedi değildir.


RICHARD N. HAASS, 12 Ocak 2018, (Richard N. Haass , Dış İlişkiler Konseyi (CFR) Başkanıdır, daha önce ABD Dışişleri Bakanlığı Politika Planlama Direktörü (2001-2003) olarak görev yapmıştır. George W. Bush döneminde Kuzey İrlanda özel temsilciliği ve Afganistan’ın Geleceği Koordinatörlüğü görevlerinde bulunmuştur. “Karışıklık içindeki Bir Dünya: Amerikan Dış Politikası ve Eski Düzen Krizi” adını taşıyan kitabın yazarıdır), Project Syndicate


Tamer Güner, 21.01.2018, Sonsuz Ark, Stratejik Araştırma, Çeviri




Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı