29 Ekim 2015 Perşembe

SA1967/KY23-NN19: Nehir Nil Paris'te

"Ben de Paris'i çok seviyorum. Paris'in o bilge, hafif burnu havada ve soğuk yapısını çok özlüyorum."


Şark'a daima bir meylim var benim. Çölün o ıssız ve boynu bükük haline.. Arap ve İslam Medeniyeti’nin bütünlüğüne.. Batı’nın garanticiliğinden uzak, sürprizlerle dolu günlük yaşantısına.. Bir de tabii Mısır'ın tarih kokan havasına..

İçimdeki yaramaz kız oraları sevmiş bir kere, yapacak bir şey yok. Peki ya içimdeki o salon kadını? Onu dinlememek mümkün mü? Küçük kız çöle gitmek ister, o ise daima "Paris" der.


Sokaklarını neredeyse ezbere bildiği bu şehri gidip tekrar şöyle bir gezmek ister. Gidemese de açar eski-yeni resimlerine bakar. Zira gezdiği o caddeler, 100 sene öncesinde de aynıdır, o yüzden baktığı resimler eski veya yeniymiş, hiç fark etmez.

Çünkü “Değişim” denen, aslında tutucu ruhuna çok da hitap etmeyen o kelime, Paris'de geçerliliğini kaybeder.


“Eğer şehirlerin bir cinsiyeti varsa, Londra erkek, Paris kadın, New York ise bir transseksüeldir”, demiş İngiliz yazar Angela Carter.

Evet, Paris o havalı kadındır ve bir kadın olarak, Paris'in hakkını vermek gerekir.


Güzün veya kışın gitmek gerek Paris'e.



Printemps Restraurant

Turistlerin “Sünepe” halleriyle yarattıkları o görüntü kirliliği işkencesine maruz kalmamak gerek. Bir Cumartesi günü,en şık gündelik kıyafetlerinizle Haussman Caddesi'nde bir alışveriş keyfi yapıp, 
sonrasında Printemps'ın çatısındaki o harika Cafe'nin vitrayları eşliğinde bir yorgunluk kahvesi içmek gerek.


Haussman Caddesi

Hava güzelse, kapalı bir mekan yerine, Opera Garnier manzaralı Cafe de la Paix'ya oturur, Yaşar Kemal'in favori mekanının keyfini çıkarırsınız.



Cafe de la Paix

Sonra kısa bir yürüyüşle Vendome Meydanı'na çıkar, kafanızı kaldırıp Napolyon'un sütun üzerindeki heykeline bakarsınız.



Vendome Meydanı- Hotel Ritz

Hemen sağınızda, Paris'in en lüks otellerinden Ritz durur. Burası Lady Diana'nın ölüm yolculuğunun başladığı ve birlikte öldüğü sevgilisi Doddy'e ait o otel değil mi?


Evet, ta kendisi. Diana buradan yola çıkmış, çalkantılı hayatına yakışır bir finalle, az ötedeki tünelde korkunç bir kazanın kurbanı olmuştur.


Elton John'ın, Marliyn Monroe'den sonra, Diana'ya da ithaf ettiği şarkısında dediği gibi, “Rüzgarda yanan bir mum gibi yaşanan hayat” böylelikle sönüp gitmiştir.


Vendôme Meydanı civarında irili ufaklı butikler vardır.Modanın kalbindesiniz ne de olsa. O mağazalara baka baka, Louvre manzaralı Rivoli Caddesi'ne çıkarsınız.



Rivoli Caddesi

Paris'te yenilecek en güzel kreplerden birini o cadde üzerideki Parisien kafeye oturup, Louvre'un duvarlarını seyrederek tadarsınız.



Louvre Sarayı-Müzesi

Sonra adımlarınız sizi dünyanın en güzel meydanı Concorde'a götürür. Bakmaya doyamazsınız.



ConcordeMeydanı- II.Ramses Obeliski

Tuileries Bahçelerini arkanıza aldığınızda tam karşınızda Champs Elysee, sağınızda ünlü devlet adamlarının kaldığı Crillon Oteli ve hemen arasından size göz kırpan Madeleine Kilisesi'ni görürsünüz.
Champs Elysee


Madeleine Kilisesi

Meydan'ın mültecisi, 3300 yıllık II.Ramses Obeliski, aynı zamanda o Meydan'ın baş karakteridir.


Bu tablo meydanın karanlık bir yüzü de var. XIV. Louis'den, Marie Antoinette'e kadar, kimler kimler idam edilmiş burada.



Place de la Concorde

Aynı zamanda simetrinin şehridir Paris.


Louvre Bahçesindeki küçük Tak'tan ufka baktığınızda Champs Elysée'deki Zafer Takı'nın ve Paris'in iş merkezi La Defense'daki büyük Tak'ın, aralarında kilometreler olsa da aynı istikamette ve büyükten küçüğe doğru sıralandığını görür ve taktir edersiniz.


Ve bir diğer Paris klasiği, Eiffel'dir. 



Eiffel Kulesi

Şehrin çelikten danteli. Dünya sergisi için yapıldığında, ”Sergiden sonra yıkarız” demişler ama kıyamamışlar. Kimileri şehrin estetiğini bozduğu için nefret etmiş bu kuleden. 


Hatta Eiffel'den hiç haz etmeyen bir Belediye Başkanı, akşamları yemeğini burada yermiş. Nedenini soranlara da ”Bu ucubeyi şehirde göremediğim tek yer burası da ondan” dermiş.


Kule'ye çıkıp şehre şöyle bir tepeden bakarken, II.Dünya Savaşı sırasında Avrupa'da kitlelerle beraber yok olan tarih mirası şehirler aklınıza gelir. Tam o esnada şehrine kıyamayan ve bu yüzden Almanlar'a direkt teslim eden adamı yad edip, ruhuna huzur dilersiniz.


Ünlü Avrupa şehirlerinin en güzel ziyneti gerdanlıkları, yani nehirleridir; Paris'inki de Seine..


Nehir Gezileri içinde, Seine Nehri Gezisi'nin benim için dünya yüzeyinde rakibi yoktur. Bunun nedeni, kimi yerlerinde iki kıyının birbirine yakınlığının verdiği manzaraya hakimiyet duygusudur.



 Seine Nehri

Bir sürü güzel binanın yanından, sanat eseri köprülerin altından geçip gidersiniz. Hele Notre Dame Kilisesi'nden geçerken Quasimodo'nun ”Esmeralda...Esmeralda” diye fısıldamasını duyacakmış gibi hissedersiniz.


Notre Dame Katedrali

Sakin ve mütevazi bir nehirdir Seine.



Notre Dame Katedrali/Çatı

Her ne kadar yaygın bir metro ağı olsa da, yürüyen dostudur Paris. Güzellik sadece genelde değil, detaylarında da gizlidir. İşte bana Paris'i düşündüren ve dönme isteği uyandıran da bu detaylardır.


Geneli 5-7 katlı olan 'Fransız balkonlu' binalar var Paris'te. Yükseklik o kadar ideal ki merkez Paris'teki binalarda, ne kendinizi cüce gibi hissediyorsunuz, ne de Manhattan'daki gibi bir kanyon etkisi oluyor üzerinizde.


Bu binalar eski yüzyıllarda zenginlere aitmiş. Asansör olmadığı için en üst katta hizmetçiler otururmuş. Tabii şu an yok o aileler. Binalar daire daire ayrılmış.


Paris'in %40'a yakın bir kısmını bekarların oluşturduğu söylenir. Durum böyle olunca bu binalar küçük dairelere dönüşmüş durumda.


Sarıdan siyaha giden, güzel bir ırk tonlaması var şehirde, Fransızlar, Kuzey Afrikalılar ve siyahlardan oluşan.


Bir Dünya Kupası sırasında Belediye Meydanı'na kurulan dev ekrandan, bir Kuzey Afrika ve Kara Afrika takımının maçını izlerken, Fransızların genelinin Kara Afrika takımını tuttuğunu gördüğümde, hangi göçmen ırkının Fransızlar için daha kabul edilir olduğunu da anlamıştım.


Göçmenler genelde St.Dennis semtinde yoğunlaşmıştır.


Her ne kadar, St.Denis Strasbourg, Paris'in gözde merkezi Opera Garnier'ye çok yakın olsa da, birden farklı bir dünyaya geçtiğiniz hissine kapılırsınız.



St.Denis Strasbourg

Etrafınız birdenbire Asyalı, Afrikalı ve Ortadoğu'lu gurbetçilerle doluverir.


Paris'in turistik yüzünden sıkılırsam, aynı zamanda Paris'in en çirkin binası Montparnasse Kulesi'nin de bulunduğu avam Montparnasse semtine, bir Orta Çağ havası yakalayabileceğiniz Marais'ye veya kafeleri ve sosyal renkliliğiyle ünlü Bastille semtine giderim. 



Marais

Zaman geçirmek ve şehrin sosyal hayatına dokunmak için ideal yerlerdir. 


Bastille

Fransız yemekleri ile aram pek iyi değil maalesef. Bunda Paris'e ilk seyahatim esnasında yediğim Beef Burgundy'nin etkisi büyük. Çok popüler bu et yemeğinin sertliği ve sosunun aroması hala aklımda.

Suç belki de Montmarte'deki o küçük ve sevimli restoranın aşçısınındı ama, en azından öncesinde yediğim ünlü soğan çorbasının tadı gayet iyiydi. Bu yüzden risk almamak için daha global lezzetler tercih ediyorum.


Paris'te favori mekanım, Brüksel'de de abonesi olduğum Champs Elysées'deki Léon de Bruxelles balıkçısı. Özellikle kaşarlı midyeleri muazzam.



Léon de Bruxelles 

Ve sonrasında yine Champs Elysée üstündeki ünlü pastane Laduree, olmazsa olmazım. Duyduğuma göre İstanbul'da da şubeleri var artık. Macaronları çok nefis. 


Ladurée-Champs-Elysées

Ve tabii soğuk kış günlerinde dumandan camları buğulanmış o küçük fırına dalıp aldığım sıcak bagetler veya kurvasanlar... Onların lezzetini de es geçmemek gerek.

Ne diyor Ella Fitzgerald o güzel şarkısında? 


Ne zaman bu sonsuz şehre tepeden baksam,

Gökyüzü gri veya mavi olmuş, fark etmez..
Fark etmez, çığlıkları yüksek veya gözyaşları yumuşak..
Gitgide şunu daha da iyi anlıyorum ki,
Paris'i baharda seviyorum,
Paris'i güzde seviyorum,
Paris'i kışın yağmur çiselerken seviyorum,
Ve Paris'i yazın yaprakları hışırdarken seviyorum..

Ve ben de eklemek istiyorum. 


Ben de Paris'i çok seviyorum. Paris'in o bilge, hafif burnu havada ve soğuk yapısını çok özlüyorum.





Nehir Nil, 29.10.2015, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Gezi Notları


Seçkin Deniz Twitter Akışı