21 Eylül 2013 Cumartesi

SA418/DT20: Mahallelerimiz Karışmış

“Kıyafet önemli midir? Önemlidir elbette. Önemli olmasaydı koskoca devlet bütün kurumlarıyla kıyafetlerle uğraşır mıydı?”


Biraz geçmişe uzandım bugün. Düşündüm, insanları izledim. Çok değil, çeyrek asır geçti aradan; ama o kadar çok kendimizden, kendimize benzemekten uzaklaştık ki. 90’lı yıllarda soykırıma uğrayan Müslüman Boşnakları televizyondan izlediğimizde, tuhaf tuhaf bakardık. Müslüman Boşnak kadınlar kılıkları ve kıyafetleri ile diğer Avrupalılardan hiç de farklı değillerdi. Müslüman deyince insan daha başka kıyafetler bekliyor. O kadar çok benzeşmiş olmalarına rağmen, onların Müslüman olduklarını biliyorlardı soykırımcı Sırplar. Demek kıyafet değişince din değişmiyordu.

Boşnakların giyimlerinin sosyalist Yugoslavya rejiminin eğitim süreçlerinin kurbanı olduğunu ve din bilinçlerinin erozyona uğradığını düşünürdük. Nitekim öyleydi de. Bugün bizde nasılsa orada da öyleydi. 80’li yıllarda başlayan başörtü düşmanlığı ülkemizin her tarafına hızla sirayet ettirildi. Okullarda ve devlet dairelerinde devlet projesi olarak başlatılan ayrım,  iş hayatına ve sosyal hayata yayıldı. Şimdi demokratikleşme paketleriyle bu insanlık dışı projenin zararlarını ortadan kaldırmaya çalışıyor devlet. Fakat zararları telafi etmek çok zor; artık derinleşmiş bir kıyafet yaramız var.

Çarşılarımız pazarlarımız, başı örtülü annelerin yanında yürüyen mini etekli, askılı tişörtlü kızlarımızla dolu. Ayrım o kadar açık ki. Devlet baskısı önce anne ile kızını ayırmış; anne kızına söz dinletemiyor. Kızı, özgürlüğü kıyafetlerinde gerçekleştirmek istiyor. Yıllarca baskı altında yaşamış olan başörtülü kızlarımız da daha güzel görünmek ve beğenilmek telaşında.

Hepsine, her şeye normal gözüyle bakmalı mıyız? Bakacaksak; normal nedir? Bir Müslüman nasıl giyinmelidir?

Dün bir yerde, dinî algıları hiç de kuvvetli olmayan birinden şunu duydum: “Bizim zamanımızda şu dar kotları giyen kızlara kötü gözle bakılırdı!” Dar kot dediği kıyafetleri giymeyen genç kızımız kalmadı neredeyse. Üstüne bir tunik salan bazı başörtülü kızlarımız için vazgeçilmez kıyafetlerden biri dar kot.

Kıyafet önemli midir? Önemlidir elbette. Önemli olmasaydı koskoca devlet bütün kurumlarıyla kıyafetlerle uğraşır mıydı? Cumhuriyet kurulduğunda, toplumu değiştirmek için yapılan ilk şey kıyafet devrimi değil miydi? Şapka denen enstrüman yüzünden insanlar asılmadı mı?

Kıyafet neden önemlidir? Erkeklerin kıyafetine pek fazla itibar etmeyen bir devlet kadınların kıyafetlerine neden müdahale eder? Devletin müdahalesi neden kadınların bedenlerini daha çok teşhire yöneliktir? Devlet ne ister kadının bedeninden? Neden zorla başını ve vücudunu açtırır?

Rahmetlik babamın işyeri biraz sosyete kesiminden insanın yaşadığı bir yerdeydi. Askılı bluzlarla gezip dolaşmaya alışkın olan bazı kadınlar, bizim dükkana gelirken üstlerine bir şal alırlardı. Babam çoğunun ailelerini de tanıdığından onlara kızları gibi davranırdı. Babamın değerlerine saygı gösterirler, onu sevdiklerinden rahatsız olmasını istemezlerdi.

Çeyrek asır önce öyleydi; insanlar farklı değerlere sahip olsalar da ortama göre kıyafetlerine dikkat ederdi. Zengin, sosyete kesiminden kadınlar hasbelkader orta ve alt gelir grubunun yaşadığı semtlere gittiklerinde sırtlarına bir şal alır öyle giderlerdi. Orta ve alt gelir grubundan insanlar da zengin semtlere gittiklerinde üst-başlarına daha bir özen gösterir, işlerini görür ve gelirlerdi. Bazen başlarını açarak giden kadınlar da olurdu o semtlere. Kimse kimseye karışmazdı.

Herkesin kendi aklına ve geleneğine göre davrandığı bir kültürden, herkesin neredeyse aynı şekilde giyindiği bir kültüre taşınmak gerçekten korkutucu. Geçmişte sosyete kesiminin giydiği kıyafetleri bütün kızlarımızın ve kadınlarımızın sırtında görünce kimin galip geldiğini hüzünle seyrediyoruz.

Öyle derdi babam, eş-dosta, nazının geçtiği kimselere: “Küçük kızınıza mini etek giydirirseniz, o çocuk öyle alışır, büyüdük sıra ona uzun giydirmeniz zorlaşır!”

Babam haklıydı. Fırfırlı küçük mini etekleri ve kalın çoraplarıyla küçücük bebeklerimize bakıyorum, onlara büyüyünce  nasıl uzun giydireceğiz? Geri kafalı olmak böyle bir şey galiba. Çocuk bu ne olacak diye düşünenlere hayretle bakıyorum.

O günün çocukları bugünün yetişkinleri ve o gün öyle giyinenler bugün böyle giyiniyorlar. Kim size çocuk sadece çocuktur dedi ki? Çocuk bir kişiliktir, bir karakterdir. Hırsızlık, yalancılık ne kadar kötü bir şeyse, kadının bedeni üzerinden yürütülen her şey o kadar kötü bir şeydir. Bunu çocuklarımıza öğretmeyecek miyiz?  Din ne işe yarar o zaman?

Hangi kafayla çalışırsanız çalışın, insanoğlu yaratıldığından beri, kadın bir meta olarak kullanılmıştır. İnsan var oldukça da kullanılacaktır. Buna mani olacak olan tek güç dindir, bilinçtir. Kadını, kızı bilinçsizce bir özgürlük hevesiyle beslerseniz toplumun geleceğinde aile olmaz,  nesil olmaz. Erkek bu mesele de fail değildir, mef’uldur.

Kilise, Sinagog ve Câmi bize kadını ve kadının kimliğinde değişen toplumları ve bireyleri anlatır. Her üç mekan da kadınları örtülü ve korunmuş görmek isteyenlerin bulunduğu yerlerdir. Yani sorun sadece, bana, benim dinime ait bir sorun değildir. Sorun sadece kadına ait de değildir.

Kadınlarımız ve kızlarımız bu devirde kendilerine karışılmasını istemiyorlar. Annelerimiz de kadındı, ama onlar bize ve kız kardeşlerimize karışırlardı. Karışmaları gerekirdi. Çünkü anneler,  kızlarının geleceğini kendi geçmişlerinden bilirler. Çünkü anneler ahlâkın ne demek olduğunu iyi bilirler.

Boşnak Müslüman kadınlar ve kızlar, büyük bir soykırımla, tecavüzlerle kendilerine Müslüman olduklarını hatırlatanlara karşı bugün ne yapıyorlarsa, inançlarından, değerlerinden bilinçli bir şekilde soyutlanan kızlarımız ve kadınlarımız da aynı şekilde bir şeyler yapmalılar. Boşnak kadınların gözlerindeki acı, bizim bütün kadınlarımızın gözlerinde parlamadıkça biz kıyafetlerden çekip giden değerlerimizin arkasından ağlamaya devam ederiz.

Çocuklarımıza, kız-erkek diye ayırmadan, bedenlerine değer vermelerini öğretmeliyiz. Kendilerine saygı duymayı, birilerine göre değil, inançlarına göre yaşamayı belletmeliyiz.

Kötü bir şey istemiyoruz; kızlarımız ve kadınlarımız Allah rızası için bize karışın diyebilecek kalitede olmalılar ya da bizi karıştırmayacak kadar bizi terbiye edecek kalitede.

Çocukluğum burnumda tütüyor. Mahallerimiz birbirine karışmış; biz Müslüman mahallesindeyken, onlar Gayr-i Müslim mahallelerdeyken, mahallelerimiz  ayrıyken ben çok daha huzurluydum.




Doğa Toprak, 21.09.2013, Sonsuz Ark 


Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı